Müminler Tahirdir – Harun Yahya (Adnan Oktar)

adnan oktar muslumanlar tahirdir temizdir

“Elbiseni temizle, Pislikten kaçınıp-uzaklaş.” (Müddessir Suresi, 4- 5)

Düşüncelerinin ve kalplerinin temizliği kadar bedenlerinin, giysilerinin, yaşadıkları mekânların ve yedikleri yiyeceklerin temizliği de Müslümanların en belirgin özelliklerindendir. Bir Müslümanın saçı, eli, yüzü, kısacası tüm bedeni daima tertemizdir. Kıyafetleri her zaman temiz, bakımlı ve düzgündür. Çalıştığı veya yaşadığı mekânlar da Müslümanlara yakışır bir şekilde her zaman derli toplu, temiz, hoş kokulu, havadar ve ferahlık verici olur.

Muminler-tahir1

Temizlik Akıl ve Derin İman ile Bağlantılıdır

İnsan hayatındaki her güzel şey gibi, temizlik de ancak akıl ile kavranabilen ve akıl ile uygulanabilen bir nimettir. Bir insan ancak aklı, vicdanı ve dikkati doğrultusunda neyin temiz neyin ise kirli olduğunu fark edebilir. Aynı şekilde bir insanın kirlilikten rahatsızlık duyup duymaması da yine aklına ve vicdanına bağlıdır.

Dolayısıyla, derin düşünmeyen, aklını, vicdanını kullanmayan, dikkati kapalı bir insanın temiz kabul ettiği bir şey, akıllı, vicdanlı ve dikkatli bir insan için aslında çok kirli ve rahatsız edici olabilir. Bu da insanların temizlik olarak bildikleri pek çok bilginin aslında yetersiz olabileceğini; ‘akıl ve vicdan kullanıldığında çok daha derin ve detaylı bir temizlik anlayışının elde edilebileceğini’ göstermektedir.

Gizli Kirlilik Temizlikteki En Önemli Detaydır

Temizlik konusunda bilinmeyen pek çok temel bakış açısı da vardır. Bunlardan biri, ‘bir gizli bir de açık kirlilik şeklinde, iki türlü kirlenme olması’dır. Örneğin yere bir çöp döküldüğünde bunun kirli olduğunu ve temizlenmesi gerektiğini elbette hemen herkes bilir. Ancak bazı kirler de vardır ki, görünüşte bunları belli edecek bir alamet yoktur. Ancak belki de bu temiz sanılan yerler, görünen bir kirden çok daha kirlidir. İşte akıllı, vicdanlı ve dikkatli bir insan bu görünmeyen kirlerin de şuurunda olan, bunlardan da rahatsızlık duyan ve bunlara karşı ciddi tedbirler alan insanlardır.

Temizlikte insanların ölçü kabul etmeleri gereken bu temel bakış açılarından bir diğeri ise ‘hijyen’dir. Örneğin bir evin sokak kapısı tozlu ya da çamurlu olmayabilir. Ve bakıldığında çok temiz, cilalı ve parlak görünebilir. Oysa ki her gün sokakta, birbirinden farklı temizlik anlayışlarına sahip olan binlerce insanın yaşadığı yerlerde vakit geçirdikten sonra ellenen sokak kapısı görünmeyen pek çok kir içermektedir. Sokak kirinin taşındığı böyle bir yer ellendikten sonra, bu kiri evin temiz yerlerine; koltuklara, perdelere, evin iç kapılarına taşımak son derece yanlıştır.

Bir de ‘detay temizlik’ olarak adlandırılabilinecek bir temizlik anlayışı daha vardır. Kimi insanlar detaydaki kirliliğe o kadar önem vermezler. Ancak detay ile kasıt, sadece kıyıda köşede kalmış bir yerin tozlarını da almayı unutmamak anlamında değildir. İnsanların düşünmedikleri takdirde akıllarına gelmeyebilecek bazı konularda daha ciddi önlemler almak gerekebileceğidir.

Kimi insanların temizlik konusunda yaygın olarak bilmedikleri konulardan biri de ‘zincirleme olarak oluşan kirlilik’tir. Bir insanın, kirli bir yeri ellediğinde, bu kiri bir başka yere daha taşımaması için, ellerini hemen yıkaması esastır. Ancak çoğu zaman başlangıçtaki tek bir ihmal bu kirin, belki de bir evin on – yirmi ayrı noktasına taşınmasına neden olur. Örneğin üzerindeki kıyafetlerle çok kirli bir yerden gelen ya da üzerine kirli su sıçrayan bir insan, üzerini değiştirmeden bir koltuğa oturduğunda ya da evin çeşitli yerlerine kıyafetlerini değdirdiğinde, bir anda zincirleme olarak pek çok yerin daha kirlenmesine sebep olmuş olur.

“Size rızık olarak verdiklerimizin temiz olanlarından yiyin.” (Araf Suresi, 160)

“Sana, kendilerine neyin helal kılındığını sorarlar. De ki: “Bütün temiz şeyler size helal kılındı.” Allah’ın size öğrettiği gibi öğretip yetiştirdiğiniz avcı hayvanlarının yakalayıverdiklerinden de -üzerine Allah’ın adını anarak- yiyin. Allah’tan korkup-sakının. Şüphesiz Allah, hesabı çabuk görendir.” (Maide Suresi, 4)

Muminler-tahir2

Peygamberimiz (s.a.v.)’in Temizliği Tüm Müslümanlara Örnektir

Peygamberimiz (s.a.v.), müminlere temizliği çokça tavsiye etmiştir. Kendisi de temizliğine çok dikkat ederek müminler için en güzel örneği oluşturmuştur. Hz. Muhammed (s.a.v.) bir hadiste şöyle buyurmuştur:

“Şüphe yok ki Yüce Allah temizdir, temizliği sever. İkramı boldur, ikramı sever. Cömerttir cömertliği sever. Artık evlerinizin çevresini temiz tutun.” (Et-Tıbbün Nebavi S:216)

Peygamberimiz (s.a.v.) başka bir hadisinde de, çokça temizlenen müminlerin, kıyamet gününde de diğer insanlardan nurlarıyla ayrılacaklarını bildirmiştir:

“Benim ümmetim kıyamet gününde yüzleri parlak, elleri ve ayakları nurlu olarak haşrolunacaktır. Herkes gücünün yettiği kadar bu parlaklığı arttırsın.” (Hutbeler: Temizlik)

İlim bakımından her şeyi kuşatan Rabbimiz, her konuda olduğu gibi maddi ve manevi temizlik konusunda da kutlu elçisi Peygamberimiz (s.a.v.)’i Müslümanlara örnek kılmıştır. Tüm yaşamları boyunca Allah’a gönülden bağlı olan müminler de her işlerinde Allah’a yönelerek ve Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in temiz ahlakını örnek alarak ahiret hayatına hazırlık yapmalıdırlar. Her mümin için elbette tek bir amaç vardır o da Allah’ın rızasına, rahmetine ve cennetine kavuşmaktır. Unutulmamalıdır ki, müminler Allah’ın izniyle cennete de dünyadaki gibi tertemiz gireceklerdir. Yüce Rabbimiz bu gerçeği bir Kuran ayetinde şöyle bildirmiştir:

“Sonunda oraya geldikleri zaman, kapıları açıldı ve onlara (cennetin) bekçileri dedi ki: “Selam üzerinizde olsun, hoş ve temiz geldiniz. Ebedi kalıcılar olarak ona girin.” (Zümer Suresi, 79)

Muminler-tahir3

Kaliteli Bir Müslüman Temiz Olur

Dünyanın pek çok yerinde temizliği hiç önemsemeyen ve kirlilikten rahatsızlık duymayan pek çok insan da vardır elbette. Bu konuda adeta beyinlerini uyuşturmuş olan bu insanlar, ciddi bir zarara uğramadıkları takdirde, özellikle de görünmeyen kirlerin temizliği üzerinde hiç durmazlar. Aynı şekilde temiz olmaktan, temiz ortamlarda, temiz eşyalarla yaşamaktan da zevk almazlar. Kısacası hayatlarında ‘temizlik ya da kirlilik’ gibi bir fark ve temiz olabilme yönünde bir talep yoktur. Onlar için akıllarını yormaları gereken böyle bir konu sanki hiç yok gibidir. Önemli olan hayatlarını sürdürebilmeleridir; ancak bunu ne şartlarda sürdürdüklerini o kadar da önemsemezler. Bu kişilerin kimi zaman bahanesi ise kısıtlı imkanlara sahip olduklarıdır. Şaşırtıcı olan, bu durumun, geniş imkanları olan insanlar için de geçerli olmasıdır. Bazen dünyanın en zengin, en çok imkan sahibi bir insanı da, istediği anda çok temiz bir ortam ve çok temiz bir hayat standardı elde edebileceği halde, içinde böyle bir nimete karşı hiçbir istek duymayabilmektedir.

Bu durumlardan hiçbiri iman edenler için geçerli değildir çünkü temizlik, Allah’ın iman edenlere bildirdiği bir emridir. Allah, müminleri hem bedenen hem de ruhen temizlikten, temiz nimetlerden, temiz ortamlardan ve temiz bir hayattan zevk alacak şekilde yaratmıştır. İnsanlardaki akıl, vicdan ve dikkat açıklığının da ancak imanla birlikte gelişmesi, Müslümanların bu konuda çok titiz bir anlayış kazanmalarına vesile olur.

İmana dayalı bu bakış açılarından dolayı müminler için temizlik zevkle yerine getirilen bir ibadettir. Aynı zamanda da dünya hayatının çok güzel bir nimetidir. Allah’ın insanlara temizlenebilmeleri için su, sabun gibi imkanlar yaratmış olması; gelişen teknolojiyle birlikte, sürekli olarak temizliğin kalitesini daha da artıran çeşitli elektronik cihazların yapılması müminler için Allah’ın çok büyük bir rahmetidir.

Rabbimiz Kuran’da hem maddi, hem de manevi olarak temizlenenleri sevdiğini şöyle bildirmiştir: “Şüphesiz Allah, tevbe edenleri sever, temizlenenleri de sever.” (Bakara Suresi, 222)

Allah iman eden kullarına yaşadıkları mekanları da temiz tutmalarını emretmiştir. Hz. İbrahim (a.s.)’a vahyettiği bu emir, Kuran’da şöyle bildirilmiştir:

“Hani Evi (Ka’be’yi) insanlar için bir toplanma ve güvenlik yeri kılmıştık. “İbrahim’in makamını namaz yeri edinin”, İbrahim ve İsmail’e de, “Evimi, tavaf edenler, itikafa çekilenler ve rüku ve secde edenler için temizleyin” diye ahid verdik.” (Bakara Suresi, 125)

Advertisements

Kuran’da övülen millettir Türk milleti – Adnan Oktar

adnan oktar turk milleti anadil Kurtce resmi dil Turkce

 

DİDEM ÜRER: Mardin Özel Harekat’tan kardeşlerimiz; “Şu anda Hocamız müthiş tespitler yapıyor. Helal Hocam” diye not göndermişler size. Kürtçenin ana dil olması konusundaki yorumlarınız için söylüyorlar.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, Allah onları nuruyla korusun. Özel Harekatçı aslanlarımız bizim medarı iftiharımız. Allah’ın aslanları onlar. Cenab-ı Allah onları ahir zamanda, ahir zaman mücahitleri olarak yaratmış. Peygamberimiz (s.a.v)’in duasına mazharlar, inşaAllah. Kuran’da övülen millettir Türk milleti, onun aslan evlatlarıdır. Irk değil, “Millet.” Bak ırk demiyorum, “millet, Türk milleti.” Benim canlarım, her kavimden insan var burada, her kavimden, kardeşlerimiz. Ama sordular mı biri bize, “Türk milletiyiz.” Almanya’da olsak, “Almanız” diyecektik. Almanya’da yaratılmış olsak, Almanız. Fransa’da, Fransız’ız diyecektik. Türkiye’de olduğumuza göre, Türk milletiyiz. Kürtçe istediğin gibi kurslar aç, okulda Kürtçe öğretsinler, iftihar ederiz. Ama resmi dil, ana dil, konuşma dilinin Türkçe olması lazım ki, bütün vatan sathında tek parça, yekpare anlaşabilelim. Ne kadar güç. Ben bir yere gideceğim başka bir dille konuşuyor. Başka bir yere gideceğim, başka bir dille konuşuyor. Kimle ne yapayım ben o zaman? Önü sonu yok bunun. Çok büyük bir tehlike. Yaptılar bir hata PKK, daha hala bir kısmı dönemiyor. Abdullah Öcalan, demek istediği, “Yanlış yola girdik” diyor. “Yanlış yaptık” diyor. “Bütün yapılanlar yanlış” diyor, “doğru olan İttihad-ı İslam’dır” diyor. Anlatmak istediği bu. Niye anlamazdan geliyorsunuz? Abdullah Öcalan ne yapsın? Kürt dilinin ayrı olmasını istemez o. Niye istesin? Ama zemininde olan eski mantıkta, eski kafada olanlar, daha hala uyanamamışlar. Kürt milleti için çok büyük bir tehlikedir bu. Dünyadan izole olmaları demektir, Kürt kardeşlerimizin. Sadece Kürtçe! İnternetten koparsın, Facebook’tan, kitaplardan, dergi, her şeyden kopmuş oluyorsun, her yerden kopmuş oluyorsun ve izole oluyorsun.

Adnan Oktar’ın 27 Haziran 2013 tarihli A9 TV röportajından

Başbakan Sayın Recep Tayyip Erdoğan, Sayın Kemal Kılıçdaroğlu ve Sayın Devlet Bahçeli Kutlu Doğum Haftası’nda buluştular

recep tayyip erdogan devlet bahceli kemal kilicdaroglu kutlu dogum haftasi

 

DİDEM ÜRER: Hocam, bu akşam Kutlu Doğum Haftası’nın açılışı vardı. Sayın Başbakan, Sayın
Bahçeli ve Sayın Kılıçdaroğlu çok güzel konuşmalar yaptılar. Hepsi de ayrı ayrı Peygamber
Efendimiz (s.a.v)’in sevgi dolu ruhuna değindiler. Irkçılığın haram olduğunu anlattı Sayın
Devlet Bahçeli; “İslam alemi içine düştüğü karmaşadan ancak yanı başındaki rehberi doğru
yorumlayarak çıkabilir” dedi. Kılıçdaroğlu; “Ehli Beyt’e selam olsun” diye konuşmasına
başladı. Ve “Peygamberimiz (s.a.v) düşman da olsa, insan onurunun korunmasına özen
göstermiştir” dedi. Sayın Başbakan ise Kevser Suresi’ni tefsir ederek, muhteşem bir
konuşma yaptı. Peygamberimiz (s.a.v)’e soyu kesik diyenlerin ahlaksızlığına dikkat çekti
ve Peygamberimiz (s.a.v)’in, Hasan’a, Hüseyin’e tüm çocukları olan sevgisini anlattı.
Konuşmasının sonunda; “Bizim yegane rehberimiz vardır; Kuran’dır” dedi.

ADNAN OKTAR: Peygamberimiz (s.a.v)’i, Allah Kevser’le müjdelerken, onun soyunun anlı
şanlı zaferine işaret ediyor. Bu da Peygamberimiz (s.a.v)’in evlatlarından. “Evladım” diyor,
“evladım Muhammed Mehdi.” Onun dünya hakimiyeti, Kevser Suresi’nde işaret edilen
odur. Öncelikli olarak, işari manalarından birisi budur. Hz. Hasan (r.a)’a, Hz. Hüseyin (r.a)’a,
Allah şahadeti uygun gördü. “Size dünyada bir siyesi hükümranlık, siyasi güç, bir saltanat
vermeyeceğim” dedi Cenab-ı Allah. Ama, “senin soyundan” diyor Peygamberimiz (s.a.v)’e,
“senin evladına dünya hakimiyeti vereceğim” diyor. Dünyanın en büyük hakimiyeti, bunun
üzerine başka hakimiyet yok, son. “Gelmiş geçmiş en büyük hakimiyeti vereceğim” diyor.
Şu an deccal, Mehdiyet’e karşı direniyor. Deccal, otuz koldan girdi şu an Anadolu’ya. Kimi
işte, Türkiye’yi yıkmaya çalışıyor, kimi parçalamaya çalışıyor, kimi “Hz. Mehdi, (a.s) yok”
diyor, kimi “Hz. İsa Mesih (a.s) yok” diyor. Bilerek veya bilmeyerek deccalin emrine girdiler.
Kimi İttihad-ı İslam,’ı reddediyor. Farkında bile değil deccaliyetin emrine girdiğinin. Ama aklı
başında Müslümanlar gereğini yapıyorlar. Zaman sürekli zaferlerle ilerliyor, inşaAllah.

Sayın Bahçeli çok güzel çok güzel konuşmuş. İddialara ne güzel cevap vermiş. “Irkçılık
haramdır” diyor, bitti. Artık Sayın Bahçeli ve ülkücüleri eleştirecek bu üslubun, hiçbir
gerekçesi olmadığını bir kere daha gördüler. “Irkçılık haramdır” dedikten sonra bir insana
sen daha hala ırkçısın dersen, buna kimse inanmaz. Ne MHP, ne ülkücüler asla ırkçılığı kabul
etmezler. Böyle bir yapı yok, kimse de inanmaz. Gayet aklı başında insanlar. Öyle bir şey niye
yapsınlar? Ölçüp, biçip, tartıp gayet oturaklı konuşan, dengeli tutarlı insanlar. Sayın Bahçeli
iyi yapmış böyle konuşmakla.

DİDEM ÜRER: Sayın Kılıçdaroğlu da, sevgi hakkında bir konuşma yapmış; “Yaratılışın
temelinin sevgi olduğunu” söylemiş. Ve “öyle olduğu içindir ki, bizim Peygamberimiz (s.a.v)
sevgi peygamberidir, bizim dinimiz sevgi dinidir. Onun yolundan gidenler sevgide yarışırlar,
nefrette değil. İyilikte yarışırlar, kötülükte değil. Merhamette yarışırlar, zalimlikte değil.
Adalette yarışırlar, zulümde değil” diye konuştu. Ayrıca “sevgi olamayan bir gönülde, Allah’ın
ruhu ve rahmeti tecelli etmez” şeklinde söylemiş.

ADNAN OKTAR: Çok çok güzel konuşmuş. Sayın Kılıçdaroğlu’nun bu konuşmasını her
tarafa yaymak lazım. Çok güzel konuşmuş. Sayın Bahçeli’nin konuşması da çok iyi. Sayın
Kılıçdaroğlu’nun konuşması da çok güzel. Bir rahmet yağmış oraya benim gördüğüm.

Başbakanımız mükemmel konuşmuş. Sayın Bahçeli mükemmel konuşmuş. Sayın Kılıçdaroğlu
mükemmel konuşmuş. Bu konuşmaları özetleyip yaymak lazım. Çok güzel.

Sayın Kılıçdaroğlu hakikaten sevgi insanı. Mesela Sayın Bahçeli de çok halimdir. MHP’yi
de çok olgun, güzel bir çizgiye getirdi. Onun için kitle partisi oldu MHP. Eskiden küçüktü
MHP. Bazen kazanamazdı bizim zamanımızda. Ama son zamanlarda o şeyi aştı. MHP’ye
de böyle çok komplolar yapıldı, MHP’yi çökertmek için oyunlar oynandı. MaşaAllah, hiç
umursamadılar. Öyle olması lazım. Komployu umursamak, çok anormal bir hareket olur.
Ülkücü gençlik bu konuda yamandır. Oyuna gelmediler, maşaAllah.

Alperenler, canlarım benim, maşaAllah. Onlar konuşma yapmamış mı Destici Hocamız?

DİDEM ÜRER: Onunla ilgili bilgi gelmedi.

ADNAN OKTAR: Sayın Destici çok aklı başında, mübarek, muhterem bir insan. Basın pek
itibar etmiyor, çok ayıp yapıyorlar. Prof. Mustafa Kamalak Hocamız, çok büyük bir kitlenin
temsilcisi ve lideri. Bu ne biçim bir kafadır?

O ağabeylerimizin her konuşmasını bize göndersinler de, biz onları sürekli gündem yapalım.
Tabii. Mutlaka konuşmuştur bak yok, duymuyoruz.

DİDEM ÜRER: Bu törene katılmamışlar ama muhtemelen dediğiniz gibi başka yerde
konuşmaları olmuştur.

ADNAN OKTAR: Bir şekilde demeci olmuştur. Törene katılmamasının da bir sebebi vardır.

DİDEM ÜRER: Sayın Kılıçdaroğlu’nun yine konuşmasında, “Peygamber Efendimiz (s.a.v)
ahlakıyla ahlaklanmadıkça, ne yaparsanız yapın kurtuluş mümkün değildir” demiş. “Ben bir
siyasetçiyim ve ahlak bunalımının bir toplumu nerelere savurabileceğini biliyorum. Ayrıca
Peygamberimiz (s.a.v)’in ahlakının yerine koyulabilecek hiçbir şey yoktur. Hiçbir siyaset,
hiçbir ideoloji, hiçbir program, o boşluğu dolduramaz” dedi.

ADNAN OKTAR: Allah Allah, şu mübareğin güzelliğine bak, şu konuşmanın güzelliğine bak.
Şu hikmete, şu inceliğe bak. Sayın Kılıçdaroğlu Başbakan olacak bu gidişle, maşaAllah. Çok
güzel olmuş. Ama partide sahip çıksınlar Sayın Kılıçdaroğlu’na. İşte diyorlar, “durumu çok
zayıf.” Bu çok ayıptır. Lidere çok sıkı sahip çıkılır. Lider dediğin, çok sıkı korunup kollanmalı.
Laf-söz söyletmeyeceksin, muhafaza edeceksin, göğsünü siper edeceksin. Lider kolay olmaz.
Sayın Kılıçdaroğlu hakiki liderdir. Öyle zayıf bir insan değil, çok munis, efendi bir insan.
Mazlum, dünya hırsı yok. Ama sahip çıkılmazsa, mağdur durumda kalır, zor durumda kalır.
CHP gençliği çok sıkı koruyup kollasın. Mesela Deniz Baykal’la ilgili geçen sefer oraya gençlik
çadır kurmuştu, “illaki genel başkanlığı bırakma” demişlerdi, üçüncü, dördüncü günü çadırları
söküp gittiler. Diren, gidecekse de sonra gitsin. Niye apar-topar bırakıyorsunuz? Aylar sonra
gitsin gidiyorsa. “Asla ve kesinlikle kabul etmiyorum” dersin. Niye kabul ediyorsunuz? Mesela
“liderimizin hiçbir şekilde çekilmesini istemiyoruz” deyin. Çok sıkı bir tavır konmuş olsa,
gitmez, çok güzçü tavır konmuş olsa, gitmez. İleride, mesela aylar sonra tabi bir ortamda

kendi sözüyle çekilebilir. Ama bu tip sebeplerden değil. Orada bırakmayacaklardı. Şimdi de
Sayın Kılıçdaroğlu’na ciddi sahip çıkılması lazım. Güzel böyle nur gibi liderler geliyor CHP’ye,
bir rüzgardır alıp gidiyor. Sahip çıkın. Mesela CHP’liler çok seçkin, kaliteli güzel insanlar, bizim
milletimizin bütün insanları gibi. Böyle vazife aşkıyla dolu. Mesela ne kadar güzel konuşmuş,
ne kadar güzel konuşmuş, maşaAllah. “Aynı Atatürk gibi olsun” demiştik CHP’nin tavrı.
Atatürk’ün konuşması fikri. Bakın, Atatürk’ün konuşmasının aynısı. Atatürk ne diyor rahmetli:
“Peygamberimiz (s.a.v)’e her yönüyle, her veçhesiyle uymamız gerekiyor” diyor. Ne diyor?
Aynısı, tıpatıp çok güzel. Böyle olduğunda, tamam, maşaAllah.

Lider, çok akıllı, çok efendi olmadıktan sonra, bir insan lider olmuyor Türkiye’de. Allah bir
insanı lider yapıyorsa, hakikaten o muhteşem bir insan oluyor. Sayın Bahçeli öyle. Sayın
Kılıçdaroğlu öyle. Tayyip Hocam öyle. Boş insanı Allah lider yapmıyor. Dolu insanlar hep,
maşaAllah.

Adnan Oktar’ın 13 Nisan 2013 tarihli A9 Tv röportajından

Video: http://www.youtube.com/watch?v=GZyVzQg2Axs

Abdullah Öcalan’ın namaz kıldığını düşünüyorum – Adnan Oktar

abdullah ocalan adnan oktar pkk

 

DİDEM ÜRER: Hocam birde Ahmet Türk, Dicle Üniversitesi’nde, Peygamberimiz (s.a.v)’in
Kutlu Doğum Haftası’nda yapılan saldırıların provokasyon olduğunu söyledi. “Bizi

Müslümanlığa karşı gibi göstermek istiyorlar, ancak biz herkesten daha çok Müslüman’ız.
Peygamberimiz (s.a.v)’e de, dinimize de sonsuz saygımız vardır. Biz kutsal doğum haftasına,
kutsal doğum gününe karşı değiliz, asla asla” dedi.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, elhamdülillah. Özellikle söyledim Hocamız diye, dindar olduğunu
biliyorum. Çok efendi, terbiyeli bir insan, saygı duyduğumuz, değer verdiğimiz bir insan. Sayın
Ahmet Türk’ün çok çilelerden, çok acılardan geçtiğini de biliyoruz. Hürmetli, nezaketli, efendi
bir insan olduğunu da biliyoruz, yani kıymetli Kürt kardeşimiz. Onur duyuyoruz Kürt olmasıyla
da. Hiçbir şekilde de, hiçbir yerde de sorun çıkmaz. Kürt olmak onurdur, bir güzelliktir.
Sükselidir, güzeldir. Ama millet olarak sorulduğumuzda, ben mesela hem Arap asıllıyım aynı
zamanda, hem Türk asıllıyım. Sorulduğunda Türk’üm diyorum, bunu bu kadar abartacak ne
var? Osmanlı döneminde olsaydı, Osmanlıyım diyecektim. Türkiye Cumhuriyeti
dönemindeyim, Türk’üm diyorum. Bu kadar rahatsız edici bir üslupmuş gibi, rahatsız edici bir
düşünceymiş gibi sunulması çok yanlış. Osmanlı döneminde olsaydık ne yapacaktık? Aynısı.
Adam tutturacaktı, mesela ben Osmanlı değilim diyecek. Osmanlı kimdir diyecek. Olur mu
öyle şey? Bir isim konmuş, güzel bir insan, Osman Bey’den kaynaklanan bir isimle, güzel bir
isim oluşmuş, benimsenmiş Osmanlı İmparatorluğu denmiş, tabirlerle Osmanlı demiş.
Selçuklularda mesela çok güzel, Selçuklu denmiş. Hiçbir şekilde böyle bir şeyi ben
sezmiyorum ve görmüyorum. Varsayalım, başta ben rahatsız olurum, böyle bir şey olmaz.
Zorlama izahlara gerek yok. Demokrasi gelişsin. Ne kadar? Alabildiğine gelişsin. Özgürlükler
alabildiğine gelişsin. Hukuk otursun, güzelleşsin, hukuktaki eksiklik, noksan noktalar
düzeltilsin. Bunların hepsi çok güzel. Aslında Selahattin Demirtaş, o da çok efendi çocuk.
Bakıyorum, çok nezaketli, terbiyeli, Sayın Ahmet Türk’te öyle, çok terbiyeli. Bir şey yok, biz
Müslümanlığınızdan asla şüphe etmiyoruz. Mesela Selahattin Demirtaş belli, nur gibi
Müslüman evladı. Ben, Abdullah Öcalan’ın bile namaz kıldığını düşünüyorum. Bir bildiğim var
ki, söylüyorum. Ama hata yapmıştır, yanlış yapmıştır, günaha girmiştir, herkes hatasının
karşılığını ödemekle mükelleftir. Ben işkence yapılsın da demiyorum. Mesela televizyon
verilmiş, gerçekten sevindim ben. Çünkü eza edilmesinden rahatsız olurum. Acı
çektirilmesinden rahatsız olurum. Hakketmediği bir şey neden yapılsın? Diğer mahkumlara
ne yapılıyorsa, aynısı ona olsun. Ben ceza evine girdim, bana televizyon verdiler, biz
televizyon seyrettik orada. Mesela deseler ki Abdullah Öcalan’a vermiyoruz, adam düşünür,
suçu nedir diye. Çünkü kanunda düzenleme olması lazım. Kanunda böyle bir şey yoksa, hangi
haklardan biz yararlanıyorsak, onunda yararlanması lazım. Yani ekstra eziyet olmaz. Bu
günah olur. Asıl tabii karşılığı ahrettedir. Onun için tevbe etsin, nedamet getirsin, Kuran
okusun dedim, İslam’ı öğrensin. Benim gördüğüm, İslam’a yatkınlığı oluşmuş, İttihad-ı İslam’a
karşı isteği de oluşmuş. Yani bu konuşmalar boşa gitmemiş, güzel olmuş. Kimse onlara dinsiz
kimse demiyor. Olabilir aralarında dinsiz olan ama benim bu saydığım insanlar arasında dinsiz
olmadığını görüyorum. Efendi, hakikaten terbiyeli insanlar. Kürt kardeşlerimizin genel
ekseriyeti öyledir. Ama bir kısmı sinirli saldırgan tipler var ama öbürleri seziliyor, anlaşılıyor.
Mesela geçenlerde buraya gelen Ak Partili bir kardeşimiz, o çok çok efendi bir insan, acayip
nezaketli. Geçenlerde de anlattım, hayret ettim yani. Nezakette en ufak bir açık vermiyor. Ne güzel, Türkiye’nin süsü benim Kürt kardeşlerim. Gayet efendi insanlar, ben onlarla neden pasaporta, vizeyle görüşeyim? Mardin’e gideceğim, pasaportla gideceğim! Bir bu eksikti, Allah esirgesin. Böyle bir şeyi istemiyorum. PKK gölgesi de olsun istemiyorum. Eğer onları ezen, onlara tepeden bakan varsa, Allah onlara hidayet versin, hidayet vermiyorsa helak etsin, Allah yerin dibine batırsın. Kürt olduğu için, kardeşlerimize karşı kalbinde buğz duyan varsa, çok ahlaksız, karaktersiz, namussuz, şerefsizin tekidir. Tabii ki en başta hidayet isterim ama hidayet vermiyorsa, Allah helak etsin. Çok aşağılık adamlar demektir. Benim Üstad’ım Kürt en başta, nur gibi benim Üstad’ım. Eskiden, bu doğru, böyle bir şey vardı, böyle bir bela vardı. Bu bir şekilde gitti. Nedenlerini söylemeyeyim ama gitti. İnsanlar aydınlandı, internet, radyo, televizyon birçok şey, herkes elini vicdanına koydu, bu korkunç kafadan kurtuldular. Benim çocukluğumda hakikaten Kür denildiğinde, bambaşka bir imaj oluşuyor. Ama sonradan bu, değişti. Fiilen de görüyoruz, çok terbiyeli, efendi insanlar. Onun için böyle bir tedirginlik duymasınlar, öyle bir şey yok.

Adnan Oktar’ın 12 Nisan 2013 tarihli A9 Tv röportajından

Video: http://www.youtube.com/watch?v=p-snvVkWQM8