Adnan Oktar: İngiliz derin devletinin 135 yıllık Türkiye’yi “böl parçala yönet” politikası ve PKK

adnan oktar abdullah ocalan pkk ingiltere buyuk ortadogu projesi a9 tv adnan hoca

Adnan Oktar: İngiliz derin devletinin 135 yıllık Türkiye’yi “böl parçala yönet” politikası ve PKK

Türkiye bir yandan, güneydoğusunda Cumhuriyet tarihinin en büyük bölücü kalkışmasını yaşarken, bir yandan da güney komşuları Irak ve Suriye’deki iç savaşlardan yoğun bir şekilde etkilenmeye devam ediyor.

Uluslararası toplum tarafından bu çatışma ve savaşlar önleneceği yerde, karanlık ellerin desteğiyle iyice büyütülüyor. 100 yıl önce Türkiye’yi Sevr’le bölemeyen derin dünya devleti de bölgedeki karışıklıkları körüklüyor. Sonuç olarak, “Böl parçala yönet” politikası ile ülkemizi parçalamayı hedefleyen eski plan, bir türlü gündemden düşürülmüyor.

Bu sinsi plan, Büyük Ortadoğu Projesi kapsamında da desteklenmeye devam ediliyor. Yarbay Ralph Peter’ın “kanla çizileceğini belirttiği yeni Ortadoğu sınırları”na ulaşabilme hayali için de bölgedeki birçok unsurdan faydalanılıyor.[i] Bu karanlık amaç uğrunda, Suriye’deki komünist Baas rejimi, mezhep çatışması arzusuyla yaşayan Irak’taki bağnaz yapılar uluslararası çevrelerin bölgeyi kan gölüne çevirmesi için kullanılıyor. Bunların yanında, derin tüm güçlerle kirli işbirlikleri yapan, olası bir Armagedon’da Türkiye/Müslümanlar aleyhinde savaşacağını ilan eden ve cinayet işlemede sınır tanımayan PKK da en kullanışlı taşeron terör örgütü olarak karşımıza çıkıyor. [ii]

PKK, Anadolu’daki bin yıllık İslam kardeşliğine, milli ve manevi değerlere saldırıyor, nefret söylemleri geliştiriyor, terör uyguluyor.

“Türkler insanlığın insan olmayan numuneleridir. Medeniyetimizin bekası için onları Asya steplerine geri sürmeli veya Anadolu’da yok etmeliyiz. Türklerin yaptıkları kötülükler yalnız bir surette ortadan kaldırılabilir: Kendileri yok olmakla…” [iii] Bu nefret söylemleri ve hezeyanlar ise PKK’lılara ait değil. Bu sözler, 1880-1885 yılları arasında İngiltere’de başbakanlık yapan William Gladstone’a ait.

PKK liderlerinden Duran Kalkan ise İngiliz derin devletinin 135 yıllık bu politikasını günümüzde dillendiren isim olarak karşımıza çıkıyor. Kalkan,“Erdoğan ve AKP iktidarı açık şekilde ‘bin sefer baş kaldırsanız bin sefer ezeceğiz’ diyor. Sen bin sefer ezmeye çalışırsan, bu halk da seni bin yıl önce geldiğin yere kovalayana kadar direnecektir”[iv] sözleriyle PKK’nın amacını ve kimlerin taşeronu olduğunu bir kez daha dile getiriyor.

PKK, onlarca devletten silah yardımı ve lojistik destek alıyor. Yurtdışındaki mafya faaliyetleri görmezden geliniyor. Terör örgütünün yurtiçindeki politikası ise devleti, bölge insanını ve kamuoyunu aldatma üzerine kurulu.

Çözüm Süreci’yle PKK Alan Hakimiyeti Kazandı

Geçmişte olduğu gibi son süreç ve ateşkes de PKK tarafından hükümeti aldatmada kullanıldı. Çözüm süreciyle güçlenen ve tarihinde ilk defa bu kadar büyük çapta bir alan hakimiyeti elde eden Stalinist terör örgütü PKK, doğunun her noktasına silah yığmayı başardı. Şimdi de, elde ettiği bu güçle birlikte özerklikler ilan ederek bölünme hedefinde sona yaklaştığına inanıyor. Bölgede  topyekun ayaklanma planları devreye sokulurken tek hedef özerk/federatif bir yapıya bürünebilme, ardından da BM, NATO gibi uluslararası kuruluşların desteğiyle Türkiye’den hukuki olarak da kopabilme hedefleniyor.

Bu şartlar altında Devletimiz’in acilen hayati birçok tedbiri derhal devreye sokması gerekiyor. Bunları başlıklar altında toplarsak;

  1. Fiziki yapısı gereği özyönetim ilanına uygun mahalle ve bölgelerin kentsel dönüşüm kapsamında komple yıkılarak yeni ve modern yerler haline getirilmesi
  2. Göç etmek zorunda kalan bölge halkına acil yardımların yapılması
  3. PKK ile fiili mücadelede devletin tüm imkanlarının seferber edilmesi
  4. PKK’yla mücadele için yapılması gereken kanun değişiklikleri
  5. Yeni sürecin, PKK’nın kökünün kazınarak milli birlik/kardeşliğin pekiştirilmesinin sağlanma ve Güneydoğu halkının güzel yaşam koşullarına ulaştırılması süreci haline getirilmesi
  6. Kültürel seferberlik ilan edilerek PKK’nın ideolojisinin fikren kazınması ve böylece PKK’nın taban desteğinin ortadan kaldırılması
  7. Devletin uzun vadeli bir kalite politikasını hayata geçirmesi

A. Fiziki yapısı gereği özyönetim ilanına uygun mahalle ve bölgelerin kentsel dönüşüm kapsamında komple yıkılarak yeni ve modern yerler haline getirilmesi

  1. Hendek kazılan ve/veya kazılmaya müsait olan mahalleler dümdüz edilip yerlerine yeni, modern şehirler inşa edilmeli. Sadece tarihi eserler korunarak bütün eski mahalleler dozerlerle dümdüz hale getirilmeli. Bahçeli ve siteler şeklinde yeni mahalleler inşa edilmesi, PKK’nın bu yeni yerleşim birimlerine girmesine de mani olacaktır.
  2. Önce ilgili bölgelerden kardeşlerimiz güvenli bir şekilde çıkarılmalı, sonra da PKK’nın yuvalandığı yerler dümdüz arazi haline getirilmeli.
  3. PKK, şehir terörünü sürdürebilmek için birbiri arasında geçişler sağlayabileceği derme çatma, döküntü evlere, izbe ve dar sokaklara ihtiyaç duyuyor. Bu durum ortadan kaldırıldığında PKK da mevzilerinin tamamını kaybedecektir.
  4. Bu evler kişilere değil devlete ait olmalı. Böylece suiistimallerin önüne geçilebilir. TOKİ’nin yapacağı evler 50-100 yıllığına bölge halkına hibe edilmeli.
  5. Gerekirse başka bölgelerdeki imar faaliyetleri durdurup tüm ağırlık Güneydoğu’ya verilerek çok iyi yatırımlar yapılmalı.
  6. Bu, bir terör dönüşüm projesi mantığında olmalı. Sadece ev yıkıp ev yapmak değil, bu alanların yaşam bölgesi haline gelmesi hedeflenmeli. Zamanında İstanbul’da, Tarlabaşı, Sulukule, Haliç gibi yerlerde deprem dönüşümü projesi olarak yapıldığı gibi, Güneydoğu’da da aynı şekilde şehir yenileme mantığıyla yapılmalı. Van, Yalova gibi deprem konutları projelerindeki gibi, tüm detayları ile yaşam alanları oluşturulmalı. (Yeni yerleşim birimleri yapılmadığı taktirde, PKK’nın derme çatma kamp alanlarına veya sığınma yerlerine de sızabileceği hesaba katılmalı. Nitekim geçmişte Saddam zulmünden kaçanların kaldığı kamplar daha sonradan PKK’nın kontrolüne geçmişti.)

B. Göç etmek zorunda kalan bölge halkına acil yardımların yapılması

  1. Bölgeyi terk eden kardeşlerimize maddi yardımda bulunulmalı. Bunun için yurtiçi ve yurtdışı yardım kampanyaları düzenlenmeli.
  2. Acilen yiyecek yardımları yapılmalı. STK’lar ve yardım kuruluşları acilen bu işe kanalize edilmeli.
  3. Kızılay ve yine özel yardım kuruluşları da devreye sokularak tıbbi malzeme yardımları (ağrı kesici, vitamin takviyesi, mevcut hastaların ilaçlarının temini) yapılmalı.
  4. Göç edenler için ücretsiz sağlık taramaları yapılmalı.
  5. Göç etmek zorunda kalanların ticari kaygıları devlet tarafından en uygun şekilde minimize edilmeli. Bankalara olan borçların tamamı çok uzun vadeli ertelenmeli, gerekirse yeni iş imkanları ve/veya yeni krediler sağlanmalı.
  6. Kışlık kıyafet yardımları yapılmalı. Bunun için halkımız yardım kampanyalarına yönlendirilmeli.
  7. Göç edenlere ulaşım imkanları ve konaklayacak yerler ayarlanmalı.
  8. TOKİ’nin yapacağı yeni yerleşim merkezleri yapılana kadar ilgili bakanlıklar tarafından hali hazırdaki evlere geçici olarak yerleştirme işlemleri yapılmalı.
  9. OHAL ve sokağa çıkma yasağı ilan edilen bölgelerin, aynı zamanda da“afet bölgesi” ilan edilmesi.
  10. Göç yaşanan bölgelerdeki evcil hayvanlara ve ekili dikili alanlara kadar bakım ve yardım faaliyetleri koordine edilmeli.
  11. Evlerini terk edenler tüm eşyalarını alamayacakları için başta beyaz eşya olmak üzere ev eşyası yardımı da yapılmalı.
  12. Böyle bir dönemde Kürt kardeşlerimiz her zaman olduğundan daha çok sevgiyle kucaklanmalı.

C. PKK ile fiili mücadelede devletin tüm imkanlarının seferber edilmesi

PKK ile çatışmaların günümüze kadar devam etmesinin üç önemli sebebi vardır:

Birincisi; komünist fikri temelde yapılmak istenen ayaklanmanın önemsiz, basit ve kolay yenilir olarak görülmesi.

İkincisi; yaklaşık 40 yıldır, sadece günlük çözümler üretilmesi. Böylece aktif çözüm ve çok güçlü politikalar üreten değil, pasif ve savunmada kalan politikalarla terör örgütüne karşı çıkılmaya çalışılması.

Üçüncüsü; ülkemizdeki komünist derin devlet yapılanmasının bölgenin PKK’ya teslim edilmesi için büyük çaba sarf etmesi.

PKK’ya karşı yapılması gereken, devletin bütün imkanlarıyla, içte ve dışta Türkiye’nin bölünmesini uman düşmanları dehşete kaptırıp yıldıracak şekilde en güçlü şekilde bölgeyi kurtarma operasyonunun yapılmasıdır. Burada hedef, kan dökmek değil, tam aksine sadece tam bir gövde gösterisiyle devletin yenilmez gücünün herkese çok net bir şekilde gösterilmesidir. En önemlisi de, devletin bölgedeki psikolojik üstünlüğü ele almasıdır. Kamu düzenini sağlamada kararlı olunduğunun ve bu politikadan asla geri dönülmeyeceğinin bölge halkına hissettirilmesi çok önemlidir. Devletin, tüm birimleri ile topyekün bir mücadelede içinde olması, PKK’yı da moral bakımından çökertecektir.

PKK ile mücadele eden birimler, teknolojik üstünlük sağlayacak en güçlü silah ve teçhizatla donatılmalıdır. Beylik silahlar PKK’ya dehşet verecek üstünlükte olmalıdır. Ayrıca ajan yerleştirme ve istihbarat faaliyetleri güçlendirilmeli ve teşvik edilmelidir. Bu amaçla;

  1. Bölünme tehlikesine ve teröre karşı esaslı bir seferberlik yapılmalı. Hem PKK’yı, hem de derin dünya devletini caydıracak ve kararlılığımızı en üst seviyede gösterecek en önemli hamle “askeri seferberlik”ilan edilmesidir. Asker sayısını iki veya üç katına çıkaracak bu hamle müthiş caydırıcı ve yıldırıcı olacaktır. 3-4 milyon rakamlarına ulaşacak bir asker sayısı demek, dünyanın en büyük ordusu demektir. Bu da, çok güçlü ve heybetli bir ordu oluşturmak demektir. Bu, psikolojik üstünlüğü Türkiye tarafına geçirecektir. Bu yapılmadığı taktirde ise,“mücadeleye girmekten çekinen” bir ülke algısı oluşacak ve bu da Ortadoğu gibi bölgede olan Ülkemiz için hiç de iyi bir izlenim oluşturmayacaktır. Devletimizin ve milletimizin binlerce yıldır ortaya koymaktan çekinmediği adil kabadayılık ve cesaret, seferberlik ilanıyla herkese yeniden gösterilmeli/hatırlatılmalıdır.
  2. Güvenlik görevlisi ve asker sayısının arttırılmasıyla;
    1. Bölgede depolanmış patlayıcı ve mühimmatın tespiti için gerekli arama tarama faaliyetleri de çok hızlı bir şekilde yürütülecektir.
    2. İstihbarat raporlarında dikkat çekilen yüksek riskli yerlere yerleştirilecek asker sayısında bir kısıtlamaya gitmeye gerek duyulmayacaktır.
    3. PKK ve PKK’ya destek olan dış güçler de psikolojik olarak çökecektir.
  3. PKK’ya karşı, şok edecek bir abanma gerekmektedir. PKK’nın beklediği gibi cılız bir güç değil, caydırma amaçlı kahhar bir güç kullanılmalıdır. İlçelerin, mahallelerin, şehirlerin yoğun ve güçlü askeri güçlerle çevrilmesi PKK açısından caydırıcı olacaktır. Söz konusu terör olduğunda çekingenlik göstermek, ağırdan almak, tepkilerden çekinmek akıl alır bir tavır değildir. Fransa, Charlie Hebdo saldırısının ardından kaçan saldırganları 88 bin güvenlik görevlisini alarma geçirerek aramaya girişmiştir. Belçika da aynı Fransa gibi, tek bir IŞİD’li ihbarı üzerine askerlerini başkent Brüksel’e indirmiş, OHAL ilan etmiştir. Metrolar, marketler, spor müsabakaları, şehir içi ulaşım seferleri iptal edilmiştir. Amerika’da Boston saldırısından sonra 7,5 milyon nüfuslu bölgenin merkez kenti adeta hayalet şehir haline getirilmiştir. Kaldı ki, Batılı ülkelerin insanları gibi, bizim insanımız da çok değerlidir. Bu nedenle Ülkemiz’de de benzer bir politika izlenmeli ve bizim insanlarımızın da son derece değerli olduğu gösterilmelidir. Böyle bir görünüm, Türkiye’de illegal oluşumlar kurmak isteyen mafyavari yapıların da gücünü kıracaktır.
  4. Bir avuç teröristin kurduğu hendeklerin, yuvalandıkları hücre evlerinin, beslendikleri kampların, destek aldıkları yardım kaynaklarının, saklandıkları mağara ve inlerin tümünün yok edilmesi aylar değil, günler almalıdır. Bunun kısa bir süre alacağı, bölge insanına da mutlaka gösterilmeli, hissettirilmelidir.
  5. Allah, bir Kuran ayetinde “Onlara karşı gücünüzün yettiği kadar kuvvet ve besili atlar hazırlayın. Bununla, Allah’ın düşmanı ve sizin düşmanınızı ve bunların dışında sizin bilmeyip Allah’ın bildiği diğer (düşmanları) korkutup caydırasınız.” (Enfal Suresi, 60) şeklinde buyuruyor. PKK eğer karşısında “caydırıcı, kararlı, azimli, geri adım atmayacak ve kahredici bir caydırıcı güç” görürse moral olarak çökecektir.
  6. İsrail, Amerika ve Rusya’nın, şehir içi çatışmaları için ürettiği birçok yeni dozer, zırhlı araç ve mayın araçları mevcuttur. Bunlardan hızlıca temin ederek bölgeye sevk edilmesi gerekmektedir.
  7. Hendek gibi mevzileri yok eden, güçlü, seri, hızlı ve uzun menzilli atış yapan otomatik silahların alınıp kullanılması da, terör örgütü PKK’nın moralini ve planlarını altüst edecektir.
  8. Kürtlere “Hadi PKK’ya karşı çıkın” diye akıl vermek yerine, bölge insanına maddi, manevi, hukuki, anayasal destek verilmelidir. Asker, polis, korucu sayısı arttırılmalıdır. Korucularımızın, askerimizin polisimizin hayat şartları, silahları, kaldıkları yerler, konforları en iyi hale getirilmelidir. Böylece mücadele azimleri ve şevkleri arttırılmalıdır.
  9. Binlerce insansız hava aracıyla bölge kontrol altına alınmalıdır. Bölgenin 24 saat tüm detaylarıyla gözetlenmesi, PKK’nın her hareketinden haberdar olunması hayati bir önem arz etmektedir.
  10. Mobese sistemi güçlendirilmelidir. İzlenmeyen sokak ve cadde bırakılmayacak derecede sistemler kurulmalıdır.
  11. Güvenlik güçlerinin, silahlı PKK’lı teröristlere müdahalesi noktasındaki tüm kanuni pürüzler giderilmelidir.
  12. Türkiye’nin insan haklarını ihlal etmesi elbette düşünülemez. Ancak, Fransız hükümetinin, üç aylık olağanüstü hal boyunca İnsan Hakları Bildirgesi’nin kişilik özgürlükleri konusundaki bazı maddelerini askıya alacağını Avrupa Konseyi’ne bildirdiği bir ortamda, Türkiye’nin terörle mücadelede kendi kanunlarını gözden geçirmesi elbette en makul olan tutum olacaktır.
  13. PKK’ya/PYD’ye her fırsatta karşı duran Barzani ve KDP desteklenmelidir. Barzani en iyi şekilde koruyup kollanmalıdır. Kuzey Irak Kürt Yönetimi Türkiye’ye yakındır. Bu yakınlık, akılcı ve sevgi dolu yaklaşımlarla güçlendirilmelidir.
  14. PKK’ya karşı Ak Parti, MHP, BBP, CHP, SP, DP bir araya gelip basın karşısında ortak açıklamalar yapmalıdır. Bu partiler STK’ları da yanlarına alarak terörü ve PKK’yı lanetleyen açıklamalar yapmalıdırlar. Bu hem PKK’ya, hem de PKK’nın siyasi koluna karşı büyük bir darbe vuracaktır.
  15. Devlet-ordu-polis-korucu-millet el ele görüntüsü, PKK’nın ve derin dünya devletinin moralini sıfıra indirecektir.
  16. Kalekolların yapımı hızlandırılmalı, sayıları arttırılmalı ve aynı zamanda yöre halkına insani/sosyal hizmet veren “güler yüzlü” yapılar olarak kullanılmalıdır. (Sağlık ocağı, halk evi gibi)
  17. Tahir Elçi’nin öldürüldüğü olay yerinde bir türlü inceleme yapılamamaktadır. Bu da Güneydoğu illerinde, şehir ve ilçe merkezlerinde yeni karakolların yapımına büyük ihtiyaç olduğunu ortaya koymaktadır. Önemli her cadde ve sokakta, gizli veya resmi birçok güvenlik noktası, birçok karakol inşa edilmelidir.
  18. ABD’nin 11 Eylül’den sonra çıkarttığı kanunlar da incelenebilir. Amerikan devleti terörle mücadele konusunda yepyeni kanunlar, bakanlıklar, birimler ve tedbirler bütünü oluşturmuştur.

D. PKK’yla mücadele için yapılması gereken kanun değişiklikleri

PKK’yla mücadelede devletin ve milletin elini kanunen güçlendirmek çok önemlidir. Bunun için;

  1. PKK’nın çatı örgütü olarak kabul edilen bütün KCK üyeleri yeniden tutuklanmalıdır. KCK/PKK akademileri kapatılmalıdır.
  2. Tutuklanan PKK üyelerine hapishanelerde ilmi eğitim verilmelidir.
  3. PKK’ya destek verenlerin, en küçük bir örgüt propagandası yapanların, örgüt flaması taşıyanların, terör sorunu devam ettiği süre boyunca tutuklu kalmalarına imkan sağlayacak kanuni düzenlemeler yapılmalıdır.
  4. PKK sembollerinin, PKK paçavralarının, Öcalan posterlerinin taşınması ve kullanılması yasaklanmalıdır.
  5. PKK militanlarına karşı, halka kendini savunma hakkı verilmelidir. PKK’ya karşı kendini savunan halk, bu hakkından dolayı sorumlu tutulmamalıdır.
  6. Üniversitelerde yuvalanan PKK terör örgütü üyeleri tutuklanmalı ve cezaevlerine konulmalıdır.
  7. Yakalanan PKK’lılar gerektiği taktirde vatandaşlıktan çıkarılarak sınır dışı edilmeli ve yurda girişleri engellenmelidir.
  8. Sosyal medyada terör propagandası engellenmelidir. IŞİD’i öven bir internet sitesi olduğunda hemen kapanmasına rağmen, PKK propagandası yapan siteler hiçbir hukuki yaptırımla karşılaşmamaktadır.
  9. Terör propagandası ve terör örgütüne yardım kavramları kanunlarda yeniden tanımlanmalı ve çapı genişletilerek teröre lojistik destek veren her detay kanunla engellenmelidir.
  10. Hendek siyasetini, PKK eylemlerini ve özyönetim ilan edip devlete isyan etmeyi teşvik eden gösteri, yayın ve söylemler cezalandırılmalıdır.
  11. Tüm bu kanunların hedefi fikirler değil, terörizm olmalıdır.

E. Yeni sürecin, PKK’nın kökünün kazınarak milli birlik/kardeşliğin pekiştirilmesinin sağlanma ve Güneydoğu halkının güzel yaşam koşullarına ulaştırılması süreci haline getirilmesi

PKK ile savaşta 30 yıldır tüm mücadele yöntemleri denenmiştir. Kontrgerilla yöntemlerinden, Çözüm Süreci’ne kadar hiçbir yöntem başarılı olamamıştır.

3 aylık bir kazıma planı ile, 4 bir koldan mücadele edilmesi gerekmektedir.

PKK’nın Çözüm Süreci’yle birlikte tarihi bir güce, siyasi desteğe ve belediye imkanlarına, dolayısıyla devlet imkanlarına ulaştığı ortadadır. Dolayısıyla Çözüm Süreci’nin buzdolabında olduğu ve her an geri çıkarılabileceği yönündeki haberler, en başta PKK’yla mücadele eden güvenlik güçlerimizi huzursuz etmekte, milletimizi tedirgin etmekte ve bölge halkını da çok olumsuz düşüncelere sevk etmektedir. Çözüm Süreci’yle bütün bölgeye silah ve bomba yığan, belediyeler kanalıyla alan hakimiyetini büyüten ve mayınları asfalt yolların altına gömen PKK varken ,“sürece dönme, süreci buzdolabından çıkarma” gibi sözlerden kastın ne olduğu milletimize çok iyi anlatılabilmelidir. PKK’nın statü kazanıp bölünme için kanuni kazançlar sağlayacağı “özyönetim, ademi merkeziyetçilik, yerel özerkliklerin güçlenmesi” gibi politikalar çözüm değil, kesin olarak bölünmeye sebebiyet verecektir. “Sokakta kuduz köpekler varken, köpeklerin serbest dolaşmasının savunulması” veya “hayvanlarda salgın hastalıklar varken, hayvan haklarını öne sürerek belediyelerin yetkilerinin kısıtlanması” nasıl vahim sonuçlar doğuracaksa, PKK varken yerel yönetimlerin özerkleştirilmesi de aynı şekilde yıkım getirecektir.

“Amerikan derin devleti böyle istiyor, bastırıyor ve tehdit ediyor” diye Türkiye’nin üniter yapısından vazgeçmesi, bir bölgesini göz göre göre PKK’ya teslim edip bölünmeyi kabullenmesi olacak iş değildir. Bu, çok daha büyük felaketleri, yok oluşu, paramparça olmayı ve tüm dünyanın adeta cehenneme dönüşmesine neden olacaktır. Müslüman bir ülkenin Stalinist katillere özerklik vermesi demek, İslam dünyasının birlik olma umudunu da ortadan kaldırmak demektir ki, bu da asla kabul edilebilir bir düşünce değildir.

Diğer taraftan şu bir gerçekliktir ki;

PKK silah bırakmaz.

PKK, Türkiye’deki hain bölücü emellerinden asla vazgeçmez.

PKK, Türkiye’yi asla terk etmez.

*  PKK, kendi otoritesini tesis etme politikasından asla geri adım atmaz.

Silahla edindiği gücü, silahı bıraktığı anda kaybedeceğini bilen PKK, 40 yıllık kazanımlarını süreçler uğruna zayi etmez.

Dolayısıyla “PKK geri çekilecek, bu izlenecek” gibi bir düşünce tümüyle gerçekdışıdır. PKK’nın Marksist-Leninist-Stalinist felsefesine de baştan sona aykırıdır. PKK’nın anlayacağı tek dil, konuştuğu dildir. O da silahlarını ellerinden almak, bütün PKK’lıları tutuklamak ve hatta teröre bulaşmış herkesi vatandaşlıktan çıkarmaktır.

F. Kültürel seferberlik ilan edilerek PKK’nın ideolojisinin fikren kazınması ve böylece PKK’nın taban desteğinin ortadan kaldırılması

Kültürel seferberlikte tüm iletişim kanalları kullanılmalıdır. Sağlık,

sosyal güvenlik, ulaştırma gibi konularda nasıl planlı programlar varsa, kültür konusunda da bir milli program oluşturulmalıdır. Devlete ait ve özel TV kanallarında eğitim zorunlu olarak verilmelidir. Bu eğitim bilimsel olmalı, hamaset, demagoji ve felsefi anlatımlar yerine, sorunu anlatan ve çözüm önerileri getiren ilmi programlar mantığında olmalıdır. Eğitim programının ve verilecek mesajların belirlenmesi çok önemlidir.

Kültürel eğitim seferberliğinde kullanılması gereken kanallar:

  1. Gazete ve dergiler
  2. Sosyal medyada kapsamlı eğitim
  3. Okul müfredatlarında eğitim
  4. Herkesin “eğitmen” haline getirilmesi
  5. Sivil toplum kuruluşlarında eğitim
  6. Eğitimin tüm parti programlarına konulması
  7. Spor alanlarında eğitim
  8. Üniversitelerde eğitim
  9. Özellikle gençlik kollarında eğitim
  10. Meşhur kişilerle (sanat, spor, eğitim camiasından halk tarafından sevilen ve sayılan isimlerle) eğitim ve hatırlatma faaliyetleri
  11. TV programı içi eğitim
  12. Uluslararası eğitim ve uluslararası kurumlarda savunma
  13. Irak ve Suriye’de eğitim (kısa broşürler, kitaplar, paneller, konferanslar, televizyon ve radyo yayınlarıyla)
  14. Dünya çapındaki sivil toplum örgütleri ile ortak eğitim
  15. Yurt dışındaki Türklerin etkin kullanımı
  16. Türk Cumhuriyetleri ve İslam ülkeleriyle güçlü birlik beraberlik görüntüsünün verilmesi ile kültürel faaliyetler düzenlenmesi
  1. Türkiye’nin en büyük sorunlarından biri de ideolojik yönden güçlü, milli, manevi değerlere sahip çıkan bir gençliğin tam anlamıyla yetiştirilememesidir. Siyasetçilerimiz de yaptıkları konuşmalarda sık sık bu önemli soruna değinmekte ve dindar neslin önemini vurgulamaktadır.
  2. Bizim gençliğimiz dünyadaki tehlikeleri önemsemez bir tavırla hayatlarına devam ederken, PKK’lı terörist gençler dağa çıkmayı, silahlanmayı, terör eylemi yapmayı, ölmeyi ve öldürmeyi tek hedef haline getirmişlerdir. PKK’lılar için evlilik, okul diploması, ev bark edinme, ticarete atılma gibi hedefler hep önemsiz kalmaktadır. Böyle bir ortamda sayıları az da olsa, PKK’nın birçok noktada üstün ve galip geleceği ortadadır. İşte bu yüzden acilen gençlerimiz milli bilince ulaştırılmalıdır.
  3. Okullara acilen “milli şuur dersleri” konulmalıdır. Bunun dışında milli şuur konusu televizyonlarda da sürekli gündem yapılmalıdır.
  4. Milli ve manevi şuuru zedeleyen en büyük tehlike ise okullarda materyalizmin okutulması, yaratılışa karşı çıkılmasıdır. Türkiye’nin devlet okulları müfredatında ise, materyalizm safsatası üzerine kurulu bir müfredat mevcuttur. Hayatın ‘sözde tesadüfler eseri olarak ortaya çıktığını’ savunan bir aldatmaca olan Darwinizm tüm ders kitaplarında yer almaktadır. Bu eğitim sistemi içinden mezun olan gençlerin bu şekilde “dindar bir gençlik” oluşturamayacağı ise ortadadır.

PKK’nın ideolojisi de tüm milletimize en iyi şekilde anlatılmalıdır:

  1. Kürt halkı dindardır, samimidir, maneviyat sahibidir ve Allah, peygamber (sav) aşığıdır. Kutsal değerlerine sahip çıkarlar. “Cami yanacağına benim evim yansaydı oğul” diye feryat eden, “Allah’ın evini yakmışlar, Allah’ın Kitabı’nı yakmışlar” diyerek gözlerinden yaşlar boşanarak ağlayan anaların ruh hali, bölge insanının gerçek ruh halini yansıtmaktadır. Bu yüzden bölge halkına PKK’nın ateist, komünist, din karşıtı ve Marksist-Leninist-Stalinist yapısı çok iyi anlatılmalıdır.
  2. PKK’lıların kahpe, kalleş, yalancı, ahlaksız, insaniyetsiz, sevgisiz, namert, saygısız, seviyesiz, temizlikten uzak, namussuz yapılarıyla Kürt halkının terbiyeli, efendi, güvenilir, sevgi dolu, saygıya çok değer veren, maneviyatı her şeyin üzerinde tutan, nezaketli, hürmetli, edep adap bilen, alçakgönüllü, fedakar, cefakar, samimi yapılarını karşılaştıran örnekler halkımıza sunulmalıdır.
  3. PKK’nın din karşıtı ve Stalinist yapısı, başta TRT Kürdi olmak üzere, yerel radyo ve TV yayınlarıyla halka anlatılmalıdır. PKK’nın ateist/materyalist olduğunu, Allah’ı ve yaratılışı reddeden bir yapıda olduğunu ve PKK’nın nihai hedefinin komünal sosyalist devletsiz bir diktatörlük, yani komünist diktatörlük kurmak istediğini en iyi anlatacak STK’lar desteklenmeli, bu amaç için yollarının önü açılmalıdır.
  4. PKK, zor kullanmadan, cinayet işlemeden, terör yapmadan, katliam yapmadan, tehdit etmeden Kürtlerin bölgede kendisini dinlemeyeceğini çok iyi bilmektedir. Kürtler de çok delikanlı, cesur ve mert insanlardır. Kendi üstlerinde dinsiz, komünist PKK’lı katillerin baskı kurmasından, kendilerine kabadayılık yapmalarından, tehdit edilmekten, silah zoruyla evlatlarına, evlerine, mescitlerine, kızlarına el konulmasından ve saldırılmasından çok rahatsız olurlar. Bu rahatsızlık karşısında Devletimiz Kürtleri en mükemmel şekilde kucaklamalıdır.
  5. PYD’nin, PKK ile aynı terörist örgüt olduğu çok açık bir şekilde anlatılmalıdır. Bu konu çok önemlidir çünkü PKK, güya “Türkiye Kobani’de Kürtleri ölüme terk etti. TC’nin tek hedefi Kürtlerin tamamını bir soykırımla yok etmektir” gibi mesnetsiz ve yalan propagandalar üzerinden bölge halkını kandırmaya çalışmaktadır. Bu konuda binlerce delil vardır. Sırf PYD’nin parti tüzüğünde yer alan, “KCK ve Öcalan’a bağlı olunduğunun açıklanması” yeterli bir delildir. Bunun dışında anlatımlarda “Kandil’deki PKK’lıların, Türkiye’deki PKK’lıların Suriye’de PYD’li olmaları, YPG/YPJ’lilerin Öcalan resmi üzerine yemin etmeleri, PYD adına Öcalan’ın, Baas Rejimi ile avukatlar kanalıyla irtibata geçmesi” gibi yüzlerce delil kullanılmalıdır. Resimli, görsel slaytlı sunumlarla bu gerçekler hem bölge halkına hem de tüm dünya basınına gösterilmelidir.
  6. PYD’nin katliamları, dinsiz yapısı, dindar Kürt partilerini ortadan kaldırışı, muhalif hareketleri silahla susturması, bol delille birlikte halka anlatılmalıdır.
  7. PKK/PYD, Kobani ve Rojava’da İslam karşıtı bir rejim kurmak istemektedir. PKK/PYD, bu diktatörlüğünde Müslümanlara yaşama imkanı tanınmayacaktır. 40 yıllık PKK tarihi bunun en büyük delilidir. Aynı zamanda son bir yıllık terör de bunun en büyük ispatıdır. Bunlar bölge halkına bir iki defa değil, defalarca anlatılmalıdır. Tekrardan kaçınılmamalıdır. Broşürler, konferanslar, paneller, gazeteler, dergiler, afişler, pankartlar, televizyonlar, kanaat önderleri toplantıları, Diyanet faaliyetleri, cemaat ve STK toplantıları ile bu gerçek bölge halkına çok iyi ve detaylı anlatılmalıdır.
  8. PKK ve PYD’nin, dindar ve Nakşibendi bir kimse olan Barzani’ye karşı düşmanlıkları da anlatılmalıdır. Barzani büyük zorluklar altında, hayat boyu yaptığı çileli ve kahramanca mücadeleyle Kürtlere Irak’ın kuzeyinde huzurlu bir yaşam alanı oluşturmuşken, PKK’lı katillerin Barzani’ye karşı oluşu büyük bir ahlaksızlıktır. Bu durum, PKK’nın düşman listesinde sadece Türkiye ve IŞİD’in değil, bütün dindar Kürtlerin de olduğunu ortaya koyan delillerden biridir.
  9. PKK varken özerklik isteyen yapının mümin muttaki olmadığı, İslam dinini, İslam Birliği’ni, devletin birliğini ve bütünlüğünü istemedikleri, anlatılmalı. Can güvenliği yokken, insanlar canının derdindeyken, PKK bütün ailelere, bütün evlere, bütün hanelere musallat olmuşken yerel yönetimleri güçlendirmenin, özerkliklerin, özyönetimin, ademi merkeziyetçi yaklaşımın Stalinist katilleri güçlendireceği insanlarımıza ve hatta tüm dünyaya anlatılmalıdır.

G. Devletin uzun vadeli bir kalite politikasını hayata geçirmesi

Müslümanların dünya kamuoyunda yeterli desteği almamasının en önemli sebeplerinden biri de, kimi Müslüman kesimlerin oluşturduğu kalitesiz görünümdür. Oysa İtalya’yı, Fransa’yı ve diğer Avrupa ülkelerini dünya politikalarında söz sahibi kılan önemli faktör kalite anlayışlarıdır.

Ülkelerin kalite politikalarının olmaması sanata, bilime, yaşam kalitesine, konfora, sağlığa, spora her şeye yansımaktadır. Bugün dünyaca meşhur olmuş Müslüman sanatçı yada bilim adamları, genelde Batı’da yaşayan Batı eğitimi almış Müslümanlardır. Çünkü Batı’da çok daha büyük ve kaliteli imkanlara sahip olunmaktadır.

Kalitesizlik, toplumların, devletlerin, orduların kendine güvenini de kaybettirmektedir. Irak Ordusu’nun her düşman görüşünde savaşı bırakarak anında kaçması buna bir örnektir.

Bir çok Müslüman kalitesiz hayat sonucunda kendilerine olan güveni kaybetmekte, kendilerini aşağılanmış hissetmektedir. Horlanma, ayrımcılık ve dışlanma sonucunda da, zaten eziklik psikolojisi içinde olan, zayıf karakterli kalabalıklarda haset, enaniyet, hırçınlık ve nefret hisleri doğmaktadır.

Bugün İslam dünyasının büyük bölümünde “zenginlik, temizlik, güzellik, teknoloji, sanat, estetik, kalite, kültür, edep adap, kadına saygı, gençlere saygı, sevgi, ilim sahibi olmak” gibi karakteristik özelliklere çok nadir rastlanmaktadır. Bu çok vahim bir durumdur. Toplumda büyük kırılmalara ve ayrışmalara yol açan bu durum, maneviyat eksikliği olan toplumlarda özellikle Marksist nefretin ve komünist isyanın kolayca yaygınlaşmasına sebebiyet vermektedir. Şu çok iyi bilinmelidir ki, komünizmin kaynağı bilgi değil, bilgisizlik ve cehalettir. Bilgisiz, bağnaz ve cahil insanlar, hayatın kör tesadüfler içerisinde, haşa bir Yaratıcı olmadan geliştiğine inanırlar. Araştırmayan, sorgulamayan bu yapı içinde her türlü safsata ve sapkın düşünce kolaylıkla kabul edilir. Birçok terör örgütü gibi, PKK da işte böyle bir ortamda büyüyüp gelişmektedir.

Dolayısıyla yapılması gereken:

  1. Devletin, güçlü bir eğitim politikasıyla birlikte, bir kalite politikasının da olması çok önemlidir. Çünkü kalite geliştikçe, yaşam kalitesi artacak ve kaliteli bir toplum ortaya çıkacaktır. Kalite gelişmediği taktirde ise, kalitesizlik, sevgisizlik, nezaketsizlik topluma hızla hakim olacaktır.
  2. Becerilerin gelişmemesi, sanatın körelmesi ile özellikle Ortadoğu’nun, sonrasında Asya’nın ve Afrika’nın geldiği nokta ortadadır. Ortadoğu’da ölmek ve öldürmek, çatışmak, savaşmak, şiddet uygulamak artık sıradan olaylar haline gelmiştir. İnsanların ve insanlığın hiçbir değeri yoktur.
  3. Kalitesiz bir ortamda PKK gibi terör örgütlerinin gelişmesi de çok kolay olmaktadır. Kalitesiz düşünceler, kalitesiz fikirler ortaya çıkarmaktadır. Milli ve kaliteli duruş sahibi olmayan bazı insanlar da, PKK’yı önemli ve makul görebilmektedir. Bu içler acısı bir durumdur.
  4. PKK, kaliteli ve kültürlü bir toplum içinde kimseyi ucuz ve ahmakça yalanlarıyla kandıramayacaktır. Kendi kalitesiz hayat şartlarında yaşamaya kimseyi ikna edemeyecektir.
  5. Diğer taraftan, kalitesiz toplumlar dünya tarafından da değersiz, önemsiz görülmektedir. İnsan sınıfı içinde görülmemektedir. Bu sevgisiz ve insaniyetsiz tutum sonucunda da, özellikle Müslümanların ölümleri, bir yunus balığının, bir balinanın, bir martının ölümü kadar bile önemsenmez hale gelmiştir. Bu fitne, kalitenin acil bir şekilde devlet politikası haline getirilmesiyle son bulur.
  6. Kalite gelişmezse ölmeyi öldürmeyi isteyen insanlar yetişecektir.
  7. Evler, sokaklar, yiyecekler ve bunlar gibi hayatın her alanı kalitesiz olduğunda, bu kalitesizliği benimsemiş kalitesiz insanlar ortaya çıkacaktır.
  8. Bir ülkenin kalitesi, kadına verdiği değerden, gösterilen nezaketten anlaşılır. Dolayısıyla kalite olmadığında, o toplumda en mağdur olan kesimlerden biri de kadınlar olacaktır.
  9. Bir ülkede kalite gitti mi, o ülke de tepetaklak yıkıma doğru gitmektedir. Bunu teşvik etmek ise büyük bir fitne ve tuzaktır.
  10. Kalitesizlik, mimaride, kılık kıyafette, düşünce anlayışında, sokakta, kısacası her alanda tahribata sebebiyet vermektedir. Kalitesizlik bağnazlığı, bağnazlık da kalitesizliği büyütmektedir. Bu da beraberinde yıkımı getirmektedir.

[iii] Süleyman Kocabaş, Hindistan Yolu ve Petrol Uğruna Yapılanlar: Türkiye ve İngiltere, 1.b., İstanbul: Vatan Yayınları, 1985, s. 231

Advertisements

Adnan Oktar: Şengal’den Kobani’ye PKK Propagandasının Yükselişi ve Çöküşü

adnan oktar pkk kobani isid adnan hoca a9 tv

Adnan Oktar: Şengal’den Kobani’ye PKK Propagandasının Yükselişi ve Çöküşü

IŞİD tehdidi Suriye’nin ardından Irak’a yöneldi ve Batı devletlerinden zayıf da olsa bazı sesler yükselmeye başladı. 3 yılı aşkın süredir devam eden Suriye iç savaşına hiç bir müdahalede bulunmayan Batı’nın bu tutumu PKK’yı desteklemesi bakımından oldukça dikkat çekici. Üstelik bunun için her türlü çaba da harcanıyor. Örneğin hemen Batı toplumunun desteğini kazanmak amaçlı görünen bir “Şengal Operasyonu” düzenlendi.

IŞİD’den kaçan Ezidilerin Şengal Dağlarına sığınması ile birlikte önce Amerikan Hava kuvvetleri Ezidilere acil yardım malzemelerini havadan ulaştırdı, sonra da yoğun bombalama ile Ezidilerin Türkiye’de ulaşabilecekleri bir koridor açıldı. Bu esnada karada Ezidilere yol gösteren PKK/PYD birlikleri, sanki bu koridoru açan “kahraman savaşçılarmış” gibi gösterildi ve Ezidilere “sizi Abdullah Öcalan kurtardı” telkini yapıldı. Güvenliğe ulaşan Ezidiler dünya medyasına röportaj verirken kendilerini kurtaranın Abdullah Öcalan ve PKK olduğu şeklinde bilgi verdiler.

Bir adada hapis durumda olan ve hiç bir operasyon imkanı olmayan Abdullah Öcalan ile birlikte hareket eden Marxist-Leninist komünist terör örgütü PKK ‘halkların dostu’ gibi lanse edildi. Aslında yeni plan belli olmuştu. Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa Birliği ülkeleri PKK’yı planları dışında ortaya çıkan IŞİD’e karşı kullanacakları yeni piyonlar olarak belirlemişlerdi.

Eğer Batı IŞİD’e karşı PKK’yı silahlandırmaya kalkar, bu durumda PKK’nın büyük bir hezimete uğrayacağı çok açıktı. Çünkü PKK gibi dağlarda kalleş terör eylemleriyle hareket eden bir örgüt olarak düzenli ordulara ancak vur-kaç tekniği ile zarar verebilir, hedefindeki orduyu yorabilir ve kayba neden olabilir. Fakat bu sefer karşısındaki hedef yine bir gerilla birliğiydi ve gerilla savaşının temel itici gücü olan ideoloji anlamında kendilerinden kat kat güçlüydü. Elinde Irak ve ABD ordusuna ait çok gelişmiş silahlar vardı. Sonunda Kobani’de PKK daha önce hiç görmediği bir yenilgi aldı ve çok yüksek sayıda teröristin ölümüyle gücünü önemli anlamda yitirdi. Bu şekilde Amerika’nın daha önce Afganistan’da, İran’da ve Güney Amerika’da yaptığı gibi ‘terör örgütleri destekleyerek bölge kontrolü’ politikasının bir kez daha çöktüğünü görmüş olduk.

Türkiye olarak hemen yanıbaşımızda Suriye iç savaşı 3.5 yıldır devam ediyor ve yüz binlerce masum insan Esad’ın bombaları ve rejim birliklerinin saldırılarıyla hayatını kaybetti, sayısı 6 milyonu aşan mülteci ortaya çıktı. Fakat bütün Suriye’nin tamamı için Kobani’deki PYD/PKK savaşçılarını kurtarmak için yapılan propagandanın küçük bir bölümü bile yapılmadı. Aynı şekilde, IŞİD uzun süredir Rakka’da varlığını sürdürüyor. Birçok Suriye bölgesini ele geçirip Irak’a geçti ve hem Irak’ta hem Suriye’de Kürtlerin yoğunlaştığı onlarca köyü kontrolü altına aldı. Ama Kobani’de yaşanan panik diğer bölgelerin hiçbirinde yaşanmadı. Peki Kobani’yi bu kadar önemli kılan ne?

Kobani’de gerçek anlamda Batı’yı ilgilendiren hiçbir şey yok aslında. Kobani’deki halkın ezici çoğunluğu, yani 182.000 sivil, Türkiye’nin uyarısı ile IŞİD henüz kantona gelmeden Türkiye’ye geçti ve şu an güvenlikteler. Kobani’de sadece YPG’nin canlı kalkan olarak kullanmak istediği, bu nedenle de Türkiye’ye gitmelerine izin vermediği çok çok az sayıda sivil var. Kobani’de petrol yok ve stratejik açıdan Komünist Kürdistan hayalinin yıkılması dışında Batı’yı ilgilendiren hiçbir şey de yok. Bu durumda diğer bölgelerde IŞİD’in öldürdüğü Kürtler, binlerce Şii Arap Irak askeri, Suriyeli Arap direnişçiler konusunda niçin Batıdan bir ses çıkmadığı elbette merak konusu.

Batı devletleri, PKK’nın artık terörü desteklemeyeceği, PKK’nın demokrasi yanlısı olduğu, bir Kürdistan kurulursa bunun İsrail dostu olacağı, PKK’nın kadınlara değer verdiği gibi Maocu propaganda taktiklerinin tamamına inanmış durumdalar. Oysa bölgede PKK’nın kontrolünde bir Komünist Kürdistan kurulduğu takdirde bu devlet sadece İsrail’in değil kapitalist Batının da baş düşmanı olacaktır. PKK gibi bir terör örgütünün silah bırakması asla mümkün değildir, bu onların tüm ideolojik altyapılarına, varoluş amaçlarına aykırıdır. Marksist, Leninist bir terör örgütü olan PKK’nin gerçek yüzü geçtiğimiz hafta Türkiye’de gerçekleştidikleri ve 40’a yakın insanın vahşice katletilmesi, devlet mallarının, dükkanların, araçların yakılması, yıkılması ve yağmalanmasıyla sonuçlanan kanlı eylemlerden de açıkça anlaşılmaktadır. PKK şiddeti tek yol olarak gören, kalleş bir terör örgütüdür, Batı’ya sempatik gözükmek için yaptıkları propagandanın ise hiçbir gerçek yönü yoktur.

IŞİD elbette bir tehlikedir, fakat PKK tüm dünya için IŞİD’den daha büyük ve daha yakın, her Batı ülkesinde yapılanmış bir tehlikedir. Batı devletlerinin PKK’nın kendisini masum gösteren propagandasına kanmaması gerekmektedir. Bu grubun hemen her ülkede terör örgütü listesine alınmasına neden olan gerçekler bugün de geçerlidir. Stratejik gerçekler de bunu kanıtlamaktadır. IŞİD sorunu PKK gibi kanlı bir terör örgütünün ortaklığıyla, bombalarla, silahlarla değil ancak fikri bir mücadeleyle çözülebilir. Aksi, yani şiddet sadece daha fazla şiddet getirecektir.

Adnan Oktar’ın Urdu Times Gazetesinde yayınlanan makalesi

urdu times_adnan_oktar_pkk_propaganda

http://www.harunyahya.org/tr/Makaleler/194563/Adnan-Oktar-Sengal%E2%80%99den-Kobani%E2%80%99ye-PKK-Propagandasinin-Yukselisi-ve-Cokusu

Adnan Oktar: Muhafazakar Medyaya Açık Mektup

adnan oktar pkk kobani abdullah ocalan muhafazakar basin

Adnan Oktar: Muhafazakar Medyaya Açık Mektup

Türkiye ve Ortadoğu’nun tarihi bir dönemeçten geçtiği günlerdeyiz. Ülkemizde son iki yıldır ardı ardına yaşanan olaylar, tüm aşamaları özenle tasarlanmış bir planla karşı karşıya olduğumuzu gösteriyor.

Ülkemiz aleyhinde böyle kapsamlı bir hareket varken, milli ve manevi bilince sahip olan kesimlerin çok daha duyarlı, titiz ve sorumlu hareket etmesi gerektiği açıktır. Eski Türkiye olarak tabir ettiğimiz 28 Şubat’ların yaşandığı dönemlerde, milli değerlere bağlı kesimlerin gerek medya gerekse propaganda gücü oldukça zayıftı. Karşıt kesimler bu zayıflıktan faydalanarak tek yanlı, güçlü propaganda yapabiliyorlardı. Bugün ise milliyetçi, muhafazakar ve dindar çevrelerin çok daha geniş imkanları var.

Bu imkanların vatan için, devlet için, millet için nasıl değerlendirildiği kuşkusuz çok büyük bir sorumluluk. Ulusal yayın yapan, milyonlarca insana ulaşma imkanı olan kuruluşların yayın anlayışının bu sorumluluğu doğru yansıtması son derece önemli. Özellikle PKK propagandasının Batı’da güç kazandığı, Türkiye’nin yalnızlaştırılmaya çalışıldığı, içinde Güneydoğu’nun olmadığı Türkiye haritalarının sıkça yayınlandığı bugünlerde, söz konusu basın yayın kuruluşlarının üzerindeki yükümlülük daha da fazla.

Gerek Gezi kalkışması sırasında gerekse Ekim ayının başında Türkiye çapında yaşanan ayaklanmada, şiddet yanlısı komünist ideolojinin halen etkin olduğu açıkça görülmüştür. PKK başta olmak üzere sol terör örgütleri liselerde, üniversitelerde, kahvehanelerde, mahalle aralarında yoğun olarak propaganda yapmakta ve gençleri etki altına almaktadır. Özgürlüğü, sosyal adaleti, insanca yaşamayı sokakta direnerek elde edeceğini zanneden genç kitleler şiddet eylemleri yaparken bunu bir inanç ve amaçla gerçekleştirmektedir. Dolayısıyla bu gençlerin şiddetten vazgeçmelerinin tek yolu söz konusu inançlarının yanlış olduğunun anlatılmasıdır.

Güneydoğu’da yapılan araştırmalar ve gözlemler gençler arasında ateizmin yaygınlaştığını, camilere gidiş oranlarının hızla azaldığını ve gençlerin yüksek oranda PKK’ya sempati duymaya başladığını göstermektedir. Bu durum, PKK’nın bölge halkı üzerindeki silahlı baskısı ile birlikte düşünüldüğünde, Türkiye’nin ciddi bir tehlikeyle karşı karşıya olduğunu gözler önüne sermektedir.

Bu koşullarda tüm yükümlülüğü Devlet’e bırakmak vicdanlı bir davranış değildir. Devletimiz devlet olmanın gereği olan tüm asayiş tedbirlerini almalıdır, ancak bu tedbirler gençlerin terör örgütlerinin tuzağına düşmekten korunması için yeterli değildir. İşte bu aşamada basın yayın kuruluşlarına vazife düşmektedir:

 

1.          Maneviyatı güçlü, imanlı bir nesil yetiştirmek için klasik İslam tarihi ve din bilgisi eğitimi yeterli değildir. Bugün Güneydoğu’da İmam Hatip Lisesi’nde eğitim görmüş, ancak PKK safında yer alan çok sayıda genç bulunmaktadır. İhtiyaç teknik din bilgisi değil, imandır.

2.              İmani çalışmanın yapılabilmesi için önce iman etmenin önünde engel olan putların ortadan kaldırılması gerekir. İnsanın tesadüf eseri olduğu ve sözde maymundan türediği telkini halihazırda müfredatta yer almaktadır. Gençler biyoloji dersinde bu safsataları öğrenmekte, ancak bunlara cevap olabilecek bilgiyi bilmemektedir.

3.              Darwinist eğitim alan bir gencin materyalist ideolojilere karşı direnç göstermesi mümkün değildir. Sözde bilimsel bilgiyle Darwinizmi öğrenen bir genç, Din Bilgisi dersinde aldığı geleneksel eğitimle bu ideolojiye cevap veremez. Cevap verebilmek için Darwinizmin neden geçersiz olduğunu anlatan somut bilgilerle donanmalıdır. Darwinizm yenildiğinde materyalizm, materyalizm yenildiğinde her türlü şiddet içeren ideoloji de yenilmiş olur.

4.              Darwinizmin geçersizliğini öğrenen bir gencin zihnindeki en büyük put kırılmış demektir. Şimdi gerekli olan, bu putun yerine doğru bilginin konulmasıdır. Bunun için de Allah’ın üstün aklını ve yaratma sanatını bizlere gösteren iman hakikatlerinin anlatılması önemlidir. İman hakikatleri derin düşünmeye dayalı, candan imanın gelişmesi için en önemli vesiledir. İman hakikatleriyle birlikte Kuran mucizelerinin anlatılması, akılda kalabilecek her türlü şüpheyi ortadan kaldıracaktır. Böyle fikri ve manevi donanıma sahip olan bir gencin terörün veya şiddetin safında yer alması ise mümkün değildir.

 

Dolayısıyla medyanızın yapacağı yayınlar da bu açıdan son derece önemlidir. Gazete ve dergilerde Darwinizmin geçersizliğini anlatan köşeler hazırlanabilir. Bir çok gazetede olan din sayfalarında Kuran Mucizeleri anlatılabilir, kısa iman hakikatlerine yer verilebilir. PKK ve diğer sol radikal örgütlerin şiddet yanlısı anlatımlarının eleştirileri düzenli olarak yayınlanabilir. Özellikle Güneydoğu’da PKK bir çok genç tarafından bir nevi kurtarıcı olarak görülmekte, gençler PKK’nın gerçek ideolojisini bilmemektedir. Bu konuda düzenli bir bilinçlendirme çalışması yapılarak, PKK’nın Marksist Leninist Stalinist bir örgüt olduğu, kuracağı sistemin despot ve baskıcı olduğu sürekli olarak anlatılarak bilinçlendirme yapılabilir.

Televizyonlarda saatlerce süren sohbet ve tartışma programları çoğu zaman tek taraflı propagandanın yapıldığı yayınlar haline dönüşmektedir. Bu konuda çok uyanık ve dikkatli davranmalı, Türkiye’nin bölünmesine, güçsüzleşmesine, istikrarsızlaşmasına sebep olabilecek bilinç altı çalışmasına müsaade edilmemelidir. Elbette her fikir özgürce anlatılmalı ama zararlı olabilecek bir fikrin doğrusuna da mutlaka yer verilmelidir.

Yayınlanan belgesellerde insanlar şüpheye düşürecek değil doğruya yönlendirecek yorumlar olmalı, Allah’ın üstün yaratma sanatı en güzel şekilde ifade edilmelidir.

Bu yayınlar için gerekli bilgi ve teknik donanım, Vakfımız’dan ücretsiz olarak temin edilebilir. Sayın Adnan Oktar’ın eserlerinin yayınladığı www.harunyahya.org sitesindeki tüm kitap, yazı, broşür, belgesel ve sesli anlatımlardan faydalanılabilir. Bunun karşılığında Vakfımızın veya Sayın Adnan Oktar’ın herhangi bir telif beklentisi bulunmamaktadır.

Sonuç olarak;

On yıllarca iç ve dış siyasetinde belli kalıplar içinde kalmaya mecbur bırakılmış Türkiye’nin bu kalıpları yıkmaya başlaması, mazlumlara sahiplenmesi, vicdan temelli siyaset izleyerek uluslararası siyasetteki ezberleri bozmasının belirli çevreleri rahatsız ettiği açıkça görülmektedir.

Milletimizin Büyük Türkiye ideali olduğu gibi, bu çevrelerin de hem Türkiye hem de Ortadoğu için bir “ideali” var. Onların idealinde güçlü ve istikrarlı bir Türkiye değil, parçalara ayrılmış, iç çatışmalarla boğulmuş, ekonomik olarak zayıflatılmış bir Türkiye var. Bunu gerçekleştirmek için de sahip oldukları tüm kaynakları, etki edebilecekleri tüm alanları sonuna kadar kullanmaktadırlar.

Bu durum karşısında milli ve manevi bilince sahip olanların da kendi imkanlarını sonuna kadar kullanması gerekir. Büyük Türkiye ve Türkiye’nin öncülüğünde İslam aleminin birleşmesi, Allah’ın izniyle mutlaka gerçekleşecek bir idealdir. Bu ideale giden yolda son dönemeçlerden geçilirken, herkesin gösterdiği kararlılık, azim ve gayret kıymetlidir. Milliyetçi muhafazakar dindar basınımız da, üzerine düşen görevi yapmalı, ülkemizi güçten düşürmeyi ve bölmeyi amaçlayanlara, karşı propaganda ile cevap vermelidir.

Kaynak: http://www.harunyahya.org/tr/Makaleler/193328/Muhafazakar-Medyaya-Acik-Mektup

PKK Terörüne Karşı İlmi Seferberlik İlan Edilmeli – Adnan Oktar

adnan oktar basbakan recep tayyip erdogan pkk abdullah ocalan

Bir yılı aşkın süredir şehit haberi gelmemesi, bölgede daha huzurlu bir ortamın tesis edilme imkanının oluşması tüm insanlarımız tarafından sevinçle karşılanmaktadır. Ancak son dönemlerde gerek Güneydoğu’da gerekse başta İstanbul olmak üzere bazı illerde PKK ve uzantıları tarafından tırmandırılan şiddete karşı milli bir teyakkuz gerektiği açıktır. PKK’nın çözüm süreci olarak adlandırılan bu süreci barış süreci olarak görmediği, daha güçlenmek için bir süreliğine geri çekilme süreci olarak değerlendirdiği anlaşılmaktadır. Bu süreç boyunca kimlik kontrolü yapmak, yol kesmek, adam kaçırmak, şantiye yakmak gibi eylemlerine devam eden PKK, Devletimizin şefkatli ve sabırlı tutumunu yanlış anlamakta, bu sabrı suiistimal etmektedir. Mevcut durum karşısında yapılması gerekenleri şu şekilde özetleyebiliriz:

1.         Güneydoğu’yu Türkiye’den ayırmak ve bölgede bağımsız komünist Kürdistan kurmak hedefinde olan PKK terörü milli bir meseledir. Cumhuriyet tarihinin en büyük komünist kalkışması ile karşı karşıya olduğumuz görülmektedir. Milli meselelerin çözümü, siyasi hedeflerin üstünde yer alır. Milletimiz vatanın korunmasının siyasi tartışma konusu yapılmasını istemez. Tüm Partilerin ülkemizin birliği ve bütünlüğü için ortak hareket ettiğini görmek ister. Dolayısıyla bu milli meselenin çözümüne yönelik atılacak adımların, hükümet ve muhalefetin bir araya gelerek, Sayın Cumhurbaşkanı, Genelkurmay Başkanı ve kuvvet komutanlarının da katılımıyla yapılacak bir toplantıyla belirlenmesi gerekir. Bu toplantı milletimizin bu mücadelede yekvücut olduğunun gösterilmesi açısından da önemlidir.

2.         Güneydoğu’nun Türkiye’den koparılması halen bir çok Amerikan ve Avrupa düşünce kuruluşlarında konuşulan, yeni sınırlar yeni haritalar üzerinden hesapları yapılan bir plandır. Söz konusu çevreler bu planı hayata geçirmek için PKK’yı son derece kullanışlı bir örgüt olarak görmektedir.Bu sebeple de örgüte dış destek devam etmekte, örgüt sözde özgürlük savaşçısı olarak lanse edilmekte ve BM terör listesinden çıkarılması için çalışmalar yürütülmektedir.

3.         PKK Marksist, Leninist, Stalinist bir örgüttür. Elemanlarına bu ideolojinin eğitimini vermekte, silah kullanmayı öğretmeden önce komünizmi öğretmektedir. Gençlerin dağa çıkışına fikri propaganda ile sağlamaktadır. Bu felsefi propaganda ve eğitim, terörün ve örgütün can damarıdır. Ne var ki Türkiye’nin on yıllardır devam eden terörle mücadelesinde, mücadelenin en önemli safhası göz ardı edilmiş, terörü besleyen fikri zemini ortadan kaldırmaya yönelik kültürel bir faaliyet yapılmamıştır.

4.         Yanlış da olsa ideali ve ülküsü olan bir yapılanmaya karşı kalıplaşmış siyasi söylemlerin ve demagojinin hiçbir etkisi olmaz. Siyasi adımlarla yol alındığı sanılsa da, gerçekte hiçbir ilerleme olmaz. İlerleme ve değişim olmasının tek yolu karşıdaki gücün fikri yapısının değişmesi, zihinsel bir dönüşüm yaşamasıyla mümkündür. Beyni değişmedikten sonra örgüt ne silah bırakır, ne eve döner. Eve dönse dahi bunu bir taktik olarak yapar, bıraktığını iddia ettiği silaha da ulaşması an meselesi olur. Zihin değişimi ise ancak eğitimle olur. İnancının çürüklüğünü net olarak görmesi, zihnindeki putların kırılması ve yerine doğru bilginin konulması gereklidir.

5.         PKK’nın ve diğer sol radikal örgütlerin gençlere yönelik fikri telkini aralıksız devam etmektedir. Buna karşılık gençliğimizin büyük kısmı siyasi olarak bilinçsiz yetişmektedir. Gençlerin birliğin ve bütünlüğün önemini kavrayan, büyük Türkiye idealine sahip, Türk İslam coğrafyasının sorunlarından haberdar ve bu sorunlara çözüm üretebilecek şuura sahip olması ancak eğitimle mümkündür. Devletimiz, müfredata “milli şuur” dersi ekleyerek bilinçli gençler yetişmesini sağlamalıdır. Aksi takdirde, milli şuuru zayıf gençler yetişmeye devam edecek, PKK ve diğer illegal örgütler bu durumdan fayda sağlayacaktır.

6.         PKK başta olmak üzere Marksist Leninist Stalinist tüm örgütlerin sözde bilimsel dayanağı Darwinizm’dir. Okullarda gençlere “kör tesadüflerin ürünü” oldukları safsatası, “tarihin evrimi” aldatmacası okutulmaktadır. Okulda alınan, “atalarınız hayvanlardan türedi, ilkel komünal toplumlar vardı, daha sonra bu toplumlar evrimleştiler ve bugünkü hallerine ulaştılar” eğitiminin üzerine komünist ideolojiyi bina etmek çok kolaydır. Örgütler gençlere yaklaştıklarında “tarihin sözde evrimi içerisinde devrimin yeri olduğunu” anlattıkları zaman, gençlerin bu aldatmacaya verebilecek hiçbir cevapları yoktur. Çünkü okulda verilen eğitim de bu aldatmacayı desteklemektedir. Gençlerin büyük kısmı bu yapılarla herhangi bir tartışmaya girebilecek, iddialara cevap verebilecek, anlatılanların geçersizliğini ortaya koyacak bilgi birikimine sahip değildir. Bu sebeple, okullarda Darwinizm ve materyalizm, hatta komünizm, faşizm ve tüm akımlar öğretilmeli, ancak bununla birlikte mutlaka cevapları da gençlere anlatılmalıdır. Devletimiz tek yanlı Darwinist materyalist eğitime son vermelidir. Ancak o zaman komünizmin her türlü propagandasına karşı gençler donanımlı olur.

7.         Gençlerin eğitimi sadece Güneydoğu için değil tüm bölgeler için aciliyetlidir. Sosyal medyada gençlerin bir kısmının kullandığı sevgiden uzak, öfkeli, nefret dolu, kavgacı, yüzeysel üslup önemli bir tehlikeye işaret etmektedir. Bu işareti görmezden gelmek, milli bir felakete zemin hazırlamak olur. Bir ülkenin temel ihtiyacı manevi kalkınmadır. Ekonomik kalkınma, yol, baraj, sanayi tesislerinin inşası, manevi inşayla birleşmezse o ülkenin güçlü olması mümkün değildir.

8.         Bu durumu ortadan kaldırmak gelenekselleşmiş din ve ahlak dersleri ile sağlanamaz. Gençlerin ihtiyacı olan fıkıh öğretimi, itikadi meselelerdeki detaylar veya İslam tarihi değildir. Elbette gençlerin bu bilgilere de sahip olması gerekir. Ancak öncelikli olan tahkiki (gerçek, samimi) imandır. Tahkiki imana vesile olacak en etkili yöntem ise iman hakikatlerinin anlatılmasıdır. Flu, zihin karışıklığına sebep olan, hayatın akışıyla uyumsuz, ağır, içe kapalı bir üslup değil, somut delile dayalı, canlı, samimi, akılcı, gerçekçi bir üslup kullanılmalıdır.

9.         Güneydoğu’da böyle bir eğitim hem devlet eliyle hem de STK’ların desteğiyle sağlanabilir. Hiçbir vakıf ve camiayı ayırt etmeden, tüm imkanları bu eğitim için seferber etmek gereklidir.Türkiye’nin bölünmesi tehlikesi söz konusuyken, gruplar, vakıflar, camialar, partiler arasındaki fikir ayrılıklarının bir önemi yoktur. Tüm bu ayrılıkları bir kenara koyup, bölünmeye karşı ortak tavır alınmalıdır. Her bir grup kendi gücü oranında ilmi çalışma yapmalı, Devletimiz de tüm bu çalışmaların önünü açmalıdır.

10.    Bölge halkına özgürlük vaad eden PKK, bunu yaparken bağnazların hurafelerini kendi lehine kullanmaktadır. Kadını yarım varlık olarak gören, modernliğe ve gençlerin neşesine karşı, cahil, acımasız, gaddar, adalet ve hakkaniyet duygusu olmayan bağnazlık PKK’ya uygun bir zemin oluşturmaktadır. Dikkat edilirse PKK ve uzantıları sık sık “kadınları özgürleştireceklerini”, “gençlere değer verdiklerini” vurgulamaktadır. Oysa gerçek kadın özgürlüğü, eşitlik ve adalet ancak Kuran ahlakının tam uygulanmasıyla sağlanır.  PKK’nın elinden bu kozu almak da bağnazlığa karşı Kuran ahlakının yayılmasını sağlamakla mümkündür.

11.    PKK’nın bir diğer avantajı da geçmiş yıllardan izi kalan “devletin soğuk yüzü” imajının tam olarak düzeltilememiş olmasıdır. Örgüt bölge halkına suni de olsa bir sevgi sunmaktadır. Onların gerçek koruyucusu olduklarını vaat etmektedirler. Bazı yetkililerin ve siyasilerin halka üstten bakan, sevgisiz, merhametsiz, anlayışsız tavırları da PKK’nın bu anlatımlarını güçlendirmektedir. Bölgede görev yapan tüm görevlilerin ve siyasilerin güler yüzlü, mütevazı, sıcak kanlı, halden anlayan, insaniyetli olması PKK’ya vurulacak en önemli darbelerden biridir. Kürt kardeşlerimizin sahibi Marksist Leninist dinsiz Allah’sız PKK değil, adil, sevecen, şefkatli, güçlü Devletimiz’dir.

Kürt kardeşlerimiz yıllarca çok büyük acılar çektiler. Artık acıların sarılacağı, Güneydoğu’nun Paris gibi, Londra gibi olacağı günlerdeyiz. Türkiye’nin hep birlikte büyüyeceği, İttihadı İslam’ın kurulacağı dönemdeyiz. Yıllarca iddia edilen Ergenekon’un akıl almaz zulümlerine maruz kalan kardeşlerimize, şimdi de Marksist Leninist Stalinist, baskıcı, dayatmacı, gaddar, acımasız PKK tırnaklarını geçirmiş durumda. Kardeşlerimiz bir beladan kurtulmuşken, onları yeni bir belanın içine atmak çok büyük vicdansızlık olur. Ne Devletimiz ne milletimiz böyle bir vicdansızlığa göz yummaz.

Kaynak: http://harunyahya.org/tr/Makaleler/187121/pkk-terorune-karsi-ilmi-seferberlik

Ücretsiz kitap: Komünizm Pusuda
http://harunyahya.org/tr/Kitaplar/781/Komunizm-Pusuda
komunizm pusuda komunist ak parti akp gezi parki adnan oktar recep tayyip erdogan

Komünist Kürdistan Tehlikesi
http://harunyahya.org/tr/Kitaplar/146212/Komunist-Kurdistan-Tehlikesi
komunis tkurdistan tehlikesi recep tayyip erdogan akp ak parti adnan oktar

Komünist Çin’in Zulüm Politikası ve Doğu Türkistan
http://harunyahya.org/tr/Kitaplar/779/Komunist-Cinin-Zulum-Politikasi-ve-Dogu-Turkistan
komunist cin dogu turkistan recep tayyip erdogan akp ak parti adnan oktar

Terör Sevgiyle Yok Edilir
http://harunyahya.org/tr/Kitaplar/957/teror-sevgiyle-yok-edilir
adnan oktar pkk teror sevgiyle yok edilir kitap basbakan recep tayyip erdogan

Didem Ürer özerklik tehlikesine değindi

didem urer demokratik ozerklik pkk bdp guneydogu kurdistan

Didem Ürer: Bütün etnik kökenlilerin vatanımızın bölünmemesi için gayret göstermesi gerekiyor. Özerk yapıyı kurmak isteyen komünist ideolojinin ne olduğunu halkımıza tanıtmalıyız.

Video: https://www.youtube.com/watch?v=wRmsD3WX51c

 

Ücretsiz kitap: Komünizm Pusuda
http://harunyahya.org/tr/Kitaplar/781/Komunizm-Pusuda
komunizm pusuda komunist ak parti akp gezi parki adnan oktar recep tayyip erdogan

Komünist Kürdistan Tehlikesi
http://harunyahya.org/tr/Kitaplar/146212/Komunist-Kurdistan-Tehlikesi
komunis tkurdistan tehlikesi recep tayyip erdogan akp ak parti adnan oktar

Komünist Çin’in Zulüm Politikası ve Doğu Türkistan
http://harunyahya.org/tr/Kitaplar/779/Komunist-Cinin-Zulum-Politikasi-ve-Dogu-Turkistan
komunist cin dogu turkistan recep tayyip erdogan akp ak parti adnan oktar

Terör Sevgiyle Yok Edilir
http://harunyahya.org/tr/Kitaplar/957/teror-sevgiyle-yok-edilir
adnan oktar pkk teror sevgiyle yok edilir kitap basbakan recep tayyip erdogan

Adnan Oktar komünist PKK’nın iç yüzünü deşifre etti

Adnan Oktar: Süper tehlikeli bir olay. Bir de bunun üstünde pek duran olmadığı için sessiz sedasız PKK alttan alta hedefine doğru ilerliyor. Bu konuda konuşma yapanları da işte sanki suçluymuş gibi göstertmek istiyorlar. Buna çok dikkat etmek lazım. Bu ciddi bir tehlikedir ciddi bir gelişme. Zaten konuşmalara da baktığımızda hedefin o olduğu görülüyor. Bir de PKK son zamanlarda özellikle Abdullah Öcalan’ın açıklamalarından sonra kendini dindar göstertmeye başladı. Bu çok tehlikeli bir taktik. Stalin de bu savaş döneminde kiliselere, hahamlara, papazlara müthiş destek vermişti. Savaşta moral yönden etkili olsun diye. Sonra konular hallolduktan sonra gine onları ezmeye başladı. Daha önce de eziyordu ama savaş döneminde destekledi. PKK’da geçici bir destek sağlıyor. Bazı Müslümanlar da buna kanıyor. Bir diyorlar işte sarıkla cübbeyle gezeceğiz, istediğimiz gibi faaliyet yapacağız, bize burada özgür bir ortam sağlayacaklar falan gibi inanıyorlar. Halbuki PKK siyasi yönden yönetimi ele geçirdiğinde yani komünist yönetim kurulduğunda proletarya diktatörlüğü kurulduğunda iflahlarını keserler Müslümanların. Bir tane cami bırakmazlar. Bir tane mescid bırakmazlar. Dini eserler dini kitaplar hiçbir şeyi bırakmazlar. PKK hareketi çok hırslı çok acımasız bir hareket, meydana gelecek felaketi tahmin etmiyorlar. Halk ılımlı sakin sade bir yönetim olacak zannediyor. Böyle bir şey yok. Yani kurt kapanına insanların rahatça kapılmaları için kapanın rahat çalışması için şu an çok ılımlı yaklaşıyorlar ama komünist yönetim kurulduktan sonra acımasız keskin yönünü PKK ortaya çıkartır, daha önceki olayları unutmaması gerekiyor vatandaşlarımızın. Halkı kitleler halinde şehit ediyorlardı çoluk çocuk yaşlı kadın demeden herkesi şehit ediyorlardı onun bin beterini yaparlar Allah esirgesin. Onun için bu büyük tehlikeye karşı tüm partilerin elele verip her türlü tedbiri alması gerekiyor ve bunu da sık sık hemen hemen her gün hatırlatmamız gerekiyor. Özellikle MHP’den biz çok ciddi bir atak bekliyoruz. Sayın Devlet Bahçeli’den, salon toplantıları yapsın büyük konferanslar versin MHP’nin ileri gelenleri Sayın Başbuğ gibi gayet güzel halkı ikna edecek tehlikeye dikkat çekecek konuşmalar yapabilirler. Aynı şekilde Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’da çok güzel konuşmalar yapabilir çok aydınlatıcı faaliyetler yapabilir. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan Hocam’da gerçi son günlerde bu tehlikeye dikkat çekiyor işte tek devlet tek bayrak ama adamlar bunu dinlemez yani tamamen demagoji olarak görürler çünkü onlar çok kapsamlı ve kararlı ideolojik propaganda yapıyorlar. Bu tip siyasi söylemlerle bu olay durmaz. Darwinizm’e karşı mücadele verilmesi lazım, materyalizme karşı mücadele verilmesi lazım, anti-Stalinist, anti-komünist faaliyet yapilması lazım. Halkın uyarılması gerekiyor ve bütün siyasi partilerin kardeşçe o konuda ittifak etmesi gerekiyor. Orada siyaset olmaz. Orada vatanın birliği mevzubahis. Çok hayati bir konu. Büyük Birlik Partisi olsun, MHP olsun hepsi bu konuda atak olmaları gerekiyor. Bizim demecimizi yayınlamazlar diyemezler çünkü bu kadar güçlü partilerin demeçleri yeri yerinden oynatır. Çok etkileyici olur. Onun için hiç vakit kaybetmemek gerekiyor. Birleşmiş Milletler devreye girebilir, planları da zaten o yönde bazı tiplerin. Vaktimiz varken zamanı varken çok acele edelim. Günler aylar bile önemli. Hemen telafi edecek ataklara başlamak lazım.

Sayın Adnan Oktar’ın A9 TV’deki canlı sohbetinden (3 Nisan 2014; 23:00)
Video: https://www.youtube.com/watch?v=wOJ1VcjUG0o

Ücretsiz kitap: Komünizm Pusuda
http://harunyahya.org/tr/Kitaplar/781/Komunizm-Pusuda
komunizm pusuda komunist ak parti akp gezi parki adnan oktar recep tayyip erdogan

Komünist Kürdistan Tehlikesi
http://harunyahya.org/tr/Kitaplar/146212/Komunist-Kurdistan-Tehlikesi
komunis tkurdistan tehlikesi recep tayyip erdogan akp ak parti adnan oktar

Komünist Çin’in Zulüm Politikası ve Doğu Türkistan
http://harunyahya.org/tr/Kitaplar/779/Komunist-Cinin-Zulum-Politikasi-ve-Dogu-Turkistan
komunist cin dogu turkistan recep tayyip erdogan akp ak parti adnan oktar

Terör Sevgiyle Yok Edilir
http://harunyahya.org/tr/Kitaplar/957/teror-sevgiyle-yok-edilir
adnan oktar pkk teror sevgiyle yok edilir kitap basbakan recep tayyip erdogan

Seçim haritasındaki büyük tehdit

2014 yerel secim sonuclari haritasi basbakan recep tayyip erdogan pkk adnan oktar

Türkiye’de son bir yılın özetinde, Gezi parkı protestoları, daha fazla demokrasi isteyen liberaller, yolsuzluk soruşturmaları, hükümet-Gülen cemaati çekişmesi ve ses kasetleri var.

Her yeni günde yeni bir skandal, öfkeli söylem, suçlama ve karalama kampanyası ile uyanan Türkiye’de acaba bu bir yıl içinde ihmal edilen veya gözden kaçan bir şey var mıydı?

Vardı elbette. Seçim sonuçları bunu tüm açıklığı ve çıplaklığıyla gösterdi. Güneydoğu üzerinde kurgulanan kirli planın krokisi, Türkiye’nin seçim haritası üzerinde ayan beyan görünüyordu. BDP, eskisinden daha fazla şehir belediyesini alarak, daha fazla alana yayılarak, oradaki tüm diğer siyasi partiler üzerinde hakimiyet kurmuş ve zaferini ilan etmişti.

Şunu belirtmeliyim, BDP siyasi bir partidir. Elbette diğer siyasi partiler gibi demokratik hakları vardır, barışçıl bir politika izlemektedir ve bu devletin koruması altındadır, zaten olmalıdır. Fakat BDP’nin PKK tarafından desteklenen bir parti olduğu gerçeği unutulmamalıdır. Dahası, BDP liderlerinin çeşitli şekillerde özerklik meselesini dile getirmeleri, bunu özellikle son dönemlerde sıkça yapmaları gözden kaçmamaktadır.

Özellikle PKK’nın yayın organı olarak bilinen Özgür Gündem gazetesinin seçim sonuçlarını “Özerkliğe ve Öcalan’a evet” manşetiyle duyurması, Bitlis’te kutlamaların binalara asılan dev Öcalan afişleriyle yapılması, Gültan Kışanak’ın “halk, kendi öz yönetimini inşa seçimini yaptı” şeklindeki seçim yorumu çok ciddi ve ürkütücü bir tehdidin habercisidir. 1
Bazıları bunu safça, “çözüm sürecinin doğal sonucu”, “halkın seçimi” şeklinde yorumluyorlar.

Güneydoğu illerimizde halkın üzerinde kurulmuş psikolojik ve fiili baskı sistemini göremiyorlar. Bu bölgelerde, özellikle küçük kasabalarda pek çok Kürt kardeşimizin PKK tehdidi altında olduğunun, kardeşlerimizin pek çok belde de açık oy prosedürüne zorlandıklarının farkında bile değiller. Ahlat’ta seçimin kaybedilmesi üzerine gerçekleşen terörün nedenini ve boyutlarını göremiyorlar.

Uzun zamandır, çözüm süreci şemsiyesi altında PKK, farklı bir strateji yürütüyor. Gerilla saldırıları yerine içeriden, sinsi taktiklerle bölünmenin yollarını arıyor. Ve bu konuda büyük ölçüde yol almış görünüyor.

Şimdiki taktik, halkı baskı altında tutarak, belediyeleri PKK’nın sempati duyduğu bir partiye teslim ederek, bölgede daha rahat komünizm propagandası yaparak Güneydoğu’yu Türkiye’den koparmak. Dikkat edilirse özellikle son aylarda Türk halkı bölünme fikrine, süslü kelimelerle, kibarlaştırılmış özerklik tarifleriyle alıştırılmaya çalışılıyor. “Demokratik özerklik”, “kanton”, “otonomi” gibi yeni, sözde yumuşatılmış, daha az tepki çekecek isimlerle bir algı kontrolü oluşturulmaya çalışılıyor.

Pek çok kişinin tatlı dille bu konuda ikna edileceği, böyle bir bölünme şeklinin de zararsız olacağı telkin ediliyor. Bunun için de oldukça yüklü ve kurnazca bir propaganda ve ikna yöntemi kullanılıyor. Sn. Adnan Oktar’ın seçim sonrasında önemle dikkat çektiği gibi, “Eğer PKK, Güneydoğu halkının gözünde legal hale getirilirse; halk bu durumu özellikle devletin yenilgisi olarak algılarsa, bu çok büyük tehlike demektir. PKK’nın yoğun baskısı bir müddet sonra yurt dışından gelen baskılarla birleşirse, örneğin BM vs. özerklik olsun diye referandum için dayatırsa Türkiye’yi bölünme aşamasına getirebilirler, tehlike çok büyük.”2
Ülkemiz için zararsız bir bölünme şekli yoktur.

PKK’nın yegane amacı, Güneydoğu’yu Türkiye’den koparıp orada komünist bir devlet kurmaktır. Orada yıllardır baskı altında yaşayan Kürt kardeşlerimizi komünizm vahşeti altında esaret altına almaktır. Bu, Kürt kardeşlerimiz başta olmak üzere bütün Türkiye için felaket demektir.
Şu an Türkiye kendi içinde çok çeşitli sorunlarla boğuşuyor. Oysa Türkiye’nin dikkat vermesi gereken en büyük ve acil sorun budur. Yine Sn. Adnan Oktar’ın belirttiği gibi “Tüm partilerin milli mutabakat yapması ve bölünme tehlikesine karşı gereken tedbirlerin alınmasını sağlaması” gerekmektedir. Şu çok iyi bilinmelidir ki, Güneydoğu’yu komünist zulmün eline terk etme gibi bir niyetimiz hiçbir şekilde yoktur. Bunun için, bizi oyalayan ve daha da önemlisi bizi içten bölen, gücümüzü kıran diğer konuları en azından şimdilik bir kenara bırakıp milli birlik içinde bu konuya sahip çıkmamız büyük önem taşımaktadır.

http://www.aydinlikgazete.com/mansetler/37036-secim-sonuclari-aciklandi-ozerklik-vurgusu-artti.html 

http://www.sonyorumhaber.com/haber/gundem/adnan-oktarin-secim-sonrasi-degerlendirmeleri/21316.html

Kaynak: http://www.haberhilal.com/yazar-Secim-haritasindaki-buyuk-tehdit–5672/

Ücretsiz kitap: Komünizm Pusuda
http://harunyahya.org/tr/Kitaplar/781/Komunizm-Pusuda
komunizm pusuda komunist ak parti akp gezi parki adnan oktar recep tayyip erdogan

Komünist Kürdistan Tehlikesi
http://harunyahya.org/tr/Kitaplar/146212/Komunist-Kurdistan-Tehlikesi
komunis tkurdistan tehlikesi recep tayyip erdogan akp ak parti adnan oktar

Komünist Çin’in Zulüm Politikası ve Doğu Türkistan
http://harunyahya.org/tr/Kitaplar/779/Komunist-Cinin-Zulum-Politikasi-ve-Dogu-Turkistan
komunist cin dogu turkistan recep tayyip erdogan akp ak parti adnan oktar

Terör Sevgiyle Yok Edilir
http://harunyahya.org/tr/Kitaplar/957/teror-sevgiyle-yok-edilir
adnan oktar pkk teror sevgiyle yok edilir kitap basbakan recep tayyip erdogan

2014 yerel seçimleri sonuçları haritası ne diyor?

2014 yerel secim sonuclari haritasi adnan oktar akp pkk bdp

2014 yerel seçimlerini; 17 Aralık Operasyonu, tapeler, mitingler, Kırım, Ukrayna, İran, Irak petrol hatları, IŞİD, Süleyman Şah Türbesi, Suriye, mülteciler, Gezi Olayları derken geride bıraktık. İktidar partisi bir önceki yerel seçimlere göre oylarını arttırarak birinci olarak çıktı. Bu yerel seçimler ülkemizin geleceği ile ilgili olarak hepimize çok önemli bir konuyu tekrar hatırlattı: Doğu ve Güneydoğu’da Bölünme Riski…

Doğu ve Güneydoğu’da 2009 yerel seçimlerinde 8 il belediyesi kazanan BDP, bu yerel seçimlerde belediye sayısını 11’e yükseltti. Ağrı, Mardin ve Bitlis’i AK Parti’nin elinden aldı. Ayrıca Iğdır’da oyunu yükseltirken, CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu’nun memleketi Tunceli’yi de elinde tuttu. Urfa’da ise belki kazanamadı ama oylarını arttırdı.

Bilindiği gibi; Doğu ve Güneydoğu halkı hem PKK’nın hemde iddia edilen “Ergenekon” yapılanmasının bölgede uyguladığı faaliyetler yüzünden büyük sıkıntılar çekti. Bölgede etkin olmaya çalışan güçler, Kürtleri ötekileştirerek bir bölgeye, Türkleri başka bir bölgeye hapseden bir mantık öngörüyordu. Yüzyıllarca birlikte kardeşçe yaşayan Kürtleri Türklere düşman yapabilmek için Kürt halkına zulmettiler, tehdit ettiler, korkuttular, ezdiler, işkenceler yaptılar.

Ülkemizde bazı kişiler yoğun bir şekilde yapılan propagandalar sonucunda Kürt halkını görmeye bile tahammül edemez hale geldi. Bölgeye hizmet gitmesini istemiyor, o bölgenin coğrafyasını bile sevmiyorlar. Kürtlerin ezilmesini mubah görüyor ve onlarla aynı ülkenin topraklarını paylaşmak istemiyorlar.

Hâlbuki Türk milleti için vatanın bütünlüğünün ve manevi değerlerinin  korunması, her şeyden önce gelir. Milletimiz bu değerlere verdiği önemi tarih boyunca ve Kurtuluş Savaşı’nda çok net göstermiştir. Bu toprağın insanları Kürt olsun, Türk olsun, Çerkes ya da Laz olsun kutsal saydığı değerler ve vatanın savunması uğruna gözünü kırpmadan şehit olmuştur.

PKK yerel seçimlerden sonra aldığı güç ile hükümete yönelik baskısını arttırarak Avrupa’da yoğun lobi faaliyetlerine girecektir.. AB, BM ve ABD’nin de PKK ile ilgili baskısı artacaktır. Aslında AIHM’nin Öcalan ile ilgili tavsiye kararı tüm bunların habercisi olmuştur. Bütün bu baskıların nedeni Türkiye’ye federasyon ya da özerkliği dayatmak. Ve bu konuda bir referandum düzenlenmesini sağlamak olacaktır.

2014 yerel seçimlerinin sonuçlarına göre Türkiye’nin halledilmesi gereken en acil ve önemli konusu “Bölünme Tehlikesi”
2014 yerel secim sonuclari haritasi harita pkk adnan oktar
Hükümet, Doğu ve Güneydoğu bölgesine özel bir önem veriyor. Bölgenin kalkınması için çok çaba sarfediyor, planlar yapıyor. Bölgenin iktisadi olarak kalkınması elbette çok önemli. Sanayinin, altyapının gelişmesi, havaalanları, köprüler, barajlar, yollar bölge halkının yaşam standardını yükseltmek için gerekli ama öncelikli mi?

Türkiye’nin bölgesinde önder ve lider olması için öncelikli olarak iç tehlike olan PKK’yı tamamen etkisiz hale getirmesi gerekir. Ortada PKK tehlikesi varken, hükümetin bütün dikkatini, mücadele gücünü ve enerjisini terör örgütüne yönlendirmeli.

Bu mücadele bir ulusal dava ve bu davada başta CHP, MHP olmak üzere diğer bütün partilerin de hükümete destek olması gerekir. Ülkenin önde gelenleri, politikacılar, siyasiler, bürokratlar, işadamları ve STK’lar birlik olarak strateji geliştirerek ortak hedefleri olan PKK ile mücadele etmeli.

Türkiye, yıllardır PKK ile mücadelede ülke bütçesinin büyük bir kısmını harcamış, on binlerce şehit vermiş. Artık PKK’nın oyalama stratejisini bertaraf edip bölünmeye karşı gereken tebdiri almak pek çok şeyden önemli. Hükümet bu konudaki kararlılığı ile beraber bölge halkına şefkatini ve sevgisini de göstermeli.

Doğu ve Güneydoğu bölgesinde seçim mücadelesi yıllardır AK Parti ile BDP arasında geçiyor. MHP, CHP ve diğer partilerin bölgedeki varlıkları neredeyse hiç yok. Birçok yerde partiler teşkilatlanma bile yapamıyor. Bölge halkı, BDP dışındaki partilerden değil aday olmak, söz konusu partilerin teşkilatlarında çalışmaktan bile korkuyor. BDP haricindeki partilerin seçimler öncesinde maruz kaldığı şiddet olayları ve seçimlerden sonra Ahlat, Muş’ta yaşananlar bu korkunun gerçekliğini de ortaya çok net bir şekilde koyuyor. Acilen Güneydoğu’da tüm partilerin aktif olarak faaliyette olup seçim çalışması yapabileceği bir bir düzen kurulmalı.

Tüm bu olanlar PKK’nın kendisini bölgenin hakimi ve mutlak yöneticisi gibi gördüğünün göstergesi. PKK halkı baskı ile sindirerek kontrolü altında tutma çabasında. Gün geçtikçe Güneydoğu halkının gözünde devlete alternatif, legal bir yapılanmaymış gibi bir imaj oluşturuyor. PKK, çözüm süreciyle birlikte asker ve polisin bölgedeki etkinliğini azaltmasını bir fırsat olarak görüyor.

Siyasi partiler Doğu ve Güneydoğu’daki faaliyetlerinde partilerini değil, Türkiye’nin geleceğini düşünmeliler. Birlik olup aralarında mutabakata varıp bölünme tehlikesine karşı ortak strateji ile davranmalılar ve acil önlem almalılar.
Mart 2014 itibariyle Doğu ve Güneydoğu bölgesi için tehlike sinyalleri çalıyorsa da henüz çok geç değil. Henüz yapılabilecek şeyler var. Bunun için;

1) Büyük çoğunluğu dindar olan bölgede komünist terör örgütü PKK ile paralel taleplerde bulunan BDP’nin bu kadar oy alması olağan karşılanmamalı,
2)Başta AKP, CHP ve MHP olmak üzere bütün partiler BDP’ye karşı bölgede mutabakat kurmayı, hatta-bölgeye özgü olmak üzere- aralarında ittifak kurmayı bile düşünmeliler,
3)Güney Doğu halkı manevi olarak güçlendirilmeli. Bunun için komünizm tehlikesinin halka çok iyi bir şekilde anlatılmalı.

Bu somut adımlar atıldığı takdirde Güney Doğu Anadolu’daki bölünme riski ortadan kalkabilir. Türkiye’nin varlığı ve bütünlüğünün bütün siyasi kaygıların ve partilerin üzerinde olduğu unutulmamalıdır.

 

 

Asla izin vermeyeceğimiz bir tehlike: Özerklik

adnan oktar pkk didem urer ozerklik federasyon abdulla ocalan komunizm

Abdullah Öcalan’ın Nevruz mektubu, Ahmet Türk ve Cemil Bayık’ın son açıklamaları, BDP liderlerinin 30 Mart seçimleri öncesi ve sonrasında verdikleri beyanlar hep bu son aşamaya gelindiğinin mesajlarını taşıyor.


Bir seçimi daha arkamızda bıraktık. AK Parti 2009 yerel seçimlerine göre önemli bir başarı kazanmış görünüyor. Bu seçimin sonuçlarının vatanımıza ve milletimize hayırlı olmasını diliyorum. Ancak Türkiye geneline bakıldığında Doğu ve güneydoğu bölgelerimizde oluşan tablo oldukça endişe verici. Seçim sonuçlarının açıklandığı günden beri A9 TV’deki yayınlarında değerli Hocam Adnan Oktar bu tehlikeye ve bunun için yapılması gerekenlere işaret etmektedir. Sn Adnan Oktar’ın açıklamaları doğrultusunda vatanımızdaki bölünme tehlikesine dikkat çekmek istiyorum.
Madalyonun arka yüzü

Barış, sükunet, ateşkes,akan kanın, terörün durması amacıyla başlayan Çözüm Süreci bu yönleriyle kimsenin reddedemeyeceği tarihi bir dönem olarak gündemdeki yerini aldı. AK Parti hükümeti bugüne kadar herkesin arzuladığı ve ümit ettiği sükûnete vesile oldu. Gerçekten de silahlar sustu, şehit haberlerinin bir anda ardı arkası kesildi. On yıllardır arzulanan ve özlenen bir tablo ortaya çıktı. PKK militanlarının ülkeyi terk etme fotoğrafları basında boy boy yer aldı.

Ne var ki PKK’nın böyle bir süreci tek taraflı ve karşılıksız kabul etmeyeceğini, altında çok karmaşık hesapları bulunacağını sorgulamak gerekliydi.30 yılı aşkın süredir bölgede bölücülük savaşı veren PKK’nın durup dururken bir anda ateşkes ilan ederek hiçbir beklentisi olmadan ülkeyi terk etmek isteyebileceğine inanmak zordu ve bu komünist Leninist ideolojisine de aykırıydı.

Ak parti hükümetinin ve devletimizin de farkında olduğu ve teyakkuzunu yaşadığı bu tehlikenin çözüm sürecine etkilerini ve sürecin arka planındaki hesapları, 03.08.2013 tarihli “Güneydoğu’daki Korku İmparatorluğu” yazımda ele almıştım.

Özerklik ilanına adım adım…
Güneydoğuda oluşan gelişmeler iki aktör üzerinden yürüyor. Biri siyasi bir parti olan BDP, diğeri de komünist Leninist bölücü örgüt PKK. BDP’nin bir siyasi parti olarak tüm Türkiye genelinde demokratik bir mücadele yürütmesi herkesin kabulüdür. Ancak sadece Kürtleri esas alan hatta Türkiye’yi bölünmeye götürecek özerklik söylemleri asla kabul edilemez.

“Bazı çevrelerde Kürt kardeşlerimizi görmeye dahi tahammül edemeyen, onları ahlaksızca aşağılayan, yok sayan, değer vermeyen, bölgenin coğrafyasından dahi hoşlanmayan, Güneydoğu’yu adeta yük olarak gören insanlar olduğu bilinmektedir. Bu çevreler Kürt kardeşlerimizin bizden kopması için yıllarca uğraşmışlardır. Bu ahlaksız zihniyetin bir uzantısı olarak iddia edilen Ergenekon yapılanması da yıllarca Kürt kardeşlerimize akıl almaz işkenceler yapmıştır. Canımız kardeşlerimiz büyük zulümlere maruz kalmışlardır ve bu çirkin tutum, canlarımızı bizden ayırmak isteyenlere hizmet etmiştir.”http://harunyahya.org/tr/Makaleler/184234/Secim-Sonuclarinin-Guneydoguda-Gosterdigi-Tehlike

Bugün gelinen noktada ise PKK,kendi hesabına göreGüneydoğu’da özerk bir Komünist Kürt devleti hedefine doğru adım adım ilerlediğini düşünüyor.

Öcalan’ın Nevruz mektubu, Ahmet Türk ve Cemil Bayık’ın son açıklamaları, BDP liderlerinin 30 Mart seçimleri öncesi ve sonrasında verdikleri beyanlar hep bu son aşamaya gelindiğinin mesajlarını taşıyor.

Öcalan, konuşmalarında ne bağımsızlıktan ne federasyondan ne de özerklikten vazgeçilmediğini, sadece bu hedefi adım adım, yumuşak geçişle gerçekleşebileceği uygun aşamaya getirdiklerini açıklıyor.

Süreç boyunca BDP’nin lider kadrosunun temel stratejisi,ikna ve telkin metotlarıyla kamuoyunu bu fikre “tatlı tatlı”alıştırmak oldu. Bölünmeyi çok doğal, kaçınılmaz ve her iki tarafın da mutlu ve hoşnut olacağı zorunlu bir süreç şeklinde yansıtmaya çalıştılar.Bir yandan da son aşamaya gelindiği hissiyatıyla çok daha somut ve net mesajlar vermeye, daha cüretkar talepleri dile getirmeye başladılar.

30 Mart seçimlerinden hemen önce “özerk yönetimleri” savunduklarını ve halkın kendi “öz yönetimini” kurması gerektiğini belirten BDP Eşbaşkanı Gülten Kışanak da, “Eğer birlikte eşit ve özgür bir yaşam arzulanıyorsa yerel ve bölgesel özerklik şarttır. 30 Mart akşamı sandıktan BDP’ye çıkacak oylar demokratik özerkliğe verilmiş oylar olacaktır.” ifadelerini kullandı.(http://gundem.bugun.com.tr/agzindaki-baklayi-cikardi-haberi/1029958).

Ayrıca Kışanak, PKK’nın yayın organı Özgür Gündem gazetesine verdiği demeçte, Türkiye’nin Güneydoğusu’nu çekinmeden açıkça “Kürdistan” devleti olarak tanımlamakta.

30 Mart seçimlerinde partisinin bölgede aldığı yüksek oy oranını bir tür “özerklik referandumu” olarak algılayan BDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş da, “Ders kitaplarının basılmasından, ücretsiz dağıtılmasına, başka dillerde öykü, roman, şiir kitaplarının basılıp dağıtılmasına kadar elimizde ne imkan varsa kullanacağız. Anadilde eğitim yapılması için örnek model sınıflar açılması için uğraşacağız. Bütün bunların hepsi demokratik özerklik dediğimiz halkın yerelde ihtiyaçlarının ve sorunlarının çözümünün parçasıdır. Biz bunu halka söz olarak verdik, halk da buna oy verdi. Bu proje halktan destek gördü ve gereğini yapacağız.” dedi. (http://haberciniz.biz/selahattin-demirtas-halk-ozerklige-oy-verdi-2742231h.htm)

Şemdinli’de dün BDP Eş Genel Başkan Yardımcısı Hamit Geylani ise şunları söyledi:

“Halkımız birlik beraberliğini göstermiştir. Kendi özerkliğini ve Kürt Halk Önderi Sayın Abdullah Öcalan’ın gösterdiği çizgiyi esas almıştır. Bu nedenle bu zaferimiz bütün Kürdistan ve Türkiye halklarına özgürlük getirecektir. Bugün değil yarın, Kandildekilerde buraya gelecekler toplumsal yaşama, sosyal yaşama, siyasal yaşama katılacaklardır belediye başkanı da, milletvekili de, bakan da olacaklardır. İşte barış süreci bütün seçimler bunun içindir bizim açımızdan bunun içindir.” (http://www.habervaktim.com/haber/366486/cozum-surecini-bunun-icin-istiyorlar.html)

Korku oyları devletin bölgedeki güvenliğe vermesi gereken önemin göstergesi…
Güneydoğu’da adeta bir korku imparatorluğu kuran PKK’nın bu seçim sonuçlarını ne tür yöntemlerle kazandığı bilinen bir gerçek. Bölgedeki masum, savunmasız Kürt kardeşlerimizin PKK’nın baskı, tehdit, şantaj ve katliamlarından kendilerinin, ailelerinin ve yakınlarının canlarını kurtarmak için çaresizce nefsi müdafaa mantığında verdikleri oylar elbette gerçeği yansıtmıyor.

Tabi, burada devletin bu bölgedeki kardeşlerimize çok güçlü bir can güvenliği ve koruma sağlaması gerekliliği bir kez daha ortaya çıkıyor. Zira polisi, askeri, kolluk kuvvetlerini çekmek, güvenliği azaltmak, bölgeyi PKK’nın hakimiyetine, halkını da PKK’ylave korkuyla başbaşa bırakmak anlamına gelir.

Bölgede kardeşlerimizin güvenliğini sağlamak için gerek polis, asker ve jandarma gücünün gerekse korucu gücünün çok yüksek olmasına önem verilmesi gerekiyor. Ancak böyle bir ortamda kendini güvende hissedebilecek Güneydoğu halkı özgür iradesiyle istediği partiye oyunu verebilir. Bu suretle PKK’nın da, üzerinden özerklik yaygarası yapabileceği gerçek dışı suni bir oy patlamasının en başından önü alınmış olur. PKK’nın baskısı bölge halkı üzerinden kaldırılırsa toplanan oy oranı da en fazla “0 noktalı” oranlarla ifade edilebilir.

Yine AKP, CHP, MHP,BBP ve SP gibi tüm partilerin PKK’nın etkin olduğu doğu ve güneydoğu illerimizde birbirlerine destek çıkıp seçmenlerinin oylarını aralarındaki en yüksek oy potansiyeline sahip partiye kanalize etmeleri ve PKK’ya hiçbir il ve ilçede varlık gösterme fırsatı vermemeleri de son derece hayatidir. Başka bölgelerde alabildiğine demokratik rekabet içinde olan ve üniter Türkiye’nin teminatı olan bu kilit partilerin doğu ve güneydoğuda dayanışma içinde olmaları ülke birliği ve bütünlüğü bakımından çok kritik öneme sahiptir.

Özerklik planının 2. aşaması: Öcalan’ın serbest bıraktırılması
Elbette hedeflenen sözde Özerk Kürdistan Cumhuriyeti’nin başına geçirilmesi planlanan lider de Abdullah Öcalan’dan başkası değil.

Ahmet Türk,geçtiğimiz Nevruz bayramında yaptığı konuşmasında nihai sözde özerk Kürt devletinin, başında Öcalan’sız olmayacağı mantığını savunarak mücadelenin önemli bir kısmının Öcalan’ın özgürleştirilmesi olduğu mesajını verdi:

“Bu yeni ve farklı bir bahardır. Öcalan’ın baharıdır. Sizlerin mücadelesiyle, Kürtlerin başkanı özgürleşecektir. 30 Mart’ta önümüzde bir seçim vardır. Bu seçim bir bölge seçimi değildir, bir referandumdur. Kürtlerin sesini bütün dünyaya duyurmalıyız. Kürtler birliklerini genişletmelidir. Öcalan özgürleşmeden barış ve huzur olmaz.” (http://www.hurriyet.com.tr/gundem/26054476.asp)

PKK yöneticilerinden Cemil Bayık, Nevruz dolayısıyla yolladığı mesajda Öcalan’ın serbest bırakılma talebini yineleyerek, aksine bir tutumun Türkiye’yi bölünmeye götüreceği tehdidini yaptı:

Türkiye’nin ve Kürt sorunun çözümü başkan Apo’dan geçer. Apo ve KCK tutukluları derhal serbest bırakılmalıdır. Türkiye’nin bölünmesini istemiyorlarsa, zihniyetlerini değiştirsinler. Kürt sorununu çözsünler ve başkan Apo’nun özgürleşmesini sağlasınlar.”

Görüldüğü gibi Bayık’ın, “bölünmeyi istemiyorsanız bölünmeye destek olun” şeklindeki çelişkili ve tutarsız ifadeleri halkı saf yerine koyduğunu, kandırdığını sanan mantık yoksunu komünist demagojinin açık bir örneğidir.

PKK’nın hesaba katmadığı…
Özetle, tüm bu açıklamalardan son noktada PKK’nın hedeflediği,

Başkenti Diyarbakır,

Cumhurbaşkanı da Öcalan olan,

PKK paçavralarının dalgalandığı

Özerk fakat milli geliri sömürme noktasında da Türkiye’den tam ayrılmamış

Federasyon tarzında bir Komünist Kürdistan devletinin kurulması olduğu açık seçik görülüyor.

Gerçek misyonu, PKK’nın sadece taşeronluğunu yaptığı bir kukla devlet.Kurulmasının ardından dış güçlerin hakimiyeti ele alıp orada üslenerek Türkiye, Ortadoğu ve İslam ülkeleri üzerinde akla gelmedik fitne ve oyunları rahat ve pervasızca düzenlemek olan,finansmanı da Türkiye’ye yaptırılması planlanan…

Başta da belirttiğim gibi, bu son aşama Türk halkına tatlı tatlı sözde fark ettirmeden, dozu azar azar artırılan bir söylemle benimsetilmeye çalışılıyor.PKK, yurt içinde ve yurt dışında bu sinsi plana destek verenlerden de aldığı cesaretle,titizlikle kurguladığı ince politikalarının meyvelerini çok yakında toplamaya başlayacağı kanaatinde.Ve Öcalan’ın da söylediği gibi, tüm teknik şartların oluştuğu ve nihai hedefine ilk defa bu derece yaklaştığı kanaatinde.

Ancak PKK’nın ruhsuz, materyalist komünist zihniyetiyle algılayamadığı ve hesaba katmadığı bir gerçek var: O da Müslüman Türk milletinin gerekirse 76 milyonun tamamını şehit verip şeytanın böyle bir planına asla müsaade etmeyeceği.TÜRK TOPRAKLARININ TEK BİR SANTİMETREKARESİNİ BİLE ALABİLMEK İÇİN PKK’NIN TÜM TÜRK HALKINI YOK ETMESİ GEREKECEĞİ.

Mehdiyet ve İttihad-ı İslam dışında bir çözüm yok
Fakat, dünya üzerindeki her konuda her zaman olduğu gibi bu sorunun çözümü için de dönüp dolaşıp vardığımız son nokta Mehdiyet ve İttihad-ı İslam’dır. Çünkü teknik olarak hangi önlem alınırsa alınsın, gerilim ve rahatsızlığın tam anlamıyla sona ermeyeceği anlaşılıyor. Hiçbir şekilde insanların karşılıklı olarak tam bir huzur ve mutluluk bulacakları ortam oluşamıyor.

İşte, dünya çapında yüzyıllardır süregiden, alınan tüm teknik önlemlere rağmen sona erdirilemeyen sorunlar, sıkıntılar ve felaketler ancak Mehdiyetin şefkatli ruhunda çözüm bulacaktır. Mehdiyetin sağlayacağı adalet, barış, sevgi, şefkat ve kardeşlik ortamı sayesinde toplumun yüzde yüzü mutlu, memnun, rahat ve huzurlu olacaktır. Herkes dindarlıktan, modernlikten, kaliteden, sanattan, bilimden, güzellikten son derece zevk alan, mutluluk duyan bir yapı içine girecektir.

İnşaAllah.

http://haber.rotahaber.com/asla-izin-vermeyecegimiz-bir-tehlike-ozerklik_449590.html

Ücretsiz kitap: Komünizm Pusuda
http://harunyahya.org/tr/Kitaplar/781/Komunizm-Pusuda
komunizm pusuda komunist ak parti akp gezi parki adnan oktar recep tayyip erdogan

Komünist Kürdistan Tehlikesi
http://harunyahya.org/tr/Kitaplar/146212/Komunist-Kurdistan-Tehlikesi
komunis tkurdistan tehlikesi recep tayyip erdogan akp ak parti adnan oktar

Komünist Çin’in Zulüm Politikası ve Doğu Türkistan
http://harunyahya.org/tr/Kitaplar/779/Komunist-Cinin-Zulum-Politikasi-ve-Dogu-Turkistan
komunist cin dogu turkistan recep tayyip erdogan akp ak parti adnan oktar

Terör Sevgiyle Yok Edilir
http://harunyahya.org/tr/Kitaplar/957/teror-sevgiyle-yok-edilir
adnan oktar pkk teror sevgiyle yok edilir kitap basbakan recep tayyip erdogan

Adnan Oktar: Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın PKK’yı Güneydoğu’dan kazıması lazım

basbakan recep tayyip erdogan abdullah ocalan pkk bdp adnan oktar

Seçim Sonuçlarının Güneydoğu’da Gösterdiği Tehlike

2014 yerel seçimlerinin ardından Güneydoğu’da ortaya çıkan tablo, milletimizin uzun süredir dikkatle takip ettiği bazı gelişmelerin ne şekilde neticelenebileceğini göstermesi açısından önemlidir.
Yaklaşık 30 yıldır on binlerce insanımızın hayatına mal olan bölücü teröre karşı Hükümetimiz ve devletimiz her zaman teyakkuzdadır. Özerklik gibi bölünmeye gidecek bir yola da Hükümetimiz asla müsaade etmez, böyle bir riske karşı gerekli tedbirleri alır. Devletimizin tüm ilgili kurumları da gelişmeleri titizlikle takip etmektedir. Ancak, Marksist Leninist bir örgüt olan PKK’nın Lenin’in “bir adım ileri iki adım geri” öğretisi gereği, zaman zaman geri adım atıyor gibi görünebileceğini de asla göz ardı etmemek gerekir. Bilindiği gibi PKK’nın nihai hedefi bağımsız komünist Kürdistan devletini kurabilmektir. Bu hedefe ulaşmak için yıllarca acımasızca kan döken örgütün, ideolojisinden tamamen vazgeçmediği müddetçe bu hedefinden de vazgeçmeyeceği açıktır. Bu sebeple, bölgedeki her türlü siyasi gelişme dikkatlice gözlenmeli, bir kaç aşama sonrasında neler olabileceği, durumun neye dönüşebileceği iyi hesap edilerek önceden tüm tedbirler alınmalıdır.

Güneydoğu’da Halkın Özgür İradesi Sandıklara Yansımamıştır

Bölgede seçimlerin yıllardır silahların gölgesinde yapıldığı bilinen bir gerçektir.
PKK baskı ve dayatması sık sık şiddete dönüşmekte, halk tek bir partiye oy vermeye mecbur bırakılmaktadır. Bu seçimde de tehdit ve baskı olmasa Güneydoğu’da seçim sonuçlarının çok farklı olacağı açıktır.
Seçim öncesinde Diyarbakır’da, Van’da, Hakkari’de ve diğer çeşitli bölge illerinde başta Ak Parti adayları ve binalarına yönelik olmak üzere çeşitli saldırı olayları yaşanmıştır. Bu saldırılar, halka “güçlü olan biziz, bizden yana olmak zorundasınız” mesajı veren eylemlerdir. Bu tip şiddet olayları olduğunda Devletimizin halka vereceği güvence çok önemlidir. Adil ve demokratik bir seçim olabilmesi için Güneydoğudaki kardeşlerimize tam bir can güvencesi verilmesi gerekir. Bölgede polis ve asker gücünü zayıflatmak, güvenlik tedbirlerini azaltmak halkın büyük bir bölümünü -istemeye istemeye- korkuya ve PKK’nın gücüne saygı duymaya doğru itebilir. Halkın devletin yenilgisi olarak algılayacağı bir durum oluşursa halk güçlü olarak algıladığının yanında yer almaya mecbur kalır. Halk ancak kendini güvende hissederse oyunu rahat rahat istediği partiye verir. Bu sebeple öncelikli tedbir halkın güvenliğinin tam sağlanmasıdır.

Hükümetin En Aciliyetli İşi Halkın Üzerinden PKK Baskısının Kalkmasını Sağlamaktır

Güneydoğu’da vatandaşlarımızın üstündeki PKK tehdidinin kalkmasını sağlamak Hükümetimizin ve devletimizin en aciliyetli görevidir. Mevcut durumda bir çok parti bölgede siyasi faaliyet yapamamaktadır. Bu normal karşılanmamalıdır. Bir siyasi partinin Türkiye’nin her noktasında rahatlıkla çalışma yapabilmesi, görüşlerini halka anlatabilmesi gerekir. Bir ülkenin belirli şehirlerine, belirli bölgesine siyasi partilerin ulaşamıyor olması olağan kabul edilmemelidir. Şiddet tehlikesi söz konusu olduğunda sorumluluk bölgeye ulaşamayan partilerde değil, bu ülkenin vatandaşı olan herkesin bölgeye gidebilmesini sağlamakla görevli olan devletimizin ilgili kurumlarındadır. Bir ülkede gidilemeyen yerler olması, insanların kendi düşüncelerini anlatamadıkları bölgeler oluşması hiçbir devletin kabul edeceği bir durum değildir. HDP ve BDP’nin Batı’da siyasi çalışma yapması nasıl olağansa, MHP, CHP, Saadet Partisi, BBP gibi diğer partilerin de Güneydoğu illerinde faaliyet yapması olağan olmalıdır. HDP ve BDP’nin Batı illerinde şiddete maruz kalmasına asla müsaade edilmemeli, aynı şekilde Güneydoğu’da diğer partilerin binalarının bombalanması, adayların saldırıya uğraması da engellenmelidir. Güneydoğu’da her görüşten tüm partilerin aktif olarak faaliyet yapabileceği bir düzenin sağlanması hayatidir. Hükümetimizin öncelikli konusu, PKK diye bir olayın bırakılmaması, Güneydoğu’da halkın üstündeki bu tehdidin kaldırılması olmalıdır.

Özerklik Bölünmeye Giden Önemli Bir Adımdır

Federasyon, özerklik, kanton bölge vs hangi isimle olursa olsun, Güneydoğu’yu ülkemizden ayırmaya, Kürt kardeşlerimizi bizden koparmaya yönelik hiçbir adım bu millet tarafından kabul edilmez. Özerklik bölünmeye giden önemli bir adımdır. “Özerklik ilan etmeyeceğiz” söylemlerine aldanıp, gereken tedbirleri almamak akılcı bir tutum olmaz. Nitekim, “özerkliği ilan etmeyeceğiz, inşa edeceğiz” sözleri de nasıl bir yolun izleneceğini açıkça göstermektedir. Bölgede 30 yılı aşkın bir süredir ideolojik çalışma ve fikri alt yapı oluşturulmaktadır. Hemen her gün kahvehanelerde, ev toplantılarında, okullarda, sohbetlerde belirli bir fikrin propagandası yapılmaktadır. Bu propagandaya karşı sessiz kalmak, felaketin çığ gibi büyümesini izlemek demektir. Devletimiz PKK propagandasına karşı milli ve manevi değerlerimizi esas alan fikri bir set oluşturmak zorundadır. Bununla birlikte, PKK’nın halkın gözünde legal hale getirilmemesi çok önemlidir. O zaman çok büyük bir tehlikeye kapı açılmış olur. PKK’nın yoğun baskısı bir müddet sonra yurt dışından gelen baskılarla birleşirse, örneğin BM gibi uluslararası kurumların ısrarlı referandum talepleri gündeme gelirse, bu dayatmalar Türkiye’yi bölünme aşamasına getirebilir. Bu büyük tehlikeye karşı hem insanlarımızın bilgilendirilmesi, hem ülküsü ideali olan nesillerin yetiştirilmesi hem de gereken diğer tedbirlerin alınması lazımdır.  Oyalama yapmak veya yokmuş gibi davranmak yerine tehlikenin adım adım ilerlediğini görüp halkımızı bilinçlendirmek, bölünmeye karşı tüm tedbirleri almak  büyük devlet olmanın gereğidir.

Milletimizi Mutlu Edecek Olan Sadece Ekonomik Gelişmeler Değil, Öncelikle Birliğimizin Korunmasıdır

Vatanın bütünlüğü, milletimizin birliği vazgeçilmez değerlerdir. Bölünme tehlikesi tamamen bertaraf edilmedikten sonra, elde edilen başarıların bir kıymeti yoktur.
Milletimiz seçim öncesinde ülkemize karşı oynanan oyunları görmüş, milli bütünlüğümüzü, ulusal güvenliğimizi hedef alanlara karşı hamiyetli davranmıştır. Milletimiz bu hamiyetli tavrıyla bölünme tehlikesine karşı da gereken tedbirlerin alınmasını istediğini ifade etmiştir. Milletimizin bu desteği iyi değerlendirilmeli, bölünme tehlikesi bu dönemde tamamen ortadan kaldırılmalıdır.
Böyle güzel bir vicdana sahip olan milletimiz için zenginlik, lüks, yol, köprü vs gibi gelişmelerden önce vatanın birliğinin ve bütünlüğünün korunması, manevi değerlere saygı gösterilmesi önceliklidir. Milletimiz yokluk içinde severek yaşar ama vatana el uzatılmasını asla kabul etmez. Bölgede yaşayan insanlarımız için de en büyük konfor PKK’nın yok olmasıdır.
Şunu da unutmamak gerekir ki sadece zengin olmayı ekonomik büyümeyi hedefleyen bir düşünce, PKK gibi ideolojik alt yapısı olan hareketlere karşı mutlaka yenilir. PKK’nın batıl da olsa bir ülküsü varken karşısındakilerin de yüksek ideali olan bir nesil olması gerekir.

Kürt Kardeşlerimize Bizden Ayrılmaları İçin Özel Baskı Uygulanmıştır

Bazı çevrelerde Kürt kardeşlerimizi görmeye dahi tahammül edemeyen, onları ahlaksızca aşağılayan, yok sayan, değer vermeyen, bölgenin coğrafyasından dahi hoşlanmayan, Güneydoğu’yu adeta yük olarak gören insanlar olduğu bilinmektedir. Bu çevreler Kürt kardeşlerimizin bizden kopması için yıllarca uğraşmışlardır. Bu ahlaksız zihniyetin bir uzantısı olarak iddia edilen Ergenekon yapılanması da yıllarca Kürt kardeşlerimize akıl almaz işkenceler yapmıştır. Canımız kardeşlerimiz büyük zulümlere maruz kalmışlardır ve bu çirkin tutum, canlarımızı bizden ayırmak isteyenlere hizmet etmiştir. Ancak artık bu oyunun bozulması dönemindeyiz. Diyarbakır’ın, Hakkari’nin, Şırnak’ın Paris gibi Londra gibi olacağı, kardeşlerimizin dağlarda huzur ve sevinç içinde yaşayacakları, hep birlikte yer sofralarında oturacağımız hep birlikte halaylar çekeceğimiz dönem gelmiştir.
PKK’nın hedeflediği gibi bölgede Stalinist bir özerk yapı oluşturmak kardeşlerimizi dehşetli bir zulmün içine itmektir. Dindar Kürt analarımızı, dedelerimiz, kız kardeşlerimizi komünist baskının inisiyatifine terk etmek, geçmişte yaşanan acılardan hiç ders almamış olmaktır. Biz canlarımızı göz göre böyle bir acıya terk etmeyiz.
Bu sebeple, Kürtleri bir bölgeye Türkleri bir bölgeye hapseden, birine diğerinde faaliyet yapma ve yaşama hakkı vermeyenlerin bölünmeye hizmet ettiklerini görmezden gelmeyiz. “Kürdün Kürtten başka dostu yok”, “Türkün Türkten başka dostu yok” diyen herkes yanlış yapıyor. Hepimiz Allah’ın kullarıyız, hepimiz kardeşiz, kimsenin bir diğerine üstünlüğü yok, kimsenin bir diğerinden ayrı ayrı olmasına gerek yok, hepimiz kardeşçe bir arada, özgürce yaşamalıyız

Bölünme Tehlikesi Varken Müslümanların Birbiriyle Uğraşması Haram Olur

“Allah’a ve Resûlü’ne itaat edin ve çekişip birbirinize düşmeyin, çözülüp yılgınlaşırsınız, gücünüz gider.” (Enfal Suresi, 46)
Allah’ın Müslümanlara emri birlik olmaktır. Allah, “eğer çekişirseniz, birbirinize düşerseniz gücünüz gider” buyurmuştur. Bu durumla karşılaşmaktan her Müslüman sakınmalıdır.
Müslümanların sayıca aydın gücü zaten son derece azken, mevcudu da birbirine kırdırmak akılcı tutum olmaz. Tam tersine birleştirmek, uzlaştırmak akla ve vicdana uygundur. Müslümanları ezip yok etmek değil, hata varsa düzeltip kazanmak gerekir. Bir Müslüman grubun dağılması sevinç vesilesi değildir. Yanlış yönleri varsa uyarılması elbette gereklidir. Suç işlenmişse hukuki sınırlar içinde devletimiz elbette tedbir almalıdır. Ancak yetişmiş potansiyel bir Müslüman grubu yok etmek yerine faydalı hale getirebilmek önemlidir.
Müslüman aydınların da mutlaka birbirlerine sevgiyle yaklaşmaları birbirlerini koruyup kollamaları gerekir. Bu sevgi ve birlik, bölünmeye karşı set olur. Televizyonlar, sohbet programları, sosyal medya Müslümanların birbirine nefreti değil sevgiyi pekiştirdiği yerler olmalıdır.
Her şeyin bir sırası vardır, Türkiye’nin büyük olması için önce PKK’nın tamamen etkisiz hale getirilmesi gerektiği açıktır, diğer her şey 2. plandadır. Halen PKK tehlikesi varken, mücadele gücü ve enerjisi başka yerlere değil, PKK’ya yönlendirilmelidir.

Kendi Kendini Yok Eden Bir Mekanizma Oluşturmamak Gerekir

Sürekli öfke politikası, Müslümanların ruhunu öfkeye alıştırmak anlamına gelebilir ki, bu çok tehlikelidir. Bir bünye nefrete alışırsa, karşısına çıkan herkesi hedef alır. Bir ezme makinası, bir yok etme sistemi çalıştırılırsa, bu makina, önüne gelen her yapıyı ezer, büyür ve sonrasında durdurulması da mümkün olmaz. Müslüman bir grubu toptan, yanlışını doğrusunu ayırt etmeden yok eden bir içtihadın oluşturulması, bu içtihadın sonraki dönemlerde tüm Müslümanlara karşı uygulanmasına dönüşebilir. Bu, bir müddet sonra hiç umulmadık şekilde Müslümanların kendisini vuran bir güç haline gelebilir.
Bölünmeye karşı fikren direnecek her unsurun ezilmesi bölücü güçler tarafından organize edilen ve planlanan bir proje olabilir. Müslümanı Müslümana kırdırma projesi tarihte bir çok ülkede uygulanmış ve netice alınmıştır. Şimdi ülkemizde benzer bir oyunu planlayanlar olabilir. Tüm Müslümanlar itidalli davranmalı, oynanan oyunu görmeli ve Allah’ın bizden istediği ahlaktan asla taviz vermemelidir.
Hükümetimizin de sevgiyi kardeşliği pekiştirici bir siyaset izlemesi, öfkenin bünyelere yerleşmesine izin vermemesi, özellikle bu dönemde çok kıymetlidir.

Bölünmeye Karşı Tüm Partiler ve Sivil Toplum Kuruluşları İttifak Etmelidir

Güneydoğu’da siyasi partilerin ittifakla seçime girmesi son derece akılcı bir yöntemdir. Ağrı, Iğdır, Siirt, gibi bir çok şehirde sağ partiler çok az farkla seçim kaybetmiştir. Seçim öncesinde ittifak edilmiş, ortak çalışma yapılmış olsa böyle bir kayıp olmayacağı açıktır. Güneydoğu’da blok bir kayıp olmaması için Ak Parti, CHP, MHP, SP, BBP, HudaPar’ın ittifakla seçime girmesi gerektiği görülmektedir. Bölünme tehlikesi söz konusu olduğunda herkes fedakarlık yapabilmeli, vatanın birliğinde ittifak etmelidir. Böyle bir dönemde tüm partilerimizin kardeşlik ruhunu birlik olup ortaya koymaları milletimizin beklentisidir. Göz göre göre kayba izin verilmemelidir.
Tüm partilerin milli mutabakat yapıp bölünme tehlikesine karşı ortak tavır alması önemlidir. Tüm vatandaşlarımız da PKK tehlikesine tüm vatandaşlarımız yoğun olarak dikkat çekmeli, bu önemli konuyu sürekli gündemde tutmalıdır.

Bölünmeye Karşı Olmayı İfade Etmek Suç Gibi Gösterilmemelidir

Bazı çevreler bölünme tehlikesinin gündeme getirilmesinden rahatsız olduklarını ifade etmektedir. Ancak bu yanlış bir bakış açısıdır. Bölünmeye karşı olmayı, bu tehlikeyi gündeme getirmeyi suç gibi göstermek, susup izlemeyi tavsiye etmek şer olur. Nitekim Başbakanımız da her konuşmasında bölünmeye karşı olduğunu mutlaka ifade etmektedir. Tüm meydanlarda, “tek vatan, tek millet, tek bayrak, tek devlet” çağrısı yapmakta, milyonlarca insanı bölünme tehlikesine karşı uyarmaktadır. Bu güzel tutumun herkes tarafından paylaşılması bölünme tehlikesinin tüm vatandaşlarımız tarafından gündemde tutulması güzelliktir.

Milletimizin Ortak Sesi

Özetle, kimse bölünmeye yeni yeni isimler bulup sempatik göstermeye çalışmamalıdır. Kimse bu ülkenin topraklarına göz dikip bağımsız komünist Kürdistan hayali kurmamalıdır. Bu millet Güneydoğu’yu komünist zulmün eline terk etmez. Bu ülkeden verilecek tek bir çakıl taşımız dahi yok. Milletimizin ideali ve ülküsü Büyük Türkiye’dir, İslam Birliği’dir. Allah’ın ülkemiz için takdir ettiği kaderde bölünme değil, bir olmak, güçlü olmak, İslam alemine manevi öncü olmak vardır.
basbakan recep tayyip erdogan adnan oktar pkk komunizm