Adnan Oktar: Şengal’den Kobani’ye PKK Propagandasının Yükselişi ve Çöküşü

adnan oktar pkk kobani isid adnan hoca a9 tv

Adnan Oktar: Şengal’den Kobani’ye PKK Propagandasının Yükselişi ve Çöküşü

IŞİD tehdidi Suriye’nin ardından Irak’a yöneldi ve Batı devletlerinden zayıf da olsa bazı sesler yükselmeye başladı. 3 yılı aşkın süredir devam eden Suriye iç savaşına hiç bir müdahalede bulunmayan Batı’nın bu tutumu PKK’yı desteklemesi bakımından oldukça dikkat çekici. Üstelik bunun için her türlü çaba da harcanıyor. Örneğin hemen Batı toplumunun desteğini kazanmak amaçlı görünen bir “Şengal Operasyonu” düzenlendi.

IŞİD’den kaçan Ezidilerin Şengal Dağlarına sığınması ile birlikte önce Amerikan Hava kuvvetleri Ezidilere acil yardım malzemelerini havadan ulaştırdı, sonra da yoğun bombalama ile Ezidilerin Türkiye’de ulaşabilecekleri bir koridor açıldı. Bu esnada karada Ezidilere yol gösteren PKK/PYD birlikleri, sanki bu koridoru açan “kahraman savaşçılarmış” gibi gösterildi ve Ezidilere “sizi Abdullah Öcalan kurtardı” telkini yapıldı. Güvenliğe ulaşan Ezidiler dünya medyasına röportaj verirken kendilerini kurtaranın Abdullah Öcalan ve PKK olduğu şeklinde bilgi verdiler.

Bir adada hapis durumda olan ve hiç bir operasyon imkanı olmayan Abdullah Öcalan ile birlikte hareket eden Marxist-Leninist komünist terör örgütü PKK ‘halkların dostu’ gibi lanse edildi. Aslında yeni plan belli olmuştu. Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa Birliği ülkeleri PKK’yı planları dışında ortaya çıkan IŞİD’e karşı kullanacakları yeni piyonlar olarak belirlemişlerdi.

Eğer Batı IŞİD’e karşı PKK’yı silahlandırmaya kalkar, bu durumda PKK’nın büyük bir hezimete uğrayacağı çok açıktı. Çünkü PKK gibi dağlarda kalleş terör eylemleriyle hareket eden bir örgüt olarak düzenli ordulara ancak vur-kaç tekniği ile zarar verebilir, hedefindeki orduyu yorabilir ve kayba neden olabilir. Fakat bu sefer karşısındaki hedef yine bir gerilla birliğiydi ve gerilla savaşının temel itici gücü olan ideoloji anlamında kendilerinden kat kat güçlüydü. Elinde Irak ve ABD ordusuna ait çok gelişmiş silahlar vardı. Sonunda Kobani’de PKK daha önce hiç görmediği bir yenilgi aldı ve çok yüksek sayıda teröristin ölümüyle gücünü önemli anlamda yitirdi. Bu şekilde Amerika’nın daha önce Afganistan’da, İran’da ve Güney Amerika’da yaptığı gibi ‘terör örgütleri destekleyerek bölge kontrolü’ politikasının bir kez daha çöktüğünü görmüş olduk.

Türkiye olarak hemen yanıbaşımızda Suriye iç savaşı 3.5 yıldır devam ediyor ve yüz binlerce masum insan Esad’ın bombaları ve rejim birliklerinin saldırılarıyla hayatını kaybetti, sayısı 6 milyonu aşan mülteci ortaya çıktı. Fakat bütün Suriye’nin tamamı için Kobani’deki PYD/PKK savaşçılarını kurtarmak için yapılan propagandanın küçük bir bölümü bile yapılmadı. Aynı şekilde, IŞİD uzun süredir Rakka’da varlığını sürdürüyor. Birçok Suriye bölgesini ele geçirip Irak’a geçti ve hem Irak’ta hem Suriye’de Kürtlerin yoğunlaştığı onlarca köyü kontrolü altına aldı. Ama Kobani’de yaşanan panik diğer bölgelerin hiçbirinde yaşanmadı. Peki Kobani’yi bu kadar önemli kılan ne?

Kobani’de gerçek anlamda Batı’yı ilgilendiren hiçbir şey yok aslında. Kobani’deki halkın ezici çoğunluğu, yani 182.000 sivil, Türkiye’nin uyarısı ile IŞİD henüz kantona gelmeden Türkiye’ye geçti ve şu an güvenlikteler. Kobani’de sadece YPG’nin canlı kalkan olarak kullanmak istediği, bu nedenle de Türkiye’ye gitmelerine izin vermediği çok çok az sayıda sivil var. Kobani’de petrol yok ve stratejik açıdan Komünist Kürdistan hayalinin yıkılması dışında Batı’yı ilgilendiren hiçbir şey de yok. Bu durumda diğer bölgelerde IŞİD’in öldürdüğü Kürtler, binlerce Şii Arap Irak askeri, Suriyeli Arap direnişçiler konusunda niçin Batıdan bir ses çıkmadığı elbette merak konusu.

Batı devletleri, PKK’nın artık terörü desteklemeyeceği, PKK’nın demokrasi yanlısı olduğu, bir Kürdistan kurulursa bunun İsrail dostu olacağı, PKK’nın kadınlara değer verdiği gibi Maocu propaganda taktiklerinin tamamına inanmış durumdalar. Oysa bölgede PKK’nın kontrolünde bir Komünist Kürdistan kurulduğu takdirde bu devlet sadece İsrail’in değil kapitalist Batının da baş düşmanı olacaktır. PKK gibi bir terör örgütünün silah bırakması asla mümkün değildir, bu onların tüm ideolojik altyapılarına, varoluş amaçlarına aykırıdır. Marksist, Leninist bir terör örgütü olan PKK’nin gerçek yüzü geçtiğimiz hafta Türkiye’de gerçekleştidikleri ve 40’a yakın insanın vahşice katletilmesi, devlet mallarının, dükkanların, araçların yakılması, yıkılması ve yağmalanmasıyla sonuçlanan kanlı eylemlerden de açıkça anlaşılmaktadır. PKK şiddeti tek yol olarak gören, kalleş bir terör örgütüdür, Batı’ya sempatik gözükmek için yaptıkları propagandanın ise hiçbir gerçek yönü yoktur.

IŞİD elbette bir tehlikedir, fakat PKK tüm dünya için IŞİD’den daha büyük ve daha yakın, her Batı ülkesinde yapılanmış bir tehlikedir. Batı devletlerinin PKK’nın kendisini masum gösteren propagandasına kanmaması gerekmektedir. Bu grubun hemen her ülkede terör örgütü listesine alınmasına neden olan gerçekler bugün de geçerlidir. Stratejik gerçekler de bunu kanıtlamaktadır. IŞİD sorunu PKK gibi kanlı bir terör örgütünün ortaklığıyla, bombalarla, silahlarla değil ancak fikri bir mücadeleyle çözülebilir. Aksi, yani şiddet sadece daha fazla şiddet getirecektir.

Adnan Oktar’ın Urdu Times Gazetesinde yayınlanan makalesi

urdu times_adnan_oktar_pkk_propaganda

http://www.harunyahya.org/tr/Makaleler/194563/Adnan-Oktar-Sengal%E2%80%99den-Kobani%E2%80%99ye-PKK-Propagandasinin-Yukselisi-ve-Cokusu

Advertisements

Adnan Oktar: Muhafazakar Medyaya Açık Mektup

adnan oktar pkk kobani abdullah ocalan muhafazakar basin

Adnan Oktar: Muhafazakar Medyaya Açık Mektup

Türkiye ve Ortadoğu’nun tarihi bir dönemeçten geçtiği günlerdeyiz. Ülkemizde son iki yıldır ardı ardına yaşanan olaylar, tüm aşamaları özenle tasarlanmış bir planla karşı karşıya olduğumuzu gösteriyor.

Ülkemiz aleyhinde böyle kapsamlı bir hareket varken, milli ve manevi bilince sahip olan kesimlerin çok daha duyarlı, titiz ve sorumlu hareket etmesi gerektiği açıktır. Eski Türkiye olarak tabir ettiğimiz 28 Şubat’ların yaşandığı dönemlerde, milli değerlere bağlı kesimlerin gerek medya gerekse propaganda gücü oldukça zayıftı. Karşıt kesimler bu zayıflıktan faydalanarak tek yanlı, güçlü propaganda yapabiliyorlardı. Bugün ise milliyetçi, muhafazakar ve dindar çevrelerin çok daha geniş imkanları var.

Bu imkanların vatan için, devlet için, millet için nasıl değerlendirildiği kuşkusuz çok büyük bir sorumluluk. Ulusal yayın yapan, milyonlarca insana ulaşma imkanı olan kuruluşların yayın anlayışının bu sorumluluğu doğru yansıtması son derece önemli. Özellikle PKK propagandasının Batı’da güç kazandığı, Türkiye’nin yalnızlaştırılmaya çalışıldığı, içinde Güneydoğu’nun olmadığı Türkiye haritalarının sıkça yayınlandığı bugünlerde, söz konusu basın yayın kuruluşlarının üzerindeki yükümlülük daha da fazla.

Gerek Gezi kalkışması sırasında gerekse Ekim ayının başında Türkiye çapında yaşanan ayaklanmada, şiddet yanlısı komünist ideolojinin halen etkin olduğu açıkça görülmüştür. PKK başta olmak üzere sol terör örgütleri liselerde, üniversitelerde, kahvehanelerde, mahalle aralarında yoğun olarak propaganda yapmakta ve gençleri etki altına almaktadır. Özgürlüğü, sosyal adaleti, insanca yaşamayı sokakta direnerek elde edeceğini zanneden genç kitleler şiddet eylemleri yaparken bunu bir inanç ve amaçla gerçekleştirmektedir. Dolayısıyla bu gençlerin şiddetten vazgeçmelerinin tek yolu söz konusu inançlarının yanlış olduğunun anlatılmasıdır.

Güneydoğu’da yapılan araştırmalar ve gözlemler gençler arasında ateizmin yaygınlaştığını, camilere gidiş oranlarının hızla azaldığını ve gençlerin yüksek oranda PKK’ya sempati duymaya başladığını göstermektedir. Bu durum, PKK’nın bölge halkı üzerindeki silahlı baskısı ile birlikte düşünüldüğünde, Türkiye’nin ciddi bir tehlikeyle karşı karşıya olduğunu gözler önüne sermektedir.

Bu koşullarda tüm yükümlülüğü Devlet’e bırakmak vicdanlı bir davranış değildir. Devletimiz devlet olmanın gereği olan tüm asayiş tedbirlerini almalıdır, ancak bu tedbirler gençlerin terör örgütlerinin tuzağına düşmekten korunması için yeterli değildir. İşte bu aşamada basın yayın kuruluşlarına vazife düşmektedir:

 

1.          Maneviyatı güçlü, imanlı bir nesil yetiştirmek için klasik İslam tarihi ve din bilgisi eğitimi yeterli değildir. Bugün Güneydoğu’da İmam Hatip Lisesi’nde eğitim görmüş, ancak PKK safında yer alan çok sayıda genç bulunmaktadır. İhtiyaç teknik din bilgisi değil, imandır.

2.              İmani çalışmanın yapılabilmesi için önce iman etmenin önünde engel olan putların ortadan kaldırılması gerekir. İnsanın tesadüf eseri olduğu ve sözde maymundan türediği telkini halihazırda müfredatta yer almaktadır. Gençler biyoloji dersinde bu safsataları öğrenmekte, ancak bunlara cevap olabilecek bilgiyi bilmemektedir.

3.              Darwinist eğitim alan bir gencin materyalist ideolojilere karşı direnç göstermesi mümkün değildir. Sözde bilimsel bilgiyle Darwinizmi öğrenen bir genç, Din Bilgisi dersinde aldığı geleneksel eğitimle bu ideolojiye cevap veremez. Cevap verebilmek için Darwinizmin neden geçersiz olduğunu anlatan somut bilgilerle donanmalıdır. Darwinizm yenildiğinde materyalizm, materyalizm yenildiğinde her türlü şiddet içeren ideoloji de yenilmiş olur.

4.              Darwinizmin geçersizliğini öğrenen bir gencin zihnindeki en büyük put kırılmış demektir. Şimdi gerekli olan, bu putun yerine doğru bilginin konulmasıdır. Bunun için de Allah’ın üstün aklını ve yaratma sanatını bizlere gösteren iman hakikatlerinin anlatılması önemlidir. İman hakikatleri derin düşünmeye dayalı, candan imanın gelişmesi için en önemli vesiledir. İman hakikatleriyle birlikte Kuran mucizelerinin anlatılması, akılda kalabilecek her türlü şüpheyi ortadan kaldıracaktır. Böyle fikri ve manevi donanıma sahip olan bir gencin terörün veya şiddetin safında yer alması ise mümkün değildir.

 

Dolayısıyla medyanızın yapacağı yayınlar da bu açıdan son derece önemlidir. Gazete ve dergilerde Darwinizmin geçersizliğini anlatan köşeler hazırlanabilir. Bir çok gazetede olan din sayfalarında Kuran Mucizeleri anlatılabilir, kısa iman hakikatlerine yer verilebilir. PKK ve diğer sol radikal örgütlerin şiddet yanlısı anlatımlarının eleştirileri düzenli olarak yayınlanabilir. Özellikle Güneydoğu’da PKK bir çok genç tarafından bir nevi kurtarıcı olarak görülmekte, gençler PKK’nın gerçek ideolojisini bilmemektedir. Bu konuda düzenli bir bilinçlendirme çalışması yapılarak, PKK’nın Marksist Leninist Stalinist bir örgüt olduğu, kuracağı sistemin despot ve baskıcı olduğu sürekli olarak anlatılarak bilinçlendirme yapılabilir.

Televizyonlarda saatlerce süren sohbet ve tartışma programları çoğu zaman tek taraflı propagandanın yapıldığı yayınlar haline dönüşmektedir. Bu konuda çok uyanık ve dikkatli davranmalı, Türkiye’nin bölünmesine, güçsüzleşmesine, istikrarsızlaşmasına sebep olabilecek bilinç altı çalışmasına müsaade edilmemelidir. Elbette her fikir özgürce anlatılmalı ama zararlı olabilecek bir fikrin doğrusuna da mutlaka yer verilmelidir.

Yayınlanan belgesellerde insanlar şüpheye düşürecek değil doğruya yönlendirecek yorumlar olmalı, Allah’ın üstün yaratma sanatı en güzel şekilde ifade edilmelidir.

Bu yayınlar için gerekli bilgi ve teknik donanım, Vakfımız’dan ücretsiz olarak temin edilebilir. Sayın Adnan Oktar’ın eserlerinin yayınladığı www.harunyahya.org sitesindeki tüm kitap, yazı, broşür, belgesel ve sesli anlatımlardan faydalanılabilir. Bunun karşılığında Vakfımızın veya Sayın Adnan Oktar’ın herhangi bir telif beklentisi bulunmamaktadır.

Sonuç olarak;

On yıllarca iç ve dış siyasetinde belli kalıplar içinde kalmaya mecbur bırakılmış Türkiye’nin bu kalıpları yıkmaya başlaması, mazlumlara sahiplenmesi, vicdan temelli siyaset izleyerek uluslararası siyasetteki ezberleri bozmasının belirli çevreleri rahatsız ettiği açıkça görülmektedir.

Milletimizin Büyük Türkiye ideali olduğu gibi, bu çevrelerin de hem Türkiye hem de Ortadoğu için bir “ideali” var. Onların idealinde güçlü ve istikrarlı bir Türkiye değil, parçalara ayrılmış, iç çatışmalarla boğulmuş, ekonomik olarak zayıflatılmış bir Türkiye var. Bunu gerçekleştirmek için de sahip oldukları tüm kaynakları, etki edebilecekleri tüm alanları sonuna kadar kullanmaktadırlar.

Bu durum karşısında milli ve manevi bilince sahip olanların da kendi imkanlarını sonuna kadar kullanması gerekir. Büyük Türkiye ve Türkiye’nin öncülüğünde İslam aleminin birleşmesi, Allah’ın izniyle mutlaka gerçekleşecek bir idealdir. Bu ideale giden yolda son dönemeçlerden geçilirken, herkesin gösterdiği kararlılık, azim ve gayret kıymetlidir. Milliyetçi muhafazakar dindar basınımız da, üzerine düşen görevi yapmalı, ülkemizi güçten düşürmeyi ve bölmeyi amaçlayanlara, karşı propaganda ile cevap vermelidir.

Kaynak: http://www.harunyahya.org/tr/Makaleler/193328/Muhafazakar-Medyaya-Acik-Mektup

PKK Terörüne Karşı İlmi Seferberlik İlan Edilmeli – Adnan Oktar

adnan oktar basbakan recep tayyip erdogan pkk abdullah ocalan

Bir yılı aşkın süredir şehit haberi gelmemesi, bölgede daha huzurlu bir ortamın tesis edilme imkanının oluşması tüm insanlarımız tarafından sevinçle karşılanmaktadır. Ancak son dönemlerde gerek Güneydoğu’da gerekse başta İstanbul olmak üzere bazı illerde PKK ve uzantıları tarafından tırmandırılan şiddete karşı milli bir teyakkuz gerektiği açıktır. PKK’nın çözüm süreci olarak adlandırılan bu süreci barış süreci olarak görmediği, daha güçlenmek için bir süreliğine geri çekilme süreci olarak değerlendirdiği anlaşılmaktadır. Bu süreç boyunca kimlik kontrolü yapmak, yol kesmek, adam kaçırmak, şantiye yakmak gibi eylemlerine devam eden PKK, Devletimizin şefkatli ve sabırlı tutumunu yanlış anlamakta, bu sabrı suiistimal etmektedir. Mevcut durum karşısında yapılması gerekenleri şu şekilde özetleyebiliriz:

1.         Güneydoğu’yu Türkiye’den ayırmak ve bölgede bağımsız komünist Kürdistan kurmak hedefinde olan PKK terörü milli bir meseledir. Cumhuriyet tarihinin en büyük komünist kalkışması ile karşı karşıya olduğumuz görülmektedir. Milli meselelerin çözümü, siyasi hedeflerin üstünde yer alır. Milletimiz vatanın korunmasının siyasi tartışma konusu yapılmasını istemez. Tüm Partilerin ülkemizin birliği ve bütünlüğü için ortak hareket ettiğini görmek ister. Dolayısıyla bu milli meselenin çözümüne yönelik atılacak adımların, hükümet ve muhalefetin bir araya gelerek, Sayın Cumhurbaşkanı, Genelkurmay Başkanı ve kuvvet komutanlarının da katılımıyla yapılacak bir toplantıyla belirlenmesi gerekir. Bu toplantı milletimizin bu mücadelede yekvücut olduğunun gösterilmesi açısından da önemlidir.

2.         Güneydoğu’nun Türkiye’den koparılması halen bir çok Amerikan ve Avrupa düşünce kuruluşlarında konuşulan, yeni sınırlar yeni haritalar üzerinden hesapları yapılan bir plandır. Söz konusu çevreler bu planı hayata geçirmek için PKK’yı son derece kullanışlı bir örgüt olarak görmektedir.Bu sebeple de örgüte dış destek devam etmekte, örgüt sözde özgürlük savaşçısı olarak lanse edilmekte ve BM terör listesinden çıkarılması için çalışmalar yürütülmektedir.

3.         PKK Marksist, Leninist, Stalinist bir örgüttür. Elemanlarına bu ideolojinin eğitimini vermekte, silah kullanmayı öğretmeden önce komünizmi öğretmektedir. Gençlerin dağa çıkışına fikri propaganda ile sağlamaktadır. Bu felsefi propaganda ve eğitim, terörün ve örgütün can damarıdır. Ne var ki Türkiye’nin on yıllardır devam eden terörle mücadelesinde, mücadelenin en önemli safhası göz ardı edilmiş, terörü besleyen fikri zemini ortadan kaldırmaya yönelik kültürel bir faaliyet yapılmamıştır.

4.         Yanlış da olsa ideali ve ülküsü olan bir yapılanmaya karşı kalıplaşmış siyasi söylemlerin ve demagojinin hiçbir etkisi olmaz. Siyasi adımlarla yol alındığı sanılsa da, gerçekte hiçbir ilerleme olmaz. İlerleme ve değişim olmasının tek yolu karşıdaki gücün fikri yapısının değişmesi, zihinsel bir dönüşüm yaşamasıyla mümkündür. Beyni değişmedikten sonra örgüt ne silah bırakır, ne eve döner. Eve dönse dahi bunu bir taktik olarak yapar, bıraktığını iddia ettiği silaha da ulaşması an meselesi olur. Zihin değişimi ise ancak eğitimle olur. İnancının çürüklüğünü net olarak görmesi, zihnindeki putların kırılması ve yerine doğru bilginin konulması gereklidir.

5.         PKK’nın ve diğer sol radikal örgütlerin gençlere yönelik fikri telkini aralıksız devam etmektedir. Buna karşılık gençliğimizin büyük kısmı siyasi olarak bilinçsiz yetişmektedir. Gençlerin birliğin ve bütünlüğün önemini kavrayan, büyük Türkiye idealine sahip, Türk İslam coğrafyasının sorunlarından haberdar ve bu sorunlara çözüm üretebilecek şuura sahip olması ancak eğitimle mümkündür. Devletimiz, müfredata “milli şuur” dersi ekleyerek bilinçli gençler yetişmesini sağlamalıdır. Aksi takdirde, milli şuuru zayıf gençler yetişmeye devam edecek, PKK ve diğer illegal örgütler bu durumdan fayda sağlayacaktır.

6.         PKK başta olmak üzere Marksist Leninist Stalinist tüm örgütlerin sözde bilimsel dayanağı Darwinizm’dir. Okullarda gençlere “kör tesadüflerin ürünü” oldukları safsatası, “tarihin evrimi” aldatmacası okutulmaktadır. Okulda alınan, “atalarınız hayvanlardan türedi, ilkel komünal toplumlar vardı, daha sonra bu toplumlar evrimleştiler ve bugünkü hallerine ulaştılar” eğitiminin üzerine komünist ideolojiyi bina etmek çok kolaydır. Örgütler gençlere yaklaştıklarında “tarihin sözde evrimi içerisinde devrimin yeri olduğunu” anlattıkları zaman, gençlerin bu aldatmacaya verebilecek hiçbir cevapları yoktur. Çünkü okulda verilen eğitim de bu aldatmacayı desteklemektedir. Gençlerin büyük kısmı bu yapılarla herhangi bir tartışmaya girebilecek, iddialara cevap verebilecek, anlatılanların geçersizliğini ortaya koyacak bilgi birikimine sahip değildir. Bu sebeple, okullarda Darwinizm ve materyalizm, hatta komünizm, faşizm ve tüm akımlar öğretilmeli, ancak bununla birlikte mutlaka cevapları da gençlere anlatılmalıdır. Devletimiz tek yanlı Darwinist materyalist eğitime son vermelidir. Ancak o zaman komünizmin her türlü propagandasına karşı gençler donanımlı olur.

7.         Gençlerin eğitimi sadece Güneydoğu için değil tüm bölgeler için aciliyetlidir. Sosyal medyada gençlerin bir kısmının kullandığı sevgiden uzak, öfkeli, nefret dolu, kavgacı, yüzeysel üslup önemli bir tehlikeye işaret etmektedir. Bu işareti görmezden gelmek, milli bir felakete zemin hazırlamak olur. Bir ülkenin temel ihtiyacı manevi kalkınmadır. Ekonomik kalkınma, yol, baraj, sanayi tesislerinin inşası, manevi inşayla birleşmezse o ülkenin güçlü olması mümkün değildir.

8.         Bu durumu ortadan kaldırmak gelenekselleşmiş din ve ahlak dersleri ile sağlanamaz. Gençlerin ihtiyacı olan fıkıh öğretimi, itikadi meselelerdeki detaylar veya İslam tarihi değildir. Elbette gençlerin bu bilgilere de sahip olması gerekir. Ancak öncelikli olan tahkiki (gerçek, samimi) imandır. Tahkiki imana vesile olacak en etkili yöntem ise iman hakikatlerinin anlatılmasıdır. Flu, zihin karışıklığına sebep olan, hayatın akışıyla uyumsuz, ağır, içe kapalı bir üslup değil, somut delile dayalı, canlı, samimi, akılcı, gerçekçi bir üslup kullanılmalıdır.

9.         Güneydoğu’da böyle bir eğitim hem devlet eliyle hem de STK’ların desteğiyle sağlanabilir. Hiçbir vakıf ve camiayı ayırt etmeden, tüm imkanları bu eğitim için seferber etmek gereklidir.Türkiye’nin bölünmesi tehlikesi söz konusuyken, gruplar, vakıflar, camialar, partiler arasındaki fikir ayrılıklarının bir önemi yoktur. Tüm bu ayrılıkları bir kenara koyup, bölünmeye karşı ortak tavır alınmalıdır. Her bir grup kendi gücü oranında ilmi çalışma yapmalı, Devletimiz de tüm bu çalışmaların önünü açmalıdır.

10.    Bölge halkına özgürlük vaad eden PKK, bunu yaparken bağnazların hurafelerini kendi lehine kullanmaktadır. Kadını yarım varlık olarak gören, modernliğe ve gençlerin neşesine karşı, cahil, acımasız, gaddar, adalet ve hakkaniyet duygusu olmayan bağnazlık PKK’ya uygun bir zemin oluşturmaktadır. Dikkat edilirse PKK ve uzantıları sık sık “kadınları özgürleştireceklerini”, “gençlere değer verdiklerini” vurgulamaktadır. Oysa gerçek kadın özgürlüğü, eşitlik ve adalet ancak Kuran ahlakının tam uygulanmasıyla sağlanır.  PKK’nın elinden bu kozu almak da bağnazlığa karşı Kuran ahlakının yayılmasını sağlamakla mümkündür.

11.    PKK’nın bir diğer avantajı da geçmiş yıllardan izi kalan “devletin soğuk yüzü” imajının tam olarak düzeltilememiş olmasıdır. Örgüt bölge halkına suni de olsa bir sevgi sunmaktadır. Onların gerçek koruyucusu olduklarını vaat etmektedirler. Bazı yetkililerin ve siyasilerin halka üstten bakan, sevgisiz, merhametsiz, anlayışsız tavırları da PKK’nın bu anlatımlarını güçlendirmektedir. Bölgede görev yapan tüm görevlilerin ve siyasilerin güler yüzlü, mütevazı, sıcak kanlı, halden anlayan, insaniyetli olması PKK’ya vurulacak en önemli darbelerden biridir. Kürt kardeşlerimizin sahibi Marksist Leninist dinsiz Allah’sız PKK değil, adil, sevecen, şefkatli, güçlü Devletimiz’dir.

Kürt kardeşlerimiz yıllarca çok büyük acılar çektiler. Artık acıların sarılacağı, Güneydoğu’nun Paris gibi, Londra gibi olacağı günlerdeyiz. Türkiye’nin hep birlikte büyüyeceği, İttihadı İslam’ın kurulacağı dönemdeyiz. Yıllarca iddia edilen Ergenekon’un akıl almaz zulümlerine maruz kalan kardeşlerimize, şimdi de Marksist Leninist Stalinist, baskıcı, dayatmacı, gaddar, acımasız PKK tırnaklarını geçirmiş durumda. Kardeşlerimiz bir beladan kurtulmuşken, onları yeni bir belanın içine atmak çok büyük vicdansızlık olur. Ne Devletimiz ne milletimiz böyle bir vicdansızlığa göz yummaz.

Kaynak: http://harunyahya.org/tr/Makaleler/187121/pkk-terorune-karsi-ilmi-seferberlik

Ücretsiz kitap: Komünizm Pusuda
http://harunyahya.org/tr/Kitaplar/781/Komunizm-Pusuda
komunizm pusuda komunist ak parti akp gezi parki adnan oktar recep tayyip erdogan

Komünist Kürdistan Tehlikesi
http://harunyahya.org/tr/Kitaplar/146212/Komunist-Kurdistan-Tehlikesi
komunis tkurdistan tehlikesi recep tayyip erdogan akp ak parti adnan oktar

Komünist Çin’in Zulüm Politikası ve Doğu Türkistan
http://harunyahya.org/tr/Kitaplar/779/Komunist-Cinin-Zulum-Politikasi-ve-Dogu-Turkistan
komunist cin dogu turkistan recep tayyip erdogan akp ak parti adnan oktar

Terör Sevgiyle Yok Edilir
http://harunyahya.org/tr/Kitaplar/957/teror-sevgiyle-yok-edilir
adnan oktar pkk teror sevgiyle yok edilir kitap basbakan recep tayyip erdogan

Evrim teorisini çürüten 2.5 milyon yıllık ceviz fosili

evrim teorisi ceviz fosili adnan oktar

Canlılar hiçbir şekilde evrim geçirmemiş, Allah tarafından yaratılmışlardır.

Bugünkü fosilimiz bir ceviz fosili. Hepimizin bildiği, günümüzde de birçok insanın tanık olduğu, faydalı, içinde büyük miktarda kalsiyum da bulunduran bir kuruyemiş de diyebiliriz, ceviz. Bu fosil 2,5 milyon yaşında. Hollanda’da Maas Nehri yataklarında bulunmuş bir fosil. Resimde ayrıntıları net bir şekilde görebilirsiniz, çok narin bir fosil bu. Çünkü, “neden narin?”… çok nadir bulunabiliyor bitki fosilleri, ceviz de kabuğu nispeten daha sert olmasına rağmen belki biraz daha fosilleşmeye yatkın bir fosil ama neticede yumuşak doku olduğundan dolayı fosilleşmesi neredeyse imkansız diyebiliriz. Fakat Allah’ın hikmeti, yumuşak dokuların da fosilleşmesine olanak sağlayacak olan bir fosilleşme türü var. Onun da adı karbonizasyon. Yani kömürleşme reaksiyonu olarak da adlandırılan veya genel olarak bilinen bir yöntemle veya bir yolla neredeyse hiç içerisinde oksijen bulunmayan ve çürükçül bakterilerin de olmadığı bir yerde sıkışıp ani oksijenden kesilmesi sonucunda böyle bir reaksiyon sonrasında oksijenle irtibatı kesilip yeryüzünün alt katmanlarına doğru giderek orada kömürleşme reaksiyonu esnasında böyle fosili çıkartılıyor. Biraz daha beklemiş olsa belki organik yakıtlardan birisi olacaktı. Fakat enteresan olan bütün ayrıntılarıyla yani cevizi bize simgeleyen onun kabuğundaki girinti ve çıkıntıların fosilde de bütün ayrıntısıyla görülebiliyor olması evrimcilerin kendi hayal mekanizmalarıyla üretmiş oldukları hezeyanları sıfıra indirmektedir. Çünkü fosil evrim teorisine göre evrim teorisi denildiğinde en önemli bilimsel kaynağı teşkil eder. Paleontoloji bugün bize 400 milyona yakın tür tahini ve yaş tahini yapılmış fosil sunmaktadır. Resimde görmüş olduğumuz ceviz ve geriye kalan 400 milyon tane kataloglanmış olan fosil bize evrim teorisinin öne sürdüğü bir türün ortak bir atadan yavaş gelişmelerle zaman içerisinde değiştiği düşüncesini tamamen ortadan kaldırmaktadır. Çünkü bulunan tüm fosiller günümüzde yaşayan türünün kendisiyle yani şekil olarak aynısı, eğer hala yaşıyorsa, veya soyu tükenmiş bir canlıysa bulunan en genç fosiliyle aynı şekli bize göstermektedir. Dolayısıyla Charles Darwin’in bundan 150 yıl önce iddia ettiği gibi canlılar yavaş gelişmelerle başka türlere dönüşmüyor, onlar Allah’ın yaratmasıyla aniden ve tastamam olacak şekilde varolup asla ve kat’a hiçbir değişiklik yani başka bir türe doğru hiçbir yönelme göstermemişlerdir. Resimde görmüş olduğunuz ceviz ve diğer 400 milyon ve toprağın altındaki milyarlarca fosil hep bir ağızdan “bizi Allah yarattı, evrim hiçbir zaman olmadı” demektedir.

Video: http://www.youtube.com/watch?v=pbWJjg2wdis
FOSİL NO: SP3916
YAŞ: 2.5 milyon yıllık
DÖNEM: Pliosen
BULUNDUĞU YER: Maas Nehri yatakları, Beers, Hollanda
Kaynak: http://www.yaratilismuzesi.com/fosiller/143309/ceviz-fosili-2.5-milyon-yillik-pliosen-river-maas-yataklari-beers-hollanda

Ücretsiz kitap: Yaratılış Atlası – Cilt 4
http://harunyahya.org/tr/Kitaplar/116028/Yaratilis-Atlasi—Cilt-4

yaratilis atlasi recep tayyip erdogan

Evrimin Fosillere Yenilişi
http://harunyahya.org/tr/Kitaplar/3800/Evrimin-Fosillere-Yenilisi
evrim teorisi kitap harun yahya adnan oktar

Adnan Oktar AK Parti’nin felsefi zeminini güçlendirip sağlamlaştırdı

 

DİDEM ÜRER: Sırrı Süreyya Önder, Sebahat Tuncer ve Tuğrul Kürkçü HDP’ye geçmek için BDP’den istifa etmişti. Öcalan’ın çatı partisi olarak nitelenen HDP büyük kongresinde parti organları için seçim yapıldı ve genel başkan Sebahat Tuncel seçildi.

ADNAN OKTAR: Hayırlı uğurlu olsun. Partiler meseleyi halletmez. Şimdi, parti kurarsın, eğer halk komünist olarak eğitilirse, herhangi bir komünist parti kurarsın, ezer geçer. Halkı dindar eğitirsen, bir sağ parti kurarsın ezer geçer. Partiden bir şey çıkmaz o anlamda, halkın eğitilmesi çok önemlidir. Sokak sokak, cadde cadde, ev ev halkın eğitilmesi. Bunu kim yaparsa, iktidar ona göre şekillenir. Eğitim. Mesela MHP o zamanlar ülkü ocaklarını kurmuştu, ben Tokat’a gittiğimde, sokakta gezerken kahvehanelere baktım, hep böyle ülkücülerin hakim olduğu, onların kültürünün anlatıldığı dergahlar şeklindeydi. Tokat’ta ülkücüler için bir kamp oluşturulmuştu, o kamptaki çalışmaların fotoğrafları vardı, çeşitli spor çalışmaları, eğitim çalışmaları. Ülkücüler o devirde, ev ev, sokak sokak, cadde cadde eğitim faaliyetleri yaptılar. Küçük küçük kahvehaneler açtılar, küçük lokaller açtılar, kulüpler, dernekler açtılar çok büyük emek verdiler. Ama muazzam bir kararlılıkla. Kısa MHP acayip güçlendi, eğitim sonucu. Mesela Adalet Partisi’nin güçlü olmasının nedeni Nur talebeleridir, Bediüzzaman’dır. Yoğun faaliyet yapması nedeniyle Anadolu’da her yerde, halkı ılımlı sağa yönlendirmiş oldular ve o Adalet Partisi’ne yaramış oldu. Sonra ANAP’a yaradı, sonra AK Parti’ye de faydası oldu. Fakat AK Parti’nin döneminde felsefi zemin, ilk başlangıçta zayıftı. Biz AK Parti’nin felsefi zeminini müthiş güçlü hale getirdik. Ondan sonra da AK Parti de müthiş güçlü hale geldi. Yoksa sağ Türkiye’de hep güçsüz ve pasifti. Adnan Menderes iktidara geliyordu, adamlar ağza alınmadık laflar ediyordu, o da kibarca cevaplar veriyordu, gücü yetmiyordu. Demirel hep pasif konumda kalmıştır, ucu ucuna iktidarını devam ettirmiştir. Turgut Özal da öyle, ucu ucuna ANAP’ı iktidarda tutabilmiştir, zor bir iktidar dönemi olmuştur. Onca verdikleri tavize rağmen. Solun baskısından kurtulmak için Adnan Menderes rahmetli, Bediüzzaman Hazretleri’ni ezim ezim ezmiştir, sırf solun baskısından kurtulmak için, onlara şirin görünmek için. Adalet Partisi döneminde de, sağ biraz rahat etmiştir ama sağ hep baskı altında kalmıştır. Hep sol böyle el üstünde tutulan çocuk konumunda olmuştur. Kırıp yıksalar bile, dağıtıp dökseler bile, onlara karşı anlayışlı bir zihniyet her zaman devam etmiştir. Ama sağcılar bir şey yaptığında, çok şiddetli karşılık almışlardır. AK Parti’nin de ilk dönemlerinde güçlü bir çıkış yaptı, yani klasik sağ iktidarı olarak, Demokrat Parti’nin devamı olarak bir çıkış yaptı. Ama siyasi felsefi zemini yoktu. Biz siyasi felsefi zeminini çok güçlü hale getirdik, Darwinizmi, materyalizmi yıkarak. Solun o taşkın, biraz da korunan, bir ailenin bir çocuğu havası böylece gitmiş oldu. Hükümetin eli çok güçlendi ve istediği gibi atak yapar hale geldi. Bir de geçmiş tecrübelerden istifade ettiği için AK Parti iktidarı, sağ kitle partilerinin yaptığı o büyük hataları yapmadılar. Yahut çok azaltmış oldular. Felsefi zeminleri çok güçlü olduğu için, şu an tepmez-devrilmez bir iktidar görüntüsü var. Çünkü siyasi felsefi zemin çok güçlü. Boşluk odakları oluşuyor, zaman zaman arada hava boşlukları oluşuyor, yani bu hükümeti sarsabilecek yerler. Ama biz onu çabuk tespit edip, hemen o hava boşluğunu doldurduğumuz için hükümet asfalt yolda gidiyor adeta. Mesela bu Gezi olaylarında da muazzam açıklar verilmiş gibi oldu, fakat biz o açıkların tamamını doldurduk. Muazzam atak yolları oluşturdular, fakat o atağın bütün yollarını ilimle irfanla, gerçeklerle, bilgiyle, akılla kesmiş olduk. Yani felç oldu sol o anlamda.

Evet, Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Hocam bildiğiniz gibi HDP’nin, BDP’nin aksine Kürtçü bir parti olmayacağı ve tüm Türkiye’yi kucaklayacağı söyleniyordu. Ancak parti kongresinde toplanan kalabalıklar halaylar eşliğinde PKK bayraklarını da taşıyarak Apo’cu marşı diye bilinen bir marşı birlikte söylediler.

ADNAN OKTAR: Tabii ki o partinin sol eğilimli olacağı açık, Marksist eğilimi olacağı açık. Ama eğittikleri bir insan kitlesi var, onlara güvenerek bunu ortaya koyuyorlar. Yani kahvehanelerde, evlerde, sokaklarda her yerde bir eğitim oluyor. Ben, bazen Anadolu’da gittiğim yerlerde lokallere girerdim, kahvehanelere girerdim bakardım, her kahvehane eğitim yeriydi. Mesela halk evi derler, bakarız gideriz, orada solcular toplanırlar, yeni gelen bir misafir olduğunda hemen ona komünizmin kısa bir tarihini anlatırlardı. Eğer akrabasıysa, yakınıysa, arkadaşlarıysa o da orada bir öncü Marksist olurdu, yani ön Marksist olurdu. Hemen sempatizan olurdu kabul ederdi. İşte “Marksizm’den gaye; sosyal adalettir, sevgidir, buradaki arkadaşların hepsi de Marksist, Marksizm dünyanın kurtuluşudur” buna benzer bir şeyler, yani kulak dolgunluğu. “İnsanlar evrimle meydana geldi, tarih de evrimle meydana geldi. Tarih bir dönüşüm içerisinde, yeniden komünal hayata döneceğiz, zenginlerin parasını alacağız, evlerini alacağız, bütün imkanlarını alacağız, aile olmayacak.” Adam ilginç geliyor böyle bir şey. Yani ilk duyduğunda heyecanlanıyor. Dini imanı da zayıfsa, araştırma gücü de yoksa, “bu adamlar zaten kültürlü birikimli adamlar, ben bunlara inanayım” diyor. Ve çok çabuk gelişen bir ideolojidir Marksist ideoloji. Çünkü Marksizm’de çok kolaydır hayatı anlatma şekli, çok sıradan ve çok basittir. Yani öyle zorluğu da yoktur hep kolaylık üstünedir. Çünkü aile kavramı yok, çünkü aile kavramı onun için bir sorun, o gitmiş oluyor. Çocuk devletin oluyor “oh çocuktan da kurtulduk” diyor. Cinsellik hayatı desen, komün hayatı var, yani isteyen istediğiyle ilişkiye girebiliyor. Yani din ahlakı kavramı yok. Mal zaten bölüşülüyor, herkesin malını bölüşüyor, iş imkanı diye zaten bire konu yok, devlet anında iş veriyor. Hayata böyle bakan bir insan için, hayata din derinliğiyle, İslam, Kuran derinliğinde bakmak istemeyen bir insan için bu bir kolaylık yolu olmuş oluyor ona, cazip geliyor. “Ben de komünist oldum” diyor ve böylece komünizm halk arasında kolayca yayılıyor. Din kolay değildir. Yani sağın yaşanması da öyle kolay değildir. Çünkü dinde birçok sorumluluklar vardır, helaller, haramlar vardır, akıl kullanılması gerekir, derinliği vardır. Ama solda derinliğe ihtiyaç yoktur. Yani çok kolay yaşarsın, her şey kolaydır. Bir de istediğin gibi istediğine saldırma ruhu da veriyor, Marksizm’in bir yönü de bu; fakirlerin zenginlere saldırabileceğini onlara telkin ediyor. O zaman o da onlara cazip geliyor çünkü zenginlere karşı öfke oluyor fakirlerin bir kısmında bazen, onu da kullanmış oluyorlar. Dolayısıyla komünizmin de avantajlarını da; tabii uygun kafadaki insanlara olan avantajlarını da iyi anlatırsak, tehlike daha iyi kavranmış olur.

Sayın Adnan Oktar’ın A9 TV’deki canlı sohbetinden (28 Ekim 2013; 21:00)
Video: http://www.youtube.com/watch?v=8Ee5PeNSgc8

Ücretsiz kitap: Komünizm Pusuda
http://harunyahya.org/tr/Kitaplar/781/Komunizm-Pusuda
komunizm pusuda komunist ak parti akp gezi parki adnan oktar recep tayyip erdogan

Komünist Kürdistan Tehlikesi
http://harunyahya.org/tr/Kitaplar/146212/Komunist-Kurdistan-Tehlikesi
komunis tkurdistan tehlikesi recep tayyip erdogan akp ak parti adnan oktar

Komünist Çin’in Zulüm Politikası ve Doğu Türkistan
http://harunyahya.org/tr/Kitaplar/779/Komunist-Cinin-Zulum-Politikasi-ve-Dogu-Turkistan
komunist cin dogu turkistan recep tayyip erdogan akp ak parti adnan oktar

Adnan Oktar: Müslümanların Ramazan’da İttifakla İttihad-I İslam İçin Dua Etmeleri, İttihad-ı İslam’ı Çabuklaştırır

adnan oktar ittihadi islam birligi misir mursi ramazan dua

 

Günümüzde dünya üzerinde 30’dan fazla silahlı çatışma alanı  bulunuyor. Esas düşündürücü olan ise bunların %80’den fazlasının Müslüman topraklarından oluşması. Bu konuda özellikle sürekli olarak gündeme gelen ülkeler Filistin ve Suriye’dir. Oysa Afganistan, Pakistan, Burma, Yemen, Somali, Libya, Sudan, Nijerya, Fildişi Sahilleri, Bangladeş, Mali, Cezayir ve bunun gibi diğer pek çok ülkede çatışmalar halihazırda devam etmektedir.

İslam Ülkelerinin Günümüzdeki Sorunlarında Küresel Güçlerin Payı ve Gerçekler

charles darwin evrim teorisi ramazan birlik

 

İslam ülkelerinin söz konusu durumu gündeme geldiğinde, bu konuda yapılan yorumlar hep aynı yönü gösterir. Sorumlu ya Amerika’dır, ya İsrail, ya sömürgeci Avrupa devletleri ya da o her zaman baş suçlu ilan edilen “küresel güçler”dir. Elbette bugüne kadar bir kısım Evanjeliklerin ve bazı yanlış bilgi sahibi Müslümanların, Müslümanlar ve Ehl-i Kitap arasında büyük bir savaş yaşanacağı yönündeki yanlış inançları nedeniyle hatalı bir siyaset izlenmiştir. Özellikle Evanjeliklerin Amerikan dış politikasındaki etkin rolü, geçtiğimiz Amerikan hükümeti döneminde Irak ve Afganistan’ın işgaline, hem milyonlarca masum Müslümanın hem de Avrupalı ve Amerikalıların kanının akmasına sebep olmuştur. Bazı Evanjelikler, farklı mezheplerden Hristiyanlar ve az sayıda da olsa birtakım Museviler, dökülen kanın şiddetlenerek artacağına inanmakta ve Müslümanlarla Ehl-i Kitap arasında büyük bir savaş öngörmektedirler.

Batı dünyasının ve özellikle sömürgeci ülkelerin Müslüman topraklarına yönelik bir çıkar politikasının yıllarından beri devam etmekte olduğu bir gerçektir. Bir kısım sinsi güçlerin Evanjelik Hristiyanları Müslümanlara karşı kışkırttıkları ve bu nedenle özellikle Ortadoğu’yu bir savaş alanı haline getirmeyi planladıkları da ortadadır. Dünyada radikal zihinler sadece İslam dünyasına ait değildir. İslam’a karşı gruplaşan radikal güçlerin de planları daima vahşi olmuştur. Dolayısıyla söz konusu Batılı radikallerin emelleri, daima İslam dünyasını zayıflatmak, küçültmek, sindirmek, yoksullaştırmak ve onları değersiz görmeye ve göstermeye yönelik olmuş ve bu konuda da oldukça başarı  elde etmişlerdir.

Ama bir de bu konuya Müslümanlar açısından bakmak gerekiyor. Acaba tüm sorumluluğu Batı’ya yüklemek doğru mu? Aslında değil. Bunu anlamak için şu an sefalet ve vahşet yaşayan birkaç İslam ülkesine yakından bakmak yeterlidir

Vicdan ve fazilet sahibi, Allah’tan korkan kimselerin, dünyanın dört bir yanındaki Müslümanların yaşadığı sıkıntıları gördükleri halde bunu göz ardı edip sadece kendi isteklerinin ve dertlerinin peşine düşmeleri, sıradan dünya menfaatleri uğruna bu sorumluluklarını bir kenara bırakabilmeleri mümkün değildir. Bu nedenle böyle bir durumda kişinin yalnızca kendisi harekete geçmekle kalmamalı, diğer Müslümanları da, birlik olup, güzel ahlakın tüm yeryüzüne yayılması, zulümlerin sona ermesi için çaba harcamaya  çağırması gerekmektedir. Allah bu ahlakın gerekliliğini, “… Müminleri hazırlayıp-teşvik et…” (Nisa Suresi, 84) ayetiyle insanlara bildirmiştir.

Müslümanların Sorunlarının En Önemli Nedenlerinden Biri Arap Sosyalizmidir

Arap sosyalizmi, 20. yüzyılın ikinci yarısından itibaren Müslüman Arap dünyasını etkilemeye başlamıştır. Osmanlı İmparatorluğunun yıkılışından sonra özellikle Ortadoğu’da Batılı güçler tarafından çizilen sınırlar bölgedeki Müslümanlara bir anda etnik kimlik yüklemiştir. Daha önce bir arada sadece Müslüman kimliği ile kardeşçe yaşayan toplumlar, suni olarak oluşturulmuş sınırlar içinde bir anda İslam yerine milliyetçiliğe veya daha da kötüsü sosyalist milliyetçiliğe sarılmaya başlamışlardır. Bir kısım ülkelerde İslam değerleri yerine Marksist ilkeler benimsenmiştir. İslam’ın hoşgörüsü yerine Marksizm’in vahşeti yer almış, Batı’nın böl-yönet politikası bir anda hem din hem de milletler içinde kendisini göstermeye başlamıştır. Ülkeler sosyalist diktaların yönetimine girerken Filistin gibi bazı topraklarda da komünist direniş güç kazanmıştır. İran’da yaşanan ihtilal dahi, her ne kadar neticesinde “İslam Cumhuriyeti” adını alsa da, Fransız komünistleri arasında inşa edilen, kurulmasından itibaren de komünist blokta yerini alan bir devlet ortaya çıkarmıştır.

Şii-Sünni, Arap-Acem, Kürt-Türk çatışması yine bu düşüncenin ürünü olarak ortaya çıkmış ve Ortadoğu paramparça olduğu gibi, burada kurulan ülkeler de parçalara bölünmüştür. Irak gibi bir ülke bile artık günümüzde üç parçaya ayrılmıştır.

RAMAZANBIRLIK3

 

Suriye’de Hizbullah ve İran’ın Baas rejimin yanında yer alması, İslam dünyasında 1950’lerden bu yana bir belaya dönüşmüş olan Arap Sosyalizminin çirkin ittifakının bir diğer sonucudur.

Irak ve Suriye’de Baas rejimi komünist siyasi yapıyı oluşturmuştur. Akademik, siyasi, askeri ve bürokratik kadrolar, koyu Stalinist parti kadrolarından yetiştirilmiş, Baas Partisi en küçük organından en yüksek organına kadar Leninist bir stil olan hücre yapılanmasıyla idare edilmiştir. Bu hücre yapılanması sayesinde Baas Partisi uzun yıllar boyunca hem Suriye’de hem de Irak’ta halkın ve bürokrasinin üstünde ağır bir baskı yapılanması kurmuştur. Amerikan müdahelesiyle Irak Baası dağılırken, Suriye’de ise Baas çözülmemek için hala direnmektedir. Ve tüm klasik baskıcı komünist rejimlerin yaptığı gibi kendi insanını katlederek ayakta kalmaya çalışmaktadır.

Durum Arap yarımadası dışında yer alan Müslüman ülkelerde de  benzer biçimde gelişmektedir. Örneğin Afrika’da Somali 1960 yılında bağımsızlığını ilan ettikten sonra Marksist bir lider olan Barre’nin hegemonyası altında dönemin komünist ülkelerine güvenmiş ve tarım sektöründen maden yataklarına kadar tüm zenginliğini çeşitli dış güçlerin eline vermiştir. Tıpkı Mali’de olduğu gibi güneyde radikal İslam gruplarının çeşitli etkileri görülürken, ülkenin genelinde komünist tahribatın etkisi devam etmiş ve yüzlerce yıldır birbirleriyle hiçbir sorunu olmayan yüzlerce Müslüman aşiret, birbirleriyle savaşır hale gelmiştir.

Uranyum ve petrol yatakları bakımından son derece zengin Nijerya’nın halkı, yoksulluk sınırının altında yaşamaktadır. Ülke İngiliz hakimiyetinden kopup bağımsızlığını kazandığında, sömürülecek alanlar hiçbir zaman İngiltere tarafından terk edilmemiştir. Ülkeleri zayıflatmanın en önemli yöntemi olan böl-yönet politikası, radikal unsurların devreye sokulmasıyla tıpkı Somali’de ve diğer Müslüman Afrika ülkelerinde olduğu gibi Nijerya’da da uygulanmış ve ülke parçalara ayrılmıştır. Bölünme ve çatışmalar daha çok bölünme ve çatışmayı beraberinde getirmiş ve yüzlerce yıldır dostluk içinde yaşayan kabileler birbirleriyle çatışır hale gelmişlerdir.

Sudan’da, Bangladeş’te, Endonezya’da ve diğer pek çok İslam ülkesinde de benzer olaylar yaşanmaktadır. Müslüman Afrika ülkelerinin bir kısmı komünistleştirilmeye çalışılarak, bir kısım Ortadoğu ülkelerinde Marksizm yaygınlaştırılarak, bu ideolojinin en büyük tahribatlarından biri olan “şiddeti hak arama yolu olarak” gören ve Kuran’ın ruhundan çok uzak olan nesiller yetiştirilmiştir. Birbiriyle sürekli kavga halinde olan, kardeşlik ruhunu unutmuş, bilimden ve sanattan da uzaklaşmış katı yapı Müslüman aleminin büyük bir kısmında yaygınlaşmıştır. Bu tahribatın izleri günümüzde Müslümanların acı çekmelerinin en büyük nedenlerinden biridir.

www.hadislerdemehdi.com

İslam Dünyasının En Büyük Sorunlarından Biri Mezhep Çatışmalarıdır

RAMAZANBIRLIK4

 

İslam ülkelerinin bir kısmında Sünnilerle Şiiler, Alevilerle Vahabiler birbirlerine düşürülerek zaten birbirleriyle çatışan İslam ülkelerinin kendi içlerinde de parçalara ayrılması gerçekleşmiştir. Komünizmin vahşet politikası, mezheplerin birbirlerine düşürülmesi ve Müslümanların dinlerinden ziyade milliyetlerini ön planda tutmaları onları zayıflatmıştır. Sömürgeci ülkeler ilk kıvılcımı başlatmış olsalar da sonraki vahşete esas izin veren ise Müslümanların kendileri olmuştur. Bu ülkeler bölünmeyi makul görmüşlerdir. Birbirlerini kardeş değil düşman olarak görmüşlerdir. Bu zihniyetin sonucu olarak şu an çatışma yaşanan İslam coğrafyasının çok büyük bir kısmında Müslümanlar Müslümanları katletmektedirler. Bu katliamın en ibret verici örneği kuşkusuz ki Suriye’de yaşanmaktadır.

Suriye’de yaşananlar bir yandan komünist Baas zihniyetinin vahşetini gözler önüne sererken  bir yandan da İslam aleminin önemli bir konusu olan Şii-Sünni ayrımını gündeme getirmiştir.

Öncelikle şunları ifade etmekte fayda var: Şii de Sünni de Vahabi de aynı Allah’a iman eden, aynı Peygambere biat etmiş, aynı Kitaba inanan, aynı kıbleye dönen yani bir olan Müslümanlardır. Farklı meşrepler, farklı yollar, farklı uygulamaları olabilir, ama bu farklılıkların hiçbiri birinin diğerine düşman olması için bir mazeret değildir. Bu farklılıkların hiçbiri dost olmaya engel değildir. Bu farklılıkların hiçbiri, özellikle de İslam aleminin başında bu kadar çok sıkıntı varken, birlikte hareket etmeye engel değildir. Hepsinden önemlisi, bu farklılıklar asla Kuran’ın “Müslümanların kardeş olduğu” hükmünü unutturmamalıdır. Yanlışları eleştirirken de doğruya davet ederken de bu bilinçle hareket etmek gerekir. Bu sebeple, gerek Irak’ta uzun yıllardır devam eden çatışmaları gerekse Suriye’de yaşanan garip işbirliklerini değerlendirirken bunu körü körüne bir Şii düşmanlığı veya İran karşıtlığı üzerinden yapmak çok çirkin olur. Akılcı ve makul olan ve elbette Kuran ahlakına uyan, olayları kör bir kavgaya dönüştürecek öfke dolu bir dil kullanmak değil, kardeşliği tesis edecek itidalli ve sevgi dolu bir dil kullanmaktır.

www.turkislambirligimujdesi.com

Müslüman Alemindeki Sorunların Asıl Nedeni Kuran Ahlakından Uzaklaşmış Olunmasıdır

Bilindiği gibi İslam ülkelerinin bir kısmında yaşanan acılar sadece dış dünyadan kaynaklanmamakta, farklı etnik kökenler, farklı mezhepler, farklı kültürlerden Müslümanlar arasında da -Kuran ahlakına tamamen aykırı olarak- çatışmalar yaşanmaktadır. Allah’ı bir, dini bir, Kitabı bir, Peygamberi bir olan ve Allah’ın emriyle kardeş olmaları gereken Müslümanların birbirleriyle çatışıyor olması hiç şüphesiz üzerinde önemle düşünülmesi gereken bir durumdur. Çünkü Kuran’a göre müminlerin birlik olmaları farzdır. Ayetlerde şöyle buyrulur:

“Allah’ın ipine hepiniz sımsıkı sarılın. Dağılıp ayrılmayın. Ve Allah’ın sizin üzerinizdeki nimetini hatırlayın. Hani siz düşmanlar idiniz. O, kalplerinizin arasını uzlaştırıp-ısındırdı ve siz O’nun nimetiyle kardeşler olarak sabahladınız. Yine siz, tam ateş çukurunun kıyısındayken, oradan sizi kurtardı. Umulur ki hidayete erersiniz diye, Allah, size ayetlerini böyle açıklar.” (Al-i İmran Suresi, 103)

“Müminler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını bulup-düzeltin ve Allah’tan korkup-sakının; umulur ki esirgenirsiniz” (Hucurat Suresi, 10)

“Allah’a ve Resulü’ne itaat edin ve çekişip birbirinize düşmeyin, çözülüp yılgınlaşırsınız, gücünüz gider. Sabredin. Şüphesiz Allah, sabredenlerle beraberdir.” (Enfal Suresi, 46)

“Ve haklarına tecavüz edildiği zaman, birlik olup karşı koyanlardır.” (Şura Suresi, 39)

RAMAZANBIRLIK5

 

Burada Müslümanların birlik olmasıyla ilgili olarak sadece birkaç ayete yer verilmiştir. Bu ayetlerden ve Kuran’da bildirilen diğer ayetlerden açıkça anlaşıldığı gibi;

  1.  Müslümanların birlik olmaları,
  2.  Kardeşçe bir sevgi ve şefkatle birbirlerine bağlı olmaları,
  3.  Çekişip tartışmamaları,
  4.  Birbirlerinin velileri ve dostları olmaları,
  5.  Birbirlerini her koşulda koruyup kollamaları,
  6.  Birbirleriyle istişare halinde olmaları,
  7.  Kenetlenmiş bir bina gibi tek safta olup, inkarcı zihniyete karşı ilmi bir mücadele yapmaları farzdır.

Tüm bunlara aksi bir tutum içinde olmak, yani;

  1.  Birleştirici değil ayırıcı olmak,
  2.  Müslüman kardeşlerine sevgiyle ve şefkatle yaklaşmamak,
  3.  Müslüman kardeşlerine karşı affedici, koruyucu ve kollayıcı olmamak,
  4.  İnkara karşı verilen ilmi mücadelede Müslümanlarla kenetlenmiş bir bina gibi olup birlikte fikri mücadele içinde olmamak haramdır.

Eğer İslam alemi güçlü, istikrarlı, müreffeh bir medeniyet olmak, dünyaya her alanda yön vermek ve ışık tutmak istiyorsa, birlik halinde hareket etmek zorundadır. Bu birliğin yokluğu, Müslüman ülkeler arasındaki ayrılık ve dağınıklık, İslam dünyasından ortak bir ses yükselmemesi, mazlum Müslüman halkları da savunmasız bırakmaktadır. Filistin’de, Keşmir’de, Doğu Türkistan’da, Moro’da ve daha pek çok yerde zavallı kadınlar, çocuklar ve yaşlılar ihtiyaç içinde zulümden kurtarılmayı beklemektedirler. Bu masum insanların sorumluluğu herkesten önce, İslam dünyasının üzerindedir.

Müslümanlar, Peygamberimiz (s.a.v.)’in  “Müslüman, Müslümana zulmetmez ve onu tehlikede bırakmaz” (Ebu Davud, Edeb 46, (4893); Tirmizi, Hudud 3, (1426); Buhari, Mezalim 3, İkrah 7; Müslim, Birr 58) sözünü hatırlarından çıkarmamalı ve bu söze uygun hareket etmelidirler.

www.yasananahirzaman.com

Dünyadaki Zulmün Durmasını İsteyen Müslüman Kardeşlerimiz Mübarek Ramazan Ayında Can-ı Gönülden İttihad-ı İslam İçin Dua Etmelidirler

Allah Kuran’ın pek çok ayetinde müminlerin birbirlerinin velileri olduklarını bildirmiştir. “Veli” kelimesinin anlamı dost, koruyucu, yardımcı ve destekçidir. Buna göre Müslümanların birbirlerini dost edinmeleri, birbirlerini korumaları ve birbirlerine destek olmaları Allah’ın onlara bir emridir.

Allah bir ayetinde müminlerin birbirlerini veli edinmeleri gerektiğini şöyle bildirmektedir:

“Sizin dostunuz (veliniz), ancak Allah, O’nun elçisi, rüku ediciler olarak namaz kılan ve zekatı veren mü’minlerdir.” (Maide Suresi, 55)

Bir sonraki ayette ise Allah müminlerin birbirlerini dost ve veli edinmeleri durumunda inkarcılara karşı sürdürdükleri fikri mücadelede mutlaka galip geleceklerini şöyle bildirmektedir:

“Kim Allah’ı, Resûlü’nü ve iman edenleri dost (veli) edinirse, hiç şüphe yok, galip gelecek olanlar Allah’ın taraftarlarıdır.” (Maide Suresi, 56)

Bu ayetten ve Kuran’ın daha pek çok ayetinden anlaşılmaktadır ki, müminler birbirlerini sevip dost edinirlerse, birbirlerine destek olurlarsa inkarcıların inananlara uyguladıkları kötülüklere kesin olarak son verecek ve Allah’ın emrettiği güzel ahlakı yeryüzünde yerleşik kılacaklardır. Açıktır ki, günümüzde dünyanın pek çok yerinde yaşanan adaletsizlikleri, zulüm ve haksızlıkları durduracak olan, tüm Müslümanların birbirlerini kardeşçe kucaklamaları, aralarındaki uzaklıkları ortadan kaldırarak bir an önce birleşmeleri ve İttihad-ı İslam’ı oluşturmalarıdır.

Geçmişte bir kısım hatalar yapılmış olabilir. Fakat şu an Müslümanlar olarak kendi sorumluluklarımızı görmek zorundayız. İslam ülkelerinin yatışmasının yolu başkalarını suçlayarak vakit kaybetmek değil, Allah’ın emri gereği birlik olmaktır. Allah, Enfal Suresinin 73. ayetinde, “İnkar edenler birbirlerinin velileridir. Eğer siz bunu yapmazsanız (birbirinize yardım etmez ve dost olmazsanız) yeryüzünde bir fitne ve büyük bir bozgunculuk (fesat) olur.” (Enfal Suresi, 73) buyurarak bu ayetin hükmünü gerçekleştirmiştir. Müslümanlar dostluklarını kaybettikçe, bölünüp parçalandıkça yeryüzünde çatışma ve bozgunculuk artmıştır. Bu nedenle  çözüm Müslüman aleminin, Kuran ahlakının gerektirdiği biçimde birlik olmasıdır.

Hiç şüphe yok ki Allah’tan korkan, vicdan sahibi hiçbir Müslüman, kardeşlerinden yüz çevirmenin ve kardeşleriyle birlik olmamanın karşılığında ortaya çıkan kargaşanın ve zulüm dolu ortamın oluşturduğu fitnenin vebalini yüklenmek istemez. Ne var ki Müslümanların birleşmesi için gayret etmeyen herkes şahit olduğu acılardan, zulüm ve haksızlıklardan, savaşlardan sorumlu olacaktır.

RAMAZANBIRLIK2

 

Allah’ı, Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’i ve mümin kardeşlerini seven her Müslüman, dünyanın dört bir yanında esaret altında yaşayan milyonlarca mazlum insanın, zulüm gören, işkenceye uğrayan, evlerinden sürülen, yokluk içinde yaşamak zorunda bırakılan kardeşlerinin sorumluluğunu üzerinde hissetmeli ve onların huzur ve güvenliğe kavuşmaları için İslam dünyasının bir an önce birleşmesini istemelidir. Nitekim mağdur olan kardeşlerimizi içinde bulundukları durumdan kurtarmanın en kısa, en etkili, en kesin yolu İttihad-ı İslam’ın sağlanmasıdır.

Zulmün durmasını isteyen kardeşlerimiz bu mübarek günlerde Müslüman dünyasının kurtuluşu için “Ya Rabbi, İttihad-ı İslam’ı bir an önce meydana getir”, “İttihad-ı İslam’ı hemen oluştur” diye Allah’a dua etmelidirler. Allah müminlerin dualarına icabet edendir. Bu güzel ve hayırlı duayı yapan kardeşlerimiz inşaAllah kısa süre sonra dualarının gerçekleştiğini göreceklerdir. Israrla bu duayı yapan, bu duaya ilişkin faaliyetlerde bulunan müminler hiç kuşkusuz büyük bir sevap işlemiş olacaklardır.

İslam Birliğini sağlayacak olan Allah’tır, bizlere düşen bu birliğin kurulması için Allah’a dua etmektir. Bizler Müslümanları daima kardeşliğe çağırmakla, birbirlerini sevmeye, tek Yaradan’ın kulları olduklarını hatırlamaya çağırmakla, dünyadaki her insanı, Allah’ın kulu olarak sevmeye davet etmekle, Allah’ın bu kainatı nefret için değil sevgi için yarattığını hatırlatmakla yükümlüyüz.

Dünyayı güzelleştirmenin sırrı birlik çağrısı yapmaktır. Radikallerin sahte dini sürekli lanet ve nefret ile canlı kalıyor olabilir. Kuran’da bildirilen İslam dinimiz bize sevmeyi ve daima dost olmayı emrediyor. Biz, şartlar ne olursa olsun, zulüm altında bile olsak, sevgiyi konuşmalıyız. Lanet okumak dünyaya asla barış getirmez ama sevgi ve birliği konuşmakla Allah’ın izniyle dünya değişir.

www.dorthakmezhebegoremehdi.com

İslam Aleminin Manevi Liderinin Olmaması Hz. Mehdi (a.s.)’ın Geliş Alametlerindendir

Allah tarih boyunca her kavmi lideriyle, önderiyle birlikte yaratmıştır. Bu, Adetullah’ın gereğidir. Hz. Nuh (a.s.), Hz. İbrahim (a.s.), Hz. Musa (a.s.), Hz. Yusuf (a.s.), Hz. İsa (a.s.) ve Hz. Muhammed (s.a.v.) döneminde iman edenlerin önderi olarak Allah’ın mübarek elçileri İslam toplumlarının başında olmuştur. Hz. Talut (a.s.) döneminde de, Hz. Zülkarneyn (a.s.) döneminde de Müslümanların hep bir lideri olmuştur. Peygamberimiz (s.a.v.)’in ardından da Müslümanlar yakın tarihe kadar hiç başsız kalmamışlardır. Bu dönemde Müslümanların manevi bir liderinin olmaması, Allah’ın takdir ettiği Hz. Mehdi (a.s.)’ın geliş alametlerinden birisidir. Ancak Allah kaderde İslam toplumu için bir güzellik takdir etmiş ve manevi önderleri olmadan geçen bu dönemin ardından onları çok üstün ahlaklı, çok mübarek, sevgi ve şefkat dolu, Müslümanlara çok düşkün, hamiyet-i İslamiyesi çok kuvvetli bir zatla, yani Hz. Mehdi (a.s.)’la müjdelemiştir. Yaklaşık 1.5 asırdır başsız olan İslam alemi, Allah’ın takdir ettiği kaderin gereği olarak, bu yüzyılda Hz. Mehdi (a.s.)’ın manevi önderliği altında birleşecek ve İslam Birliği kurulacaktır inşaAllah.

http://harunyahya.org/tr/Makaleler/165377/Muslumanlarin-Ramazan%E2%80%99da-Ittifakla-Ittihad-I-Islam-Icin-Dua-Etmeleri-Ittihad-i-Islam%E2%80%99i-Cabuklastirir

Boş yere kendini kimse çapulcu ilan etmesin – Adnan Oktar

adnan oktar capulcu kemal kilicdaroglu basbakan recep tayyip erdogan

 

DİDEM ÜRER: Sayın Kemal Kılıçdaroğlu bugün nikah töreninde; “bu iki çapulcuya ömür boyu mutluluklar diliyorum ve onlardan yeni çapulcular bekliyorum” esprisi yapmıştı. Sayın Bülent Arınç da Türk toplumunun reddettiği bir sıfatı evli bir çifte verdiği için, Sayın Kılıçdaroğlu’nu eleştirdi.

ADNAN OKTAR: Çapulcu denen bir şey vardır tabii ki. Çapulcudan Başbakanın kastı, milletimizin kastı; adam öldüren adam öldürmeye kastetmiş, polise saldıran, polisi yakmak için girişimde bulunan , polisin üstüne bomba atan. Molotof kokteyli demek yangın bombası, yangın bombası atıyor. Böyle bir insana ne diyeceksin? Tabii ki çapulcu denir. Böyle bir insana ne diyeceksin? Tabii ki çapulcu denir. Ama barışçıl gençler, kan dökmemiş, cinayet azmi yok, kimseyi yakmaya, yıkmaya yönelik bir içinde hırsı yok. Bu insan niye çapulcu olsun? Onun için orada çapulcunun tarifinin ısrarla yapılması lazım. “Çapulcudan kastımız bu” diye. Boş yere kendini kimse çapulcu ilan etmesin. Çünkü çapulcunun ne olduğu belli. Eskiden beri vardır. Çapulcu vasfı yoksa, demokratik eylem yapan sevecen gençlere niye çapulcu densin? Kimse demez. İnandırıcı da olmaz. Zorla da kendine çapulcu vasfını almaya kalkarsan, bu da yapmacık olur, zorlama olur. Artık espriden de çıkar. Biraz tatsız tuzsuz bir görünüm verir. Espriyi de tadında bırakmak lazım. Aynı espri binlerce kere yapılmaz. Tamam nükteli bir espri bulunduysa bir kere yaparsın, insanlar güler. Hadi iki kere yaparsın güler. Ama yüz kere yaparsan hani “kabak tadı verdi” derler ya böyle, bir acayip bir şey olur. Yakışık almaz. Sayın Kılıçdaroğlu da sevecen bir insan, kökeninde çok sevecen bir insan. Avrupa’ya dönük olması çok güzel. Avrupalılaşmak istemesi çok güzel. İsrail’e, Musevilere şefkatle bakıyor olması çok güzel, inşaAllah.

Adnan Oktar’ın 23 Haziran 2013 tarihli A9 TV röportajından

Archaeopteryx bir ara geçiş formu değildir – Damla Pamir

archaeopteryx damla pamir evrim teorisi

 

Archaeopteryx bir ara geçiş formu değil, soyu tükenmiş bir kuş türüdür.

Video: http://www.youtube.com/watch?v=KYaBvwTaPQQ

Twitter: https://twitter.com/DamlaPamir

Darwin 1859’da Origin of Species (Türlerin Kökeni) isimli kitabını yayınladıktan sonra, onun iddialarını doğrulayacak ara geçiş formu arayışı başlamıştı. 1861’de Bavaria’daki Solenhofen kalkerlerinde bulunan ilk Archaeopteryx fosili de, Darwinistler için teoriyi ayakta tutacak kurtarıcı bir fosil olarak görüldü. “Eski zamanlardan kalma kanat” anlamına gelen Archaeopteryx‘in iskeleti, nadir bulunan, çok kıymetli bir fosil olarak bir banka kasasında koruma altına alındı. 30 cm uzunluğunda, bir karga büyüklüğünde olan bu fosilin Darwinistler için önemi, fosil üzerindeki kuş ve sürüngene ait olduğu iddia edilen özelliklerden kaynaklanmaktaydı. Bir tür heves ve ön yargı ile bu fosil bir ara geçiş formu olarak sunuldu ve evrim teorisine kesin bir delil gibi yansıtılarak birçok müze sergisinde ve ders kitaplarında yerini aldı. Ancak bu fosilin yorumu hakkında yapılan eleştiriler ve ortaya konan çelişkiler duymazlıktan gelindi.

Archaeopteryx‘in kendine özgü birtakım özellikleri, onun evrimciler tarafından sürüngenlerden kuşlara bir geçiş canlısı olarak yorumlanmasına sebep oldu. 150 milyon yıllık, soyu tükenmiş bir kuşa ait olan bu fosilin, kuşlardan çok uzun zaman önce yaşamış, yarı sürüngen-yarı kuş özellikleri taşıyan bir canlıya ait olduğu öne sürüldü. Archæopteryx‘in ön kollarındaki tüylü pençeler, ağzındaki dişler ve kemikli sürüngen benzeri kuyruğu, evrim teorisinin taraflı yorumlarına maruz kaldı. Söz konusu benzerlikler nedeniyle Archæopteryx‘in dinozorlardan türediği fikri, ilk kez 1870’de Darwin’in fikirlerinin savunucularından olan Thomas Huxley tarafından ortaya atıldı.114

Archaeopteryx Fosil Örnekleri

Archaeopteryx türüne ait 7 fosil örneği bulunmuştur. (Bunlara tek tüy fosili dahil değildir.) Bu fosillerin açıklamaları şöyledir:

archaeopteryx fosil ornekleri evrim teorisi

 

Maxburg Örneği

1958’de (Londra türü gibi) Langenaltheim yakınlarında bulundu; 1959’da Heller tarafından tanıtıldı. Tür, yalnızca gövdeden oluşuyordu. Şu an nerede olduğu bilinmemektedir.

Haarlem veya Teyler Örneği

Tür, tüyden 5 yıl önce 1855’de Reindenburg yakınlarında bulundu. Ama bir müzede kaldı ve von Meyer tarafından Pterodactylus olarak sınıflandı. 1970’de Ostrom tarafından fosilin yeniden incelenmesi, tüylerini ve gerçek kimliğini ortaya çıkardı.

Solnhofen-Aktien ve Verein Örneği

1993’te P. Wellnhofer yeni bir tür tarif etti: Archaeopteryx bavarica. Bu türün küçük sertleşmiş bir göğüs kemiğine ve farklı bir tüy görüntüsüne sahip olduğu rapor edildi.

Solnhofen Örneği

1960’larda Eichstatt yakınlarında bulundu ve 1988’de Wellnhofer tarafından açıklandı. Bu tür, başlangıçta Compsgnathus olarak tanımlandı, ama daha sonra Archaeopteryx lithographica olarak tekrar sınıflandırıldı.

Eichstatt Örneği

Bu tür, 1951’de Workerszell tarafından bulundu ve Almanya’daki Münih Paleontoloji Müzesi’nden Peter Wellnhofer tarafından açıklandı. Bu fosil, türlerin en küçüğüdür; diğerlerinin üçte ikisi ölçüsündedir. Archaeopteryx türünden çok farklı olmasına rağmen yine de bir Archaeopteryx lithographica’dır.

Berlin Örneği

1877’de Blumenburg yakınlarında çıkarıldı ve bu Archaeopteryx fosili 1884’te W. Dames tarafından sunuldu. Archaeopteryx örnekleri içinde en ünlüsüdür. Bunun, Londra türünden daha iyi bir tür olduğu düşünüldü, çünkü (ne kadar parçalanmış olsa da) tam bir kafaya sahipti. Sonunda Berlin Müzesi’ne satıldı.

Londra Örneği

1861’de Langenaltheim yakınlarında bulundu, bu Archaeopteryx fosili, Hermann von Meyer tarafından aynı yıl açıklandı. Bu ve Berlin türü, en iyi bilinen Archaeopteryx fosilleridir. Sonunda amatör bir fosil bilimci olan Dr. Carl Haberlein tarafından İngiliz Müzesi’ne satıldı.

Evrim teorisine göre Velociraptor veya Dromaeosaur ismi verilen küçük yapılı dinozorların bir kısmı, ağaçların yüksek dallarından avlarının üstüne atlarken, zamanla kanatlanıp uçar hale gelmişti. Archaeopteryx, sözde dinozor atalarından ayrılan ve yeni yeni uçmaya başlayan ilk türdü. Bu hikaye hemen her evrimci yayında yer alır. Oysa Archaeopteryx fosilleri üzerinde yapılan son incelemeler, bu canlının kesinlikle bir ara geçiş formu olmadığını, sadece günümüz kuşlarından biraz daha farklı özelliklere sahip, soyu tükenmiş bir kuş türü olduğunu ispat etmektedir. Archaeopteryx‘in günümüz kuşlarından farksız bir iskelete, tüy yapısına ve uçuş kaslarına sahip olduğu ve başarılı bir biçimde uçtuğu, bugün bilim dünyasının ortak kabulüdür. Ayrıca bilimsel değerlendirmeler kanıtlamıştır ki, Archaeopteryx sahip olduğu göğüs kemiği115 ve asimetrik tüy yapısıyla116 tam olarak uçucu bir kuştur. Genel evrimci iddiaların aksine, dişlerinin bulunması ise onun bir dinozor olduğunu göstermez.117

Kısacası Archæopteryx birtakım özgün özelliklerinden dolayı, yarı sürüngen-yarı kuş bir “ara form” olamaz. Özellikle 1992 yılında bulunan yedinci Archaeopteryx fosili, bu konuyu kesinleştirmiş, daha önce “sürüngen benzerliği”ne dayanarak ortaya atılan evrimci iddiaları çürütmüştür. Bilim yazarı Richard Milton da Archaeopteryx hakkındaki iddiaların geçersizliğine şöyle değinmektedir:

Kuşkusuz Archaeopteryx keşfedilen önemli bir fosil olsa da, şu anda bu önemin tam olarak ne olduğunu söylemek güçtür. Daha da önemlisi; Darwinistler için bunun, doğal seçmeyle birlikte yürüyen rastgele genetik mutasyon mekanizmasını desteklediğini ileri sürmek imkansızdır.Archaeopteryx bu mekanizmaların hiçbiri için kanıt oluşturmamaktadır, çünkü fosil kayıtlarında, tıpkı Eohippus gibi, hiç bilinen doğrudan atası ve soyu olmayan, tamamen izole bir fosildir.118

Günümüzde Archaeopteryx‘in bir geçiş formu olmadığı anlaşıldığından, pek çok evrimci artık yeni bir delil arayışına girmek gerektiğinde hemfikirdir. Alan Feduccia Archaeopteryx‘le ilgili evrimci iddiaların yanlışlığını şöyle ifade etmektedir:

Paleontologlar Archaeopteryx‘i yerdeki tüylü dinozorlara döndürmeye çalıştı. Ama dönmedi. O bir kuş, tüneyen bir kuş. Hiçbir söylenti bunu değiştiremeyecek.119

Yale Üniversitesi, Jeoloji Kürsüsü profesörü olan John H. Ostrom bir evrimci olmasına rağmen, iddiaların delilsiz olduğunu kendisi de kabul etmektedir:

Zdenek Burian, kuşlardaki uçuşun evriminde Archaeopteryx öncesi basamağın, ki genel olarak Pro-avis (uçuş öncesi) olarak adlandırılır, yeniden düzenlenmesini yapmıştır. Herhangi bir Pro-avis‘e ait hiçbir fosil kanıtı yoktur.120

Bir başka evrimci bilim adamı Colin Patterson, bu tür iddiaların bilimsellikten uzak olduğuna şu ifadelerle değinmektedir:

Archaeopteryx tüm kuşların atası mıdır? Belki evet, belki hayır: Bu soruyu cevaplamanın hiçbir yolu yoktur. Bir formun diğerini nasıl ortaya çıkardığı ve aşamaların doğal seleksiyonla nasıl kayırıldığının nedenlerini bulmak için hikayeler uydurmak yeterince kolaydır. Fakat bu tür hikayeleri teste tabi tutma imkanı olmadığından bilimin parçası değildirler.121

İlerleyen satırlarda detaylarına değineceğimiz bu nedenlerden dolayı, Archaeopteryx‘i “ilkel kuş” olarak tanımlayan evrimci tez yanlıştır. Fakat bu fosilin Darwinistler için vazgeçilmez bir önemi vardır: Bu önem, hayali evrim sürecine bir kanıt olmasından değil, üzerinde rahatlıkla spekülasyon yapılabilmesinden kaynaklanmaktadır. Geçersizliği defalarca ispatlanmış olmasına rağmen, bu fosil mümkün olan her fırsatta çok önemli bir delilmiş gibi gündeme getirilmektedir. Çünkü evrim teorisinin temel iddiasını oluşturan ara geçiş fosilleri bir türlü bulunamamaktadır. Adeta bir “kurtarıcı” olarak görülen ve evrimcilerin kullanabileceklerini sandıkları tek örnek olması bakımından Archaeopteryx‘in gözden çıkarılması, evrim teorisine ağır bir darbe olacaktır. Dolayısıyla Archaeopteryx‘in hala bir delil gibi sunulması, bilimsel değil dogmatik bir vazgeçememe durumudur.

Archaeopteryx Neden Bir Ara Geçiş Formu Değildir?

Evrimciler 19. yüzyıldan bu yana Archaeopteryx hakkında spekülasyon yapmaktadırlar. Ağzında dişlerin, kanatlarında pençe benzeri tırnakların var olması ve uzun kuyruğu, fosilin bu açılardan sürüngenlere benzetilmesine neden olmuştur. Pek çok evrimci Archaeopteryx‘i “ilkel kuş” olarak tanımlamış, hatta bu canlının kuşlardan çok sürüngenlere yakın olduğunu iddia etmiştir. Ancak bu efsanenin çok yüzeysel olduğu; canlının kesinlikle “ilkel kuş” olmadığı, aksine iskelet ve tüy yapısının uçmaya son derece elverişli olduğu, sürüngenlere benzetilen özelliklerinin tarihte yaşamış ve hatta günümüzde yaşayan diğer bazı kuşlarda da bulunduğu zamanla ortaya çıkmıştır.

Günümüzde tanınan ornitologlardan (kuş bilimcilerinden) biri olan Alan Feduccia da bu görüşü savunmakta, Archaeopteryx‘in kuşların ilkel atası olduğu görüşüne karşı çıkmaktadır.122 Feduccia’nın belirttiği gibi; “Archaeopteryx‘in çeşitli anatomik özelliklerini inceleyen yeni araştırmacıların pek çoğu, bu canlının daha önce hayal edilenden çok daha kuş-benzeri olduğunu göstermiştir” ve “Archaeopteryx‘in theropod dinozorlara olan benzerliği çok büyük ölçüde abartılmıştır.123

Archaeopteryx günümüz kuşlarından farklı bazı özelliklere sahiptir, ancak uçucu kuş olduğunu gösteren özellikleri ile gerçek bir kuştur. Archaeopteryx‘in birtakım özgün özelliklere sahip olması, bu canlının bir “ara form” olduğunu göstermemektedir. Archaeopteryx‘in sadece soyu tükenmiş bir kuş türü olduğunun ve yarı dinozor-yarı kuş gibi bir ara geçiş formu olmadığının delilleri kısaca şöyle sıralanabilir:

Archaeopteryx‘in lades kemiği ve sonradan bulunan göğüs kemiği:

Dinozorlar köprücük kemiğine sahip değildir, ancak bütün kuşlar gibi Archaeopteryx de bir lades kemiğine (köprücük kemiğine) sahiptir. Anatomist David Menton, Archaeopteryx‘in lades kemiğinden şu ifadelerle söz eder:

Archaeopteryx güçlü bir lades kemiğine (furkula kemiğine) sahiptir. Kuşlar uçtukça hareket eden X-ışını yöntemi kullanılarak, yakın zamanda yapılan bazı etkileyici çalışmalar, [kuşun] omuz kemerinin uçuş sırasında, kanat darbelerinin inanılmaz kuvvetine karşı koyabilmek için, nasıl esnek olması gerektiğini göstermektedir. Gerçekten de her kanat darbesinde lades kemiğinin nasıl esnediğini görebilirsiniz.124

1990’lara dek Archaeopteryx‘in “sternum”unun, yani göğüs kemiğinin olmaması, canlının uçamayacağının en önemli kanıtı olarak gösterilmekteydi. (Göğüs kemiği, uçmak için gerekli olan kasların tutunduğu, göğüs kafesinin altında bulunan bir kemiktir. Günümüzde uçabilen veya uçamayan tüm kuşlarda, hatta kuşlardan çok ayrı bir familyaya ait olan uçabilen memeli yarasalarda bile bu göğüs kemiği vardır.)

Archaeopteryx Bir Ara Geçiş Formu Değil, Soyu Tükenmiş Bir Kuş Türüdür

archaeopteryx ara gecis formu degildir evrim teorisi

Archæopteryx günümüz kuşları ile çok sayıda ortak özelliğe sahiptir:

 

• Tüyler
• Furkula ya da lades kemiği
• İçi boş kemikler • Göğüs boşluğundaki bölüm
• Pelvis ve bacaklar

 

Archæopteryx uçucu bir kuşun sahip olması gereken tüm özelliklere sahiptir. Dişli çene, pençe gibi sahip olduğu özellikler ise, bir kısım evrimcilerin iddia ettiği gibi onu bir ara geçiş formu yapmaz. Bu özellikler sadece, onun farklı bir kuş türü olduğunu göstermektedir.

Ancak 1992 yılında bulunan yedinci Archaeopteryx fosili, bu tartışmanın yanlış olduğunu gösterdi. Zira bu son bulunan Archaeopteryx fosilinde, evrimcilerin çok uzun zamandır yok saydıkları göğüs kemiği bulunuyordu.125 Nature dergisinde bu yeni bulunan fosil şöyle anlatılmaktadır:

Son bulunan yedinci Archaeopteryx fosili, uzun zamandır varlığından şüphe edilen, ama hiçbir zaman ispatlanamayan bir dikdörtgensel göğüs kemiğinin varlığına işaret ediyor. Bu canlının uzun mesafelerde uçuş yeteneği hala spekülasyona dayalı, ama göğüs kemiğinin varlığı, güçlü uçuş kaslarının olduğunu gösteriyor.126

Alan Feduccia ise bu konu ile ilgili olarak şu yorumda bulunmaktadır:

Archaeopteryx‘in sağlam lades kemiği (furkulası), iyi gelişmiş bir göğüs kası (pectoralis) için uygun bir çıkış noktası oluşturacaktı… DolayısıylaArchaeopteryx‘in bir kara hayvanı olduğu tezi geçersizleşmiştir. Archaeopteryx‘in göğüs kemerinde, onun kuvvetli bir uçucu olmasını engelleyecek bir şey yoktur.127

Bu bulgu, Archaeopteryx‘in tam uçamayan yarı kuş olduğu yönündeki iddiaların en temel dayanağını geçersiz kılmıştır.

Archæopteryx‘in tüylerinin yapısı:

Archaeopteryx‘in gerçek anlamda uçabilen bir kuş olduğunun en önemli kanıtlarından bir tanesi de hayvanın tüylerinin yapısı oldu. Archaeopteryx‘in günümüz kuşlarınınkinden farksız olan asimetrik tüy yapısı, canlının mükemmel olarak uçabildiğini ortaya koydu. Ünlü Paleontolog Carl O. Dunbar’ın belirttiği gibi, “Tüylerinden dolayı bu yaratık (Archaeopteryx) tam bir kuş özelliği gösteriyordu”.128 Paleontolog Robert Carroll ise konu hakkında şu açıklamayı yapar:

Archaeopteryx‘in uçuş tüylerinin geometrisi, modern uçucu kuşlarınki ile tamamen aynıdır, uçucu olmayan kuşların ise tüyleri simetriktir. Tüylerin kanat üzerindeki düzeni de modern kuşlarınkiyle benzerdir… Van Tyne ve Berger’e göre Archaeopteryx’in kanatlarının boyutu ve şekli, tavuk cinsinden kuşlar, kumrular, ağaçkakanlar, çulluklar ve tüneyen ötücü kuşların çoğu gibi, bitki örtüsünün sınırlı açıklıkları boyunca hareket eden kuşlarınkine benzerdir… Uçuş tüyleri en az 150 milyon yıldan beri durağandır (değişmemiştir).129

Alan Feduccia da, Archaeopteryx‘in uçabilen bir kuş olduğunu belirtirken canlının asimetrik tüylerine dikkat çekmektedir:

Asimetrik tüylerin anlamı, bu canlıların uçma yeteneğine sahip olmalarıdır. Devekuşu gibi uçamayan kuşlar, simetrik tüyleri olan kanatlara sahiptirler.130

archæopteryx asimetrik tuy yapisi evrim teorisi fosil

Archaeopteryx Asimetrik Tüy Yapısı İle Günümüz Kuşlarından Farksızdir

 

Archaeopteryx’in gerçek anlamda uçabilen bir kuş olduğunun en önemli kanıtlarından bir tanesi de hayvanın tüylerinin yapısıdır. Archaeopteryx’in günümüz kuşlarınınkinden farksız olan asimetrik tüy yapısı, canlının mükemmel olarak uçabildiğini göstermektedir.

Anatomist David Menton ise, Archaeopteryx‘in tüylerinin kompleksliğini vurguladıktan sonra, bazı evrimcilerin canlıyı kısmen pullu gibi gösterme çabalarının aldatıcılığına şöyle dikkat çeker:

… Tüyler yalnızca kuşun yüzeyine uygulanmamış. Tüylerin liflerle kemiklere bağlandıkları yerlerde, küçük “çıkıntılar” görürüz. Bu yüzden Archaeopteryx‘te birincil ve ikincil kanat tüyleri sırasıyla “el”e ve “ulna”ya tutturulmuştur. Ve kuyruktaki tüyler 20 omurun her birine dikkatle bağlanmıştır. Bu kuşun bacaklarında ve vücudunda çok sayıda küçük tüyler var ve başının da tüylerle kaplı olduğuna dair güçlü kanıtlar vardır. Ancak Archaeopteryx‘in veya onun hayali atalarının resimlerine baktığınızda, ressamların çoğunlukla pullu kafa gösterdiklerini görürsünüz.131

Bir kısım evrimciler, Archaeopteryx‘in tüy yapısındaki bazı özellikleri öne sürerek, bu canlının “ağaçlara tırmanıp oralardan planör gibi süzülen veya kanat çırparak yerden kısa sürede havalanan bir dinozor” olduğunu iddia etmişlerdir. Oysa Archaeopteryx‘in mükemmel yapıda ve asimetrik tüylerinin olduğu, geride bıraktığı tüm kalıntılardan anlaşılmaktadır.

Archaeopteryx‘in kanatlarının ve kanat tüylerinin şekli ve genel orantısı günümüz kuşları ile aynıdır.Archaeopteryx‘in sahip olduğu kanat yapısının 150 milyon yıldır (Jurasik dönemden beri) bir değişikliğe uğramamış olması, Archaeopteryx‘in kanatlarının uçuşa uygun olarak yaratıldığını göstermektedir.Archaeopteryx‘in uçamadığını söyleyenler, onun kanat tüylerindeki asimetrik yapıya açıklama getiremezler.132

Bu canlı, kusursuz uçuş kasları ve uçuşa uygun tüyleriyle, tam bir uçucu kuştur. Daha önce yaşamış yarı sürüngen-yarı kuş hiçbir canlının fosiline rastlanmamıştır. Dolayısıyla Archaeopteryx günümüz kuşları kadar “uçucu” olan yapısıyla evrim teorisi aleyhinde önemli bir delildir.

Archaeopteryx‘in kanatlarındaki pençeler:

archæopteryx hoatzin penceli kanat evrim teorisi

Günümüzde Venezuella’da yaşayan Hoatzin kuşları da aynı Archaeopteryx gibi pençeli kanatlara sahiptir. Dünyada pençeli kanatlara sahip başka birçok kuş türü vardır. Bu durum, pençeli kanatların bir ara geçiş formu özelliği olduğu iddiasını yıkmaktadır.

Evrimciler Archaeopteryx‘in kanatlarında pençeler olmasını, Archaeopteryx‘in dinozorlardan evrimleştiğine ve bu canlının bir ara geçiş formu olduğuna delil olarak kullanırlar. Oysa bu özellik canlının sürüngenlerle herhangi bir şekilde bir ilgisi olduğunu göstermez. Nitekim günümüzde yaşayan iki tür kuşta, Touraco corythaix ve Opisthocomus hoazin‘de de dallara tutunmaya yarayan pençeler bulunmaktadır. Bu canlılar, hiçbir sürüngen özelliği taşımayan, tam birer kuştur. Dolayısıyla Archaeopteryx‘in kanatlarında pençeleri olduğu ve bu sebeple de bir ara form olduğu yönündeki iddia geçersizdir.

Ayrıca 1983 yılında İngiliz Doğa Tarihi Müzesi’nde, kanatlarında pençeleri olan 9 ayrı kuş ailesine ait birçok türün örnekleri sergilenmiştir.133 Dolayısıyla kanatlardaki pençeler Archaeopteryx‘i bir ara geçiş formu yapmaz. Bu, günümüzde de yaşamakta olan bazı kuşlara ait bir özelliktir.

Archaeopteryx‘in ağzındaki dişler:

Evrimci biyologların, Archaeopteryx‘i ara geçiş formu olarak gösterirken dayandıkları en önemli noktalardan biri, ağzındaki dişleridir. Ancak bu özellik, canlının sürüngenlerle herhangi bir şekilde ilgisi olduğunu göstermez. Evrimciler bu dişlerin bir sürüngen özelliği olduğunu öne sürerek yanılmaktadırlar. Çünkü dişler sürüngenlerin tipik bir özelliği değildir. Günümüzde bazı sürüngenlerin dişleri varken bazılarının yoktur. Daha da önemlisi, dişli kuşların Archaeopteryx‘le sınırlı olmamasıdır. Günümüzde dişli kuşların soyu tükenmiştir. Ancak fosil kayıtlarına baktığımız zaman, gerek Archaeopteryx ile aynı dönemde gerekse daha sonra, hatta günümüze oldukça yakın tarihlerde “dişli kuşlar” olarak isimlendirilebilecek ayrı bir kuş grubunun yaşam sürdürdüğünü görürüz. Dr. Carl Wieland bu konuyu şöyle yorumlamaktadır:

Archaeopteryx‘in dişleri olduğu gerçeği fazlaca abartılmıştır. Archaeopteryx, kavrayıcı dişlere sahip olan tek kuş fosili değildi. Bazı kuş fosillerinin dişleri bulunmaktaydı, bazılarının da yoktu. Fakat birçok sürüngen dişlere sahip değilken, dişler nasıl olur da sürüngenlerle olan bir akrabalığı ispatlayabilmektedir?… Bazı memelilerin dahi dişleri vardır ve bazılarının ise yoktur.134

Bu konudaki çok önemli ancak çoğu zaman göz ardı edilen bir gerçek, Archaeopteryx‘in ve diğer dişli kuşların diş yapılarının, dinozorların diş yapılarından çok farklı olmasıdır. L. D. Martin, J. D. Stewart ve K. N. Whetstone gibi ünlü kuş bilimcilerin yaptıkları ölçümlere göre, Archaeopteryx‘in ve diğer dişli kuşların dişlerinin üstü düzdür ve geniş kökleri vardır. Oysa bu kuşların atası olduğu iddia edilen theropod dinozorların dişlerinin üstü testere gibi çıkıntılıdır, kökleri de dardır.135 S. Tarsitano, M. K. Hecht ve A. D. Walker gibi anatomistlerin yaptıkları çalışmalar da, Archaeopteryx ile dinozorlar arasında öne sürülen bazı “benzerlik”lerin tümüyle yorumlama hatası olduğunu ortaya çıkarmıştır.136

Tüm bunlar, Archaeopteryx‘in bir ara geçiş formu olmadığını; sadece “dişli kuşlar” olarak isimlendirilebilecek ayrı bir sınıflandırmaya ait olduğunu gösterir. Bu canlıyı theropod dinozorlarla ilişkilendirmek ise son derece bilim dışı bir yaklaşımdır.

Archæopteryx‘in çene kemiği:

Archaeopteryx‘in çene kemiğinin dinozorlara benzediği iddia edilmiştir, ancak Haubitz ve ekibi tarafından bilgisayar tomografisi kullanılarak yapılan incelemelerde, Archaeopteryx‘in çene kemiğinin gerçekte günümüz kuşları ile aynı olduğu ortaya çıkmıştır.137 Çene hareketi de evrimci iddiayı çürüten önemli bir kanıttır: Sürüngenler de dahil olmak üzere çoğu omurgalılarda sadece alt çene hareket eder; fakat kuşlarda –Archaeopteryx de dahil olmak üzere- üst çene de hareket etmektedir.

Archaeopteryx‘in parmak yapısı ve kanatları:

Nesli tükenmiş, tüneyen bir kuş türü: Archæopteryx

Araştırmacılar Solnhofen tüylerinin yanı sıra Archaeopteryx’in uçuş tüylerinin asimetrisini, uçan ve uçucu olmayan günümüz kuşlarınınki ile karşılaştırdılar.1 Archaeopteryx’in tüylerinin ortalama asimetrisinin 1,25 olduğunu keşfettiler ki bu, günümüzdeki uçan kuşlarınkinden daha düşüktü; ama günümüzün uçucu olmayan kuşlarınkini aşıyordu. İzole edilen tüy ise 2,2’lik bir asimetri sergiliyordu; tam uçan günümüz kuşlarının sahasındaydı. Ayrıca Archaeopteryx’in pençeleri 500’den fazla günümüz kuş türü ile karşılaştırıldı. Araştırma Archaeopteryx’in arka ayaklarının tüneyen kuşların, orta pençelerinin ise en güçlü tüneyen kuşların alanına düştüğünü gösterdi.2 Bu nedenle söz konusu çalışmayı yapanlar Archaeopteryx’in tüneyen, tam bir kuş olduğu sonucuna vardılar.

1. J.R. Speakman, S.C. Thomson, “Flight Capabilities of Archaeopteryx”, Nature, vol. 370, 18 Ağustos 1994, s. 514.
2. Alan Feduccia, “Evidence from Claw Geometry Indicating Arboreal Habits of Archaeopteryx”, Science, vol. 259, 5 Şubat 1993, ss. 790-793.

Archaeopteryx hakkındaki evrimci teze bir darbe de, parmak yapısından gelmektedir. Theropod dinozorlarla kuşların ön kol kemiklerinin embriyonik süreç sırasındaki gelişme biçiminin birbirinden tamamen farklı olduğu bulunmuştur.

darwinistlerin sahte archæopteryx cizimleri

 

Darwinistlerin Sahte Archaeopteryx Çizimleri

(1) 1975’te Amerikalı paleontolog Robert T. Bakker’den sonra değiştirildi.

(2) 1979’da Amerikalı paleontolog John H. Ostrom’dan sonra değiştirildi.

(3) 1980’da Amerikalı paleontolog Paul C. Sereno’dan sonra değiştirildi.

(4) 1991’de Amerikalı paleontolog Derek Briggs’den sonra değiştirildi.

Theropod dinozorlarının elleri, birinci, ikinci ve üçüncü sıradaki parmak kemiklerinden, kuşların kanatları ise ikinci, üçüncü ve dördüncü sıradaki parmak kemiklerinden gelişir. Bu gerçek, dinozorları kuşlardan ayıran son derece önemli bir delildir ve 1997 tarihli Science dergisindeki bir makalede bu konuya şu şekilde dikkat çekilmiştir:

Aslında kuşların kökeni konusunda kolay bir çözüm bulunamamıştır. (…) Bu görüşteki problem evrimsel bir boşluğun olması, ikna edici hiçbir ara geçişin olmamasıdır. İhtiyacımız olan şey, çeşitli post-Archaeopteryxbulgularını tamamlamak için, proto-Archaeopteryx bulguları edinmektir. Ama zaman içinde ortaya çıkan dinozorların I-II-III düzeninin aksine, kuşların II-III-IV parmak formülü, dinozor kökenli (orthodoxy)ye inanmak için en önemli bariyer konumundadır.138

Wales Üniversitesi Biyoloji Bilimleri Enstitüsü’nden J. Richard Hinchliffe, bu sonuca embriyolar üzerinde modern izotopik teknik kullanarak varmış; kuşların ellerinin II, III ve IV. parmaklardan oluşurken, theropoddinozorlarının I, II ve III. parmaklardan oluştuğunu saptamıştır. Bu ise Archaeopteryx-dinozor bağlantısını savunanlar için büyük bir problemdir.139 Hinchliffe’nin araştırma ve gözlemleri, Science‘ın aynı makalesinde şöyle anlatılmaktadır:

Theropodlarla kuş kemikleri arasındaki homoloji, “dinozor-kökeni” hipotezi ile ilgili diğer bazı problemleri akla getirmektedir. Bunlardan bazıları şunlardır:

– Archaeopteryx kanadı ile kıyaslandığında, (vücut büyüklüğüne göre) theropodun çok daha küçük olan ön kolu. Bu tip küçük kollar, oldukça büyük bir dinozorun yerden yukarıya doğru havalanması için ikna edici bir ön kanat değildirler.

– Theropodlarda bilek kemiğine, çok nadir olarak -sadece dört türde- rastlanmaktadır. Theropodların çoğunda, bileği oluşturan kemik parçalarının sayısı çok daha fazladır ve Archæopteryx’in bilek kemiği ile benzerlik kurulması çok zordur. 140 Ayrıca L. D. Martin, J. D. Stewart ve K. N. Whetstone gibi ünlü kuş bilimcilerin yaptıkları araştırmalarda, Archaeopteryx ile theropod dinozorlarının bilek kemikleri karşılaştırılmış ve aralarında hiçbir benzerlik olmadığı ortaya konmuştur.141

Anatomist David Menton bir röportaj esnasında, “Archaeopteryx‘in ayakları, onun karada koşan bir dinozor olduğu görüşünü destekler mi?” sorusuna şöyle yanıt vermiştir:

Hayır. Archaeopteryx‘in tüm tüneyici kuşlar gibi arkayı işaret eden kavrayıcı bir ayak parmağı ya da arka ayak parmağı bulunmaktadır. Arkaya doğru bakan parmaklar bazı dinozorlarda da bulunmaktadır; fakat bunlar tüneme için kullanılan kıvrık pençeli, kavrayıcı ayak baş parmağı gibi değildir.142

Archaeopteryx‘in iskelet yapısı:

Archaeopteryx‘in iskelet yapısının, öne eğik durmasına neden olduğu ve bunun da dinozorlara ait bir özellik olduğu şeklindeki yorumlar bilimsel bulgular tarafından doğrulanmamaktadır. A. D. Walker bu yönde yapılan yorumların yanlış olduğunu ve Archaeopteryx‘in iskelet yapısının kuşlarda olduğu gibi canlının geriye doğru durmasına elverişli olduğunu açıklamıştır.143 Dr. David Menton kuşların iskelet yapısından şöyle bahsetmektedir:

… sürüngenler, memeliler ve yaşayan kuşlar arasında dizayn benzerlikleri bulunmaktadır. Kuşlar kendilerine özgü, özelleşmiş bir iskelete sahiptirler. Aynı zamanda bir ornitolog olan ünlü bir evrimci şöyle söylemektedir: “Kuşlar uçmak için oluşturulmuşlardır. Archaeopteryx de öyle.”144

Darwinizm Bilim Dalı Değildir; Hayali ve Yalana Dayalı Bir Felsefedir

darwinizm bilim dali degildir hayali ve yalana dayalı bir felsefedir

 

Tek bir fosile dayanılarak yapılan farklı Archaeopteryx çizimleri, evrimci bilim adamlarının hayal güçlerinin, fosil yorumlarında ne kadar etkili olduğunu göstermektedir. Hiçbir bilimsel değeri olmayan bu hayali çizimler, kamuoyunu etkilemek için sözde delil olarak sunulmaktadır. Ancak bu sahtekarca yöntemler, Darwinizm’in bir bilim olmadığını ortaya koymaktadır. Birçok bilim dal vardır, ancak Darwinizm bir bilim değildir; yalana dayal, hayali bir felsefedir.

Archaeopteryx‘in denge becerisi:

Scientific American dergisinin 6 Ağustos 2004 sayısında, “İlk Kuşların Uçmak için Beyinleri Vardı” başlıklı haberde, bilinen en eski kuş türüArchæopteryx‘in uçmak için gerekli olan özel sinir sistemi mekanizmalarına sahip olduğu belirtilmektedir. 1861 yılında paleontologlar bu kuş türüne ait fosili bulduklarında bunun kısa süre önce ortaya atılan evrim teorisine delil olacağını düşünmüşlerdi. Ancak zaman içinde yapılan bilimsel araştırmalar sonucunda bunun gerçek dışı bir iddia olduğu ortaya çıktı.

Teksas Üniversitesi’nden Timothy B. Rowe ve ekibi 147 milyon yıllıkArchæopteryx iskeletinde uçucu özellikleri araştırmaya başladılar. Röntgen görüntülerinden yararlanarak oluşturdukları üç boyutlu kafatası üzerindeki çalışmalarında, gelişmiş görme merkezi ve iç kulak kanallarının uçucu kuşlardakine çok benzer olduğunu ortaya koydular. Bu yapıların sonucunda mevcut olduğu anlaşılan denge becerileri de uçuculuk için gereken özelliklerdir.

Ohio Üniversitesi’nden Lawrence M. Witmer, “Kuşların sadece tüylerden ibaret olduğunu düşünüyorduk,” diyor ve devam ediyor, “uçabilmek için büyük bir bilgisayar da yerleştirmeniz gerekiyor.”.145 Jurasik çağa ait Archaeopteryx kuşunun kafatasını ileri tekniklerle inceleyen bilim adamları da, Nature dergisinde yayınlanan araştırmalarında, Archaeopteryx‘in beyninde uçuculuk ve denge için günümüz kuşlarına benzer yapılar olduğunu, 150 milyon yıllık kuşun açıkça uçabildiğini söylemektedirler.146

Londra’daki Doğa Tarihi Müzesi’nden Dr. Angela Milner’in ifadesiyle, Archaeopteryx‘in beyni tümüyle kuşlarınkiyle aynıdır. Bilgisayarlı tomografi yoluyla kafatasının üç boyutlu yapısını ve bilgisayarla iç kulağı yeniden oluşturan Dr. Milner, “Dinozora benzer bir beyinle karşılaşmayı bekliyorduk. Fakat tümüyle kuşlarınkiyle aynıydı.” diye belirtmektedir. Yapılan araştırmada Archaeopteryx‘in beyin anatomisinin günümüz uçucu kuşları ile çok yakın bir yapıda olduğu ortaya çıkmıştır; iç kulakta denge için kullanılan gelişmiş kanallar ve görme için daha büyük optik loblar vardı. Bunların her ikisi de verimli bir uçuş için zaruri özelliklerdir. Dr. Milner, “Beyin taramaları Archaeopteryx’in aslında kuşların uçmasına imkan veren tüm yapılara sahip olduğunu gösterdi,” diye eklemektedir.147

Zamanlama uyumsuzluğu:

Archaeopteryx‘in dinozor-kuş arası bir canlı olamayacağının en önemli delili, theropod dinozoru fosillerinin, bulunan Archaeopteryx fosillerinden çok sonraki dönemlere ait olmasıdır. Kuşların atası olduğu iddia edilen dinozor fosillerinin, Archaeopteryx‘ten yaklaşık 75 milyon yıl sonrasına ait Kretase dönemine ait oluşları, böyle bir geçişin tümüyle hayali olduğunu açıkça göstermektedir.

Bu “zamanlama uyumsuzluğu”, Archaeopteryx hakkındaki evrimci iddialara yıkıcı bir darbe indirmektedir. Amerikalı Biyolog Jonathan Wells Icons of Evolution (Evrimin İkonaları) adlı kitabında, Archaeopteryx‘in evrim adına adeta bir “ikona” (kutsal sembol) haline getirildiğini, oysa delillerin bu canlının “kuşların ilkel atası” olmadığını açıkça gösterdiğini vurgulamaktadır. Wells’e göre bunun göstergelerinden biri, Archaeopteryx‘in atası olarak gösterilen theropod dinozorların Archaeopteryx‘ten daha genç olmalarıdır; çünkü söz konusu dinozorlar “(fosil kayıtlarında) Archaeopteryx‘ten daha sonra ortaya çıkarlar.”148

Wales Üniversitesi Biyoloji Bilimleri Enstitüsü’nden Richard Hincliffe, Science dergisinde yer alan bir makalesinde bu konuya şöyle değinmektedir:

Gerçekten de pek çok theropod dinozor, özellikle de kuşa benzeyen dromaesaurlar fosil kayıtlarında Archaeopteryx‘ten daha sonra bulunmaktadırlar.149

Sura Suresi 29

Kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırım; Göklerin ve yerin yaratılması ile onlarda her canlıdan türetip-yayması O’nun ayetlerindendir. Ve O, dileyeceği zaman onların hepsini toplamaya güç yetirendir. (Şura Suresi, 29)

Öte yandan, Archaeopteryx ile yakın dönemlerde yaşamış kuş fosillerine rastlanmış olması da, Archaeopteryx‘in bir ara geçiş formu olmasını imkansız kılan bir başka önemli delildir. Tüm bunlar, Archaeopteryx‘in bir ara geçiş formu olmadığını; sadece “dişli kuşlar” olarak isimlendirilebilecek ayrı bir sınıflandırmaya ait olduğunu gösterir. Bu canlıyı theropod dinozorlarla ilişkilendirmek ise, son derece tutarsızdır. Amerikalı Biyolog Richard L. Deem de “Demise of the ‘Birds are Dinosaurs’ Theory” (“Kuşlar Dinozordur” Teorisinin Sonu) başlıklı makalesinde, kuş-dinozor evrimi iddiası ve Archaeopteryxhakkında şunları yazmaktadır:

‘Kuşlar dinozordur’ teorisiyle ilgili başka problemler de vardır. Theropodların ön ayakları Archaeopteryx‘e kıyasla, vücutlarına göre çok küçüktür. Bu canlıların ağır vücutları da düşünüldüğünde, bir tür “ön-kanat” (proto-wing) geliştirmeleri olası gözükmemektedir. Theropod dinozorların çok büyük bölümü (kuşlarda bulunan) semilunatik bilek kemiğinden yoksundur ve Archaeopteryx‘te hiçbir benzeri bulunmayan bazı bilek parçalarına sahiptir. Bütün theropodlarda V1 sinirleri [göze ait oftalmik sinirler] diğer bazı sinirlerle birlikte kafatasını yandan terk eder, kuşlarda ise aynı sinirler kafatasını ön taraftan kendilerine ait bir delikten geçerek terk eder. Bir başka sorun ise, theropodların çok büyük kısmının Archaeopteryx‘ten daha sonra ortaya çıkmış olmalarıdır.150

Bu bilgilerin ışığında Archaeopteryx veya ona benzeyen diğer kuşların birer ara geçiş formu olmadıkları kesin bir biçimde ispatlanmış durumdadır. Fosiller, kuşların sürüngenlerden -veya bir başka gruptan- evrimleştiklerini göstermemektedir. Aksine özgün yapılarıyla aniden ortaya çıktıklarını kanıtlamaktadır.

Sonuç:

Görüldüğü gibi Archaeopteryx‘in bir kuş olduğunu gösteren çok açık özellikleri bulunmaktadır. Üstelik Archaeopteryx‘in iyi bir uçucu kuş olmasını engelleyecek hiçbir özelliği bulunmamaktadır.151  Archaeopteryx‘in organlarının theropod dinozorları ile hiçbir benzerlik göstermediği, bilim dergilerinden Science‘da da şöyle aktarılmaktadır:

Hiçbir dinozorun ayrılmış bir ayak başparmağı yoktur, fakat bütün kuşların vardır, bu onların konmak için kullandıkları ayaklarıdır… Bütün dinozorlar testere dişlidir, sivri azı dişleri vardır. [142 milyon yıllık bir kuş fosili olan] Confuciusornis‘in dişi yoktur. Archaeopteryx‘in dişleri olmasına rağmen testere biçiminde değil, çivi benzeri bir şekilde altta sıklaşmaktadır. Bütün dinozorların kafataslarının arkasında iki geniş açılım vardır. Kuşların ise yoktur. En ince detayına kadar aralarında hiçbir bağlantı yoktur.152

Tüm bilimsel bulgular, Archaeopteryx‘in dinozorlarla kuşlar arasında bir ara geçiş canlısı olamayacağını ortaya koymakta, bazı evrimcilerin bu konuda öne sürdükleri iddiaların geçerli olmadığını göstermektedir. Archaeopteryx fosilinin neden bir ara geçiş formu olmadığı ve evrimcilerin bu canlının bazı özelliklerini nasıl çarpıttıkları konusunda Dr. Michael Denton şu yorumu yapar:

1984’te Almanya, Eichstátt’ta kuşların kökeni konusunda uzman bilim adamları Uluslararası Archaeopteryx Konferansı’na katılmıştı. Bu canlı ile ilgili olarak orada konuşulan her konuda anlaşmazlık içindeydiler, fakat Archaeopteryx‘in gerçek bir kuş olduğu görüşü üzerinde çok geniş bir fikir birliği vardı… Bu onların gerçekte Archaeopteryx‘in ara geçiş formu olan ilkel bir kuş olduğuna inanmadıkları anlamına mı geliyordu? Kendilerini bu bildiriyi hazırlamak zorunda hissetmeleri ilginçtir… Vardıkları sonuçların, bir kişinin Archaeopteryx‘in gerçekte evrimle ilgili olarak hiçbir şey ifade etmediğini düşünmesine sebep olacağının açıkça farkındaydılar. O yüzden hepsi bu bildiriyi imzaladı. Elbette ki eğer (Archaeopteryx) gerçek bir kuş ise, çoğu zaman duyduğumuz gibi yarı gelişmiş, yarı sürüngen-yarı kuş benzeri bir canlı değildi.153

Kısacası kuş evrimi, biyolojik veya paleontolojik kanıtları olan tutarlı bir tez değil, Darwinist ön yargılardan kaynaklanan tamamen hayali ve gerçek dışı bir iddiadır. Bazı uzmanların bilimsel bir gerçekmiş gibi söz etmeyi sevdikleri kuş evrimi konusu, felsefi nedenlerle ayakta tutulan bir masaldan ibarettir. Bilimin gösterdiği gerçek, kuşlardaki kusursuz yaratılışın sonsuz bir aklın eseri olduğu, yani kuşları Yüce Allah’ın yarattığıdır.

DİPNOTLAR

114. Richard Milton, Shattering the Myths of Darwinism, Park Street Press, Rochester, Vermont, 1997, s. 1. 

115. http://www.netcevap.net/masallar_030513_0527.html; [Nature, cilt 382, 1 Ağustos 1996, s. 401.]

116. http://www.netcevap.net/masallar_030513_0527.html; [Carl O. Dunbar, Historical Geology, John Wiley and Sons, New York 1961, s. 310.]

117. Richard L. Deem, “Demise of the ‘Birds are Dinosaurs’ Theory”; http://www.direct.ca/trinity/dinobird.htm

118. Richard Milton, Son Tartışmalar Işığında Darwinizm’in Mitleri, Gelenek Yayıncılık, Eylül 2003, çev: İbrahim Kapaklıkaya, s. 139.

119. Alan Feduccia, “Archæopteryx: Early Bird Catches a Can of Worms”, Science, cilt 259, no. 5096, 5 Şubat 1993, s. 764-765.

120. John Ostrom, “Bird Flight: How Did It Begin?”, American Scientist, no. 67, Ocak-Şubat 1979, s. 47. 

121. Colin Patterson, Darwin’s Enigma: Fossils and Other Problems, Master Book Publishers, El Cajon CA, 4. baskı, 1988, s. 89.

122. Alan Feduccia, “Birds are Dinosaurs: Simple Answer to a Complex Problem”, The Auk, cilt 119, no. 4, Ekim 2002, s. 1187-1201.

123. Alan Feduccia, The Origin and Evolution of Birds, Yale University Press, 1999, s. 81.

124. “Bird Evolution Flies out the Window”, An anatomist talks about Archæopteryx: David Menton with Carl Wieland, Creation Ex Nihilo, cilt 16, no. 4, Temmuz-Ağustos 1994, s. 16-19. 

125. Nature, cilt 382, 1 Ağustos 1996, s. 401.

126. Nature, cilt 382, 1 Ağustos 1996, s. 401.

127. Storrs L. Olson, Alan Feduccia, “Flight Capability and the Pectoral Girdle of Archæopteryx“, Nature, no. 278, 15 Mart 1979, s. 248. 

128. Carl O. Dunbar, Historical Geology, John Wiley and Sons, New York, 1961, s. 310.

129. Robert L. Carroll, Patterns and Processes of Vertebrate Evolution, Cambridge University Press, 1997, s. 280-81.

130. E. Olsen, A. Feduccia, “Flight Capability and the Pectoral Girdle of Archæopteryx“, Nature, 1979, s. 248.

131. “Bird Evolution Flies out the Window”, An anatomist talks about Archæopteryx: David Menton with Carl Wieland, Creation Ex Nihilo, cilt 16, no. 4, Temmuz-Ağustos 1994, s. 16-19. 

132. Alan Feduccia, Harrison B. Tordoff, “Feathers of Archæopteryx: Asymmetric Vanes Indicate Aerodynamic Function”, Science, cilt 203, 9 Mart 1979, s. 1021.

133. Luther D. Sunderland, Darwin’s Enigma, Master Book Publishers, California, 1988, s. 74-75.

134. “Bird Evolution Flies out the Window”, An anatomist talks about Archæopteryx: David Menton with Carl Wieland; Creation Ex Nihilo, cilt 16, no. 4, Temmuz-Ağustos 1994, s. 16-19.

135. L. D. Martin, J. D. Stewart, K. N. Whetstone, The Auk, cilt 98, 1980, s. 86.

136. S. Tarsitano, M. K. Hecht, Zoological Journal of the Linnaean Society, cilt 69, 1985, s. 178; A. D. Walker, Geological Magazine, cilt 177, 1980, s. 595. 

137. B. Haubitz, M. Prokop, W. Döhring, J. H. Ostrom, P. Welinhofer, Paleobiology, cilt 14, no. 2, 1988, s. 206.

138. Richard Hinchliffe, “The Forward March of the Bird-Dinosaurs Halted?”, Science, cilt 278, 24 Ekim 1997, s. 596-597.

139. Richard Hinchliffe, “The Forward March of the Bird-Dinosaurs Halted?”, Science, cilt 278, no. 5338, 24 Ekim 1997, s. 596-597.

140. Richard Hinchliffe, “The Forward March of the Bird-Dinosaurs Halted?”, Science, cilt 278, no. 5338, 24 Ekim 1997, s. 596-597.

141. L. D. Martin, J. D. Stewart, K. N. Whetstone, The Auk, cilt 98, 1980, s. 86; L. D. Martin “Origins of Higher Groups of Tetrapods”, Ithaca, Comstock Publising Association, New York, 1991, s. 485, 540.

142. “Bird Evolution Flies out the Window”, An anatomist talks about Archæopteryx: David Menton with Carl Wieland; Creation Ex Nihilo, cilt 16, no. 4, Temmuz-Ağustos 1994, s. 16-19.

143. A. D. Walker, Geological Magazine, cilt 117, 1980, s. 595.

144. “Bird Evolution Flies out the Window”, An anatomist talks about Archæopteryx: David Menton with Carl Wieland; Creation Ex Nihilo, cilt 16, no. 4, Temmuz-Ağustos 1994, s. 16-19.

145. “Early Bird Had the Brains to Fly”, Scientific American, Science News, 5 Ağustos 2004.

146. Jacqueline Ali, “Bird brain reveals flight secrets”, BBC News Online; http://news.bbc.co.uk/2/hi/science/nature/3535272.stm

147. Jacqueline Ali, “Bird brain reveals flight secrets”, BBC News Online; http://news.bbc.co.uk/2/hi/science/nature/3535272.stm

148. Jonathan Wells, Icons of Evolution, Regnery Publishing, 2000, s. 117.

149. Richard Hinchliffe, “The Forward March of the Bird-Dinosaurs Halted?”, Science, cilt 278, no. 5338, 24 Ekim 1997, s. 596-597.

150. Richard L. Deem, “Demise of the ‘Birds are Dinosaurs’ Theory”; http://www.yfiles.com/dinobird2.html 

151. S. L. Olson, Alan Feduccia, Nature, cilt 278, 1979, s. 247.

152. “The Oldest Fossil Bird: A Rival for Archæopteryx“, Science, cilt 199, 20 Ocak 1978, s. 284. 

153. “Bird Evolution Flies out the Window”, An anatomist talks about Archæopteryx: David Menton with Carl Wieland; Creation Ex Nihilo, cilt 16, no. 4, Temmuz-Ağustos 1994, s. 16-19.

Kaynak: http://harunyahya.org/tr/Kitaplar/3713/kuslarin-ve-ucusun-kokeni/chapter/5636

 

 

Adnan Oktar: PKK ilmi yönden gençleri zehirleyerek muazzam bir kitleyi kontrolü altına alabilir

adnan oktar sirri sureyya onder pkk kck siyaset

 

Didem Ürer: Hocam, BDP milletvekili Sırrı Süreyya Önder, sürecin bu aşamaya gelmesinde silahın etkili olduğunu ima ederek, dolaylı olarak PKK’nın silah kullanmasının meşru olduğunu söyledi. “PKK’ya ancak siyaset yapma imkanı verirseniz silah bırakmasını talep edebilirsiniz” vurgusu yaptı. Ayrıca “KCK kadrolarının son hız sivil siyaset yapma hazırlığında olduğunu” açıkladı.

Adnan Oktar: Tabii, PKK’nın propagandası ne olur, siyaset? Marksist-Leninist propaganda yapacaktır, Darwinist-materyalist propaganda yapacaktır. Gençlerin Güneydoğu’da imanlarını zayıflattılar. PKK da, Darwinist-materyalist eğitim veriyor, dolayısıyla ateist düşünce Güneydoğu’da yayılıyor, Allah esirgesin. Bizim karşı faaliyetlerimiz var ama bir dereceye kadar oluyor. Onun için devletin Darwinist-materyalist eğitimi dengelemesi lazım. Mutlaka Darwinizme karşı bilimsel cevapları da kitaplara koyması gerekiyor. Fosillerin resimlerini, fotoğraflarını kitaplara koyması gerekiyor. PKK kültürel yönden, ilmi yönden gençleri zehirleyerek, muazzam bir kitleyi kontrolü altına alabilir. Siyasetten kastı PKK’nın bu; komünist propaganda. Mesela koskoca Çin’i kısa sürede kontrol altına aldılar. Kore’yi kontrol atlına aldılar. Vietnam’ı kontrol altına aldılar. Laos, Kamboçya, hepsi. Afrika ülkelerinde de, İslam ülkelerinde de komünistler, Baasçılar hep kontrolü aldılar. Mesela Suriye’deki komünist rejim, Darwinist-materyalist. Ve mesela milletin üstüne çöktü, bırakmıyor. “Siz namazınızı kılın ama devlet komünist olacak” diyorlar. Olmaz. Yani millet seçimle sizi iktidara getirsin. Esad’ı da eğer beğeniyorsa, seçimle iktidara getirsin. Güveniyorsan, madem halk desteğine güveniyorsun, gir seçime, partinle gir, kazanırsan helal olsun, gani gani, devam et. Ama kaybedersen, git. Kim kazandıysa, o devam etsin. “Ben müsaade etmem” diyor, “seçim yaptırmam.” Ne olacak? “Böyle olacak” diyor. “Babadan oğla devam edeceğiz” diyor. Olmaz. Bakın, Mehdiyet’le ilgili çıtı çıkmıyor. İttihad-ı İslam ile ilgili çıtı çıkmıyor. Çünkü, İttihad-ı İslam değil, ittihad-ı komünizmi istiyor. Komünistlerin ittihadını istiyor. Baas rejiminin kafası bu. Bir de Aleviliği işin içine karıştırmaya kalkıyor. Alevilik ayrı, komünistlik ayrı. Baas rejimi komünist rejimdir. “Ben Alevi’yim” diyor. Alevilik nurdur. Niye Aleviliği komünistliğin içine karıştırıyorsun. Keşke Alevi olsan. Ne kadar güzel olur. Aleviliğin ‘A’sı yok orada. Saf komünizm var.

Adnan Oktar’ın 21 Nisan 2013 tarihli A9 Tv röportajından

Video: http://www.youtube.com/watch?v=9bueKJ9FbPY

Sayın Adnan Oktar’ın Twitter hesabı: https://twitter.com/adnan_oktar

 

http://pkkyacozum.com/

http://www.komunizmvediyalektikfelsefe.com/

http://www.komunizmnedir.com/

http://www.komunizm.com/

http://www.komunizmvedarwinizm.com/

http://www.komunizminbilimseltarifi.com/

http://www.fasizmvekomunizm.com/

http://www.islamterorulanetler.com/

http://www.materyalizminsonu.com/

http://www.evrimaldatmacasi.com/

http://www.evrimenternasyonal.com/

http://www.a9.com.tr/