Sorun başörtüsü değil, özgürlük… – Harun Yahya (Adnan Oktar)

adnan oktar turbanli basortusu ozgurluk laiklik

 

Son zamanlarda dünyanın birçok ülkesinde kadınların kamu alanlarında başörtüsü takma ya da çarşaf giyme hakları tartışılmakta. Türkiye de bu ülkelerden biri. Geçtiğimiz haftalarda Türkiye’nin 90 yıllık Cumhuriyet tarihinde ilk kez 3 kadın milletvekili Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne başörtülü olarak girdiler ve muhalefet partilerinden de herhangi bir tepki görmediler. Böylece yıllardır kemikleşmiş bir sorun daha uzlaşı içinde halloldu. Oysa 1999 yılında benzer bir girişimde bulunan bir milletvekili muhalefetin çok büyük tepkisiyle karşılaşmış, meclis salonundan çıkartılmış ve ülkede çok büyük bir gerilim oluşmuştu. Ancak Ak Parti iktidarıyla birlikte Türkiye’de çok şey değişti ve artık kamusal alanlarda da, üniversitelerde de kadınlara başörtüsü takma özgürlüğü tanındı. Normalleşme yolunda çok önemli bir sorun daha böylece ortadan kalkmış oldu.

Bugünlerde Singapur’da da benzer bir tartışma yaşanıyor. Kamu sektöründe üniforma gerektiren polislik, hemşirelik, askerlik gibi işlerde çalışan Müslüman kadınların da başörtüsü kullanmalarına izin verilmesini isteyen İslami gruplarla hükümet yetkilileri arasında çeşitli görüşmeler yapılıyor. Bu tip bir uygulamanın eşitlik ve adalet duygusunu zedeleyeceğini düşünenlerin karşısında, bunun inanç özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesi gerektiği için özgür bırakılması gerektiğini söyleyenler yer alıyor. Çeşitli dini grupları, etnik toplulukları içinde barındıran Singapur’un bu sorunu da kolaylıkla aşacağına dair bir şüphem yok. Çünkü nüfusun yüzde 15’ini oluşturan Müslüman azınlık ülke sınırları içinde yıllardır özgür bir şekilde yaşamlarını devam ettiriyor, herhangi bir baskı ve zorlamayla karşılaşmıyor.

Ancak bu sorun sadece Türkiye ve Singapur ile de sınırlı değil. Gerek İslam ülkelerinde gerekse Batılı ülkelerde başörtüsü ve çarşaf hala çok büyük bir tartışma konusu. Örneğin İran’da başörtüsü takmak zorunlu, Arap ülkelerine ait havayollarının bir çoğunda ise hostesler ateist ya da başka bir dinden olsalar dahi başörtüsü takmak zorundalar. Suudi Arabistan’da kadınların araba kullanmaları dahi yasaklanmış durumda. Avrupa’da da bu konuda çok büyük tartışmalar söz konusu. Fransa, Belçika, İtalya, Almanya gibi ülkelerde kamuya ait iş yerlerinde, hatta halka açık alanlarda başörtüsü ve çarşafa yönelik kısıtlamalar söz konusu. Özellikle de 5 milyon Müslüman nüfus barındıran Fransa’da çok ciddi sınırlandırmalar gündemde. Bu nedenle tesettürlü kadınların çok büyük bir bölümü sosyal hayattan elini tamamen çekmiş durumda.

Aslında bu tartışmaları başörtüsü ya da çarşaf takma hakkıyla sınırlandırmak gerilimin en büyük nedeni. Bunu bir özgürlük sorunu olarak gördüğümüz zaman çözüm hiç şüphesiz çok daha kolay olacak. Eğer başörtülü hanımların haklarını savunanlar, başörtüsü kadar dekolte giyinen kadınların da haklarını savunsalar, ya da başörtü takmayan ve dekolte giyinenlerin haklarını savunanlar aynı şekilde başörtülü hanımların da haklarını savunsalar bu sorunlar hızla ortadan kalkacak. Başörtülü hanımların eğitim haklarının ellerinden alınması, istedikleri işlerde çalışamamaları bizi ne kadar rahatsız ediyorsa, başörtüsü takmayan hanımların da ikinci sınıf muamele görmeleri, bağnaz zihniyetteki kimseler tarafından “kirli ve günahkar” olarak itham edilmeleri de bizi bir o kadar rahatsız etmeli. Özgürlüğün içine tüm kadınların haklarını koymalıyız. Müslümanların da, gayri müslümlerin de, ateistlerin de, Budistlerin de…

Zaten Kuran ahlakının temelinde de bu anlayış yatmaktadır. İslam dini her türlü baskıyı, zorlamayı reddeder, İslam’da esas gönül kabulüdür. Bakara Suresi’nin 256. ayetinde Allah “Dinde zorlama yoktur” şeklinde emreder. Farklı inançlardaki kişilere ya da inançsız kişilere yönelik hiçbir baskı İslam dininde kabul edilemez. İslam inanç konusunda insanlara kesin ve açık bir dille, tam hürriyet tanır. Buna göre her insan kendi inançlarına göre ibadetlerini özgürce yerine getirebilir, inançlarına göre giyinebilir, inançlarına göre hareket edebilir. Hiç kimse bir diğerini kendi dininin ibadetlerini yerine getirmekten alıkoyamaz, inançlarına göre hareket etmesini yasaklayamaz. Bu, İslam ahlakına aykırıdır ve Allah’ın razı olmadığı bir davranıştır.

O halde başörtü konusunu suni bir gerilim olmaktan çıkartmanın yolu tartışma ortamları açmak, başörtüsü takmayanları ötekileştirmek ya da manevi bir baskı ortamı oluşturmak değil, alabildiğine özgürce bir ortamı savunmak olmalıdır. Unutmamak gerekir ki, dünya üzerindeki kadınların tek sorunu başörtüsü değildir. Kıyafete gelinceye kadar halledilmesi gereken o kadar çok sorunu var ki kadınların:

Dünyada her 3 kadından biri hayatının bir döneminde şiddete maruz kalıyor, 90 saniyede bir bir kadın tecavüze uğruyor, eşleri tarafından öldürülen milyonlarca kadın var, Arap dünyasında 2 kadından biri okuma bilmiyor, İran gibi ülkelerde kadına boşanma hakkı verilmiyor, dünya üzerindeki mültecilerin yüzde 80’ini kadınlar oluşturuyor[1] ve daha bunun gibi yüzlerce sorunu var kadınların. Müslüman ülkelere baktığımızda ise bu sorunların çok daha köklü olduğunu görüyoruz.

O halde yapılması gereken kadının tek sorununun başörtü takmak olduğu gibi yanlış bir yaklaşımı terk edip, bir an önce kadına hak ettiği değeri verecek bir zihin değişikliği için gayret etmek olmalıdır. Özellikle de İslam dünyasında kadını hala ikinci sınıf insan, hatta haşa hayvanla eş tutan bir anlayış hakimken tüm Müslümanların kendilerini başörtüsü tartışması içinde bulmaları gerçeklere gözleri kapamaktan başka bir şey değildir. Önce tüm insanlığa “kadına saygı, sevgi ve şefkat duymayı” öğretelim, Kuran’da da bahsedildiği gibi “kadınlara bir çiçek gibi davranmanın aciliyetini” anlatalım. İslami kaynaklarda yer alan hurafeleri delil göstererek kadını aşağılayan zihniyeti hep birlikte ortadan kaldıralım. Kuran’da kadın ve erkeğin her açıdan eşit olduğunun anlatıldığını tüm dünyaya gösterelim. Peygamberimiz (sav) döneminde kadınlarla erkeklerin sosyal hayatta her anlamda birlikte hareket ettikleri gerçeğinin gizlenmesine izin vermeyelim. Kadına yönelik bir zulüm sistemine dönüşen bu çarpık zihniyeti İslam ruhuyla ve el birliğiyle değiştirirsek, başörtüsü gibi tartışmalar da hiç şüphesiz kendiliğinden ortadan kalkacaktır.


[1] http://tr.wikipedia.org/wiki/Kadın_hakları

Sayın Adnan Oktar’ın The Malaysian Insider’da yayınlanan makalesi

http://www.themalaysianinsider.com/sideviews/article/the-headscarf-is-not-the-issue-freedom-is-harun-yahya

Advertisements

Didem Ürer: Türkiye eksenli yeni dünya düzeni

didem urer adnan oktar

 

İsrail-Gazze-Batı Şeria üçgeninde barış ve uzlaşmayı sağlama gücüne sahip tek ülke Türkiye’dir. Her üç taraf da bu gerçeği kabul etmektedir. Bu nedenle Türkiye’nin bu fırsatı iyi değerlendirmesi ve bölgedeki tarihi rolünü ustalıkla yerine getirmesi çok hayatidir.

Devamı: http://haber.rotahaber.com/turkiye-eksenli-yeni-dunya-duzeni_415745.html#.UoJEtMU6Ji4.facebook

Dünya Kadına Bakış Açısını Yenilemeli – Adnan Oktar

 

Sevgili Malala uzun zamandır çoğu insanın görmek istemediği bir dramı en duru, samimi haliyle dünyaya yeniden hatırlattı: İslam dünyasında kız çocuğu olmak zor… Aslında sadece İslam dünyasında değil tüm dünyada zor, ama bazı Müslüman ülkelerde bağnazlığın kazandığı güç ve şiddet eğilimi bu zorluğu daha dikkat çekici hale getiriyor.

BM verilerine göre dünya nüfusunun % 49,7’si kadın, ne var ki çoğu ülkede varlıkları sadece maruz kaldıkları şiddet ve baskıyla hatırlanıyor.  İş, siyaset, eğitim gibi hayatın farklı alanlarında kadınların hemen her toplumda gizli veya açık bir ayrımcılıkla karşı karşıya kaldıkları biliniyor. Dünyanın 500 büyük firmasının sadece 13 kadın yöneticisi var. Politikada da durum pek farklı değil, ulusal meclislerdeki kadın oranı sadece 23 ülkede %30’a ulaşmış durumda. Öte yandan dünya genelindeki 2 milyon yoksulun %70’ini kadınlar oluşturuyor, okuma yazma bilmeyenlerin 2/3’si de kadınlar.

Müslüman ülkelere baktığımızda ise, tüm bu sorunların çok daha ciddi boyutlarda olduğunu görüyoruz. Bunun da sebebi çoğu İslam ülkesinde kadının ikinci sınıf görülmesine çeşitli İslami kaynaklarda yer alan hurafelerin delil gösterilmesi. Diğer bir deyişle kadına baskının din adına yapılması, kadınların özgürlüğünü savunanların da dini değerlere karşı geliyorlarmış gibi gösterilmesi.

Ancak gerek Peygamberimiz (sav)’in uygulamaları incelendiğinde, gerek Kuran’a ayetlerine bakıldığında İslam’a göre kadının şimdiki Müslüman ülkelerinde olduğu durumdan çok farklı olması gerektiğini görürüz. Kuran’da kadın ve erkek her açıdan eşittir. Peygamberimiz (sav) döneminde de kadınlar erkeklerle birlikte hayatın her alanında yer almıştır. Resulullah’ın eşi Hz. Hatice’nin bölgenin en önemli iş kadınlarından biri olması kadının sosyal hayatta nasıl bir aktiflik içinde olabileceğini gösteren çok önemli bir bilgidir. Kaldı ki o dönemde, hem İslam’la yeni tanışanların eğitiminde, hem toplum düzenin sağlanmasında ve hem de mücadelelerde kadın ve erkek sahabe eşit sorumluluk üstlenmiştir.

Bağnazlığın kadına bakışının temelinde ise- ki bu sadece Müslüman dünyasındaki bağnazlara has bir bakış açısı değildir- kadını dinen ve aklen eksik gören bir anlayış vardır. O yüzden de kadının idare edilmesi, yönetilmesi ve yönlendirilmesi gerektiği düşüncesi hakimdir. Hatta çoğu zaman kadın o kadar –kendilerince- akılsız görülür ki, sadece varlığı bile tehlike unsuru olarak algılanır ve kontrol edilmesi zor bir tehlike olarak görüldüğü için de evde kapalı tutulmasının en iyi çözüm olduğu düşünülür.

Kimileri için kadının evde kapalı olması dahi yeterli değildir, evin pencerelerinin çarşıya bakmaması, kadının dışarıyı görebileceği deliklerin dahi kapatılması savunulur. Kadının vazifesi kocasına ve çocuklarına hizmet etmektir. Kadını öylesine aşağıda gören bir çirkinliktir ki bu, namazı bozanlar arasında hayvanlarla birlikte kadınlar da sayılır.

Kadına zulüm sistemine dönüşen bu çarpık bakış açısının değişmesi için İslam dünyasının ortak hareket etmesi, İslam’ın ruhuyla çelişen tüm bu hurafelerin temizlenmesi, dinin böyle bir ahlaksızlığı emretmediğinin Müslümanlara kapsamlı eğitim programlarıyla öğretilmesi şarttır. Farklı İslami kaynaklarda bu hurafeler durduğu müddetçe, Müslüman ülkelerde kadının hak ettiği yerde olması için yapılan her girişim eksik kalacaktır.

İslam dünyasında acil ihtiyaç olan bu değişimin yanı sıra dünyanın da kadına bakış açısının değişmesi gerektiği açıktır. Kadın erkeğin denetiminde olmak için yaratılmamıştır. Hayatını erkeğe göre yönlendirmesi gereken bir varlık da değildir. Her kadın, her erkek gibi, hayatından kendi aklı ve vicdanıyla verdiği kararlardan kendisi sorumludur. Kadının kıyafeti, eğitimi, mesleği, sosyal hayattaki yeri erkekler tarafından erkeklerin ihtiyaçlarına göre belirlemek durumunda değildir.

Eğer bir kadın dekolte giyinmek istiyorsa dilediği gibi giyinmeli, ne giyeceğinin standartları onun adına belirlenmemelidir. Eğer bir kadın başörtüsü takmak istiyorsa, başörtüsünü istediği stilde kullanabilmeli ve örtüsüyle hayatın içinde olabilmelidir. Eğer bir kadın çalışmak istiyorsa karşısına binlerce engel çıkarılmamalı, siyasette olmak istiyorsa sınırlandırmamalı, sanatla ilgilenmek istiyorsa önü açılmalıdır. Kısaca, kadınlar dünyanın her yerinde alabildiğine özgür, alabildiğine rahat olmalıdır ki dünya özlediği güzelliklere kavuşabilsin.

Unutmayalım dünyanın adını bilmediğimiz uzak bir noktasında dahi olsa, bir kadın baskı altına alınıyorsa bu tüm dünyanın vicdanını yaralaması gereken bir durumdur. Kadınların özgür olmadığı, hayatın içinde yer almadığı dünyada huzurdan, barıştan, güvenlikten söz etmek de mümkün değildir. Bu sebeple, tüm insanların artık “kadınların dünyanın süsü” olduğunu anlaması vakti gelmiştir. Gelin hep birlikte, önce kadınlara çektirilen acıları telafi edelim ve daha güzel, daha aydınlık, daha sevinçli bir dünya için bu süsün kıymetini bilelim. Dünya kadınlar özgür olduğunda güzel olacak…

Sayın Adnan Oktar’ın Huffington Post’ta yayınlanan makalesidir

http://www.huffingtonpost.com/harun-yahya/world-women_b_4109074.html

Kuran Mucizeleri 1: Ay’a çıkış tarihi

kuran mucizeleri ay'a cikis tarihi harun yahya

 

“Saat (kıyamet vakti) yakınlaştı ve ay yarıldı.” (Kamer Suresi, 1)

Ay manasına gelen Kamer Suresi’nin 1. ayetinden Kuran’ın sonuna kadar tam 1390 ayet vardır. Hicri 1390 yılı miladi 1969 yılına denk gelmektedir. Bu tarih de ay’a ilk çıkış tarihidir.

Bununla birlikte yukarıdaki ayette “yarıldı” anlamına gelen “inşakka” kelimesi kullanılmıştır. Bu kelime “toprağın yarılması, kazılması, kabartılması, toprağın sürülmesi…” anlamlarında da kullanılan “şakka” fiilinden türetilmiştir. Benzer şekilde Ay’a giden “Apollo 11” uzay aracı da, Ay toprağından örnek alarak, bu toprağı Dünya’ya getirmiştir. Bu açıdan da Kamer Suresi’nin 1. ayetindeki “Ay yarıldı” ifadesi, günümüzdeki gelişmelerle bir paralellik içindedir.

“Ay” kelimesinin Kuran’da geçiş sayısı = 27
Ay’ın Dünya etrafındaki dönüş süresi (gün olarak) = 27

kuran mucizeleri cilt 3 harun yahya kitap

 

Kitap Oku: Kuran Mucizeleri – Cilt 3

http://harunyahya.org/tr/works/17432/Kuran-Mucizeleri-%E2%80%93-Cilt-3/chapter/5623/Kuranda-matematiksel-mucizeler-1

 

Kuran Mucizeleri internet sitesi: http://kuranmucizeleri.com/

Adnan Oktar: “İhvan ve Mısır’daki kardeşlerimiz Kuran’ın yeterliliğine inandıklarında, sıkıntılar ortadan kalkar”

adnan oktar misir mursi darbe sisi

 

“İhvan ve Mısır’daki kardeşlerimiz Kuran’ın yeterliliğine inandıklarında, sıkıntılar ortadan kalkar”

Oradaki liderler ikna edilmeyecek insanlar değil. Onların kalpleri de Allah’ın elinde. Mesela o El-Sisi; konuşulsa çok rahat ikna edebilirsin. Baradey; çok rahat ikna edebilirsin. Amerikan Elçisi’ni çok rahat ikna edebilirsin. Ama öfkeyle, Kuran ruhunun dışında yaklaşıldığında, insanların basireti bağlanır.İkna edemezsin. Sadece kavga ister adam. Kan dökmek ister, olay çıkartmak ister. Allah’ın kitabına güvenmek lazım. Bir kere Allah’ın kitabının yeterliliğini kabul edecekler.Kuran’ın yeterliliğine inanacak ihvan. En önemli konu bu. İhvan üyesi kardeşlerimiz, Selefi kardeşlerimiz Kuran’ın yeterliliğine inanacaklar.

 

“Mısır’daki sorunları çözebilmek için ikinci şart ‘samimiyet’, üçüncüsü de ‘sevgiyle yaklaşmak’tır”

İkincisi çok samimi olacaklar, üç çok sevgi dolu olacaklar. Bunu yaparlarsa sıkıntılar, acılar kalkar üstlerinden. Bunu yapmazlarsa Mehdi gelinceye kadar bu durum devam edebilir. Aylarca, yıllarca sürebilir, Allah esirgesin. Çünkü Mehdi’nin yapacağı onlara sevgiyi öğretmek, samimiyeti öğretmek ve Kuran’ın yeterliliğini öğretmektir. Ama onlar bunu kendiliklerinden yaparlarsa bu sıkıntılardan hemen kurtulurlar Allah’ın izniyle.

Allah “Size ahirette Kuran’dan soracağım” diyor. Sen Kuran’dan ne anladıysan onu yaptığında sen kurulacaksın, bu kadar. Allah’ın sözü var. Bak Allah, “Siz Kuran’dan anladığınızı yapın, samimi olarak yapın, size sadece Kuran’dan soracağım, kurtulacaksınız” diyor. Daha ne istiyorsun? Ne güzel. Ve Allah“Birbirinizi sevin” diyor. Sevgi zaten zevkli bir şey, daha ne istiyorsun? “Samimi olun, Beni sevin” diyor Allah. Ne kadar zevkli, ne güzel, ne hoş. En büyük nimet, değil mi Allah’ı sevmek.  Samimi olmak ne kadar ferahlık, ne hoş. Bunu yapan kurtulacak. Formül bu. Karmaşık bir şey yok. Bunu yaptıklarında kurtulurlar. Eğer kurtulmazlarsa gelip bana söylesinler, derhal kurtulurlar. Hemen üstlerindeki sıkıntılar kalkacak. “Kuran yeterli” diyecekler. Sevgiye ve samimiyete bütün güçleriyle ehemmiyet verecekler. Konu bu,  bu kadar.

 

“Dünyadaki ‘Egemen Güçler’in sahibi de Allah’tır”

Egemen güçlere sahip olan da Allah’tır. Yani Illuminati’ye de hakim olan Allah’tır, Masonluğa hakim olan da Allah’tır. Tapınak Şövalyeleri’ne de hakim olan Allah’tır, Gülhaç Teşkilatı’na da, Derin Dünya Hakimiyeti’ne de hakim olan Allah’tır. Amerikan Derin Devleti’ne, Rus Derin Devleti’ne de hakim olan Allah’tır. Allah’ın kontrolünde hareket eden, Allah’ın gücü karşısında tamamen aciz, gariban, zavallı insanlardan oluşuyor bu topluluklar. Çok kolaydır. Bir anda dönüverirler. Yapılacak olan sadece Kuran’ın yeterliliğine inanılacak, samimi olunacak ve coşkun bir sevgiyle Allah’ı sevecekler.  O kadar.

Bu olmazsa, bu ahlak yaşanmazsa, Mursi’yi serbest bıraksalar da, yeniden hükümetin başına getirseler; Başbakan da olsa yine sıkıntı çekerler. Onun yerine bir başkası da gelse, yine durumu değiştiremezler. Allah’ın Kitabı’nın yeterliliği kabul edilmezse, samimiyet kabul edilmezse, Allah’ı aşkla sevmek kabul edilmezse, sorunlar devam eder.

 

“Çok samimi olurlarsa, Allah’ı aşkla severlerse, Müslümanların kurtuluşuna vesile olacak olan Hz. Mehdi’yi de bulurlar”

Ama eğer çok samimi olurlarsa Allah’ı aşkla severlerse her şey hallolur. Öyle olduğunda zaten Mehdi’yi de bulurlar. Sadece Mısır değil, tüm dünyadaki insanların Mehdi’yi bulamamaları, samimiyeti tam yaşamamalarından. O dönemde insanlar Peygamberimiz (sav)’i niye göremediler? Samimi değillerdi, sevgisizdiler. Sevenler nasıl buldu? Samimi olanlar nasıl buldu? Bakar bakmaz hemen “Bu bir Peygamber” diyorlar, bakar bakmaz. Mesela Hıristiyan rahipler, bakıyorlar yüzüne. “Mümkün değil. Yalancı olamaz” diyor. Bak ters mantıktan gidiyor. Bir kısmı. Yüzüne bakıyor “Çok temiz yüzün, çok nurlu” diyor. “Yalancı diyorlar ama mümkün değil yalan söylemen. Doğru bir insan bu” diyor. “Doğru olduğuna göre, peygamber o zaman” diyor. Yani “Yüzünde yalana ait hiç bir ifade yok” diyor. Çünkü nur gibi yüzü. Çok efendi. Çok dürüst. Çünkü yalancının gözü oynar. Bir şeyler olur, yüzünde bir karalık olur. Bir şeyler olur. Peygamberimiz (sav) alabildiğine dürüst. Binlerce kişi sırf Peygamberimiz (sav)’in yüzüne bakıp iman etmiştir. Bakıyorlar. “Mümkün değil” diyorlar. “Kesin. Yani o kadar efendi o kadar dürüst ki yüzündeki ifade. Çocuk masumluğu var. Kesin peygamber.” diyorlar. Yani dediğinin yalan olması imkansız inşaAllah. Zaten adı ‘Muhammed-ül Emin’ idi Peygamberimiz (sav)’in.  Emin olan kişi. Ömründe hiç yalan söylememiş. Söylemiyor yalan. Yani ne kadar mecbur olursa olsun söylemiyor. İlla ki dürüst doğru konuşuyor. (7 Temmuz 2013, Adnan Oktar, A9 TV)

http://harunyahya.org/tr/Adnan-Oktardan-gunluk-yorumlar/165449/%E2%80%9CIhvan-ve-Misir%E2%80%99daki-kardeslerimiz-Kuran%E2%80%99in-yeterliligine-inandiklarinda-sikintilar-ortadan

Adnan Oktar: “Mısır’daki tüm olaylar kaderdedir. Karışıklıkları yaratan Allah olduğuna göre düzeltecek olan da Allah’tır”

adnan oktar misir mursi darbe sisi

 

Ahir zamandayız. Cenabı Allah tarihi nasıl yaptıysa o şekilde bize gösteriyor. İnsan zannediyor ki durduk yere Mursi’yi görevden alıyorlar. Halbuki daha Mursi annesinden doğmadan önce görevinden alınmıştı. Diyorlar ki El-Sisi görev başına geldi. O da daha annesinden doğmadan o oraya gelmişti. Baradey başbakanlıktan alındı diyorlar. Daha anasından doğmadan başbakanlıktan alınmıştı. Kader hiç değişmez.

Mesela orada Mısır’da baltacı takımı var. Onlar da öyle kaderlerinde şaki olarak yaratılıyorlar. Yoksa bir insan gidip birisini baltayla doğrayacak güçte olamaz. İstese de yapamaz. İradesi yetmez, aklı yetmez. Vicdanen güç yetiremez kimse, özel olarak yaratılır. Kaç kişinin toplanacağı, nasıl bağıracakları, kimin konuşacağı, kimin ne olacağı en ince detaylarına kadar belli.

Mesela havadan baktın mı kum gibi insan görünüyor. Alanlar Allah tarafından önceden hazırlanmış. İşte bir kısmı orada oturuyor. Bir kısmı öbür tarafta duruyor. Allah niye ikiye bölüyor? İmtihan olsun diye. Yoksa Cenab-ı Allah tüm Mısır’a İhvan kişiliği verir. Hepsi İhvan olur. Eğer otuz milyon İhvan olabiliyorsa, otuz milyon kişi daha İhvancı olursa konu biter. Ama Allah öyle yapmıyor. Bir kısmını başka türlü düşünür hale getiriyor. Birbirlerine muhalif hale getiriyor. Bazen birbirlerini sevdiriyor. Bazen birbirlerine düşman. Allah ayette “Daha önce birbirinize düşmandınız, Allah kalplerinizin arasını uzlaştırdı” diyor. Düşman olduğunda uzlaşmıyorlar. Allah Peygamberimiz (sav)’e, “Sen ne yaparsan yap onların kalplerini uzlaştıramazdın” diyor ayette. Ne kadar masraf yaparsan yap, ne kadar servet koyarsan koy uzlaştıramazdın. Allah kalplerini uzlaştırır. Bütün güç Allah’ın elinde.

 

“Olaylara siyaset gözüyle değil, iman gözüyle bakılması gerekir”

Oradaki yöneticilerin, ulemanın, alimlerin derin imanla olaya bakmaları lazım. Yoksa siyaset gözüyle bakarlarsa kavrulurlar. Çünkü siyaset gözüyle baktı mı, saf siyaset gözüyle bakarsa iman gözüyle bakmamış oluyor. O zaman bu Allah’ın zoruna gider.  Allah’ın beğenmediği bir şey olur. Allah’ın beğeneceği gibi hareket edilmesi gerekir. Çünkü olayları meydana getiren Allah olduğuna göre, olayları düzeltecek olan da Allah’tır.

 

“Mısır’daki yöneticiler nefret söylemine hiç yer vermeyip, mutlaka sevgiyi esas almalılar”

Yöneticiler, Rabbaniyun, bilgin yöneticiler orada sürekli Allah ile bağlantı içinde olacaklar. Derin düşünecekler. En akılcı hareket ne ise onu yapacaklar. En akılcı hareket sevgi.  Özellikle ahir zamanda en büyük silah, her zaman öyledir de, en büyük silah sevgidir. Israrla sevgi, hiç nefret söylemine yer bırakmamak lazım. (7 Temmuz 2013, Adnan Oktar, A9 TV)

http://harunyahya.org/tr/Adnan-Oktardan-gunluk-yorumlar/165386/%E2%80%9CMisir%E2%80%99daki-tum-olaylar-kaderdedir-Karisikliklari-yaratan-Allah-olduguna-gore-duzeltecek-olan

Abdullah Öcalan’ın namaz kıldığını düşünüyorum – Adnan Oktar

abdullah ocalan adnan oktar pkk

 

DİDEM ÜRER: Hocam birde Ahmet Türk, Dicle Üniversitesi’nde, Peygamberimiz (s.a.v)’in
Kutlu Doğum Haftası’nda yapılan saldırıların provokasyon olduğunu söyledi. “Bizi

Müslümanlığa karşı gibi göstermek istiyorlar, ancak biz herkesten daha çok Müslüman’ız.
Peygamberimiz (s.a.v)’e de, dinimize de sonsuz saygımız vardır. Biz kutsal doğum haftasına,
kutsal doğum gününe karşı değiliz, asla asla” dedi.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, elhamdülillah. Özellikle söyledim Hocamız diye, dindar olduğunu
biliyorum. Çok efendi, terbiyeli bir insan, saygı duyduğumuz, değer verdiğimiz bir insan. Sayın
Ahmet Türk’ün çok çilelerden, çok acılardan geçtiğini de biliyoruz. Hürmetli, nezaketli, efendi
bir insan olduğunu da biliyoruz, yani kıymetli Kürt kardeşimiz. Onur duyuyoruz Kürt olmasıyla
da. Hiçbir şekilde de, hiçbir yerde de sorun çıkmaz. Kürt olmak onurdur, bir güzelliktir.
Sükselidir, güzeldir. Ama millet olarak sorulduğumuzda, ben mesela hem Arap asıllıyım aynı
zamanda, hem Türk asıllıyım. Sorulduğunda Türk’üm diyorum, bunu bu kadar abartacak ne
var? Osmanlı döneminde olsaydı, Osmanlıyım diyecektim. Türkiye Cumhuriyeti
dönemindeyim, Türk’üm diyorum. Bu kadar rahatsız edici bir üslupmuş gibi, rahatsız edici bir
düşünceymiş gibi sunulması çok yanlış. Osmanlı döneminde olsaydık ne yapacaktık? Aynısı.
Adam tutturacaktı, mesela ben Osmanlı değilim diyecek. Osmanlı kimdir diyecek. Olur mu
öyle şey? Bir isim konmuş, güzel bir insan, Osman Bey’den kaynaklanan bir isimle, güzel bir
isim oluşmuş, benimsenmiş Osmanlı İmparatorluğu denmiş, tabirlerle Osmanlı demiş.
Selçuklularda mesela çok güzel, Selçuklu denmiş. Hiçbir şekilde böyle bir şeyi ben
sezmiyorum ve görmüyorum. Varsayalım, başta ben rahatsız olurum, böyle bir şey olmaz.
Zorlama izahlara gerek yok. Demokrasi gelişsin. Ne kadar? Alabildiğine gelişsin. Özgürlükler
alabildiğine gelişsin. Hukuk otursun, güzelleşsin, hukuktaki eksiklik, noksan noktalar
düzeltilsin. Bunların hepsi çok güzel. Aslında Selahattin Demirtaş, o da çok efendi çocuk.
Bakıyorum, çok nezaketli, terbiyeli, Sayın Ahmet Türk’te öyle, çok terbiyeli. Bir şey yok, biz
Müslümanlığınızdan asla şüphe etmiyoruz. Mesela Selahattin Demirtaş belli, nur gibi
Müslüman evladı. Ben, Abdullah Öcalan’ın bile namaz kıldığını düşünüyorum. Bir bildiğim var
ki, söylüyorum. Ama hata yapmıştır, yanlış yapmıştır, günaha girmiştir, herkes hatasının
karşılığını ödemekle mükelleftir. Ben işkence yapılsın da demiyorum. Mesela televizyon
verilmiş, gerçekten sevindim ben. Çünkü eza edilmesinden rahatsız olurum. Acı
çektirilmesinden rahatsız olurum. Hakketmediği bir şey neden yapılsın? Diğer mahkumlara
ne yapılıyorsa, aynısı ona olsun. Ben ceza evine girdim, bana televizyon verdiler, biz
televizyon seyrettik orada. Mesela deseler ki Abdullah Öcalan’a vermiyoruz, adam düşünür,
suçu nedir diye. Çünkü kanunda düzenleme olması lazım. Kanunda böyle bir şey yoksa, hangi
haklardan biz yararlanıyorsak, onunda yararlanması lazım. Yani ekstra eziyet olmaz. Bu
günah olur. Asıl tabii karşılığı ahrettedir. Onun için tevbe etsin, nedamet getirsin, Kuran
okusun dedim, İslam’ı öğrensin. Benim gördüğüm, İslam’a yatkınlığı oluşmuş, İttihad-ı İslam’a
karşı isteği de oluşmuş. Yani bu konuşmalar boşa gitmemiş, güzel olmuş. Kimse onlara dinsiz
kimse demiyor. Olabilir aralarında dinsiz olan ama benim bu saydığım insanlar arasında dinsiz
olmadığını görüyorum. Efendi, hakikaten terbiyeli insanlar. Kürt kardeşlerimizin genel
ekseriyeti öyledir. Ama bir kısmı sinirli saldırgan tipler var ama öbürleri seziliyor, anlaşılıyor.
Mesela geçenlerde buraya gelen Ak Partili bir kardeşimiz, o çok çok efendi bir insan, acayip
nezaketli. Geçenlerde de anlattım, hayret ettim yani. Nezakette en ufak bir açık vermiyor. Ne güzel, Türkiye’nin süsü benim Kürt kardeşlerim. Gayet efendi insanlar, ben onlarla neden pasaporta, vizeyle görüşeyim? Mardin’e gideceğim, pasaportla gideceğim! Bir bu eksikti, Allah esirgesin. Böyle bir şeyi istemiyorum. PKK gölgesi de olsun istemiyorum. Eğer onları ezen, onlara tepeden bakan varsa, Allah onlara hidayet versin, hidayet vermiyorsa helak etsin, Allah yerin dibine batırsın. Kürt olduğu için, kardeşlerimize karşı kalbinde buğz duyan varsa, çok ahlaksız, karaktersiz, namussuz, şerefsizin tekidir. Tabii ki en başta hidayet isterim ama hidayet vermiyorsa, Allah helak etsin. Çok aşağılık adamlar demektir. Benim Üstad’ım Kürt en başta, nur gibi benim Üstad’ım. Eskiden, bu doğru, böyle bir şey vardı, böyle bir bela vardı. Bu bir şekilde gitti. Nedenlerini söylemeyeyim ama gitti. İnsanlar aydınlandı, internet, radyo, televizyon birçok şey, herkes elini vicdanına koydu, bu korkunç kafadan kurtuldular. Benim çocukluğumda hakikaten Kür denildiğinde, bambaşka bir imaj oluşuyor. Ama sonradan bu, değişti. Fiilen de görüyoruz, çok terbiyeli, efendi insanlar. Onun için böyle bir tedirginlik duymasınlar, öyle bir şey yok.

Adnan Oktar’ın 12 Nisan 2013 tarihli A9 Tv röportajından

Video: http://www.youtube.com/watch?v=p-snvVkWQM8

Kaliteli Müslüman Kadın: Tülay Kumaşcı

musluman kadin adnan oktar'in kizlari tulay kumasci 2013

Kaliteli Müslüman Kadın: Tülay Kumaşcı (Adnan Oktar’ın bayan talebesi)

Müslüman Kadının Özellikleri

Müslüman kadın derin imanlı, akıllı, samimi, asil, güçlü iradeli, dürüst, kaliteli, modern, bakımlı ve iffetlidir.

Facebook: https://www.facebook.com/profile.php?id=100003736961738

Twitter: https://twitter.com/TulayKumasci

 

Kuran’da Kadın

http://www.kurandakadin.com

Kadın Sevgisi

http://www.kadinsevgisi.com

Kaliteli Müslüman Kadın: Tuba Babuna

musluman kadin adnan oktar'in kizlari tuba babuna 2013

Kaliteli Müslüman Kadın: Tuba Babuna (Adnan Oktar’ın bayan talebesi)

Müslüman Kadının Özellikleri

Müslüman kadın derin imanlı, akıllı, samimi, asil, güçlü iradeli, dürüst, kaliteli, modern, bakımlı ve iffetlidir.

Facebook: https://www.facebook.com/tubababuna

Twitter: https://twitter.com/TubaBabuna

 

Kuran’da Kadın

http://www.kurandakadin.com

Kadın Sevgisi

http://www.kadinsevgisi.com

Kaliteli Müslüman Kadın: Semra Özgiray

musluman kadin adnan oktar'in kizlari semra ozgiray 2013

Kaliteli Müslüman Kadın: Semra Özgiray (Adnan Oktar’ın bayan talebesi)

Müslüman Kadının Özellikleri

Müslüman kadın derin imanlı, akıllı, samimi, asil, güçlü iradeli, dürüst, kaliteli, modern, bakımlı ve iffetlidir.

Facebook: https://www.facebook.com/profile.php?id=100003138670121

Twitter: https://twitter.com/SemraOzgiray

 

Kuran’da Kadın

http://www.kurandakadin.com

Kadın Sevgisi

http://www.kadinsevgisi.com