Adnan Oktar evlenmediği için pişman oldu mu?

adnan_oktar_kedicikleri_tulay_kumasci_evlilik

Adnan Oktar evlenmediği için pişman oldu mu?
video: https://www.youtube.com/watch?v=ml8pAOo7xQE

 

“Adnan Bey, evlenmediğiniz için hiç pişman oldunuz mu? Hayatınızda sizden bir parça olmasını istemez miydiniz? Yani çocuğunuzun olmasını istemez miydiniz?” Halime Yazar. Buradaki bütün gençler benim çocuğum zaten. Bu kadar çok çocuğu olan bir aile var mı? Aşiret sahibi olsa bile insan bu kadar çocuğu olmaz. Hem yetişmiş, terbiyeli, eğitimli.

KARTAL GÖKTAN: Vesilenizle.

ADNAN OKTAR: Üç yaşında da çocuğum var. İki yaşında da var. Bir yaşında da var. Elli beş-altmış yaşında bile çocuğum var yani. Ne güzel işte. Bütün çocuklar Allah’ındır. Şahıslar “benim çocuğum” diyor. Senin çocuğun değil. Allah’ın, Allah’a ait, Allah seni vesile ediyor. Sen gölge varlıksın. Senin nereden çocuğun olsun? “Benden oldu.” Senden oldu gibi gösteriyor Allah. Senden oluyor. Doğrudan yaratan Allah’tır. Bağımsız, müstakil yaratılır her insan. İşte “Ayşe’den doğma Mustafa’dan olma” yok öyle bir şey. O sana öyle gösterilir. Allah spermi vesile yapar. Spermden insan olmaz. Allah yaratır. Allah’ın insan yaratmak için sperme ihtiyacı olmaz. Yumurtaya ihtiyacı olmaz. İnsana ihtiyacı olmaz. Doğrudan Allah yaratır. Yavaş yavaş yavaş gelişiyor gibi gösterir. Vesile olması, sebep olması için o kadar. Mesela biz Peygamberimiz (sav)’in evlatlarıyız. Mümin olan kişiler, kim varsa evladıdır Resulullah (sav)’ın. Tabii ki, babaya da ihtiyacı yok. Anneye de ihtiyacı yok. Anneyi babayı Allah sebep diye gösteriyor. Anneden babadan hiçbir insan doğmaz. Olmaz, öyle bir şey yok. “Benim oğlum” diyor. Senin değil Allah’ın yarattığı varlık. Senin gibi gösteriyor Allah. Senden olmuş gibi gösteriyor. İşte ona doğum sancısı gösteriyor Allah. Doğuruyor gibi gösteriyor. Yaratan Allah’tır.

Evlenmediğim için bilakis pişman olma bir yana çok büyük hayır gördüm. Belki iki çocuğum olacaktı şu an yüzlerce çocuğum var Allah’a çok şükür, kardeşim var. Çocuğun olur senin başına bela olur. Nitekim de gördük baş belası oluyor çocuğu. Bazen de hayırlı olur. Ama bak benim evlatlarımın hepsi hayırlı. Hayırlı olmayan bir tane evladım yok. Vefalı, sadık, güzel ahlaklı, temiz, nezih.

Kıyamet yakın, kıyamet yakın. Şimdi doğanlar bozulmayı görmeye başlayacaklar. İslam’ın hakimiyetini de görecekler. Bozulmayı da görecekler. Ama 2082’lerde doğanlar hep felaketleri görecekler. Belaları görecekler. Rahat yaşayacak olan bu son nesildir şu an doğanlar. En keyifli, en nimetli nesil bu yeni doğanlardır şu aralar. Bunlar İslam’ın hakimiyetini görüyor. Sadece sonunu görmüş olacaklar. Ama bak sonunu da görmüş oluyorlar. Ama iyi günlerin tamamını görmüş olacaklar. Ama bozulmayı da görecekler. Çünkü 2016’dayız. 2082, altmış altı sene var. 66 yaşın üstünde olacağına göre insanlar. Çoğu öyledir altmış altının üstünde yaşar.  Bozulmayı da görecekler.

OKTAR BABUNA: Yüz dört sene de kıyamete kadar inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Evet, yüz dört sene de yani 2120. Yüz dört sene var kıyamete. Yüz dört sene bir insan ömrü. Uzun bir insan ömrü. Yazsınlar. Bir granit kayaya yazalım. Eğer o kaya dediğimiz tarihi geçerse tamam. Tuzla buz olacak o kayalar o yılda. Ne demek istediğimi anlamışlardır.

Evlenmediğim için de İslam’a hizmetimi bütün gücümle ve tam yapmış oluyorum. Tam günümü ayırmış oluyorum. Öbür türlü hanıma ayıracaksın. Çocuklara ayıracaksın. İş yerine gideceksin. İş yerinden geleceksin hanımı ailesine götüreceksin. Ertesi gün yemek yemeye götüreceksin. Çocuğu okula kaydettireceksin. Tebliğ, cumartesi günleri Nurcular toplantı yapacak Nur talebeleri. Oraya gidip çay içeceksin. Bitkin düşüyorlar zaten. Uykusuz. Saat sekiz- dokuz gibi falan geliyorlar. On gibi falan uykuları geliyor kafaları düşmeye başlıyor. Oradan da eve gidiyorlar. Bu tebliğde bu olacaktı. Ne Darwinizm böyle yerle bir edilecekti. Öyle bir şey olsaydı. Evli olsaydım. Allah vermesin. Ne İngiliz derin devleti böyle darmakeşan olacaktı, ne Rumiliğin iç yüzü ortaya çıkacaktı, ne homoseksüellerin saltanatı son bulacaktı, ne iman hakikatleri bu kadar geniş yayılacaktı. Münafık alametlerinden hiç kimsenin belki haberi olmayacaktı. Biz de işimizde gücümüzde olacaktık. Çoluk çocuk, kaynana, kayınbaba onunla uğraşacaktık. Allah bak iki evlat yerine yüzlerce evlat verdi. Ve mükemmel bir İslami tebliğ imkanı sağladı. En hayati konuları Allah bize nasip etti.  Üç yüzün üzerinden kitap yazdım. Allah’a şükür. O kitaplar da yazılmayacaktı. Yüzlerce belgesel hazırlandı. Onlar da hazırlanamayacaktı. Yüzlerce internet sitesi milyonlarca ziyaretçisi olan. Onlar da yapılamayacaktı. Dünyanın en ünlü gazetelerinde sürekli yazılarım çıkmamış olacaktı. Dünyaya dalanlarla biz de dalıp gitmiş olacaktık. Hayır, yapanları kınamıyorum. Ama ben yapamam. Ben böyle bir hayata girmem. İslam’a, Kuran’a hizmetin dışında bir hayatı kabul etmem ben.

OKTAR BABUNA: Altı senedir her gün yayına çıkıyorsunuz. Haftada yedi gün, ayda otuz gün.

ADNAN OKTAR: Kırk yıldan beri bir gün tatil yapmadım. Maddenin hakikatini kimse bilmeyecekti. Maddenin hakikati gizli kalmıştı. Dünyanın bilmediği bir şeydi. Matrix filmi falan ondan sonra çıktı. Kitapları film yapımcılarına gönderdim iki yıl sonra Matrix filmini hazırladı adamlar.

KARTAL GÖKTAN: Bağnazlığın ve İslamofobinin hakim olduğu bir dünyada İslam’ın modern ve aydınlık yüzü olarak İslam’ın nasıl yaşanması gerektiğini hem anlattınız, hem örnek olarak gösterdiniz.

ADNAN OKTAR: Bir Müslümanın dans edebileceği, plaja gidebileceği, eğlenebileceği tahayyül dahi edilemezdi. Hele bir hocanın, şeyhin kalkıp böyle kaşıkla oynayacağı, neşeli olacağı, espriler yapacağı tahayyül bile edilemezdi. Adamların suratlarını görüyorsunuz. Modern İslam anlayışını ilk defa dünyaya gösterdik. Bizim dışımızda böyle bir model yok. İlk defa Kuran’ın yeterliliğini bu kadar kapsamlı anlattık. İlk defa bağnazlığı akılcı ve şefkatli bir üslupla yerle bir ettik.

YASİN GÖKER: Ve Allah’ın varlığını bilimsel olarak anlatıyorsunuz kitaplarınızda. Kuran mucizeleriyle, iman hakikatleriyle, ezbere değil.

ADNAN OKTAR: Tabii, Allah’ın varlığını ve birliğini bilimsel, akılcı, delillere dayalı, mukni olarak anlatan izah eden bizden başka da yok.

Binlerce Anadolu’da konferans verdik. Yurt dışında da yüzlerce konferans verdik. Ve halen de devam ediyor. PKK’ya birçoğu neredeyse teslim olmuştu. Sayın Öcalan’lar, Muhterem Öcalan’lar falan havalarda uçuşuyordu.  PKK’yı rezil kepaze ettik. PKK’nın bütün oyunlarını ortaya serdik. PKK tehlikesine karşı hükümet akıl almaz bir atağa geçti. Yoksa çözüm süreci, düğüm süreci bilmem ne falan diye ortaya çıkmışlardı biliyorsunuz.

KARTAL GÖKTAN: Etkinizin ne kadar büyük olduğu da gelen tepkilerden anlaşılıyor. Fransa’da kitaplarınız ulaştıktan sonra “bütün fikir sistemimizi alt üst etti bu kitaplar” diye açıkladılar.

ADNAN OKTAR: Fransa, kitaplar gittikten üç sonra açıklama yaptılar. “Fransız tarihinin en büyük felaketi” diyor. “Gökten felaket yağıyor” diyor. “Atom bombası” diyor. Kardeşim Hitler’in işgalinde bile böyle bir şey dememişlerdi adamlar. İhtilal bütün Almanya’yı aldı. Orada böyle bir şey demediler.

İBRAHİM AKMUGAN: Osmanlı’nın neden yıkıldığını delilleriyle, belgeleriyle gösterdiniz. İlk defa tarihi bir bilgi bu şekilde insanlara ulaşmış oldu.

ADNAN OKTAR: Hiç bilinmiyordu. Abdülhamit’i kahraman gibi gösterdiler. Halbuki Abdülhamit döneminde Osmanlı yıkıldı zaten. İsrail devletini kuran kurdurtan Abdülhamit’tir. Allah razı olsun. O konuda takdir ediyorum ama Osmanlı’nın yıkılışı konusunda büyük bir felaket olduğu için şiddetle kınıyorum. Hiç savaş yapmadan bütün Osmanlı’yı teslim etti.

YASİN GÖKER: Mesnevi’deki İslam’a aykırı yerleri gösterdiniz kaynaklarıyla.

ADNAN OKTAR: Mesela o da hiç bilinmiyordu. Ne kadar homoseksüel, ateist varsa Avrupa’da hepsi Rumi. Önüne geleni Rumi yapıyorlar. Halbuki adam tanımaz bilmez. Fakat Rumilik deyince adamın bildiğin İslam dışı her şey olarak biliyor. İslam’ı kabul etmeyen her şey olarak biliyor.

OKTAR BABUNA: Atatürk’ü yanlış tanıtıyorlardı o imajı tamamen düzelttiniz gerçek Atatürkçülüğü.

ADNAN OKTAR: Tabii, Atatürk mesela yanlış biliniyordu, milletin içerisinde Atatürk’e muhalif esaslı bir kanat vardı, bu kanadın görüşlerini tamamen ortadan kaldırdık. Atatürk sevgisini, Atatürk’e olan saygıyı pekiştirip oturtturduk. Atatürkçü görünenler de Atatürk’ün dindar olduğunu görünce Atatürk’ü bıraktılar, Atatürk’ten hiç bahsetmez hale geldiler bu da çok manidar.

ŞERİFKAN SÜLEYMANİYELİ: Yaptığınız tebliğe karşı hiçbir ücret talep etmiyorsunuz, kitaplarınız her yerde ücretsiz dağıtılıyor.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah.

ŞERİFKAN SÜLEYMANİYELİ: Milyonlarca kitabınız internet sitelerinden ücretsiz indiriliyor.

ADNAN OKTAR: Mesela münafıkların günümüzdeki halini kimse bilmiyordu yani çünkü münafıklar öyle bir zırha bürünmüşler ki, modern bilimin teknolojinin bütün imkanlarını kullanıyorlar Müslümanları yerden yere vuruyorlar ama kimse bunun farkına varmıyordu, münafıkların ne olduğunu anlattık.

Mesela darbe günü, ilk darbenin geçersizliğini anlatan bendim. Ne Başbakan ortada ne Cumhurbaşkanı ne Kuvvet Komutanı kimse ortada yoktu. İlk, darbenin geçersizliğini milyonlarca kişiye duyuran ben oldum. Çok kapsamlı, kuvvet komutanlarını konuşmaya davet ettim, siyasi partileri, Tayyip Hoca’yı herkesi konuşmaya davet ettim, ‘hemen bir açıklama yapın’ dedim, ‘Milletvekilleri de meclise gitsinler’ dedim. Milletin direnmesini söyledim darbeye karşı ve ‘darbe geçersiz sahte bir darbe’ dedim.  ‘Oyun oynuyorlar’ dedim yani ordunun bütün ordunun kabulüyle meydana gelen bir darbe değil ama tabii onu da kabul etmeyiz ayrı bir şey.

Mesela entelektüel kültürlü gençliğe İslam’ı ilk defa biz anlattık. İslam’la aralarındaki bütün bağ kopmuştu entelektüel seçkin kesimle yani sosyetenin İslam’la aşağı yukarı bütün bağları kopmuştu, bu bağı sağlamış olduk ve İslam’a hizmet edebilecekleri duruma gelmelerini sağladık inşaAllah.

YASİN GÖKER: Mason localarına tarihte ilk kez Kuran okuttunuz.

ADNAN OKTAR: Tabii masonluğu da İslam’a hizmet eder hale getirdik. Masonluk dedin mi, şeytanın ordusu gibi biliniyordu, onların İslam’ın hizmetkarı haline getirdik elhamdülillah.

KARTAL GÖKTAN: Kitap ehline yanlış bir bakış açısı vardı kimi Müslümanlarda, onlardan samimi iman edenler olduğunu, onlara sevgi duymamız gerektiğini anlattınız.

ADNAN OKTAR: Tabii, Musevi düşmanlığını ortadan kaldırdık, Hristiyan düşmanlığını ortadan kaldırdım, Alevi düşmanlığını ortadan kaldırdım, Şii düşmanlığını ortadan kaldırdım, vesile olduk.

İBRAHİM AKMUGAN: Şu an cemaatlere bir saldırı var, akılcı bir şekilde siz cemaatlere sahip çıkıyor ve koruyorsunuz.

ADNAN OKTAR: Müslüman cemaatlere sahip çıkan hiç kimse yok ve İngiliz derin devletinin teşvikiyle cemaatlere yönelik bir yok etme operasyonu vardı yahut aşağılama, itibarsızlaştırma operasyonu vardı, bunu da ortadan kaldırdık Allah’a çok şükür.  Sedd-i Zülkarneyn gibi.

TARKAN YAVAŞ: İnsanların dindarlaşmasına vesile oldunuz Hocam inşaAllah, çok daha dindar ve Kitap’a Kuran’a Allah’a sadık oldular inşaAllah

ADNAN OKTAR: Kar, kış, soğuk, sıcak, bayram, yılbaşı her gün canlı yayındayım. Yılbaşında adamlar tarihe karışıyorlar birçok insan, bayramlarda ortada yoklar, tatillerde ortada yoklar. Ben en sıcak günlerde buradayım, bütün tatillerde buradayım, yılbaşlarında buradayım.

OKTAR BABUNA: Darbede buradasınız.

ADNAN OKTAR: Darbede buradayım, her şeyde. Darbede birçoğu araziye geçti. Mesela şehitliği felaket gibi gösteriyorlardı, cenaze marşıyla falan şehit kaldırıyorlardı, muazzam bir felaket gibi gösteriyorlardı şehitliği. Şehitliğin nimet olduğunu, şeref olduğunu, Kuran’ın üslubu olduğunu, Allah’ın bize bu şekilde anlattığını bütün halka duyurduk ondan sonra muazzam bir şahadet özlemi gelişti gençlerde. Zaten bu 15 Temmuz kalkışmasında da gördünüz, müthiş bir şahadet özlemi gelişti gençlerde maşaAllah.

TARKAN YAVAŞ: Kadınlara olan sevgiyi saygıyı siz vesile oldunuz Hocam inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Tabii, kadınlara çocuklara olan sevgi, kediden bile nefret ediyordu birçok insan, kedileri sevdirdik. En başta insanları sevdirdik, kardeş olma ruhunu verdik, cemaatlerin birbirleriyle dost olması için gayret ettik ve ediyoruz da halen. Kadınlara olan nefreti ortadan kaldırdık, kadın aleyhtarı bütün hurafeleri deşifre ettik. Çocuk sevgisini insanların kalbine koyduk geliştirdik.

KARTAL GÖKTAN: Aylardır her gün sevgi etiketi yapıyorsunuz.

ADNAN OKTAR: Evet her gün tabii, sevgi ana gündemimiz.

YASİN GÖKER: Mehdiyet’in tüm delillerini siz anlattınız Hocam.

ADNAN OKTAR: Biz olmasak Mehdiyet unutulup gidilecekti, bütün güçleriyle hepsi bastırdılar. Mehdiyet’i en akılcı, en bilimsel, en doğru şekliyle 1300 seneden sonra en kapsamlı anlatan biziz. Başka dünyada anlatan, Mehdiyet’i anlatan hiçbir grup topluluk yok bu tipte, bu kalitede, bu çapta, bu bilimsellik anlayışıyla, bu ispat anlayışıyla bütün detaylarıyla anlatan bizim gibi yok.

OKTAR BABUNA: Bütün bunları yaparken de sayısız iftira atıldı, davalar açıldı hepsinden aklanarak çıktınız maşaAllah.

ADNAN OKTAR: Tabii, hakkımda yüzlerce dava açıldı hepsinden beraat ettim.

İBRAHİM AKMUGAN: Risale-i Nur’a ve Bediüzzaman Hazretleri’ne de hak ettiği en güzel siz verdiniz maşallah.

ADNAN OKTAR: Tabii Bediüzzaman’ı mesela unutturmaya çalıştılar, Bediüzzaman’ı en üstlere taşıdık. Darbe gecesi konuşmalarım var mı onun bandı?

KARTAL GÖKTAN: Evet.

ADNAN OKTAR: Aç bakayım. Kardeşim bizden başka konuşan olmadı. Bak gittiler TÜRKSAT’ı bombaladılar beni susturmak için yine susmadık internetten devam ettik. Allah şaşırttı sahte anteni vurdular gittiler çünkü baktılar beni susturamıyorlar, ne yapacaklarını şaşırdılar.

Plajda, gazinoda her yerde Allah’ı anabileceklerini öğrettik insanlara. Mesela kadınların özel günlerinde Allah’ı anamayacakları şekilde bir sistem geliştirmişlerdi bunun yanlışlığını anlattık. Kadınları dinden uzak tutuyorlar o şekilde.

Bu Televole kültürü, bedavacılık kültürünü apaçık ortaya koyduk.

Mesela cenneti sadece yeşillik ve bahçe olarak algılıyorlardı, cennette tekneler, yatlar, teknoloji, arabalar her şey olduğunu söyledik acayip hayret ettiler.

Mesela bu tip olaylarda güç sahibi olanlar yahut tanınan insanlar hep olayın neticesini bekledi mesela, darbede kim kazanacak diye beklediler ondan sonra açıklama yaptılar, ben direkt açıklama yaptım, doğrudan darbeye karşı tavır aldım.

TARKAN YAVAŞ: Gezi olaylarında da aynı şekilde olmuştu Hocam. Siz açıklamalarınızdan çok sonra onlar açıklama yaptı.

ADNAN OKTAR: Tabii, Gezi olaylarında buranın yayınını durdurturdular, biliyorlardı benim ne yapacağımı buna rağmen yine biz durmadık internetten sabaha kadar devam ettik. Hiç kimse yok bir tek biz vardık ortada yani.

PKK’yla Kürt ayırımını çok iyi vurguladık. PKK’lının kalleş ve kahpe olduğunu ama Kürt’ün nur olduğunu, mübarek olduğunu, muhterem olduğunu, yüce olduğunu anlattık.

TARKAN YAVAŞ: PYD İle PKK’nın aynı olduğunu siz yine gösterdiniz.

ADNAN OKTAR: Tabii, Hükümet; ‘PKK, PYD terör örgütü değil’ diyordu. Bakanlar söylüyordu bunu. Ben ‘terörist bunlar’ dedim, ısrarla anlattım. PKK tehlikesi filmini ısrarla gösterdim ondan sonra bu süreç müreç bilmem ne falan konuları ortadan kalktı, yoksa ‘herkes trene binsin süreç devam ediyor’ diyorlardı.  Değil mi? Bu fitneyi de ortadan kaldırdık Allah’a çok şükür.

OKTAR BABUNA: Türkiye’nin İsrail’le ve Rusya’yla barışmasına vesile olan sizsiniz Hocam maşaAllah.

ADNAN OKTAR: Rusya’yla barışmayı biz sağladık elhamdülillah. İsrail’le barışma da yine vesile olduk, ısrarlı açık ve ayrıca dilekçelerle yaptığımız, yazışmalarla yaptığımız faaliyetler sonucunda bak Rusya’yla İsrail’le Türkiye’nin arasını düzelttikten sonra darbe oldu zaten. Bir de bu olmadan olsa bir düşünün, gecenin üçünde olsa ne olacaktı?

Şehitlerin hayat şeklini açıkladık, bilinmiyordu.

TARKAN YAVAŞ: Bu dünya liderlerinin de Hazreti Mehdi’yi müjdelemesine vesile oldunuz, onlar da sizden sonra hazreti Mehdi’yi söylediler.

ADNAN OKTAR: Mehdi konusu tamamen kapanmıştı, İsa Mesih, Mehdi konusu, buna dünya çapında tek sahip çıkan biz olduk. Tamamen kapatmışlardı.

TARKAN YAVAŞ: Bu İran Cumhurbaşkanı’na söylemiştiniz ‘ gündeme getirin bunu’ diye, o hemen Birleşik Milletler’de gündeme getirmişti.

ADNAN OKTAR: Ben söyledim. Birleşik Milletler’de konuşsun dedim. Mehdi’den bahsetsin çok büyük olay olur dedim.

KARTAL GÖKTAN: Siyasiler dahil herkes Fetullah Gülen’i överken siz eleştiriyordunuz, “sevgisiz olmayın tepeden bakmayın.”

ADNAN OKTAR: Fetullah Gülen’i tek eleştiren bendim yani ama hakaret tarzında değil, doğru akılcı Kurani eleştiren bendim.

BÜLENT SEZGİN: İsrail’in özür dilemesine de vesile olmuştunuz Mavi Marmara olayından dolayı.

ADNAN OKTAR: Tabii, buraya hahamlar geldi, baş haham da geldi konuştuk. Tevrat’tan gösterdim yani özür dilenmesi çirkin bir hareket değil Tevrat’a uygun bir ibadet şekli dedim öyle kani oldular. Rusya’dan da özür dilenmesi için çok ısrar ettim, hükümet üyelerinin büyük bir bölümü hep karşıydı ‘özür dilemeyiz biz’ diye, ya ‘özür dilemek Müslüman ahlakıdır’ dedim anlattım özür dilendiği halde bu sefer de ‘biz özür dilemedik’ dediler. Ya kardeşim sen Rusça bilmiyor musun? Kullandığın kelime özür dilemek anlamında yani Rusça’da özrün karşıladığı bir kelime var onu kullanmışsın nasıl bilmiyorsun yani.

İBRAHİM AKMUGAN: Birçok Müslüman, peygamberler gibi sahabeler gibi yaşamanın çok zor olduğunu düşünüyordu siz bunun Kuran’a uyarak mümkün olabileceğini gösterdiniz.

ADNAN OKTAR: Tabii.

Devlet ve hükümete hemen ben destek verdim darbe konusunda ve diğer konularda da ama bak RTÜK diyor ki ‘homoseksüellerle ilgili konuşma’, konuşuyorum. İşte diyorlar adam yok sana operasyon yapar bilmem ne falan, benim vicdanım rahat yani kendimden eminim ben inşaAllah yani dürüst ve doğru hareket ettiğime çok eminim, o yüzden ben bir tek Allah’tan korkarım. Bize provokasyon çok yapıldı, daha önce de yapıldı biz yolumuzdan şaştık mı? Bana 75 yıl hapis cezası istediler 75 yıl. Mahkeme kararı açıklanırken ben eğleniyordum yani, açıklayacaklardı mahkeme kararını, güzel bir eğlence içindeydim, umurumda bile değil yani. Sonra mahkeme istifa etti çekildi sonra da berat ettik tabii.

Mesela Erbakan Hoca’yı savunan bir tek ben vardım. Ne Saadet Partisi savundu, ne Milli Görüşçüler savundu o dönemde, Numan Kurtulmuş’u karşısına diktiler Hocamız’ın aleyhine akıl almaz konuşmalar yapıyordu. Her yerden resimlerini ismini cismini her yerden sildiler. Milli Gazete’de tek kelime bahsedilmiyordu, Milli Görüş’te tek kelime bahsedilmiyordu Erbakan’dan. Tamamını tersine çevirdim Allah’ın izniyle yayınlarla, demokratik dik duruşumuzla.

TARKAN YAVAŞ: Ordunun, polisin daha modern olmasına, güçlenmesine siz vesile oldunuz Hocam.

ADNAN OKTAR: Tabii, özel harekatçı sayısının artırılmasını istedik. Kanser hastalarından ilaç parası alınmasın dedik bak o da kabul edildi. Özel harekatçıların okulları açılsın dedik açıldı, sayısı arttırılsın dedik artırıldı, silah kalitesi artırılsın dedik artırdılar.

TARKAN YAVAŞ: Kalekolları söylediniz.

ADNAN OKTAR: Tabii, kalekolların ben şemasını bile, planını bile çizip gönderdim.

Emniyette mesela işkence yapıldı hiç urumda olmadı, 9 kere suikast yaptılar umurumda olmadı, daha şevkle daha gayretle devam ettim.

İran’la bağlantıyı koparıyorlardı İran’la bağlantıyı sağladık, dost olmalarını sağladık. İrancı diye hakaret gibi gösteriyorlardı. Musevileri savunan ben oldum, Hristiyanları savunan hep ben oldum.

OKTAR BABUNA: İsrail İran’ı vurmaya hazırlanıyordu siz durdurdunuz Hocam, vesile oldunuz maşaAllah.

ADNAN OKTAR: Tabii. Alevilere Şiilere akıl almaz baskı yapılıyordu birçok insan tarafından biz durdurduk, vesile olduk.

Bu işte insanları kıskandırıyor. Eğlenmemiz, kalite, güzellik, zenginlik, bereket, bolluk, dediklerimizin doğru olması, samimiyetimiz kıskandırıyor.

Advertisements

Adnan Oktar: İslam dünyaya sevgi ve fikirle hakim olur

adnan oktar turk bayragi bayrak turkiye islam adnan hoca a9 tv

Adnan Oktar: İslam dünyaya sevgi ve fikirle hakim olur

İslam güzellik, sevgi, kardeşlik, barış, nezaket, sevecenlik, affediciliktir. Bir insanın güzel olarak hayal ettiği ne varsa hepsinin toplamı İslam’dır. Bu güzelliğin tam ortaya çıkması için, Allah’ın bizden istediği gibi dini yaşamamız gerekir. Bu da ancak SAF OLARAK KURAN’A  UYMAKLA MÜMKÜN olur.

Allah Müslümanlara Kuran’dan sorumlu olduklarını bildirmiştir.
Ve şüphesiz o (Kur’an), senin ve kavmin için gerçekten bir zikirdir. Siz (ondan) sorulacaksınız. (Zuhruf Suresi, 44)

Yeryüzünde zulümlerin bitmesini isteyen, Müslümanların hak ettikleri gibi onurlu yaşamasını talep eden, Peygamberimiz (sav)’in yoluna bağlı kalan, farklı farklı insanların söylediğine göre değil, Allah’ın Kuran’da emrettiğine göre yaşamak zorundadır.

Resulullah (sav)’in ümmetinden tek şikayeti, Kuran’ı terk etmiş olmalarıdır:

Ve elçi dedi ki: “Rabbim gerçekten benim kavmim, bu Kur’an’ı terk edilmiş (bir Kitap) olarak bıraktılar.” (Furkan Suresi, 30)

Bugün İslam alemi acılar içindeyse, Müslümanların bir çok yerde neredeyse hiç değeri yoksa, fakirlik ve yokluk İslam coğrafyasına hakimse, Müslümanlar başkalarını suçlamaya başlamadan önce “Bir nerede yanlış yapıyoruz?” diye sormalıdır. Bu sorunun ise – Peygamberimiz (sav)’in söylediği gibi- tek bir cevabı vardır: Kuran’dan uzaklaşmak.

Gelin hep beraber Deccaliyetin Müslümanlara oynadığı oyunu bozalım. Gelin hep beraber Allah’ın indirdiği nur gibi tertemiz Kitabımız’a sımsıkı sarılalım, Allah’ın bizden istediği gibi güzel bir ahlak gösterelim; çalışkan, titiz, affedici, olgun, nezih, sevecen, azimli ve kararlı olalım. Gelin hep beraber öfkenin değil sevginin ruhunu hakim kılalım ve İslam’ın dünyayı aydınlatan nur olmasına vesile olalım. Gelin hep beraber, savaşları, çatışmaları, anlaşmazlıkları ortadan kaldıralım, kardeş olalım, dost olalım ve Resulullah (sav)’in bu devrin müminlerine müjdesi olan Hz. Mehdi (as)’a en güzel şekilde ortam hazırlayalım.

Müslümanların Mücadelesi Fikirle, Tebliğ ile Olmalıdır

Peygamberimiz (sav)’in hayatına ve Kuran’a baktığımızda Müslümanların mücadelesinin mutlaka ilimle ve güzel sözle olması gerektiğini görüyoruz. Müslümanlar zulme de maruz kalsalar önce doğruyu anlatmakla, tebliğ yapmakla yükümlüdür. Hiç konuşmadan, anlatmadan, tebliğ yapmadan savaşmak yolunu tercih etmek Kuran’a uygun değildir.

Müslümanlar tebliğ yapmakla mükelleftirler. Ve bu tebliği yaparken, son derece nezaketli, sevecen, şefkatli ve sabırlı bir üslup kullanmakla yükümlüdürler. İslam’da katı, bağnaz, kaba bir üslup yoktur. Koşullar ne olursa olsun, karşıdaki kişi kim olursa olsun Müslüman güzellikle, sevgiyle, şefkatle dini anlatmakla emrolunmuştur.

Peygamberimiz (sav) Mekkeli müşriklere, Ebu Cehil’e, Ebu Leheb’e, Hac mevsiminde kurulan panayırlara gelen tüm kabile ve ziyaretçilere, Hristiyan ve Musevi topluluklara tebliğ yapmıştır. Karşısındaki insanların toplum içindeki konumuna, İslam’a bakış açılarına, düşüncelerine, yaşam stillerine, ahlaki yapılarına, kıyafetlerine göre ayırım yapmadan, defalarca, çok çeşitli ve hikmetli yöntemler ve üsluplar kullanarak onları Bir olan Allah’a imana çağırmıştır. Bu kişiyle konuşulmaz, şu kişiye tebliğ yapılmaz gibi bir tutum içinde olmamıştır.

Hz. İbrahim (as) devrinin en azgın, en gaddar, en zalim insanı olan Nemrud’a Allah’ın varlığını ve birliğini anlatmıştır. Hz. Musa (as), devrin Müslümanları olan İsrailoğulları’nın erkek çocuklarını boğazlayan, onlara akıl almaz işkenceler yapan Firavun’a gidip onu Allah’ın dinine tabi olmaya çağırmıştır. Ve bunu yaparken, Allah Hz. Musa (as)’a Firavun’a “yumuşak söz” söylemesini emretmiştir:

“İkiniz Firavun’a gidin, çünkü o, azmış bulunuyor.”

“Ona yumuşak söz söyleyin, umulur ki öğüt alıp-düşünür veya içi titrer-korkar.”

Dediler ki: “Rabbimiz, gerçekten, onun bize karşı ‘taşkın bir tutum takınmasından’ ya da ‘azgın davranmasından’ korkuyoruz.”

Dedi ki: “Korkmayın, çünkü Ben sizinle birlikteyim; işitiyorum ve görüyorum.” (Taha Suresi, 43-46)

Allah Hz. Musa (as) ve Hz. Harun (as)’ı o devrin en ahlaksız, en sapkın, en şedid, İslam’a en düşman kişisine tebliğ yapmaya göndermiştir. Hz. Musa (as) ve Hz. Harun (as), dönemin dinsizlik ve ahlaksızlık merkezi olan Firavun’un sarayına giderek ona tebliğ yapmışlardır. Üstelik Allah, Firavun gibi din düşmanı birine bile “yumuşak söz” söylemelerini emretmiştir.

Kuran’ın Peygamberimiz (sav)’e vahyi tam 23 yıl sürmüştür. Bunun ilk 13 yılında Müslümanlar Mekke’deki putperest düzenin içinde azınlık olarak yaşadılar ve çok büyük baskılarla karşılaştılar. Pek çok Müslümana fiziksel işkenceler yapıldı, bazıları öldürüldü, çoğunun evi ve malları yağmalandı, sürekli hakaret ve tehditlerle karşılaştılar. Buna rağmen Müslümanlar şiddete başvurmadan yaşamaya devam ettiler ve putperestleri hep barışa çağırdılar.

Sonunda putperestlerin baskıları dayanılmaz bir noktaya vardığında, Müslümanlar daha özgür ve dostane bir ortamın bulunduğu Yesrib (sonradan Medine) şehrine hicret ederek burada kendi yönetimlerini kurdular. Kendi siyasi yapılarını bu şekilde oluşturduktan sonra bile, Mekke’nin saldırgan putperestlerine karşı silah kullanmadılar.

Dinde Zorlama Yoktur

İnsana, Allah’ın Katından bir hidayet olarak indirdiği İslam dini anlatıldığında kendi isteğiyle iman eder, hiçbir baskı ya da zorlama altında kalmadan karar verir. İnsan doğruyu ya da yanlışı seçmekte özgürdür. Eğer yanlış seçimi yaparsa ahirette bunun karşılığını alacaktır. Yani, karşılığı verecek olan insanlar değil Allah’tır.

Kuran’ın bu konudaki hükmü şöyledir:

“Dinde zorlama (ve baskı) yoktur. Şüphesiz, doğruluk (rüşd) sapıklıktan apaçık ayrılmıştır. Artık kim tağutu tanımayıp Allah’a inanırsa, o, sapasağlam bir kulpa yapışmıştır; bunun kopması yoktur. Allah, işitendir, bilendir.” (Bakara Suresi, 256)

Bir insanın Müslüman olabilmesi için dini ve Allah’ı aklıyla kavraması ve kalben de tasdik etmesi gerekir. Ve yaptığı hizmetleri neden yaptığının şuurunda olması gerekir.

İslam dininin özelliği, kişinin sadece içinden gelerek ve gönülden kabul ederek yaşamasıyla Allah Katında kabul gören bir inanç sistemi olmasıdır. Allah dinin bu özelliğini Kuran’ın birçok ayetinde açıklamıştır. Örneğin 5 vakit namaz kılan bir insan namazını Allah için isteyerek ve severek kılmalıdır. Ya da malından infak eden bir kişinin bu ibadetinin Allah Katında geçerli olması, verdiği bu sadakayı isteyerek ve sevinerek vermiş olmasına bağlıdır.

Bu sebeple dinin hükümlerine uymadığı için bir insanı cezalandırmak değil, bu hükümlere uyması için güzel sözle tebliğ yapmak esastır. Baskı ve cezalandırmayla dinin yaşanması söz konusu olursa, İslam değil münafıklık güçlenir. Baskıyla mümin değil münafık yetişir. Münafıklık ise Allah’ın cehennemin en altına layık gördüğü çok aşağılık bir konumdur. Müslümanların münafıklığa değil, samimi imana vesile olmaları önemlidir. Bu da ancak sevecen, akılcı, ilmi delillere dayalı bir anlatımla mümkündür.

Peygamberimiz (sav) de Dini Tebliğ Etmekle Yükümlüdür, İnsanlar Üzerinde Baskı Kurmamıştır

Ayette “… Hak Rabbinizdendir; artık dileyen iman etsin, dileyen inkar etsin…” (Kehf Suresi, 29) şeklinde buyurulmakta ve Rabbimiz Peygamberimiz (sav)’e “Onlar mü’-min olmayacaklar diye neredeyse kendini kahredeceksin (öyle mi?)” (Şuara Suresi, 3) şeklinde seslenmektedir. Kaf Suresi’nde ise Allah Peygambere şu hatırlatmada bulunmaktadır:

“Biz onların neler söylediklerini daha iyi biliriz. Sen onların üzerinde bir zorba değilsin; şu halde, Benim kesin tehdidimden korkanlara Kur’an ile öğüt ver.” (Kaf Suresi, 45)

Bir başka ayette ise Peygamberimiz (sav)’e insanları iman etmeleri için zorlamaması şu şekilde bildirilmiştir:

“Eğer Rabbin dileseydi, yeryüzündekilerin tümü, topluca iman ederdi. Öyleyse, onlar mü’min oluncaya kadar insanları sen mi zorlayacaksın?” (Yunus Suresi, 99)

Eğer bir sistem insanları inanca ve ibadete zorlayacak olursa, bu durumda insanlar o sistemden korktukları için dindar olurlar, daha doğrusu dindar gibi görüürler. Din açısından makbul olan ise, vicdanların tamamen serbest bırakıldığı bir ortamda Allah rızası için dinin yaşanmasıdır. Allah Ğaşiye Suresi’nde Peygamberimiz (sav)’e şu şekilde buyurmaktadır:

“Artık sen, öğüt verip-hatırlat. Sen, yalnızca bir öğüt verici-bir hatırlatıcısın. Onlara ‘zor ve baskı’ kullanacak değilsin. Ancak kim yüz çevirir ve inkar ederse Allah, onu en büyük azab ile azablandırır. Şüphesiz onların dönüşleri Bizedir. Sonra onları hesaba çekmek de elbette Bize aittir.” (Ğaşiye Suresi, 21-26)

Dine Davet Güzel Sözle Olur

Ayetin emri gereği Müslümanlar, İslam’ı anlatırken ve imanı sevdirirken sözün en güzelini kullanırlar. Karşılarındaki insanı incitmeyecek, Müslümanlara karşı kalbinde sevgi uyandıracak bir üslupla din ahlakını anlatırlar. Çünkü Müslümanlara karşı kalbinde sevgi oluşan bir insanın, onları bu derece güzel ahlaklı hale getiren inanç sistemine karşı da içinde bir merak ve sevgi oluşacaktır. Dolayısıyla güzel söz, onun kalbini İslam’a ısındıran önemli bir sebep olacaktır.

Müslüman iman etmesini istediği kişiye sadece tebliğ yapmakla, Allah’ın varlığını, Kuran’ın Allah’ın hak kitabı olduğunu, Hz. Muhammed’in (sav) O’nun elçisi olduğunu, ahiretin ve hesap gününün varlığını, İslam ahlakının güzelliklerini anlatmakla yükümlüdür. Ama bu yükümlülüğü sadece dini anlatma ile sınırlıdır. Allah Peygamberimiz (sav)’in de sadece bir tebliğci olduğunu Nahl Suresi’nde şu şekilde bildirir:

“Rabbinin yoluna hikmetle ve güzel öğütle çağır ve onlarla en güzel bir biçimde mücadele et. Şüphesiz senin Rabbin yolundan sapanı bilendir ve hidayete ereni de bilendir. ” (Nahl Suresi, 125)

Allah’ın sevdiği güzel sözlü olmaktır:

Kim izzeti istiyorsa, artık bütün izzet Allah’ındır. Güzel söz O’na yükselir, salih amel de onu yükseltir. (Fatır Suresi, 10)

Görmedin mi ki, Allah nasıl bir örnek vermiştir: Güzel bir söz, güzel bir ağaç gibidir ki, onun kökü sabit, dalı ise göktedir.

Rabbinin izniyle her zaman yemişini verir. Allah insanlar için örnekler verir; umulur ki onlar öğüt alır-düşünürler. (İbrahim Suresi, 24-25)

Allah, Cana Kıymayı Haram Kılmıştır

İslam’da haksız yere bir cana kastetmek haramdır. Rabbimiz Kuran ayetlerinde bunu kesin hüküm olarak bildirmiştir:

Kim bir nefsi, bir başka nefse ya da yeryüzündeki bir fesada karşılık olmaksızın (haksız yere) öldürürse, sanki bütün insanları öldürmüş gibi olur. Kim de onu (öldürülmesine engel olarak) diriltirse, bütün insanları diriltmiş gibi olur… (Maide Suresi, 32)

Allah tek bir kişiyi öldürmenin, tüm insanları öldürmek kadar ağır bir suç olduğunu haber vermiştir. Allah’ın sınırlarını koruyan bir insanın değil binlerce masum insanı katletmek, tek bir insana bile zarar verme ihtimali yoktur. Dünyada adaletten kaçarak cezadan kurtulacağını sananlar, öldükten sonra, ahirette Allah’ın huzurunda verecekleri hesaptan asla kaçamayacaklardır. İşte bu nedenle ölümlerinin ardından Allah’a hesap vereceklerini bilen müminler Allah’ın sınırlarını korumakta büyük bir titizlik gösterirler.

Ve onlar, Allah ile beraber başka bir İlah’a tapmazlar. Allah’ın haram kıldığı canı haksız yere öldürmezler ve zina etmezler. Kim bunları yaparsa ‘ağır bir ceza ile’ karşılaşır. (Furkan Suresi, 68)

Tek bir insanın dahi suçsuz yere öldürülmesi, tüm insanların öldürülmesi gibiyken, şiddet yanlısı tavır gösterip öldürerek, katlederek düzen sağlayacağını iddia edenlerin ne kadar büyük bir suç işledikleri açıktır. Allah, şiddeti savunanların bu zalim yüzünün ahiretteki karşılığını şöyle bildirir:

Yol, ancak insanlara zulmeden ve yeryüzünde haksız yere ‘tecavüz ve haksızlıkta bulunanların’ aleyhinedir. İşte bunlara acıklı bir azab vardır. (Şura Suresi, 42)

Allah Aşırı Gidenleri Sevmez

Müslümanlar, Kuran’da gereksiz bir kışkırtmadan veya gereksiz şiddet kullanımından kaçınmaları için uyarılmışlardır. Müslümanlar ancak kendilerine saldırı olduğunda savunma savaşı yapmakla izinlidirler ve bu savunma savaşında da aşırı tavırların hepsinden kaçınmakla yükümlüdürler:

Sizinle savaşanlara karşı Allah yolunda savaşın, (ancak) aşırı gitmeyin. Elbette Allah aşırı gidenleri sevmez. (Bakara Suresi, 190)

Müslümanlara her türlü aşırılık haram kılındığı gibi, Allah Kuran’da inananlara, Müslüman olmayan kimselere karşı da iyilikle davranmalarını emreder:

Allah, sizinle din konusunda savaşmayan, sizi yurtlarınızdan sürüp-çıkarmayanlara iyilik yapmanızdan ve onlara adaletli davranmanızdan sizi sakındırmaz. Çünkü Allah, adalet yapanları sever. Allah, ancak din konusunda sizinle savaşanları, sizi yurtlarınızdan sürüp-çıkaranları ve sürülüp-çıkarılmanız için arka çıkanları dost edinmenizden sakındırır… (Mümtehine Suresi, 8-9)

Bir Müslüman, Müslüman olmayan insanların hepsine karşı iyilikle davranmalı, sadece İslam’a kesin düşmanlık gösterenleri dost edinmemelidir.

Yine Kuran’da savaşta esir alınanların, affedilmesi ve salıverilmesi öğütlenmiştir. Savaş koşullarında esir alınan olduğunda, kendileri aç olsa dahi Müslümanlar önce esirleri doyurmakla emredilmişlerdir:

Kendileri, ona duydukları sevgiye rağmen yemeği, yoksula, yetime ve esire yedirirler. (İnsan Suresi, 8)

Allah, cinayet işlenmesi durumunda bile, kısas hakkı vermiş ancak suçlunun affedilmesinin daha hayırlı olacağını bildirmiştir. Müslümanın Kuran’a göre yükümlülüğü, hep Allah rızası için en hayırlısını seçmektir. Cinayette dahi Allah, affetmeyi hayırlı gördüğüne göre, Müslümanın asıl yerine getirmesi gereken hüküm budur. Yani şiddete şiddetle karşılık vermek değil, affedici olmak esastır.

Şu bir gerçektir ki, son bir kaç asırdır İslam dünyası’nın dört bir yanındaki Müslümanlar bazı Batılı güçler veya onların uzantıları tarafından zulme uğratılmıştır. Bu güçler tarafından desteklenen yerel baskıcı rejimler de, Müslüman kitlelere büyük acılar yaşatmıştır. Ama bu, Müslümanların Kuran’a göre anlaması, yorumlaması ve tepki vermesi gereken bir durumdur.Kuran’da hiç bir zaman “zulme karşı zulüm” uygulanmasına izin verilmez. Aksine, Allah ayetlerinde müslümanlara “kötülüğe karşı iyilikle cevap vermelerini” emreder:

İyilikle kötülük eşit olmaz. Sen, en güzel olan bir tarzda (kötülüğü) uzaklaştır; o zaman, (görürsün ki) seninle onun arasında düşmanlık bulunan kimse, sanki sıcak bir dost(un) oluvermiştir. (Fussilet Suresi, 34)

Müslümanların, kendilerine karşı uygulanan zulme karşı elbette tepki duymaları, bunu uygulayanlara buğz etmeleri meşru bir haktır. Ama bu hiç bir zaman gözü kapalı bir nefrete, adaletsiz bir husumete neden olmamalıdır.Allah, bu konuda Müslümanları “… bir topluluğa olan kininiz, sakın sizi haddi aşmaya sürüklemesin. İyilik ve takva konusunda yardımlaşın, günah ve haddi aşmada yardımlaşmayın ve Allah’tan korkup-sakının”diyerek uyarmaktadır. (Maide Suresi, 2)

Dolayısıyla, “dünyadaki mazlum milletlerin temsilciliği” iddiasıyla ortaya çıkarak diğer milletlerin suçsuz insanlarına karşı şiddet uygulamanın İslam’la hiç bir ilgisi olamaz.

Şunu da belirtmek gerekir ki, bazı Batılı güçlerin Müslümanlara karşı yukarıda sözünü ettiğimiz zulüm ve baskılarının, Batı’nın tümünün değil, bu medeniyete 19. yüzyılda hakim olan materyalist, din-dışı felsefe ve ideolojilerin suçu olduğudur. Avrupa sömürgeciliği, Hıristiyan ahlakından doğmamıştır, aksine bu ahlaka karşı çıkan din-dışı akımdan doğmuş ve en büyük vahşetlerini 19. yüzyıldaki Sosyal Darwinist ideolojinin desteğiyle gerçekleştirmiştir. Bugün de Batı dünyasının içinde hala zalim, bozguncu, çatışmacı unsurlar olduğu gibi, özellikle Hıristiyanlıktan kaynak bulan barışçı, iyiliksever ve adalet yanlısı bir kültür de vardır. Aslında dünya üzerindeki temel fikir ayrılığı Batı ve İslam dünyası arasında değil, hem Batı’da hem de İslam dünyasında dindarlar ile din aleyhtarları (materyalistler, ateistler, Darwinistler vs.) arasındadır.

Allah, Halim ve Affedici Olanı Sever

Müslümanların en temel özelliklerinden biri tevazulu, affedici ve sevecen olmalarıdır. Tüm Peygamberlerin en dikkat çeken özelliklerinden biri de budur. Müslümanlar için örnek Allah’ın razı olduğu elçilerdir. Dolayısıyla her Müslüman, tıpkı Resulullah (sav) ve diğer Peygamberler gibi halim ve affedici olmalıdır.

Sonra iman edenlerden, sabrı birbirlerine tavsiye edenlerden, merhameti birbirlerine tavsiye edenlerden olmak. İşte bunlar, sağ yanın adamlarıdır. (Beled Suresi, 17-18)

Andolsun size, içinizden sıkıntıya düşmeniz O’nun gücüne giden, size pek düşkün, mü’minlere şefkatli ve esirgeyici olan bir elçi gelmiştir. (Tevbe Suresi, 128)

Allah’tan bir rahmet dolayısıyla, onlara yumuşak davrandın. Eğer kaba, katı yürekli olsaydın onlar çevrenden dağılır giderlerdi. Öyleyse onları bağışla, onlar için bağışlanma dile ve iş konusunda onlarla müşavere et. Eğer azmedersen artık Allah’a tevekkül et. Şüphesiz Allah, tevekkül edenleri sever. (Al-i İmran Suresi 159)

Güzel bir söz ve bağışlama, peşinden eziyet gelen bir sadakadan daha hayırlıdır. Allah hiç bir şeye ihtiyacı olmayandır, yumuşak davranandır. (Bakara Suresi, 263)

Bir hayrı açıklar ya da gizli tutarsanız veya bir kötülüğü bağışlarsanız, şüphesiz Allah, affedicidir, güç yetirendir. (Nisa Suresi, 149)

Doğrusu İbrahim, yumuşak huylu, duygulu ve gönülden (Allah’a) yönelen biriydi. (Hud Suresi, 75)

Peygamberimiz (sav) de müminlere merhametli, affedici ve halim olmalarını buyurmuştur:

“Merhamet edin, merhamet olunasınız. Af edin, af olunasınız. Yazık, laf ebesi olanlara. Yazık, günahlarına bilerek devam edip, istiğfar etmeyenlere.” (Ramuz El Hadis 1. cilt)

“Allah refikdir (merhametli ve şefkatli), rıfkı sever ve rıfka mukabil verdiğini başka hiçbir şeyle vermez.” (Kütübi Sitte Muhtasarı Tercüme ve Şerhi, 7. cilt)

Yumuşak huyluluk hangi işte bulunursa onu mutlaka güzelleştirir. O bir şeyden de çekilip alınınca onu çirkinleştirir. (Müslim; Ebu Davud)

İbni Ömer (r.a.) Resûlullahın (a,s.m.) şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: Kaba davranana yumuşaklıkla muamele ederek, vermeyene vererek şerefi Allah katında arayınız. (Kütübi Sitte; [1:73, Hadîs No: 43])

Allah İyilikte Bulunmayı Emretmiştir

Müslüman Allah’ın emirlerine uyan, Kuran ahlakını titizlikle uygulamaya çalışan, dünyayı güzelleştiren, imar eden, barışı ve huzuru hakim kılan insandır. Amacı insanlara güzellikte, iyilikte ve hayırda bulunmaktır. Kasas Suresi’nde şu şekilde bildirilir:

… Allah’ın sana ihsan ettiği gibi, sen de ihsanda bulun ve yeryüzünde bozgunculuk arama. Çünkü Allah, bozgunculuk yapanları sevmez. (Kasas Suresi, 77)

İslam dinine giren bir insanın amacı Allah’ın rızasını, rahmetini ve cennetini kazanmaktır. Bunun için de çok ciddi bir çaba içinde olması, Allah’ın razı olacağı ahlakı dünya hayatındayken kazanması gerekmektedir. Bu ahlakın en belirgin özellikleri ise merhamet, şefkat, adalet, dürüstlük, affedicilik, tevazu, hoşgörü, fedakarlık ve sabırdır. Mümin, insanlara güzellikle davranacak, hayırlarda yarışacak, iyilikte ve fedakarlıkta bulunacaktır. Allah ayetlerde şu şekilde buyurmaktadır:

Biz, gökleri, yeri ve her ikisinin arasındakilerini hakkın dışında (herhangi bir amaçla) yaratmadık. Hiç şüphesiz o saat de yaklaşarak-gelmektedir; öyleyse (onlara karşı) güzel davranışlarla davran. (Hicr Suresi, 85)

… Anne-babaya, yakın akrabaya, yetimlere, yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya, yanınızdaki arkadaşa, yolda kalmışa ve sağ ellerinizin malik olduklarına güzellikle davranın. Çünkü, Allah, her büyüklük taslayıp böbürleneni sevmez. (Nisa Suresi, 85)

… İyilik ve takva konusunda yardımlaşın, günah ve haddi aşmada yardımlaşmayın ve Allah’tan korkup-sakının. Gerçekten Allah (ceza ile) sonuçlandırması pek şiddetli olandır. (Maide Suresi, 2)

Allah iman edenlerden insanlara güzellikle davranmalarını, iyilik konusunda birbirleriyle yardımlaşmalarını, bozgunculuktan uzak durmalarını istemektedir. İyilikte bulunanları “… Kim bir iyilikle gelirse, kendisine bunun on katı vardır…” ayetiyle müjdelemekte, kötülükte bulunanları ise “… kim bir kötülükle gelirse, onun mislinden başkasıyla cezalandırılmaz ve onlar haksızlığa uğratılmazlar.”(Enam Suresi, 160 ) şeklinde uyarmaktadır.

Peygamberimiz (sav)’in tüm insanlığa örnek olan bu güzel özellikleri Tevbe Suresi’nde şöyle bildirilmektedir: “Andolsun size, içinizden sıkıntıya düşmeniz O’nun gücüne giden, size pek düşkün, müminlere şefkatli ve esirgeyici olan bir elçi gelmiştir.” (Tevbe Suresi, 128)

 Müslümanlar, Kitap Ehli’ni Korumakla Yükümlüdür

Kuran’da Yahudiler ve Hıristiyanlar “ehl-i kitap” olarak isimlendirilirler. Bunun nedeni, her iki dinin mensuplarının da, Allah’ın vahyettiği İlahi kitaplara tabi olmalarıdır. Bu İlahi kitaplar zaman içinde bozulmaya uğramışlardır. Ancak içlerinde halen hak bölümler bulunmaktadır. Hangi kısımların hak hangi kısımların bozulmuş olduğunu ise Kuran’a bakarak anlarız.

İslam’ın, ehl-i kitaba karşı bakışı son derece adil ve merhametlidir.

İslam’ın ehl-i kitaba karşı adil tutumu, henüz İslam’ın doğduğu yıllarda şekillenmiştir. Bilindiği gibi o dönemde Müslümanlar, Mekke’deki putperestlerin baskı ve işkenceleri altında inançlarını korumaya çalışan bir azınlık durumundaydılar. Bu baskıların şiddeti nedeniyle bazı Müslümanlar Mekke’yi terk etmeye ve adaletli bir yönetime sığınmaya karar verdiler. Peygamberimiz Hz. Muhammed, onlara Etiyopya’daki Hıristiyan Kral Necaşi’ye sığınmalarını söyledi. Bu öğüde uyan Müslümanlar Etiyopya’ya gittiklerinde, kendilerini sevgi ve saygıyla karşılayan son derece adaletli bir yönetim buldular. Kral Necaşi, kendilerine Müslümanların teslim edilmesini isteyen putperest elçilerin isteklerini geri çevirdi ve Müslümanların, ülkesinde özgürce yaşayabileceklerini açıkladı.

Allah Kuran’da Müslümanların ehl-i kitapla Allah’a imanda birleşebileceğini “Bize ve size indirilene iman ettik; bizim ilahımız da, sizin ilahınız da birdir ve biz O’na teslim olmuşuz.” (Ankebut Suresi, 46) ayetiyle bildirir.

Her topluluk içinde olduğu gibi Kitap Ehli içinde de iyiler olduğu gibi kötüler de vardır. Ancak kötülerin olması hepsini birden düşman ilan etmeyi gerekli kılmaz. Tam tersine, tıpkı Peygamberimiz (sav)’in yaptığı gibi, Müslümanlar Kitap Ehli’nden iyi olanlarla ittifak etmelidir. Kötü olanları ise güzel sözle iyiliğe davet etmelidir:

Onların hepsi bir değildir. Kitap Ehli’nden bir topluluk vardır ki, gece vaktinde ayakta durup Allah’ın ayetlerini okuyarak secdeye kapanırlar. (Al-i İmran Suresi, 113)

Şüphesiz, Kitap Ehlinden, Allah’a; size indirilene ve kendilerine indirilene -Allah’a derin saygı gösterenler olarak- inananlar vardır. Onlar Allah’ın ayetlerine karşılık olarak az bir değeri satın almazlar. İşte bunların Rableri Katında ecirleri vardır. Şüphesiz Allah, hesabı çok çabuk görendir. (Al-i İmran Suresi, 199)

Allah Kuran’da Müslümanların Kitap Ehli’ne karşı tutumlarının nasıl olması gerektiğini açıklarken onlara nasıl tebliğ yapmamız gerektiğini de bildirmiştir. Allah’ın hükmüne göre Müslümanlar Kitap Ehli’ni öncelikli olarak “Bir olan Allah’a imana” yani tevhid inancına davet etmelidir.

De ki: “Ey kitap ehli, bizimle sizin aranızda müşterek (olan) bir kelimeye (tevhide) gelin. Allah’tan başkasına kulluk etmeyelim, O’na hiçbir şeyi ortak koşmayalım ve Allah’ı bırakıp bir kısmımız (diğer) bir kısmımızı Rabler edinmeyelim.” Eğer yine yüz çevirirlerse, deyin ki: “Şahid olun, biz gerçekten Müslümanlarız.” (Al-i İmran Suresi, 64)

Müslümanlar kendilerine karşı olan müşriklerden birini dahi, kendilerinden eman istediğinde korumak ve kollamakla mükelleftirler.

Eğer müşriklerden biri, senden ’eman isterse’, ona eman ver; öyle ki Allah’ın sözünü dinlemiş olsun, sonra onu ‘güvenlik içinde olacağı yere ulaştır’… (Tevbe Suresi, 6)

Ki söz konusu olan Allah’ın varlığına iman eden, gönderilmiş peygamberleri seven, Allah’tan korkan Kitap Ehli olduğunda, özellikle de içlerinden “LailaheilAllah” diyenler söz konusu olduğunda, bu insanlara karşı müşfik ve sevecen bir tutum içinde olunması gerektiği açıktır. Nitekim Allah da onlara karşı en güzel olan üslubu kullanmamızı istemektedir:

İçlerinde zulmedenleri hariç olmak üzere, Kitap Ehliyle en güzel olan bir tarzın dışında mücadele etmeyin. Ve deyin ki: “bize ve size indirilene iman ettik; bizim ilahımız da, sizin ilahınız da birdir ve biz o’na teslim olmuşuz.” (Ankebut Suresi, 46)

Hz. Mehdi’nin En Önemli Vasfı Kan Dökmemesidir

Ahir zamandayız. Resulullah (sav)’in haber verdiği tüm alametler son 35 yılda gerçekleşti. Gerçekleşen 600’den fazla alamet Mehdi (as)’ın vazife başında olduğunu ve çok yakın zamanda, Allah’ın izniyle, kendisini göreceğimizi gösteriyor. Hz. Mehdi (as)’ı seven ve bekleyenin, Mehdi gibi bir ahlak göstermesi, bu şekilde ona en güzel zemini hazırlaması gerekir. Peygamberimiz (sav), Mehdi (as)’ın barış ve sevgi insanı olduğunu bildirmiştir. O zaman salih müminlerin de “Mehdi talebesi olmayı umud ederek” sevgi ve barış insanı olmaları şarttır. Hadislerde Mehdi (as)’ın bu güzel özelliği şöyle haber verilir:

İnsanlar, bal arılarının beyleri etrafında toplanması gibi, Hz. Mehdi (as)’ın çevresinde toplanırlar. Daha önce zulümle dolu olan dünyayı, adaletle doldurur. Adaleti o denli olur ki, uykuda olan bir kimse dahi uyandırılmaz ve bir damla kan bile akıtılmaz. Dünya, adeta ask-ı saadet devrine geri döner. (El Kavlu’l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, sf. 29 ve 48)

Hz. Mehdi (as), Peygamber’in yolunda gidecek, uyuyan kişiyi uyandırmayacak, kan da akıtılmayacaktır. (Kıyamet Alametleri, sf. 163)

(Hz. Mehdi) zamanında ne bir kimse uykusundan uyandırılacak, ne de bir kimsenin burnu kanayacaktır. (El Kavlu’l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, sf. 44)

Ona (Hz. Mehdi (as)’a) biat edenler, (Kabe civarındaki) rükün ve makam arasında bîat ederler. uyuyanı uyandırmaz, asla kan dökmezler. (El-Heytemî, El-Kavlu’l Muhtasar Fi Alamet-il Mehdiyy-il Muntazar, s. 24)

Hz. Mehdi (as) döneminde savaş sona erecek, ordular silahlarını ve malzemelerini bırakacaklardır:

Savaş (erbabı) da ağırlıklarını (silah ve malzemelerini) bıracak. (Sünen-i Ibn-i Mace, 10/334)

Harp (erbabı) ağırlıklarını (yani silah ve saireyi) bırakır. (İmam Şa’rani, Ölüm-Kıyamet-Ahiret ve Ahirzaman Alametleri, 496)

Düşmanlık ve kini de kaldıracaktır… Kap su ile dolduğu gibi yeryüzü barışla dolacaktır. Din birliği de olacak, artık Allah’tan başkasına tapılmayacaktır. Savaş da ağırlıklarını bırakacak. (Sünen-i Ibn-i Mace, 10/334)

Hz. Mehdi (as) döneminde, düşmanlık, kavga ve savaşlar sona erecektir.

Hiçbir kimse arasında bir düşmanlık kalmayacaktır. Ve bütün düşmanlıklar, boğuşmalar, hasetleşmeler muhakkak kaybolup gidecektir. (İmam Şa’rani, Ölüm-Kıyamet-Ahiret ve Ahirzaman Alametleri, 496
)

Hz. Mehdi (as) döneminde yeryüzü adaletle dolacaktır:

Zulüm ve fıskla dolu olan dünya, o (Hz. Mehdi (as)) geldikten sonra adaletle dolup taşacaktır. (El Kavlu’l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 20)

Hz. Mehdi bendendir, yeryüzü zulüm ve işkence ile dolduğu gibi, onu doğruluk ve adaletle doldurur. (Süneni-i Ebu Davud, 5/93)

Hz. Mehdi döneminde yeryüzü barış ile dolacaktır.

(Hz. Mehdi (as) döneminde) düşmanlık ve kini kaldıracaktır. Zehirli olan her hayvanın zehri de sökülüp alınacaktır. Hatta küçük oğlan çocuğu, elini yılanın ağzına sokacak da yılan ona zarar vermeyecektir. Kurt, koyun-keçi sürüsü içinde sürünün köpeği gibi olacaktır. Kap su ile dolu olduğu gibi yeryüzü barış ile dolacaktır. Din birliği de olacak, artık Allah’tan başkasına tapılmayacaktır. Savaş da ağırlıklarını bırakacaktır. (Sünen-i İbni Mace, Kitabü-l fiten Tercemesi ve Şerhi- Kahraman Neşriyat, cilt 10, Mütercim: Haydar Hatipoğlu, Bab 33, s. 331-3359)

Onun (Hz. Mehdi (as)) zamanında kurtla koyun birarada oynayacak, yılanlar çocuklara zarar vermeyecektir… (El Kavlu’l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 43)

İslam’ın barış, sevgi ve kardeşlik dini olduğuna dair Kuran ayetleri:

Ey iman edenler, hepiniz topluca “barış ve güvenliğe (Silm’e, İslam’a) girin ve şeytanın adımlarını izlemeyin. Çünkü o, size apaçık bir düşmandır. (Bakara Suresi, 208)

Allah barış yurduna çağırır ve kimi dilerse dosdoğru yola yöneltip-iletir… (Yunus Suresi, 25)

… Kim bir nefsi, bir başka nefse ya da yeryüzündeki bir fesada karşılık olmaksızın (haksız yere) öldürürse, sanki bütün insanları öldürmüş gibi olur. (Maide Suresi, 32)

Mü’minler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını bulup-düzeltin ve Allah’tan korkup-sakının; umulur ki esirgenirsiniz. (Hucurat Suresi, 10)

Allah’a ve Resûlü’ne itaat edin ve çekişip birbirinize düşmeyin, çözülüp yılgınlaşırsınız, gücünüz gider. Sabredin. Şüphesiz Allah, sabredenlerle beraberdir. (Enfal Suresi, 46)

İman edenler ve salih amellerde bulunanlar ise, Rahman (olan Allah), onlar için bir sevgi kılacaktır. (Meryem Suresi, 96)

Siz, insanlar için çıkarılmış hayırlı bir ümmetsiniz; maruf (iyi ve İslam’a uygun) olanı emreder, münker olandan sakındırır ve Allah’a iman edersiniz. (Al-i İmran Suresi, 110)

Sen af (veya kolaylık) yolunu benimse, (İslam’a) uygun olanı (örfü) emret ve cahillerden yüz çevir. (Araf Suresi, 199)

http://www.harunyahya.org/tr/Makaleler/194995/Adnan-Oktar-Islam-dunyaya-sevgi-ve-fikirle-hakim-olur

Adnan Oktar’dan Kediciklere övgü dolu sözler

adnan oktar kedicikler musluman kadin

 

Video: https://www.youtube.com/watch?v=vtSf7OtXywg

DAMLA PAMİR: Dünyada gördüğüm en yakışıklı insan, gözlerinin derinliğine hayran olduğum sevgilimin sohbetine devam ediyoruz.

ADNAN OKTAR: Allah’ın bir nimeti ki bağnazların hainliği yok üstlerinde, küfrün nursuzluğu yok. Kelimenin tam anlamıyla nur var yüzlerinde, pırıl pırıl, tam samimi Müslüman yüzü. Dürüst, samimi, nurlu, efendi ve iffetli açık açık görülüyor. Bazı nursuzlar bakıyorlar aynaya çok nursuz, size bakıyoruz çok nurlusunuz. Kendine bakıyor çok çirkin görüyor, size bakıyor çok güzel görüyor. Kendini iffetsiz görüyor, sizi iffetli görüyor, özellikle iffetiniz çok ağırlarına gidiyor. Yani hem güzel, hem iffetli çok çok ağırlarına gidiyor. Çünkü bazı güzeller iffetini koruyamaz, boyun eğer küfrün baskısına boyun eğer. Ama siz hem harikulade cazibeli, güzel, hem iffetli olunca, hem akıllı, hem samimi, hem kültürlü, hem görgülü, hem temiz, hem klas tarif edilemeyen bir üstünlük meydana geliyor. Çünkü bağnazlara bakıyorlar gıcık adamlar, küfre bakıyor hakikaten nursuz kendi de söyler zaten getirtelim yan yana getirelim hakikaten doğru der. O yüzden size kusur bulmaya çalışıyor niye dekolte giyiniyor? Niye başını açıyor? Halbuki o sizin doğru yolda olduğunuzu biliyor, hayranlıkta duyuyor aslında. Çünkü dünyayı kapalı hanımlarla etkileyemez. Dünyayı kaliteli, klas, üstün, samimi, alabildiğine değerli insanlarla etkileyebilir. Çünkü bir insan karşıdakinin kendisinden daha üstün olduğunu görürse etkilenir, kendisinden daha altta olduğunu görürse etkilenmez. Sizi gören bu hisse kapılıyor, birçok kişi. Kendinden daha değerli ve daha üstün olduğunu görüyor. Ama o bazılarında da haset duygusunu meydana getiriyor, onun kıvranmasıyla ne yapacağını şaşırıyor. Onlara şefkatle yaklaşmak lazım tabii öfke duymak doğru olmaz. Cennette çok çok daha güzel olacaksınız. Dünyada Allah bu nuru özellikle veriyor ki; iman insana nasıl etki yapar görülsün. Çünkü eğer bu görülmezse insanlar onu kafasında tam tasarlayamayabilirler, onun için Allah örnek olun diye sizleri yaratıyor. Mesela cennet sevgisi nasıldır diye insanlar düşünüyor. Allah sizlerde onu yaratıyor ki insanlar kafasında onu toparlasın diye. Çünkü cennet sevgisinde bir samimiyet var, son derece samimi Allah sevgisine, Allah korkusuna dayalı, Allah’a derin iman ve hayranlığa dayalı, Allah’ın tecellisi olarak seviyor. Onun iç huzuru ve iç güveni var insanlarda, öz güven oluyor, o da insanlarda bir ferahlık, Allah’a dayandırdığı için kendini bir suhulet şeklinde kendini gösteriyor. İnsanlara iyi insanlar çok acı verir, yani çok acı duyar. Mesela aynaya bakar yüzünü sıkıyor, nefretle bakıyor kendine. Mesela televizyona terlik atıyor kızdığı için, öfkeleniyor bir şey de yapamıyor, artık diliyle bir şeyler yapmaya çalışıyor onlar önemli değil. Güzel insanlar güzel örnek olmaya devam edecekler. Avrupa’nın, Amerika’nın etkileneceği Müslüman tipi sizsiniz. Yoksa ekşimik ekşimik kokan, son derece cahil, kin dolu, nefret dolu, ağzından köpükler saçan, görgüsüz kalitesiz insanlarla İslam’ı anlatamazsın, sadece nefret duyarlar ve öyle insanları Allah esirgesin kitle halinde öldürmek istiyorlar, o kadar şiddetli nefret duyuyorlar. İslam ülkelerinde ki katliamların ana nedenlerinden biri değil de, en başta gelen budur. Eğer orada ki insanlar onları kaliteli görse dünya ayağa kalkar. Kalitesiz görüyorlar, basit görüyorlar, Allah vermesin onlar da kendilerini kalitesiz görüyor. Normalde öyle bir şeyde, kaliteli bir insan bir yerde öldürüldüğünde dünya ayağa kalkıyor. Ama kalitesiz basit gördüklerinde de dünya umursamıyor, fakat Müslümanlar da umursamıyor büyük bölümü. Çünkü kalitesiz görüyorlar, inanmış samimi olarak inanmış kalitesiz olduğuna. Mesela Avrupalı bir hanımı Mısır’da meydanda birisi öldürmeye kalksa, güzel bir kadını yani orayı yerle bir ederler, yer yerinden oynar. Mesela Irak’ta bir tane askeri esir etmişlerdi ben hatırlıyorum kız, kadın askeri akıl almaz vahşete dönüşmüştü Amerika’nın operasyonu, Irağı yerle bir ettiler ondan sonra, hallaç pamuğu gibi attılar. Bir milyon insan öldürdüler bir kişiye karşılık. Bir Bush’un babasına hakaret ettikleri için ona çok kızdılar. İki o kadına yapılan kendilerince zulüm de denebilir. Yani hakikaten görgüsüz ve zulüm tarzında hatta ahlaksızca tavırlar gösterdiler, ellerinde sopalarla çalıların arasında o kadını aradılar, esir ettiler hakikaten. Amerika’da onu kamuoyuna gösterttikten sonra, Amerikan kamuoyu adeta çıldırdı büyük bölümü, yerle bir olsun istediler Irak ve yaptılar. Kaliteli insanlar daima dünyada hakim olur. Peygamberimiz (s.a.v.) devrinde dünyanın en kaliteli insanıydı. Sahabeler son derece kaliteliydiler üslupları, giyimleri, tavırları mesela Resulullah (s.a.v)’in kokusu gül kokusu dört yüz metre, beş yüz metreden duyuluyordu. Sokağa giren kokusunu alıyordu, mis gibi böyle, elleri pırıl pırıl, cildi pırıl pırıl çocuk cildi gibi. Son derece güzel, konuşması güzel, üstü başı, kıyafetleri son derece klas, ayakkabıları, eli, tırnakları her yeri çok düzgün, dişleri süt gibi bembeyaz böyle. Ama hayvan gibi bağnazların iğrenç böyle lağım taşına benziyor dişleri falan, garip mahluklar, gülmeleri gürültü tarzında kamyon gürültüsü gibi. Her şeyleri sevimsiz ve itici onun için kendileri de kendilerinden nefret ediyorlar. Bunu ortadan kaldırmak çok önemlidir, kaliteli insan yetiştirmek çok önemli. Kalitesiz gördüklerinde Ortadoğu’da kim olursa olsun nefret duyar. Mesela Kaddafi’de de öyle akılsızlığı, deliliği mesela bak kendine saray yaptırmış son derece pis ahır gibi, üstü başı iğrenç. Mesela kıyafetlerini falan buldular son derece pis, bakımsız her şeyi iğren. Mesela yıkılmış binanın içinden deli gibi bağırıyor. Her hareketinde bir iğrençlik ve iticilik var, dini konuları tenzih ediyorum. Mahvettiler. Saddam’da öyle, oğulları, son derece görgüsüz böyle odun gibi adamdı. Gülüşü pis, konuşmaları pis, sevgisiz, merhametsiz, küt, leş gibi bir tip. Çocukları onun on misli daha beterdi. İçki içer, millete sarkıntılık eder, olmadık ahlaksızlık terbiyesizlik yaparlar, kaba, vicdansız ve azgındılar. Çocuklarının öldürülmesini de kamuoyunun büyük bir bölümü çok normal karşıladı, onun öldürülmesini, asılmasını da son derece normal karşıladı. Kendi vatandaşları da normal karşıladı. Kendi vatandaşları acayip alkışlıyorlardı, acayip seviyorlardı güya. Ama halk bazı yerlerde kuvvetten yana olur güçten yana olur. Devrilince hemen güçten yana oldular onu hemen harcadılar ve nefretlerini dile getirdiler. Terlikle kafalarına vuruyorlar heykellerinin. Muazzam bir nefret dalgası. Asıldığında da eğlendiler sokaklarda. Bugün sorsan Irak’ta yüzde 90 nefret ediyordur Saddam’dan. Usulen seviyoruz diyorlar ama bilinçaltında nefret ediyorlar. Nefret edilen değil de sevilen insanlar ile dünyaya hakimiyet mümkündür. Kaliteli insanlarla dünyaya hakimiyet mümkündür. Yoksa zenginlikten malla mülkle mümkün değil. Öyle olsa Amerika yapardı bunu, dünyanın en zengin ülkesi. En gelişmiş, teknolojisi gelişmiş, yollar, köprüler, binalar her şey mükemmel. Zibil gibi, doların su gibi aktığı bir ülke, altının su gibi aktığı bir ülke ama sürünüyorlar. Ne sevgi var, ne merhamet var, ne şefkat var. Amerikan halkının büyük bölümü iyidir aslında, sevecendir ama çok bozdular halkı. Başı derdine düşürdüler, çoğunu egoist hale getirdiler. Ondan sonra neocan kafası çıktı. Asalım, keselim, doğrayalım kafası. Onlarda bütün dünyaya nefret saçmaya başladılar. Şimdi Türkiye’den de nefret eder bir politikaları var. Sevgisizlik politikaları var. Onun için onlara kaliteyle, akılla karşılık vermek lazım. Yoksa onun dışında bir yol görünmüyor. Tabii Kuran’a uygun olmak şartıyla.

Sayın Adnan Oktar’ın A9 TV’deki canlı sohbetinden (14 Ocak 2014; 13:30)

Ücretsiz kitap: Münafıklıkla Mücadelenin Önemi
http://harunyahya.org/tr/Kitaplar/37794/Munafiklikla-Mucadelenin-Onemi

adnan oktar munafiklikla mucadelenin onmei bagnaz yobaz

Müminlerin Arasında Barış Sulh Olmalıdır – Adnan Oktar

adnan oktar fethullah gulen recep tayyip erdogan baris sulh

Ø  Resulullah (sallallahu aleyhi vesellem) ashabına: “Ey Ashabım! Nafile oruç tutmaktan ve sadaka vermek ten ve namaz kılmaktan daha faziletli bir amelî size söyleyim mi?” buyurduklarında Ashab: “Evet ey Allah’ın Resulü” dediler. Peygamber şöyle buyurdu: “Aralarında düşmanlık olan iki mü­minin arasını bulmaktır. O müminlerin arasını açmak dini traş etmektir.” (Tergib ve Terhib, c.5/379-2)

Ø  HADİS:”Birbirinize buğz etmeyiniz. Birbirinize haset etmeyiniz. Birbirinize sırt çevirmeyiniz. Birbirinizle alakayı kesmeyiniz. Ey Allahın kulları kardeş olunuz. Bir müslümanın kardeşini 3 günden fazla terketmesi haramdır.(Buhari- Müslim- Riyazüssalihn sayfa-930)

Ø  Peygamberimiz (sav); ”Size namaz, oruç ve sadakadan daha üstün birşey göstereyim mi? buyurdu. evet ya resulullah dediler. Peygamberimiz(sav) arabulmak , barıştırmaktır. Çünkü aranın bozulması ,dargınlık saçı kökünden kazır demiyorum, dini kökünden kazır, dini yok eder diyorum. buyurdu”(Tirmizi kıyame-56)

Ø  ”Bir müslümana din kardeşini 3 gün 3 geceden fazla terketmesi haramdır. Bu dargınlıkta karşılaştığında ilk defa selam verip barışan en hayırlı olandır. (Buhari,Müslim-Riyaz üs- Salihin-sayfa-946)

Ø  (Ameller, pazartesi ve perşembe günleri Allahü teâlâya arz olunur. ”Allah(cc) kendine şirk koşmayan herkesi bağışlar. Ancak kendisi ile din kardeşi arasında dargınlık olan kimseyi barışmadıkça bağışlamaz. (Müslim- Riyaz üs-Salihin- sayfa -946)

Ø  “Birbirlerini sevmekte, birbirlerine acımakta ve birbirlerine şefkat hususunda mü’minler âdeta tek bir beden gibidirler. Ondan bir uzuv

şikayet ederse, uykusuzluk ve ateşle vücudun diğer uzuvları da ona iştirak ederler. Buharî, Salât, 88; Müslim, Birr, 65.

Ø  “Mü’minin mü’mine bağlılığı, parçaları birbirine bağlayan bir tek bina gibidir.” Müslim, Birr, 18.

Birlik Olma İle İlgili Ayetler – Adnan Oktar

adnan oktar recep tayyip erdogan fethullah gulen birlik kuran ayetleri

Mü’minler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını bulup-düzeltin ve Allah’tan korkup-sakının; umulur ki esirgenirsiniz. (Hucurat Suresi, 10)

Allah’ın ipine hepiniz sımsıkı sarılın. Dağılıp ayrılmayın. Ve Allah’ın sizin üzerinizdeki nimetini hatırlayın. Hani siz düşmanlar idiniz. O, kalplerinizin arasını uzlaştırıp-ısındırdı ve siz O’nun nimetiyle kardeşler olarak sabahladınız. Yine siz, tam ateş çukurunun kıyısındayken, oradan sizi kurtardı. Umulur ki hidayete erersiniz diye, Allah, size ayetlerini böyle açıklar. (Al-i İmran Suresi, 103)

… Eğer mü’min iseniz Allah’tan korkup-sakının, aranızı düzeltin ve Allah’a ve Resulü’ne itaat edin. (Enfal Suresi, 1)

Allah’a ve Resûlü’ne itaat edin ve çekişip birbirinize düşmeyin, çözülüp yılgınlaşırsınız, gücünüz gider. Sabredin. Şüphesiz Allah, sabredenlerle beraberdir. (Enfal Suresi, 46)

Bir de onlardan sonra gelenler, derler ki: ‘Rabbimiz, bizi ve bizden önce iman etmiş olan kardeşlerimizi bağışla ve kalplerimizde iman edenlere karşı bir kin bırakma. Rabbimiz, gerçekten Sen, çok şefkatlisin, çok esirgeyicisin. (Haşr Suresi, 10)

İnkar edenler birbirlerinin velileridir. Eğer siz bunu yapmazsanız (birbirinize yardım etmez ve dost olmazsanız) yeryüzünde bir fitne ve büyük bir bozgunculuk (fesat) olur. (Enfal Suresi, 73)

Kendilerine apaçık belgeler geldikten sonra, parçalanıp ayrılan ve anlaşmazlığa düşenler gibi olmayın. İşte onlar için büyük bir azap vardır. (Al-i İmran Suresi, 105)

Mü’minlerden iki topluluk çarpışacak olursa, aralarını bulup-düzeltin. Şayet biri diğerine tecavüzde bulunacak olursa, artık tecavüzde bulunanla, Allah’ın emrine dönünceye kadar savaşın; eğer sonunda (Allah’ın emrini kabul edip) dönerse, bu durumda adaletle aralarını bulun ve (her konuda) adil davranın. Şüphesiz Allah, adil olanları sever. (Hucurat Suresi, 9)

Kardeşlerin Arasını Bulmakla İlgisi Hadisler – Adnan Oktar

adnan oktar recep tayyip erdogan fethullah gulen ara bulmak hadisler

Ayrıca Resulullah (sallallahu aleyhi vesellem) ashabına:

” Ey Ashabım! Nafile oruç tutmaktan ve sadaka vermekten ve namaz kılmaktan daha faziletli bir amelî size söyleyim mi?” buyurduklarında Ashab: “Evet ey Allah’ın Resulü” dediler. Peygamber şöyle buyurdu: “Aralarında düşmanlık olan iki mü­minin arasını bulmaktır. O müminlerin arasını açmak dini traş etmektir (kazımaktır).”

”  Birbirinize buğz etmeyiniz. Birbirinize haset etmeyiniz. Birbirinize sırt çevirmeyiniz. Birbirinizle alakayı kesmeyiniz. Ey Allahın kulları kardeş olunuz. Bir müslümanın kardeşini 3 günden fazla terketmesi haramdır.(Buhari- Müslim Riyazüssalihn sayfa-930)

‘  Size namaz, oruç ve sadakadan daha üstün birşey göstereyim mi? buyurdu. evet ya resulullah dediler. Peygamberimiz(sav) arabulmak , barıştırmaktır. Çünkü aranın bozulması ,dargınlık saçı kökünden kazır demiyorum, dini kökünden kazır, dini yok eder diyorum. buyurdu” (Tirmizi kıyame-56)

” Bir müslümana din kardeşini 3 gün 3 geceden fazla terketmesi haramdır. Bu dargınlıkta karşılaştığında ilk defa selam verip barışan en hayırlı olandır. (Buharı,Müslim-riyazüsssalihin-sayfa-946)

“ Birbirinizle ilginizi kesmeyiniz, sırt dönmeyiniz, kin tutmayınız ve hased etmeyiniz. Ey Allah’ın kulları! Kardeş olunuz. Bir Müslümanın, din kardeşini üç günden fazla terkedip küs durması helal değildir.”( Buhârî, Edep 57, 58, 62;Müslim, Birr, 23, 24, 28.)

” Bir kişinin kardeşini üç günden fazla terkedip küs durması helâl değildir. İki Müslüman karşılaşırlar biri bir tarafa, öteki öbür tarafa döner. Halbuki bu iki mü’minin hayırlısı önce selâm vermeye başlayandır.”( Buhâri, Edeb, 62, İsti’zan, 9; Müslim, Birr, 23, 24, 28.)

Her pazartesi ve perşembe günleri ameller Allah’a arzolunur. Allah(cc) kendine şirk koşmayan herkesi bağışlar. Ancak kendisi ile din kardeşi arasında dargınlık olan kimseyi barışmadıkça bağışlamaz.(Müslim- riyazüssalihin- sayfa -946)

“Birbirlerini sevmekte, birbirlerine acımakta ve birbirlerine şefkat hususunda mü’minler âdeta tek bir beden gibidirler. Ondan bir uzuv şikayet ederse, uykusuzluk ve ateşle vücudun diğer uzuvları da ona iştirak ederler. (Buharî, Salât, 88; Müslim, Birr, 65.)

“Mü’minin mü’mine bağlılığı, parçaları birbirine bağlayan bir tek bina gibidir.” (Müslim, Birr, 18)

“Nâfile namaz, oruç ve sadakadan daha fazîletli amel; iki kişi arasını bulmak ve düzeltmektir. Çünkü ara bozukluğu dini kökünden yıkar.” (Et-Terğib vet-Terhib,4138)

“Sadakanın en fazîletlisi, dargınların arasını bulup düzeltmektir .” (Eterğib vet-Terhib,4141)

Bediüzzaman Said Nursi: Hz. İsa şahıs olarak gelir ve Deccal’in sistemini fikren öldürür

bediuzzaman said nursi isa mehdi sahsi manevi

Üstadımız Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri Hz. İsa (a.s.)’ın şahsının İsevilik şahs-ı manevisinin başında bulunacağını birinci mektupta şöyle anlatıyor;

“Ahir zamanda Hazret-i İsa (as) gelecek, Şeriat-ı Muhammediye (ASM) ile amel edecek mealindeki hadisin sırrı şudur ki: Ahir zamanda felsefe-i tabiiyenin (tabiat felsefesi) verdiği cereyan-ı küfriye (inkarcı hareket) ve inkâr-ı uluhiyete (Allah’ı inkara) karşı İsevilik dini tasaffi ederek (arınarak) ve hurafattan tecerrüd edip (hurafelerden temizlenip) İslâmiyete inkılab edeceği (geçeceği) bir sırada, nasıl ki İsevilik şahs-ı manevisi, vahy-i semavi kılıncıyla o müdhiş dinsizliğin şahs-ı manevisini yok eder; öyle de Hazret-i İsa (as), İsevilik şahs-ı manevisini temsil ederek, dinsizliğin şahs-ı manevisini temsil eden Deccal’ı yok eder.. yani inkâr-ı uluhiyet fikrini öldürecek.” (Mektubat, s. 6)

ıklama:

“…Ahir zamanda felsefe-i tabiiyenin…” yani Darwinizm’in ve materyalizmin.

“…verdiği cereyan-ı küfriye…” yani küfür ve dinsizlik.

“…ve inkâr-ı uluhiyete…” yani Allah’ın varlığını inkara.

“…karşı İsevilik dini tasaffi ederek…” yani Hristiyanlık dini temizlenerek.

“…ve hurafattan tecerrüd edip…” yani hurafelerden arınıp.

“…İslâmiyete inkılab edeceği bir sırada…” yani Hristiyan aleminin Müslüman olacağı sırada.

“…Hazret-i İsa (as), İsevilik şahs-ı manevisini temsil ederek…” yani Hz. İsa İsevilerin bizzat başında bulunarak. İseviler ve şahs-ı manevisi olacak ama Hz. İsa’nin şahsı da başlarında bir lider olarak bulunacak diyor Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri.

“…yani inkâr-ı uluhiyet fikrini…” yani Allah’ın varlığını inkar etme düşüncesini.

“…öldürecek…” yani fikren ortadan kaldıracak inşaAllah.

Üstadımız Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri Hz. İsa’nın bir ruh olarak veya şahs-ı manevi olarak geleceğini söylememekte. Hz. İsa (a.s.) İsevilerin başında bizzat bulunacak ve deccaliyeti fikren ortadan kaldıracak diyor. Üstadımızın bu açık sözlerine rağmen Hz. İsa (a.s.)’ın şahs-ı manevi olarak geleceğini iddia edenler ise doğruyu söylemiyor inşaAllah.

bediuzzaman said nursi hz isa

Video: https://www.youtube.com/watch?v=0HbqQ98_88s

İsa Mesih (as), Hz. Mehdi (as) ve İttihad-ı İslam: http://harunyahya.org/tr/Kitaplar/102748/

ahmet akgunduz bediuzzaman said nursi fethullah gulen abdulkadir badilli adnan oktar mehdi seyyid

1. Risale-i Nur’da Mehdiyet’in Anlatıldığı Bölümler: http://harunyahya.org/tr/books/102748/Isa-Mesih-(as)-Hz-Mehdi-(as)-ve-Ittihad-i-Islam/chapter/12461/

2. Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri Hz. İsa (as)’ın Bizzat Şahsının, Kendisinden Sonra, Hz. Mehdi (as) Döneminde Nüzul Edeceğini Anlatıyor: http://harunyahya.org/tr/books/102748/Isa-Mesih-(as)-Hz-Mehdi-(as)-ve-Ittihad-i-Islam/chapter/12531/

3. Hutbe-i Şamiye’de Baştan Sona İttihad-ı İslam ve İslam Ahlakının Dünya Hakimiyeti Anlatılır:http://harunyahya.org/tr/books/102748/Isa-Mesih-(as)-Hz-Mehdi-(as)-ve-Ittihad-i-Islam/chapter/12532/

4. Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri’nin Haber Verdiği Tarihler: http://harunyahya.org/tr/books/102748/Isa-Mesih-(as)-Hz-Mehdi-(as)-ve-Ittihad-i-Islam/chapter/12462/

5. Bediüzzaman Said Nursi’nin İslam Birliği Hakkındaki Sözleri:http://harunyahya.org/tr/books/102748/Isa-Mesih-(as)-Hz-Mehdi-(as)-ve-Ittihad-i-Islam/chapter/12463/

6. Allah Müslümanlara Birlik  Olmayı Emretmiştir, Birlik  Olmak Farzdır:http://harunyahya.org/tr/books/102748/Isa-Mesih-(as)-Hz-Mehdi-(as)-ve-Ittihad-i-Islam/chapter/12464/

7. Ahir Zamanın İmanı ve Aklı Zayıf, Enaniyetli Din Alimlerinin Özellikleri:http://harunyahya.org/tr/books/102748/Isa-Mesih-(as)-Hz-Mehdi-(as)-ve-Ittihad-i-Islam/chapter/12533/

8. ”Hz. İsa (as) İnmeyecek, Hz. Mehdi (as) Gelmeyecek” Diyen Bazı Kimselerin İddialarına Cevaplar – 1: http://harunyahya.org/tr/books/102748/Isa-Mesih-(as)-Hz-Mehdi-(as)-ve-Ittihad-i-Islam/chapter/13745/

9. ”Hz. İsa (as) İnmeyecek, Hz. Mehdi (as) Gelmeyecek” Diyen Bazı Kimselerin İddialarına Cevaplar – 2: http://harunyahya.org/tr/books/102748/Isa-Mesih-(as)-Hz-Mehdi-(as)-ve-Ittihad-i-Islam/chapter/13842/

10. ”Hz. İsa (as) İnmeyecek, Hz. Mehdi (as) Gelmeyecek” Diyen Bazı Kimselerin İddialarına Cevaplar – 3: http://harunyahya.org/tr/books/102748/Isa-Mesih-(as)-Hz-Mehdi-(as)-ve-Ittihad-i-Islam/chapter/14079/

11. İman Zafiyetine Karşı; Mehdiyette İman Hakikatlerinin Önemi:http://harunyahya.org/tr/books/102748/Isa-Mesih-(as)-Hz-Mehdi-(as)-ve-Ittihad-i-Islam/chapter/12466/

12. İslam Ahlakının Dünya Hakimiyetine İşaret Eden Bazı Kuran Ayetleri:http://harunyahya.org/tr/books/102748/Isa-Mesih-(as)-Hz-Mehdi-(as)-ve-Ittihad-i-Islam/chapter/12534/

Evrim Yanılgısı: http://harunyahya.org/tr/books/102748/Isa-Mesih-(as)-Hz-Mehdi-(as)-ve-Ittihad-i-Islam/chapter/12468/

NURCULUK: http://harunyahya.org/tr/Kitaplar/149384/Nurculuk

ahmet akgunduz bediuzzaman said nursi seyyid secere adnan oktar

Önsöz: http://harunyahya.org/tr/books/149384/Nurculuk/chapter/13811

1. Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri, “Bundan Bir Asır Sonra” Dediğinde 1977 Yılından Değil 2010 Yılından Bahsetmektedir: http://harunyahya.org/tr/books/149384/Nurculuk/chapter/13812

2. Hz. Mehdi (As)’In Sakalının Olmayacağı Ve Peygamberimiz (Sav)’İn Hadiste BediüzzamanSaid Nursi Hazretleri’nin İsmini Müjdelediği İddiası Doğru Değildir:http://harunyahya.org/tr/books/149384/Nurculuk/chapter/13813/

3. Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri Hicri 13. Yüzyılın Müceddidir, Ama Ahir Zamanın En Büyük Müçtehidi Ve En Büyük Müceddidi Değildir:http://harunyahya.org/tr/books/149384/Nurculuk/chapter/13814/

4. Hz. Mehdi (As)’In “Hakim” Olmasının Manası “Filozof” Olması Değil, Tüm Dünyada Adalete Vesile Olmasıdır: http://harunyahya.org/tr/books/149384/Nurculuk/chapter/13815/

5. Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri’nin Seyyid Olduğu Ve Mahkemelerden Çekindiği İçin Seyyid Olduğunu Gizlediği İddiası Doğru Değildir:http://harunyahya.org/tr/books/149384/Nurculuk/chapter/13816/

6. Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri, “Kıyamet 300 Yıl Sonra Kopacak” Dememiştir, “Allahualem, Hicri 1545′de Kıyamet Kopacak” Demiştir: http://harunyahya.org/tr/books/149384/Nurculuk/chapter/13817/

7. Hz. İsa (As), “Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri’nin Arkasında Namaz Kılıp Gitmiştir” İddiası Doğru Değildir. Hz. İsa (As)’In Hz. Mehdi (As)’In İmamlığında Namaz Kılışına Tüm Dünya Şahit Olacaktır: http://harunyahya.org/tr/books/149384/Nurculuk/chapter/14008/

8. Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri, Hz. Mehdi (As) İçin “Zat” Dediğinde Bir Şahıstan Bahsetmektedir, Şahsı Maneviden Değil: http://harunyahya.org/tr/books/149384/Nurculuk/chapter/14009/

9. Hz. Mehdi (As), Allah’a Teslim Olmuş Salih Bir Kul Olarak İslam Ahlakının Dünya Hakimiyetine Vesile Olacaktır: http://harunyahya.org/tr/books/149384/Nurculuk/chapter/14010/

10. Hz. Mehdi (As) 3 Görevi Birlikte Yapacaktır, Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri, Hz. Mehdi (As)’In 3 Görevini Birden Yerine Getirmemiştir:http://harunyahya.org/tr/books/149384/Nurculuk/chapter/14011/

11. Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri, “Hz. Mehdi (As)’In Kendisine Program Edineceği Bir Eserden” Bahsetmektedir. Eğer İddia Edildiği Gibi Üstadımız Mehdi İse, Söz Konusu Bu Eser Nedir? Bediüzzaman Hazretleri Hangi Eseri Kendisi Hazır Bir Program Edinmiştir?:http://harunyahya.org/tr/books/149384/Nurculuk/chapter/14012/

12. Bediüzzaman Hazretleri, Risale-İ Nur’da 8 Ayrı Yerde, Hz. Mehdi (As)’In Çıkış Tarihinin Hicri 1400′ler Olduğunu Bildirmiştir: http://harunyahya.org/tr/books/149384/Nurculuk/chapter/14013/

Evrim Yanılgısı: http://harunyahya.org/tr/books/149384/Nurculuk/chapter/13824/

http://www.risaleinurkulliyati.com/

http://www.risaleinurtastamam.com/

http://www.bediuzzamansaidnursi.net

http://www.bediuzzamanvemehdi.com

Bediüzzaman Said Nursi: Mehdi Darwinizm ve Materyalizm’i fikren yerle bir edecek

bediuzzaman said nursi 3 buyuk vazife mehdi

Üstadımız Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri Emirdağ Lahikası’nda şöyle buyuruyor;

“…Ve onun üç büyük vazifesi olacak:

Birincisi: Fen ve felsefenin tasallutuyla ve maddiyun ve tabiiyyun taunu, beşer içine intişar etmesiyle, herşeyden evvel felsefeyi ve maddiyun fikrini tam susturacak bir tarzda imanı kurtarmaktır…” (Emirdağ Lahikası)

Açıklama:

“…Ve onun…” yani Hz. Mehdi (a.s.)’ın. Üstadımız açıkca “o” diyor. Bir insandan bahsediyor. Mehdi’nin şahıs olduğunu söylüyor.

“…üç büyük vazifesi olacak…” = “tek bir vazifeyi yapacak” demiyor Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri. 3 görevi olacak demek; Mehdi 3 görevi birden yerine getirecek demektir. Bir görevi biri, bir görevi başkası yapacak demek değildir.

Şimdi Üstadımız Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri bu 3 görevden birincisini anlatıyor;

“…Birincisi: Fen ve felsefenin tasallutuyla…” yani bilimi ve felsefeyi kullanarak.

“…ve maddiyun ve tabiiyyun taunu…” yani materyalizm, Darwinizm ve ateizm salgını.

“…beşer içine intişar etmesiyle…” yani toplumlarda yayılmasıyla.

“…herşeyden evvel felsefeyi ve maddiyun fikrini tam susturacak…” Darwinist, materyalist, ateist ideolojileri fikren tam etkisiz hale getirecek. “Yarım susturacak, belini bükecek ama devam edecek” demiyor Üstadımız. “Tam” diyor, yani Darwinizm ve materyalizm kesin bir fikri yenilgiye uğrayacak.

“…bir tarzda imanı kurtarmaktır…” yani insanların imanına vesile olmaktır inşaAllah.

Yani Darwinist-materyalist ideolojiler sözde bilimi kullanarak insanlar arasında adeta salgın bir hastalık gibi yayılacak ve toplumlara büyük belalar getirecek. Üstadımızın tarif ettiği bu durum kendisinin vefatından sonra gerçekleşti mi? Evet, gerçekleşti. Darwinist-materyalist ideolojiler güçlenerek geliştiler ve neredeyse tüm dünyaya hakim Darwinist bir diktatörlük kuruldu. “Bu diktatörlüğü fikren yıkacak olan Mehdi’dir” diyor Üstadımız, bu çok açık. Peki, Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri zamanında Darwinist-materyalist ideolojiler tam olarak susturulabildi mi? Hayır, susturulmadı. Yani Darwinist-materyalist ideolojilerin fikren susturulması ne zaman kimin vesilesiyle olacak diyor Üstadımız? Cevap: Hz. Mehdi (a.s.) devrinde, Hz. Mehdi (a.s.) vesilesiyle diyor Üstadımız inşaAllah.

bediuzzaman said nursi emirdag lahikasi mehdi

Video: http://www.youtube.com/watch?v=jPq-jJPrawM

İsa Mesih (as), Hz. Mehdi (as) ve İttihad-ı İslam: http://harunyahya.org/tr/Kitaplar/102748/

ahmet akgunduz bediuzzaman said nursi fethullah gulen abdulkadir badilli adnan oktar mehdi seyyid

1. Risale-i Nur’da Mehdiyet’in Anlatıldığı Bölümler: http://harunyahya.org/tr/books/102748/Isa-Mesih-(as)-Hz-Mehdi-(as)-ve-Ittihad-i-Islam/chapter/12461/

2. Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri Hz. İsa (as)’ın Bizzat Şahsının, Kendisinden Sonra, Hz. Mehdi (as) Döneminde Nüzul Edeceğini Anlatıyor: http://harunyahya.org/tr/books/102748/Isa-Mesih-(as)-Hz-Mehdi-(as)-ve-Ittihad-i-Islam/chapter/12531/

3. Hutbe-i Şamiye’de Baştan Sona İttihad-ı İslam ve İslam Ahlakının Dünya Hakimiyeti Anlatılır:http://harunyahya.org/tr/books/102748/Isa-Mesih-(as)-Hz-Mehdi-(as)-ve-Ittihad-i-Islam/chapter/12532/

4. Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri’nin Haber Verdiği Tarihler: http://harunyahya.org/tr/books/102748/Isa-Mesih-(as)-Hz-Mehdi-(as)-ve-Ittihad-i-Islam/chapter/12462/

5. Bediüzzaman Said Nursi’nin İslam Birliği Hakkındaki Sözleri:http://harunyahya.org/tr/books/102748/Isa-Mesih-(as)-Hz-Mehdi-(as)-ve-Ittihad-i-Islam/chapter/12463/

6. Allah Müslümanlara Birlik  Olmayı Emretmiştir, Birlik  Olmak Farzdır:http://harunyahya.org/tr/books/102748/Isa-Mesih-(as)-Hz-Mehdi-(as)-ve-Ittihad-i-Islam/chapter/12464/

7. Ahir Zamanın İmanı ve Aklı Zayıf, Enaniyetli Din Alimlerinin Özellikleri:http://harunyahya.org/tr/books/102748/Isa-Mesih-(as)-Hz-Mehdi-(as)-ve-Ittihad-i-Islam/chapter/12533/

8. ”Hz. İsa (as) İnmeyecek, Hz. Mehdi (as) Gelmeyecek” Diyen Bazı Kimselerin İddialarına Cevaplar – 1: http://harunyahya.org/tr/books/102748/Isa-Mesih-(as)-Hz-Mehdi-(as)-ve-Ittihad-i-Islam/chapter/13745/

9. ”Hz. İsa (as) İnmeyecek, Hz. Mehdi (as) Gelmeyecek” Diyen Bazı Kimselerin İddialarına Cevaplar – 2: http://harunyahya.org/tr/books/102748/Isa-Mesih-(as)-Hz-Mehdi-(as)-ve-Ittihad-i-Islam/chapter/13842/

10. ”Hz. İsa (as) İnmeyecek, Hz. Mehdi (as) Gelmeyecek” Diyen Bazı Kimselerin İddialarına Cevaplar – 3: http://harunyahya.org/tr/books/102748/Isa-Mesih-(as)-Hz-Mehdi-(as)-ve-Ittihad-i-Islam/chapter/14079/

11. İman Zafiyetine Karşı; Mehdiyette İman Hakikatlerinin Önemi:http://harunyahya.org/tr/books/102748/Isa-Mesih-(as)-Hz-Mehdi-(as)-ve-Ittihad-i-Islam/chapter/12466/

12. İslam Ahlakının Dünya Hakimiyetine İşaret Eden Bazı Kuran Ayetleri:http://harunyahya.org/tr/books/102748/Isa-Mesih-(as)-Hz-Mehdi-(as)-ve-Ittihad-i-Islam/chapter/12534/

Evrim Yanılgısı: http://harunyahya.org/tr/books/102748/Isa-Mesih-(as)-Hz-Mehdi-(as)-ve-Ittihad-i-Islam/chapter/12468/

NURCULUK: http://harunyahya.org/tr/Kitaplar/149384/Nurculuk

ahmet akgunduz bediuzzaman said nursi seyyid secere adnan oktar

Önsöz: http://harunyahya.org/tr/books/149384/Nurculuk/chapter/13811

1. Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri, “Bundan Bir Asır Sonra” Dediğinde 1977 Yılından Değil 2010 Yılından Bahsetmektedir: http://harunyahya.org/tr/books/149384/Nurculuk/chapter/13812

2. Hz. Mehdi (As)’In Sakalının Olmayacağı Ve Peygamberimiz (Sav)’İn Hadiste BediüzzamanSaid Nursi Hazretleri’nin İsmini Müjdelediği İddiası Doğru Değildir:http://harunyahya.org/tr/books/149384/Nurculuk/chapter/13813/

3. Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri Hicri 13. Yüzyılın Müceddidir, Ama Ahir Zamanın En Büyük Müçtehidi Ve En Büyük Müceddidi Değildir:http://harunyahya.org/tr/books/149384/Nurculuk/chapter/13814/

4. Hz. Mehdi (As)’In “Hakim” Olmasının Manası “Filozof” Olması Değil, Tüm Dünyada Adalete Vesile Olmasıdır: http://harunyahya.org/tr/books/149384/Nurculuk/chapter/13815/

5. Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri’nin Seyyid Olduğu Ve Mahkemelerden Çekindiği İçin Seyyid Olduğunu Gizlediği İddiası Doğru Değildir:http://harunyahya.org/tr/books/149384/Nurculuk/chapter/13816/

6. Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri, “Kıyamet 300 Yıl Sonra Kopacak” Dememiştir, “Allahualem, Hicri 1545′de Kıyamet Kopacak” Demiştir: http://harunyahya.org/tr/books/149384/Nurculuk/chapter/13817/

7. Hz. İsa (As), “Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri’nin Arkasında Namaz Kılıp Gitmiştir” İddiası Doğru Değildir. Hz. İsa (As)’In Hz. Mehdi (As)’In İmamlığında Namaz Kılışına Tüm Dünya Şahit Olacaktır: http://harunyahya.org/tr/books/149384/Nurculuk/chapter/14008/

8. Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri, Hz. Mehdi (As) İçin “Zat” Dediğinde Bir Şahıstan Bahsetmektedir, Şahsı Maneviden Değil: http://harunyahya.org/tr/books/149384/Nurculuk/chapter/14009/

9. Hz. Mehdi (As), Allah’a Teslim Olmuş Salih Bir Kul Olarak İslam Ahlakının Dünya Hakimiyetine Vesile Olacaktır: http://harunyahya.org/tr/books/149384/Nurculuk/chapter/14010/

10. Hz. Mehdi (As) 3 Görevi Birlikte Yapacaktır, Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri, Hz. Mehdi (As)’In 3 Görevini Birden Yerine Getirmemiştir:http://harunyahya.org/tr/books/149384/Nurculuk/chapter/14011/

11. Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri, “Hz. Mehdi (As)’In Kendisine Program Edineceği Bir Eserden” Bahsetmektedir. Eğer İddia Edildiği Gibi Üstadımız Mehdi İse, Söz Konusu Bu Eser Nedir? Bediüzzaman Hazretleri Hangi Eseri Kendisi Hazır Bir Program Edinmiştir?:http://harunyahya.org/tr/books/149384/Nurculuk/chapter/14012/

12. Bediüzzaman Hazretleri, Risale-İ Nur’da 8 Ayrı Yerde, Hz. Mehdi (As)’In Çıkış Tarihinin Hicri 1400′ler Olduğunu Bildirmiştir: http://harunyahya.org/tr/books/149384/Nurculuk/chapter/14013/

Evrim Yanılgısı: http://harunyahya.org/tr/books/149384/Nurculuk/chapter/13824/

http://www.risaleinurkulliyati.com/

http://www.risaleinurtastamam.com/

http://www.bediuzzamansaidnursi.net

http://www.bediuzzamanvemehdi.com

Bediüzzaman Said Nursi: Mehdi en büyük müceddid, en büyük müçtehid, mürşid, hakim, zat ve seyyid olacak

bediuzzaman said nursi muceddid muctehid mehdi

Üstadımız Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri Hz. Mehdi (a.s.)’ın ahir zamanda gelerek, ahir zamanın en büyük fesadını izale edeceğini şu şekilde bildiriyor;

“Cenab-ı Hakk; kemal-i rahmetinden, şeriat-ı İslamiyetin edebiyetine bir eser-i himayet olarak, her bir fesad-ı ümmet zamanında bir muhlis veya bir müceddid veya bir halife-i zişan veya bir kutb-u a’zam veya bir mürşid-i ekmel veyahut bir nevi Mehdi hükmünde mübarek zatları göndermiş; fesadı izale edip milleti ıslah etmiş; Din-i Ahmediyi (A.S.M.) muhafaza etmiş. Madem adeti öyle cereyan ediyor, ahir zamanın en büyük fesadı zamanında, elbette en büyük bir müçtehid, hem en büyük bir müceddid, hem hakim, hem mehdi, hem mürşid, hem kutb-u azam olarak bir zat-ı nuraniyi gönderecek ve o zat da, ehl-i beyt-i Nebeviden olacaktır. Cenab-ı Hakk, bir dakika zarfında beyn-es-sema vel-arz alemini bulutlarla doldurup boşalttığı gibi, bir saniyede denizin fırtnılarını teskin eder ve bahar içinde bir saatte yaz mevsiminin numunesini ve yazda bir saatte kış fırtınasını icad eden Kadir-i Zülcelal; Hz. Mehdi ile de, alem-i İslam’ın zulümatını dağıtabilir. Ve vaadetmiştir, vaadini elbette yapacaktır.” (Mektubat)

Açıklama:

“… her bir fesad-ı ümmet zamanında…” Müslümanların fitneye düştüğü her dönemde.

“… bir muhlis veya bir müceddid…” yani Müslümanların halini düzeltecek bir ıslah edici veya yenileyici.

“… veya bir halife-i zişan…” yani Müslümanların manevi lideri olacak bir şahıs.

“… veya bir kutb-u a’zam veya bir mürşid-i ekmel…” yani doğru yolu gösterecek büyük bir alim.

“… veyahut bir nevi Mehdi…” yani Mehdi benzeri.

“… hükmünde mübarek zatları göndermiş; fesadı izale edip milleti ıslah etmiş; Din-i Ahmediyi (A.S.M.) muhafaza etmiş…” Üstadımız Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri diyor ki; tarih boyunca fitne ve fesad yaygınlaştığında Allah mutlaka insanların bu fitneden kurtulmasına vesile olacak mübarek bir alim göndermiştir. Bu alim bir nevi Mehdi gibidir. Ancak ahir zamanın Büyük Mehdi’si değildir. Bu kişi vesilesiyle fitne durdurulmuştur.

“… Madem adeti öyle cereyan ediyor…” madem Allah’ın sünneti bu.

“… ahir zamanın en büyük fesadı zamanında…” yani dünya tarihinin en büyük fitnelerinin yaşandığı ahir zamanda.

“… elbette en büyük bir müçtehid…” “Mehdi en büyük müçtehid olacak” diyor Bediüzzaman. Üstadımız en büyük müçtehid değildi, kendisi Şafii mezhebindendi ve İmam Şafii’ye tabi idi. Eğer Üstadımız en büyük müçtehid olsa mezhepleri kaldırırdı, farklı mezhepler sebebiyle Müslümanların dini farklı yaşamasına göz yummazdı. Bir mezhebe göre haram olan bir uygulamanın diğer mezhebe göre helal olması gibi bir duruma asla bile bile müsade etmezdi Üstadımız. En büyük müçtehid olsaydı Müslümanları bu sıkıntıdan hemen kurtarırdı. Ama Üstadımız devrinde mezhepler devam etti, oysa Mehdi en büyük müçtehid olarak hiçbir mezhebe tabi olmayacak, mezhepleri kaldıracak inşaAllah.

“… hem en büyük bir müceddid…” Üstadımız yaşadığı devrin müceddidiydi ama “en büyük müceddid” değildi.

“… hem hakim…” Üstadımızın tüm hayatı çileler içinde geçti. Hakim olmadı, şerefle hep mahkum oldu.

“… hem mehdi, hem mürşid, hem kutb-u azam olarak bir zat-ı nuraniyi…” dikkat edelim, Üstad “bir zat-ı nurani” diyor, tek bir insandan bahsediyor.

“… gönderecek…” = “geldi” demiyor Üstadımız “gönderecek” diyor. İleride, kendisinden sonra ki bir zamandan bahsediyor.

“… ve o zat da…” Üstadımız bir kez daha “zat” diye özellikle vurguluyor. “Mehdi sahş-ı manevi olacak” demiyor, “bir sahış olacak” diyor.

“… ehl-i beyt-i Nebeviden…” yani Peygamberimiz (sav)’in soyundan.

Demek ki Mehdi en büyük müceddid, en büyük müçtehid, hem hakim, hem mürşid, hem kutb-u azam olacak ve fitnelerin tamamen son bulmasına vesile olacak inşaAllah. Şahs-ı manevinin en büyük müçtehid, en büyük müceddid ve kutb-u azam olması mümkün değil. Bu izahlar Hz. Mehdi (a.s.)’ın şahıs olacağının net delili inşaAllah. “Mehdi Bediüzzaman’dır” diyenlere de Üstadımızın bu sözleri tam bir cevaptır.

Üstadımız Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri sözün devamında da İslam aleminin zulmünün Hz. Mehdi vesilesiyle son bulacağını, bunun Allah’ın vaadi olduğunu ve mutlaka gerçekleşeceğini şöyle anlatıyor;

“… Cenab-ı Hakk, bir dakika zarfında beyn-es-sema vel-arz alemini…” yani yerle gök arasındaki alemini.

“… bulutlarla doldurup boşalttığı gibi, bir saniyede denizin fırtnılarını teskin eder ve bahar içinde bir saatte yaz mevsiminin numunesini ve yazda bir saatte kış fırtınasını icad eden Kadir-i Zülcelal…” her şeye muktedir olan yüce Allah.

“… Hz. Mehdi ile de, alem-i İslam’ın zulümatını dağıtabilir. Ve vaadetmiştir, vaadini elbette yapacaktır…” yani zulümatını, zulüm devrini, karanlığını.

Demek ki İslam aleminin çektiği acılar Hz. Mehdi (a.s.) vesilesiyle son bulacak. Üstadımız devrinde bu acılar son bulmamıştı hatta katlanarak artmıştı. Öyleyse “Üstad Mehdi’dir” diyenler doğru söylemiyor. Ayrıca Üstadımız Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri Allah’ın dilediği takdirde Mehdi vesilesiyle zulmü bitirmesinin ne kadar kolay olduğunu da vurguluyor. Bu da Mehdiyet’i ve İslam ahlakının dünya hakimiyetini zor ve uzak görenlere en güzel cevaptır inşaAllah.

bediuzzaman said nursi muceddid ahir zaman

bediuzzaman said nursi ahir zaman fesadi zamaninda zat

Video: http://www.youtube.com/watch?v=xUCKFW98kCY

İsa Mesih (as), Hz. Mehdi (as) ve İttihad-ı İslam: http://harunyahya.org/tr/Kitaplar/102748/

ahmet akgunduz bediuzzaman said nursi fethullah gulen abdulkadir badilli adnan oktar mehdi seyyid

1. Risale-i Nur’da Mehdiyet’in Anlatıldığı Bölümler: http://harunyahya.org/tr/books/102748/Isa-Mesih-(as)-Hz-Mehdi-(as)-ve-Ittihad-i-Islam/chapter/12461/

2. Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri Hz. İsa (as)’ın Bizzat Şahsının, Kendisinden Sonra, Hz. Mehdi (as) Döneminde Nüzul Edeceğini Anlatıyor: http://harunyahya.org/tr/books/102748/Isa-Mesih-(as)-Hz-Mehdi-(as)-ve-Ittihad-i-Islam/chapter/12531/

3. Hutbe-i Şamiye’de Baştan Sona İttihad-ı İslam ve İslam Ahlakının Dünya Hakimiyeti Anlatılır:http://harunyahya.org/tr/books/102748/Isa-Mesih-(as)-Hz-Mehdi-(as)-ve-Ittihad-i-Islam/chapter/12532/

4. Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri’nin Haber Verdiği Tarihler: http://harunyahya.org/tr/books/102748/Isa-Mesih-(as)-Hz-Mehdi-(as)-ve-Ittihad-i-Islam/chapter/12462/

5. Bediüzzaman Said Nursi’nin İslam Birliği Hakkındaki Sözleri:http://harunyahya.org/tr/books/102748/Isa-Mesih-(as)-Hz-Mehdi-(as)-ve-Ittihad-i-Islam/chapter/12463/

6. Allah Müslümanlara Birlik  Olmayı Emretmiştir, Birlik  Olmak Farzdır:http://harunyahya.org/tr/books/102748/Isa-Mesih-(as)-Hz-Mehdi-(as)-ve-Ittihad-i-Islam/chapter/12464/

7. Ahir Zamanın İmanı ve Aklı Zayıf, Enaniyetli Din Alimlerinin Özellikleri:http://harunyahya.org/tr/books/102748/Isa-Mesih-(as)-Hz-Mehdi-(as)-ve-Ittihad-i-Islam/chapter/12533/

8. ”Hz. İsa (as) İnmeyecek, Hz. Mehdi (as) Gelmeyecek” Diyen Bazı Kimselerin İddialarına Cevaplar – 1: http://harunyahya.org/tr/books/102748/Isa-Mesih-(as)-Hz-Mehdi-(as)-ve-Ittihad-i-Islam/chapter/13745/

9. ”Hz. İsa (as) İnmeyecek, Hz. Mehdi (as) Gelmeyecek” Diyen Bazı Kimselerin İddialarına Cevaplar – 2: http://harunyahya.org/tr/books/102748/Isa-Mesih-(as)-Hz-Mehdi-(as)-ve-Ittihad-i-Islam/chapter/13842/

10. ”Hz. İsa (as) İnmeyecek, Hz. Mehdi (as) Gelmeyecek” Diyen Bazı Kimselerin İddialarına Cevaplar – 3: http://harunyahya.org/tr/books/102748/Isa-Mesih-(as)-Hz-Mehdi-(as)-ve-Ittihad-i-Islam/chapter/14079/

11. İman Zafiyetine Karşı; Mehdiyette İman Hakikatlerinin Önemi:http://harunyahya.org/tr/books/102748/Isa-Mesih-(as)-Hz-Mehdi-(as)-ve-Ittihad-i-Islam/chapter/12466/

12. İslam Ahlakının Dünya Hakimiyetine İşaret Eden Bazı Kuran Ayetleri:http://harunyahya.org/tr/books/102748/Isa-Mesih-(as)-Hz-Mehdi-(as)-ve-Ittihad-i-Islam/chapter/12534/

Evrim Yanılgısı: http://harunyahya.org/tr/books/102748/Isa-Mesih-(as)-Hz-Mehdi-(as)-ve-Ittihad-i-Islam/chapter/12468/

NURCULUK: http://harunyahya.org/tr/Kitaplar/149384/Nurculuk

ahmet akgunduz bediuzzaman said nursi seyyid secere adnan oktar

Önsöz: http://harunyahya.org/tr/books/149384/Nurculuk/chapter/13811

1. Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri, “Bundan Bir Asır Sonra” Dediğinde 1977 Yılından Değil 2010 Yılından Bahsetmektedir: http://harunyahya.org/tr/books/149384/Nurculuk/chapter/13812

2. Hz. Mehdi (As)’In Sakalının Olmayacağı Ve Peygamberimiz (Sav)’İn Hadiste BediüzzamanSaid Nursi Hazretleri’nin İsmini Müjdelediği İddiası Doğru Değildir:http://harunyahya.org/tr/books/149384/Nurculuk/chapter/13813/

3. Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri Hicri 13. Yüzyılın Müceddidir, Ama Ahir Zamanın En Büyük Müçtehidi Ve En Büyük Müceddidi Değildir:http://harunyahya.org/tr/books/149384/Nurculuk/chapter/13814/

4. Hz. Mehdi (As)’In “Hakim” Olmasının Manası “Filozof” Olması Değil, Tüm Dünyada Adalete Vesile Olmasıdır: http://harunyahya.org/tr/books/149384/Nurculuk/chapter/13815/

5. Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri’nin Seyyid Olduğu Ve Mahkemelerden Çekindiği İçin Seyyid Olduğunu Gizlediği İddiası Doğru Değildir:http://harunyahya.org/tr/books/149384/Nurculuk/chapter/13816/

6. Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri, “Kıyamet 300 Yıl Sonra Kopacak” Dememiştir, “Allahualem, Hicri 1545′de Kıyamet Kopacak” Demiştir: http://harunyahya.org/tr/books/149384/Nurculuk/chapter/13817/

7. Hz. İsa (As), “Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri’nin Arkasında Namaz Kılıp Gitmiştir” İddiası Doğru Değildir. Hz. İsa (As)’In Hz. Mehdi (As)’In İmamlığında Namaz Kılışına Tüm Dünya Şahit Olacaktır: http://harunyahya.org/tr/books/149384/Nurculuk/chapter/14008/

8. Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri, Hz. Mehdi (As) İçin “Zat” Dediğinde Bir Şahıstan Bahsetmektedir, Şahsı Maneviden Değil: http://harunyahya.org/tr/books/149384/Nurculuk/chapter/14009/

9. Hz. Mehdi (As), Allah’a Teslim Olmuş Salih Bir Kul Olarak İslam Ahlakının Dünya Hakimiyetine Vesile Olacaktır: http://harunyahya.org/tr/books/149384/Nurculuk/chapter/14010/

10. Hz. Mehdi (As) 3 Görevi Birlikte Yapacaktır, Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri, Hz. Mehdi (As)’In 3 Görevini Birden Yerine Getirmemiştir:http://harunyahya.org/tr/books/149384/Nurculuk/chapter/14011/

11. Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri, “Hz. Mehdi (As)’In Kendisine Program Edineceği Bir Eserden” Bahsetmektedir. Eğer İddia Edildiği Gibi Üstadımız Mehdi İse, Söz Konusu Bu Eser Nedir? Bediüzzaman Hazretleri Hangi Eseri Kendisi Hazır Bir Program Edinmiştir?:http://harunyahya.org/tr/books/149384/Nurculuk/chapter/14012/

12. Bediüzzaman Hazretleri, Risale-İ Nur’da 8 Ayrı Yerde, Hz. Mehdi (As)’In Çıkış Tarihinin Hicri 1400′ler Olduğunu Bildirmiştir: http://harunyahya.org/tr/books/149384/Nurculuk/chapter/14013/

Evrim Yanılgısı: http://harunyahya.org/tr/books/149384/Nurculuk/chapter/13824/

http://www.risaleinurkulliyati.com/

http://www.risaleinurtastamam.com/

http://www.bediuzzamansaidnursi.net

http://www.bediuzzamanvemehdi.com

Kuran Mucizeleri 48: Güneş ve Ay’ın farkı

kuran mucizeleri gunes ve ayin farki iman hakikatleri

Sizin üstünüze sapasağlam yedi-gök bina ettik. Parıldadıkça parıldayan bir kandil (Güneş) kıldık. (Nebe Suresi, 12-13)

Bilindiği gibi Güneş, Güneş Sistemi’ndeki tek ışık kaynağıdır. Teknolojik imkanların gelişmesiyle birlikte, astronomlar Ay’ın bir ışık kaynağı olmadığını, sadece Güneş’ten gelen ışığı yansıttığını keşfetmişlerdir. Yukarıdaki ayette geçen “kandil” ifadesi de, Arapçada ısı ve ışık kaynağı olan Güneş’i en mükemmel şekilde tarif eden “sirac” kelimesidir.

Allah Kuran’da Ay, Güneş ve yıldızlar gibi gök cisimlerinden bahsederken farklı kelimeler kullanmaktadır. Bunlardan Güneş ve Ay’ın yapıları arasındaki farklılık Kuran’da şöyle ifade edilmiştir:

Ve Ay’ı bunlar içinde bir nur kılmış, Güneş’i de (aydınlatıcı ve yakıcı) bir kandil yapmıştır. (Nuh Suresi, 16)

Yukarıdaki ayette Ay için ışık (Arapça “nur“), Güneş için kandil (Arapça “sirac“) kelimeleri kullanılmıştır. Bu kelimelerden Ay için kullanılan, ışığı yansıtan, parlak, hareketsiz bir kitleyi ifade eder. Güneş için kullanılan kelime ise, sürekli yanma halinde olan, ısı ve ışık kaynağı, gökteki bir oluşum anlamına gelmektedir.

Diğer taraftan “yıldız” kelimesi Arapçada “beliren, ortaya çıkan, görünen” anlamlarına gelen “neceme” kökünden türemiştir. Ayrıca yıldız aşağıdaki ayetteki gibi, ışığıyla karanlıkları delen, parıldayan, kendi kendini tüketen ve yanan anlamlarına işaret eden “sakib” kelimesiyle de nitelendirilmiştir:

(Karanlığı) Delen yıldızdır. (Tarık Suresi, 3)

Günümüzde Ay’ın kendi ışığını yaymadığı, Güneş’ten gelen ışığı yansıttığı bilinmektedir. Güneş ve yıldızların ise kendi ışıklarını yaydıklarını biliyoruz. Kuran’da bu gerçekler insanların gök cisimleri ile ilgili bilgilerin çok kısıtlı olduğu bir dönemde yani bundan 14 asır evvel bildirilmiştir.

Kuran Mucizeleri internet sitesi: http://kuranmucizeleri.com/

Kuran Mucizeleri – Cilt 1
http://harunyahya.org/tr/Kitaplar/825/Kuran-Mucizeleri-%E2%80%93-Cilt-1

kuran mucizeleri cilt 1 harun yahya adnan oktar

Kuran Mucizeleri – Cilt 2
http://harunyahya.org/tr/Kitaplar/19383/Kuran-Mucizeleri-%E2%80%93-Cilt-2

kuran mucizeleri cilt 2 harun yahya adnan oktar

Kuran Mucizeleri – Cilt 3
http://harunyahya.org/tr/Kitaplar/17432/Kuran-Mucizeleri-%E2%80%93-Cilt-3

kuran mucizeleri cilt 3 harun yahya kitap