Adnan Oktar evlenmediği için pişman oldu mu?

adnan_oktar_kedicikleri_tulay_kumasci_evlilik

Adnan Oktar evlenmediği için pişman oldu mu?
video: https://www.youtube.com/watch?v=ml8pAOo7xQE

“Adnan Bey, evlenmediğiniz için hiç pişman oldunuz mu? Hayatınızda sizden bir parça olmasını istemez miydiniz? Yani çocuğunuzun olmasını istemez miydiniz?” Halime Yazar. Buradaki bütün gençler benim çocuğum zaten. Bu kadar çok çocuğu olan bir aile var mı? Aşiret sahibi olsa bile insan bu kadar çocuğu olmaz. Hem yetişmiş, terbiyeli, eğitimli.

KARTAL GÖKTAN: Vesilenizle.

ADNAN OKTAR: Üç yaşında da çocuğum var. İki yaşında da var. Bir yaşında da var. Elli beş-altmış yaşında bile çocuğum var yani. Ne güzel işte. Bütün çocuklar Allah’ındır. Şahıslar “benim çocuğum” diyor. Senin çocuğun değil. Allah’ın, Allah’a ait, Allah seni vesile ediyor. Sen gölge varlıksın. Senin nereden çocuğun olsun? “Benden oldu.” Senden oldu gibi gösteriyor Allah. Senden oluyor. Doğrudan yaratan Allah’tır. Bağımsız, müstakil yaratılır her insan. İşte “Ayşe’den doğma Mustafa’dan olma” yok öyle bir şey. O sana öyle gösterilir. Allah spermi vesile yapar. Spermden insan olmaz. Allah yaratır. Allah’ın insan yaratmak için sperme ihtiyacı olmaz. Yumurtaya ihtiyacı olmaz. İnsana ihtiyacı olmaz. Doğrudan Allah yaratır. Yavaş yavaş yavaş gelişiyor gibi gösterir. Vesile olması, sebep olması için o kadar. Mesela biz Peygamberimiz (sav)’in evlatlarıyız. Mümin olan kişiler, kim varsa evladıdır Resulullah (sav)’ın. Tabii ki, babaya da ihtiyacı yok. Anneye de ihtiyacı yok. Anneyi babayı Allah sebep diye gösteriyor. Anneden babadan hiçbir insan doğmaz. Olmaz, öyle bir şey yok. “Benim oğlum” diyor. Senin değil Allah’ın yarattığı varlık. Senin gibi gösteriyor Allah. Senden olmuş gibi gösteriyor. İşte ona doğum sancısı gösteriyor Allah. Doğuruyor gibi gösteriyor. Yaratan Allah’tır.

Evlenmediğim için bilakis pişman olma bir yana çok büyük hayır gördüm. Belki iki çocuğum olacaktı şu an yüzlerce çocuğum var Allah’a çok şükür, kardeşim var. Çocuğun olur senin başına bela olur. Nitekim de gördük baş belası oluyor çocuğu. Bazen de hayırlı olur. Ama bak benim evlatlarımın hepsi hayırlı. Hayırlı olmayan bir tane evladım yok. Vefalı, sadık, güzel ahlaklı, temiz, nezih.

Kıyamet yakın, kıyamet yakın. Şimdi doğanlar bozulmayı görmeye başlayacaklar. İslam’ın hakimiyetini de görecekler. Bozulmayı da görecekler. Ama 2082’lerde doğanlar hep felaketleri görecekler. Belaları görecekler. Rahat yaşayacak olan bu son nesildir şu an doğanlar. En keyifli, en nimetli nesil bu yeni doğanlardır şu aralar. Bunlar İslam’ın hakimiyetini görüyor. Sadece sonunu görmüş olacaklar. Ama bak sonunu da görmüş oluyorlar. Ama iyi günlerin tamamını görmüş olacaklar. Ama bozulmayı da görecekler. Çünkü 2016’dayız. 2082, altmış altı sene var. 66 yaşın üstünde olacağına göre insanlar. Çoğu öyledir altmış altının üstünde yaşar.  Bozulmayı da görecekler.

OKTAR BABUNA: Yüz dört sene de kıyamete kadar inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Evet, yüz dört sene de yani 2120. Yüz dört sene var kıyamete. Yüz dört sene bir insan ömrü. Uzun bir insan ömrü. Yazsınlar. Bir granit kayaya yazalım. Eğer o kaya dediğimiz tarihi geçerse tamam. Tuzla buz olacak o kayalar o yılda. Ne demek istediğimi anlamışlardır.

Evlenmediğim için de İslam’a hizmetimi bütün gücümle ve tam yapmış oluyorum. Tam günümü ayırmış oluyorum. Öbür türlü hanıma ayıracaksın. Çocuklara ayıracaksın. İş yerine gideceksin. İş yerinden geleceksin hanımı ailesine götüreceksin. Ertesi gün yemek yemeye götüreceksin. Çocuğu okula kaydettireceksin. Tebliğ, cumartesi günleri Nurcular toplantı yapacak Nur talebeleri. Oraya gidip çay içeceksin. Bitkin düşüyorlar zaten. Uykusuz. Saat sekiz- dokuz gibi falan geliyorlar. On gibi falan uykuları geliyor kafaları düşmeye başlıyor. Oradan da eve gidiyorlar. Bu tebliğde bu olacaktı. Ne Darwinizm böyle yerle bir edilecekti. Öyle bir şey olsaydı. Evli olsaydım. Allah vermesin. Ne İngiliz derin devleti böyle darmakeşan olacaktı, ne Rumiliğin iç yüzü ortaya çıkacaktı, ne homoseksüellerin saltanatı son bulacaktı, ne iman hakikatleri bu kadar geniş yayılacaktı. Münafık alametlerinden hiç kimsenin belki haberi olmayacaktı. Biz de işimizde gücümüzde olacaktık. Çoluk çocuk, kaynana, kayınbaba onunla uğraşacaktık. Allah bak iki evlat yerine yüzlerce evlat verdi. Ve mükemmel bir İslami tebliğ imkanı sağladı. En hayati konuları Allah bize nasip etti.  Bak Fethullah Gülen diyor, “Ben Darwinizm’le baş edemedim batmıştım, mahvolmuştum” diyor. “İmanımı kaybettim. Etrafım da imanını kaybetmişti” diyor. “Allah razı olsun birisi çıktı kitaplar yazdı bizi kurtardı” diyor. “Ama isminin veremem” diyor. Bak münafıklarla ilgili bin üç yüz yıldan beri bir kitap yazılmamış. Bir tane kitap yok. İngiliz derin devletiyle ilgili hiçbir açıklama, hiçbir anlatım yok. Bak adamlar hükümet üyelerini alıp götürmüşler. İngiliz dışişleri bakanlığının en önemli elemanlarından İngiliz derin devletinin pek sevdiği bir adamla gidip toplantı yapıyorlar. Ve AK Parti’nin en önemli ismi olarak bilinen adamlar bunlar. AK Parti’nin bütün sırlarını bilen adamlar. Yani artık buradan anla olayı. Eğer ses çıkartmazsak neler olacak bir düşünün. Üç yüzün üzerinden kitap yazdım. Allah’a şükür. O kitaplar da yazılmayacaktı. Yüzlerce belgesel hazırlandı. Onlar da hazırlanamayacaktı. Yüzlerce internet sitesi milyonlarca ziyaretçisi olan. Onlar da yapılamayacaktı. Dünyanın en ünlü gazetelerinde sürekli yazılarım çıkmamış olacaktı. Dünyaya dalanlarla biz de dalıp gitmiş olacaktık. Hayır, yapanları kınamıyorum. Ama ben yapamam. Ben böyle bir hayata girmem. İslam’a, Kuran’a hizmetin dışında bir hayatı kabul etmem ben.

OKTAR BABUNA: Altı senedir her gün yayına çıkıyorsunuz. Haftada yedi gün, ayda otuz gün.

ADNAN OKTAR: Kırk yıldan beri bir gün tatil yapmadım. Maddenin hakikatini kimse bilmeyecekti. Maddenin hakikati gizli kalmıştı. Dünyanın bilmediği bir şeydi. Matrix filmi falan ondan sonra çıktı. Kitapları film yapımcılarına gönderdim iki yıl sonra Matrix filmini hazırladı adamlar.

KARTAL GÖKTAN: Bağnazlığın ve İslamofobinin hakim olduğu bir dünyada İslam’ın modern ve aydınlık yüzü olarak İslam’ın nasıl yaşanması gerektiğini hem anlattınız, hem örnek olarak gösterdiniz.

ADNAN OKTAR: Bir Müslümanın dans edebileceği, plaja gidebileceği, eğlenebileceği tahayyül dahi edilemezdi. Hele bir hocanın, şeyhin kalkıp böyle kaşıkla oynayacağı, neşeli olacağı, espriler yapacağı tahayyül bile edilemezdi. Adamların suratlarını görüyorsunuz. Modern İslam anlayışını ilk defa dünyaya gösterdik. Bizim dışımızda böyle bir model yok. İlk defa Kuran’ın yeterliliğini bu kadar kapsamlı anlattık. İlk defa bağnazlığı akılcı ve şefkatli bir üslupla yerle bir ettik.

YASİN GÖKER: Ve Allah’ın varlığını bilimsel olarak anlatıyorsunuz kitaplarınızda. Kuran mucizeleriyle, iman hakikatleriyle, ezbere değil.

ADNAN OKTAR: Tabii, Allah’ın varlığını ve birliğini bilimsel, akılcı, delillere dayalı, mukni olarak anlatan izah eden bizden başka da yok.

Binlerce Anadolu’da konferans verdik. Yurt dışında da yüzlerce konferans verdik. Ve halen de devam ediyor. PKK’ya birçoğu neredeyse teslim olmuştu. Sayın Öcalan’lar, Muhterem Öcalan’lar falan havalarda uçuşuyordu.  PKK’yı rezil kepaze ettik. PKK’nın bütün oyunlarını ortaya serdik. PKK tehlikesine karşı hükümet akıl almaz bir atağa geçti. Yoksa çözüm süreci, düğüm süreci bilmem ne falan diye ortaya çıkmışlardı biliyorsunuz.

KARTAL GÖKTAN: Etkinizin ne kadar büyük olduğu da gelen tepkilerden anlaşılıyor. Fransa’da kitaplarınız ulaştıktan sonra “bütün fikir sistemimizi alt üst etti bu kitaplar” diye açıkladılar.

ADNAN OKTAR: Fransa, kitaplar gittikten üç sonra açıklama yaptılar. “Fransız tarihinin en büyük felaketi” diyor. “Gökten felaket yağıyor” diyor. “Atom bombası” diyor. Kardeşim Hitler’in işgalinde bile böyle bir şey dememişlerdi adamlar. İhtilal bütün Almanya’yı aldı. Orada böyle bir şey demediler.

İBRAHİM AKMUGAN: Osmanlı’nın neden yıkıldığını delilleriyle, belgeleriyle gösterdiniz. İlk defa tarihi bir bilgi bu şekilde insanlara ulaşmış oldu.

ADNAN OKTAR: Hiç bilinmiyordu. Abdülhamit’i kahraman gibi gösterdiler. Halbuki Abdülhamit döneminde Osmanlı yıkıldı zaten. İsrail devletini kuran kurdurtan Abdülhamit’tir. Allah razı olsun. O konuda takdir ediyorum ama Osmanlı’nın yıkılışı konusunda büyük bir felaket olduğu için şiddetle kınıyorum. Hiç savaş yapmadan bütün Osmanlı’yı teslim etti.

YASİN GÖKER: Mesnevi’deki İslam’a aykırı yerleri gösterdiniz kaynaklarıyla.

ADNAN OKTAR: Mesela o da hiç bilinmiyordu. Ne kadar homoseksüel, ateist varsa Avrupa’da hepsi Rumi. Önüne geleni Rumi yapıyorlar. Halbuki adam tanımaz bilmez. Fakat Rumilik deyince adamın bildiğin İslam dışı her şey olarak biliyor. İslam’ı kabul etmeyen her şey olarak biliyor.

OKTAR BABUNA: Atatürk’ü yanlış tanıtıyorlardı o imajı tamamen düzelttiniz gerçek Atatürkçülüğü.

ADNAN OKTAR: Tabii, Atatürk mesela yanlış biliniyordu, milletin içerisinde Atatürk’e muhalif esaslı bir kanat vardı, bu kanadın görüşlerini tamamen ortadan kaldırdık. Atatürk sevgisini, Atatürk’e olan saygıyı pekiştirip oturtturduk. Atatürkçü görünenler de Atatürk’ün dindar olduğunu görünce Atatürk’ü bıraktılar, Atatürk’ten hiç bahsetmez hale geldiler bu da çok manidar.

ŞERİFKAN SÜLEYMANİYELİ: Yaptığınız tebliğe karşı hiçbir ücret talep etmiyorsunuz, kitaplarınız her yerde ücretsiz dağıtılıyor.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah.

ŞERİFKAN SÜLEYMANİYELİ: Milyonlarca kitabınız internet sitelerinden ücretsiz indiriliyor.

ADNAN OKTAR: Mesela münafıkların günümüzdeki halini kimse bilmiyordu yani çünkü münafıklar öyle bir zırha bürünmüşler ki, modern bilimin teknolojinin bütün imkanlarını kullanıyorlar Müslümanları yerden yere vuruyorlar ama kimse bunun farkına varmıyordu, münafıkların ne olduğunu anlattık.

Mesela darbe günü, ilk darbenin geçersizliğini anlatan bendim. Ne Başbakan ortada ne Cumhurbaşkanı ne Kuvvet Komutanı kimse ortada yoktu. İlk, darbenin geçersizliğini milyonlarca kişiye duyuran ben oldum. Çok kapsamlı, kuvvet komutanlarını konuşmaya davet ettim, siyasi partileri, Tayyip Hoca’yı herkesi konuşmaya davet ettim, ‘hemen bir açıklama yapın’ dedim, ‘Milletvekilleri de meclise gitsinler’ dedim. Milletin direnmesini söyledim darbeye karşı ve ‘darbe geçersiz sahte bir darbe’ dedim.  ‘Oyun oynuyorlar’ dedim yani ordunun bütün ordunun kabulüyle meydana gelen bir darbe değil ama tabii onu da kabul etmeyiz ayrı bir şey.

Mesela entelektüel kültürlü gençliğe İslam’ı ilk defa biz anlattık. İslam’la aralarındaki bütün bağ kopmuştu entelektüel seçkin kesimle yani sosyetenin İslam’la aşağı yukarı bütün bağları kopmuştu, bu bağı sağlamış olduk ve İslam’a hizmet edebilecekleri duruma gelmelerini sağladık inşaAllah.

YASİN GÖKER: Mason localarına tarihte ilk kez Kuran okuttunuz.

ADNAN OKTAR: Tabii masonluğu da İslam’a hizmet eder hale getirdik. Masonluk dedin mi, şeytanın ordusu gibi biliniyordu, onların İslam’ın hizmetkarı haline getirdik elhamdülillah.

KARTAL GÖKTAN: Kitap ehline yanlış bir bakış açısı vardı kimi Müslümanlarda, onlardan samimi iman edenler olduğunu, onlara sevgi duymamız gerektiğini anlattınız.

ADNAN OKTAR: Tabii, Musevi düşmanlığını ortadan kaldırdık, Hristiyan düşmanlığını ortadan kaldırdım, Alevi düşmanlığını ortadan kaldırdım, Şii düşmanlığını ortadan kaldırdım, vesile olduk.

İBRAHİM AKMUGAN: Şu an cemaatlere bir saldırı var, akılcı bir şekilde siz cemaatlere sahip çıkıyor ve koruyorsunuz.

ADNAN OKTAR: Müslüman cemaatlere sahip çıkan hiç kimse yok ve İngiliz derin devletinin teşvikiyle cemaatlere yönelik bir yok etme operasyonu vardı yahut aşağılama, itibarsızlaştırma operasyonu vardı, bunu da ortadan kaldırdık Allah’a çok şükür.  Sedd-i Zülkarneyn gibi.

TARKAN YAVAŞ: İnsanların dindarlaşmasına vesile oldunuz Hocam inşaAllah, çok daha dindar ve Kitap’a Kuran’a Allah’a sadık oldular inşaAllah

ADNAN OKTAR: Kar, kış, soğuk, sıcak, bayram, yılbaşı her gün canlı yayındayım. Yılbaşında adamlar tarihe karışıyorlar birçok insan, bayramlarda ortada yoklar, tatillerde ortada yoklar. Ben en sıcak günlerde buradayım, bütün tatillerde buradayım, yılbaşlarında buradayım.

OKTAR BABUNA: Darbede buradasınız.

ADNAN OKTAR: Darbede buradayım, her şeyde. Darbede birçoğu araziye geçti. Mesela şehitliği felaket gibi gösteriyorlardı, cenaze marşıyla falan şehit kaldırıyorlardı, muazzam bir felaket gibi gösteriyorlardı şehitliği. Şehitliğin nimet olduğunu, şeref olduğunu, Kuran’ın üslubu olduğunu, Allah’ın bize bu şekilde anlattığını bütün halka duyurduk ondan sonra muazzam bir şahadet özlemi gelişti gençlerde. Zaten bu 15 Temmuz kalkışmasında da gördünüz, müthiş bir şahadet özlemi gelişti gençlerde maşaAllah.

TARKAN YAVAŞ: Kadınlara olan sevgiyi saygıyı siz vesile oldunuz Hocam inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Tabii, kadınlara çocuklara olan sevgi, kediden bile nefret ediyordu birçok insan, kedileri sevdirdik. En başta insanları sevdirdik, kardeş olma ruhunu verdik, cemaatlerin birbirleriyle dost olması için gayret ettik ve ediyoruz da halen. Kadınlara olan nefreti ortadan kaldırdık, kadın aleyhtarı bütün hurafeleri deşifre ettik. Çocuk sevgisini insanların kalbine koyduk geliştirdik.

KARTAL GÖKTAN: Aylardır her gün sevgi etiketi yapıyorsunuz.

ADNAN OKTAR: Evet her gün tabii, sevgi ana gündemimiz.

YASİN GÖKER: Mehdiyet’in tüm delillerini siz anlattınız Hocam.

ADNAN OKTAR: Biz olmasak Mehdiyet unutulup gidilecekti, bütün güçleriyle hepsi bastırdılar. Mehdiyet’i en akılcı, en bilimsel, en doğru şekliyle 1300 seneden sonra en kapsamlı anlatan biziz. Başka dünyada anlatan, Mehdiyet’i anlatan hiçbir grup topluluk yok bu tipte, bu kalitede, bu çapta, bu bilimsellik anlayışıyla, bu ispat anlayışıyla bütün detaylarıyla anlatan bizim gibi yok.

OKTAR BABUNA: Bütün bunları yaparken de sayısız iftira atıldı, davalar açıldı hepsinden aklanarak çıktınız maşaAllah.

ADNAN OKTAR: Tabii, hakkımda yüzlerce dava açıldı hepsinden beraat ettim.

İBRAHİM AKMUGAN: Risale-i Nur’a ve Bediüzzaman Hazretleri’ne de hak ettiği en güzel siz verdiniz maşallah.

ADNAN OKTAR: Tabii Bediüzzaman’ı mesela unutturmaya çalıştılar, Bediüzzaman’ı en üstlere taşıdık. Darbe gecesi konuşmalarım var mı onun bandı?

KARTAL GÖKTAN: Evet.

ADNAN OKTAR: Aç bakayım. Kardeşim bizden başka konuşan olmadı. Bak gittiler TÜRKSAT’ı bombaladılar beni susturmak için yine susmadık internetten devam ettik. Allah şaşırttı sahte anteni vurdular gittiler çünkü baktılar beni susturamıyorlar, ne yapacaklarını şaşırdılar.

Plajda, gazinoda her yerde Allah’ı anabileceklerini öğrettik insanlara. Mesela kadınların özel günlerinde Allah’ı anamayacakları şekilde bir sistem geliştirmişlerdi bunun yanlışlığını anlattık. Kadınları dinden uzak tutuyorlar o şekilde.

Bu Televole kültürü, bedavacılık kültürünü apaçık ortaya koyduk.

Mesela cenneti sadece yeşillik ve bahçe olarak algılıyorlardı, cennette tekneler, yatlar, teknoloji, arabalar her şey olduğunu söyledik acayip hayret ettiler.

Mesela bu tip olaylarda güç sahibi olanlar yahut tanınan insanlar hep olayın neticesini bekledi mesela, darbede kim kazanacak diye beklediler ondan sonra açıklama yaptılar, ben direkt açıklama yaptım, doğrudan darbeye karşı tavır aldım.

TARKAN YAVAŞ: Gezi olaylarında da aynı şekilde olmuştu Hocam. Siz açıklamalarınızdan çok sonra onlar açıklama yaptı.

ADNAN OKTAR: Tabii, Gezi olaylarında buranın yayınını durdurturdular, biliyorlardı benim ne yapacağımı buna rağmen yine biz durmadık internetten sabaha kadar devam ettik. Hiç kimse yok bir tek biz vardık ortada yani.

PKK’yla Kürt ayırımını çok iyi vurguladık. PKK’lının kalleş ve kahpe olduğunu ama Kürt’ün nur olduğunu, mübarek olduğunu, muhterem olduğunu, yüce olduğunu anlattık.

TARKAN YAVAŞ: PYD İle PKK’nın aynı olduğunu siz yine gösterdiniz.

ADNAN OKTAR: Tabii, Hükümet; ‘PKK, PYD terör örgütü değil’ diyordu. Bakanlar söylüyordu bunu. Ben ‘terörist bunlar’ dedim, ısrarla anlattım. PKK tehlikesi filmini ısrarla gösterdim ondan sonra bu süreç müreç bilmem ne falan konuları ortadan kalktı, yoksa ‘herkes trene binsin süreç devam ediyor’ diyorlardı.  Değil mi? Bu fitneyi de ortadan kaldırdık Allah’a çok şükür.

OKTAR BABUNA: Türkiye’nin İsrail’le ve Rusya’yla barışmasına vesile olan sizsiniz Hocam maşaAllah.

ADNAN OKTAR: Rusya’yla barışmayı biz sağladık elhamdülillah. İsrail’le barışma da yine vesile olduk, ısrarlı açık ve ayrıca dilekçelerle yaptığımız, yazışmalarla yaptığımız faaliyetler sonucunda bak Rusya’yla İsrail’le Türkiye’nin arasını düzelttikten sonra darbe oldu zaten. Bir de bu olmadan olsa bir düşünün, gecenin üçünde olsa ne olacaktı?

Şehitlerin hayat şeklini açıkladık, bilinmiyordu.

TARKAN YAVAŞ: Bu dünya liderlerinin de Hazreti Mehdi’yi müjdelemesine vesile oldunuz, onlar da sizden sonra hazreti Mehdi’yi söylediler.

ADNAN OKTAR: Mehdi konusu tamamen kapanmıştı, İsa Mesih, Mehdi konusu, buna dünya çapında tek sahip çıkan biz olduk. Tamamen kapatmışlardı.

TARKAN YAVAŞ: Bu İran Cumhurbaşkanı’na söylemiştiniz ‘ gündeme getirin bunu’ diye, o hemen Birleşik Milletler’de gündeme getirmişti.

ADNAN OKTAR: Ben söyledim. Birleşik Milletler’de konuşsun dedim. Mehdi’den bahsetsin çok büyük olay olur dedim.

KARTAL GÖKTAN: Siyasiler dahil herkes Fetullah Gülen’i överken siz eleştiriyordunuz, “sevgisiz olmayın tepeden bakmayın.”

ADNAN OKTAR: Fetullah Gülen’i tek eleştiren bendim yani ama hakaret tarzında değil, doğru akılcı Kurani eleştiren bendim.

BÜLENT SEZGİN: İsrail’in özür dilemesine de vesile olmuştunuz Mavi Marmara olayından dolayı.

ADNAN OKTAR: Tabii, buraya hahamlar geldi, baş haham da geldi konuştuk. Tevrat’tan gösterdim yani özür dilenmesi çirkin bir hareket değil Tevrat’a uygun bir ibadet şekli dedim öyle kani oldular. Rusya’dan da özür dilenmesi için çok ısrar ettim, hükümet üyelerinin büyük bir bölümü hep karşıydı ‘özür dilemeyiz biz’ diye, ya ‘özür dilemek Müslüman ahlakıdır’ dedim anlattım özür dilendiği halde bu sefer de ‘biz özür dilemedik’ dediler. Ya kardeşim sen Rusça bilmiyor musun? Kullandığın kelime özür dilemek anlamında yani Rusça’da özrün karşıladığı bir kelime var onu kullanmışsın nasıl bilmiyorsun yani.

İBRAHİM AKMUGAN: Birçok Müslüman, peygamberler gibi sahabeler gibi yaşamanın çok zor olduğunu düşünüyordu siz bunun Kuran’a uyarak mümkün olabileceğini gösterdiniz.

ADNAN OKTAR: Tabii.

Devlet ve hükümete hemen ben destek verdim darbe konusunda ve diğer konularda da ama bak RTÜK diyor ki ‘homoseksüellerle ilgili konuşma’, konuşuyorum. İşte diyorlar adam yok sana operasyon yapar bilmem ne falan, benim vicdanım rahat yani kendimden eminim ben inşaAllah yani dürüst ve doğru hareket ettiğime çok eminim, o yüzden ben bir tek Allah’tan korkarım. Bize provokasyon çok yapıldı, daha önce de yapıldı biz yolumuzdan şaştık mı? Bana 75 yıl hapis cezası istediler 75 yıl. Mahkeme kararı açıklanırken ben eğleniyordum yani, açıklayacaklardı mahkeme kararını, güzel bir eğlence içindeydim, umurumda bile değil yani. Sonra mahkeme istifa etti çekildi sonra da berat ettik tabii.

Mesela Erbakan Hoca’yı savunan bir tek ben vardım. Ne Saadet Partisi savundu, ne Milli Görüşçüler savundu o dönemde, Numan Kurtulmuş’u karşısına diktiler Hocamız’ın aleyhine akıl almaz konuşmalar yapıyordu. Her yerden resimlerini ismini cismini her yerden sildiler. Milli Gazete’de tek kelime bahsedilmiyordu, Milli Görüş’te tek kelime bahsedilmiyordu Erbakan’dan. Tamamını tersine çevirdim Allah’ın izniyle yayınlarla, demokratik dik duruşumuzla.

TARKAN YAVAŞ: Ordunun, polisin daha modern olmasına, güçlenmesine siz vesile oldunuz Hocam.

ADNAN OKTAR: Tabii, özel harekatçı sayısının artırılmasını istedik. Kanser hastalarından ilaç parası alınmasın dedik bak o da kabul edildi. Özel harekatçıların okulları açılsın dedik açıldı, sayısı arttırılsın dedik artırıldı, silah kalitesi artırılsın dedik artırdılar.

TARKAN YAVAŞ: Kalekolları söylediniz.

ADNAN OKTAR: Tabii, kalekolların ben şemasını bile, planını bile çizip gönderdim.

Emniyette mesela işkence yapıldı hiç urumda olmadı, 9 kere suikast yaptılar umurumda olmadı, daha şevkle daha gayretle devam ettim.

İran’la bağlantıyı koparıyorlardı İran’la bağlantıyı sağladık, dost olmalarını sağladık. İrancı diye hakaret gibi gösteriyorlardı. Musevileri savunan ben oldum, Hristiyanları savunan hep ben oldum.

OKTAR BABUNA: İsrail İran’ı vurmaya hazırlanıyordu siz durdurdunuz Hocam, vesile oldunuz maşaAllah.

ADNAN OKTAR: Tabii. Alevilere Şiilere akıl almaz baskı yapılıyordu birçok insan tarafından biz durdurduk, vesile olduk.

Bu işte insanları kıskandırıyor. Eğlenmemiz, kalite, güzellik, zenginlik, bereket, bolluk, dediklerimizin doğru olması, samimiyetimiz kıskandırıyor.

Advertisements

Evrim teorisi Bediüzzaman Said Nursi’nin de başına bela oldu – Adnan Oktar

bediuzzaman said nursi evrim teorisi darwinizm adnan oktar

Darwinizm Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri’nin de başına bela oldu
Video: http://www.youtube.com/watch?v=l49SVEr5MSk

DİDEM ÜRER: Milat Gazetesi yazarı Bekir Fuat, Bediüzzaman Said Nursi’nin “Mekke’de olsaydım İslam’a hizmet için yine Anadolu’ya gelirdim” dediğini aktardı ve yazısında “İttihad-ı İslam idealinin zemininin Anadolu’da yeşeren ve iman hareketinden beslenen büyük çıkışın oluşturacağını” söyledi. “Ve on birinci yüzyıldan itibaren İslam medeniyetinin ağırlığını bu millet taşımıştır. Türkiye’yi İslam coğrafyasından ayrı düşünemeyiz. İttihad-ı İslam yolunda gayret etmek, onun heyecanını paylaşmak elbette hakkımız ve vazifemiz” şeklinde yazdı.

ADNAN OKTAR: İttihad-ı İslam önündeki en büyük engel, Darwinizim’di. Abdülhamid’in de başına belaydı, Bediüzzaman’ın da başına bela oldu, Fethullah Gülen Hocamız’ın da başına bela oldu. İttihad-ı İslam bu sert kayaya, bu çelik engele çözüm bulamıyordu. Biz onu buldozerle yerle bir ettik, asfalt gibi yol açıldı. Şimdi İttihad-ı İslam’ın kapısı sonuna kadar açık. Çok rahat tebliğ yapılabiliyor, çok rahat İslam anlatılabiliyor. Solun direnme gücü şu anda sıfır, ideolojik direnme gücü sıfır. Eskiden çok rahat tartışabiliyordular, birçok dindarı ezebiliyorlardı. Güçleri kalmamıştı birçok Müslüman’ın. Fethullah Gülen Hoca’nın ifadesi çok manidar. O filmi bir daha yayınlayalım.

VTR: http://www.youtube.com/watch?v=l49SVEr5MSk#t=55s

ADNAN OKTAR: Yüzlerce eseri bizler yazdık. Duane Gish’den bahsediyor. Adam bütün dünyanın eğlencesiydi. Duane Gish’in Darwinizm’e karşı bir gücü yoktu. Darwinizm’e karşı vuruşu yapan yerle bir eden biziz. Ve o dönemde Fethullah Gülen Hoca Kuran hafızı olduğu halde, Risale-i Nur’u da hafız gibi ezberden bildiği halde “yine kurtulamadım” diyor. “Darwinizm’in, materyalizmin gücü beni ezdi” diyor, “gücüm yetmedi” diyor, “ama şu an çok seviniyorum” diyor. “Yüzlerce eser yazıldı ve ben bu beladan kurtuldum. Beni de mahvetti birçok insanı da mahvetti o dönemde” diyor.  “Perişan etti Darwinizm. Ama Allah’a şükür” diyor, “yüzlerce eser yazan bir insan var” diyor, yani anladığım. Hatta diyor bak “keşke bir insan olsa da bunu çözsek diyorsunuz” diyor. Bunu şükürle söylemesi lazım Fethullah Gülen Hoca’nın. Ama o da çekiniyor, söyleyemiyor.1805’den itibaren batılaşma adı altında, iki yüzden fazla Darwinist, materyalist kitap Osmanlı’da basılıp, dağıtılmış okullara, her yere iki yüzden fazla Darwinizm’i savunan kitap. Çeşitli ama bunlar, çeşitli kitaplar. Mesela kimi beş bin basılmış, kimi on bin, kimi yirmi, otuz bin, elli bin, yüz bin basılmış ama iki yüz çeşit kitap getirilmiş Osmanlı döneminde, 1805. “Mekteb-i Tıbbiye-i Adliye-i Şahane döneminin tıp fakültesinde tamamen Darwinist, materyalist eğitim veriliyordu” diyor. “Darwinizm’in kitapları dahil dönemin tüm materyalistlerin kitapları okutuluyordu. 1847’de okulu ziyaret eden Mac Farrelyn anılarında şöyle yazıyordu: “Okulun kütüphanesi için çoktan beri bu kadar düpe düz materyalizmin kitaplarını toplayan bir koleksiyon görmemiştim.” Osmanlı’da mükemmel materyalist eğitim vardı diyor, materyalist, Darwinist eğitim, Abdülhamid dönemi. “Kanepenin üzerinde kitap vardı aldım baktım D’Holbach’ın dinsizlik kitabı Doğanın Sistemi’nin en son Paris baskısıydı. Kitabın çok okunmakta olduğunu sayfalardan birçok parçalarının işaretlenmiş olmasından anladım. Bu parçalar özellikle tanrının varlığına inanmanın saçmalığını (haşa) ruhun ölmezliği inancının imkansızlığını (haşa) matematikle gösteren parçalardı” diyor. Bakın Osmanlı’daki eğitim böyle, Abdülhamid dönemindeki eğitim böyle, Bediüzzamanlar’ın eğitildiği dönem bu dönem. Hiç bir Osmanlı alimi Darwinizm’e cevap verememiş, hiç biri. Mesela yüzlerce Osmanlı alimi var, hiç kimse İslam aleminin alimleri de kimse cevap verememiş. Bir tek biz cevap verdik, elhamdülillah. Darul Fülün’da İslam üniversitesinin ilk hali doğa bilimleri okutulması için özel bir kürsü kurulmuş. Bu kürsüde evrim ve Darwinizm eğitimi veriliyor Darul Fülün’da, Osmanlı döneminde. “Hoca Tahsin’in Tarih-i Tekvin (Yaratılış Tarihi) adındaydı” diyor kitap, eser.

Yaratılış Atlası – Cilt 4
http://harunyahya.org/tr/Kitaplar/116028/Yaratilis-Atlasi—Cilt-4

yaratilis atlasi recep tayyip erdogan

Evrimin Fosillere Yenilişi
http://harunyahya.org/tr/Kitaplar/3800/Evrimin-Fosillere-Yenilisi
evrim teorisi kitap harun yahya adnan oktar

Dünyada Darwinizm’i yıkan isim Sn. Adnan Oktar’dır

adnan oktar evrim teorisi darwinizm harun yahya

Evrim teorisinin geçersizliğini anlatan kişiler bulunsa da Darwinistlerin kesin yenilgiye uğramasında hiç kuşkusuz ki en önemli isimlerden biri Sayın Adnan Oktar’dır. Yurtdışındaki bazı çalışmalar ve Sayın Oktar’ın eserlerinin etkisi kıyaslandığında bu gerçek açıkça görülmektedir.

Sn. Adnan Oktar’ın (Harun Yahya) 1980 yılından beri özellikle Darwinizm konusunda yaptığı etkili çalışmalar tüm dünyada oldukça iyi bilinmektedir. Darwinistlerin ortaya koyduğu tüm iddiaları bilimsel delillerle çürüten Sayın Adnan Oktar evrimin ideolojik temellerini de bilimin metodlarıyla yıkmıştır.

Evrime karşı yazmış olduğu yüzlerce kitap 60’tan fazla dile çevrilerek bütün dünyaya ulaşmış ve insanlar özellikle Yaratılış Atlası ile canlıların milyonlarca yıldır hiç değişmediklerinin delillerini görmüşlerdir. 450 milyondan fazla fosilin bazılarının resimlerinin yayınlandığı bu kitap serisinde, yüz milyonlarca yıl önce yaşamış canlıların bugünkü canlılarla aynı özelliklere sahip olduğu yani Yaratılış kanıtlanmaktadır.

Aynı şekilde bu eserlerden faydalanılarak 200’ü Türkçe olmak üzere, toplam 43 dilde 550 internet sitesi hazırlanmıştır ve dünya çapında büyük ilgi gören bu siteleri de ayda 5 milyona yakın kişi ziyaret etmektedir.

Yine Harun Yahya eserlerinden faydalanılarak hazırlanan görsel belgeseller çeşitli dillere çevrilmiştir ve dünyanın pek çok farklı ülkesinde 100’den fazla televizyon kanalında düzenli olarak yayınlanmaktadır.

Darwinistler neden Adnan Oktar ile karşı karşıya gelmekten kaçınıyorlar?

Sayın Adnan Oktar’ın eserlerinin etkisini gösteren bir başka delil de hiç kuşkusuz ki Darwinistlerin kendisiyle fikri anlamda karşı karşıya gelip konuşmaktan adeta kaçmalarıdır.

Darwinist zoolog Richard Dawkins, çocuklarla bile tartışmaya girerken “Yaratılışçılarla tartışmaya girmiyorum” gibi geçersiz bir bahaneyle, Sn. Adnan Oktar ile karşı karşıya gelmekten kaçınmaktadır. Oysa Dawkins’in, Yaratılışçılar ve hatta rahiplerle sürekli olarak programlara katıldığı ve tartışmalara girdiği bilinmektedir.

Neticede sayısız makale, yüzlerce internet sitesi, kitap, video ve konferans ile net ve kesin bilimsel delillerle evrim teorisini yıkan ismin Sn. Adnan Oktar (Harun Yahya) olduğunu tüm dünya çok iyi bilmektedir ve Darwinistler de bu gruba dahildir.

Çeşitli Avrupa ülkeleri ve Amerika’da Yaratılış Atlası bomba etkisi yapmış, Sn. Adnan Oktar; Guardian, Science, Reuters, Wall Street Journal, Slate gibi dergilerde “Dünya çapında Darwinizme karşı etkili güç, İslami Yaratılışçılığın önderi” olarak duyurulmuştur. Telegraph gibi pek çok gazetede üniversitelerde gençlerin artık evrim derslerine katılmak istemedikleri, bunun da tek sebebinin Sn. Adnan Oktar’ın etkisiyle gelişen İslami Yaratılışçılık olduğu belirtilmiştir. Bu gerçek zaten kuşkusuz bütün dünyanın gayet iyi bildiği bir konudur.

Fakat bir kısım kişiler, Sn. Adnan Oktar’ın dünya çapındaki bu büyük başarısını dile getirmekten itina ile kaçınmaktadırlar. Darwinizm’i yıkan yüzlerce kitabın varlığından bahsetmekte, fakat dünyada Darwinizm’e karşı yüzlerce kitap yazmış ve Darwinizm’in yıkılışına vesile olmuş tek isim olan Harun Yahya’dan hiçbir şekilde bahsetmemektedirler. Bütün dünyanın bildiği bu başarıyı görmezden gelmeye çalışmaktadırlar. Bunu yapabilmek için de, bir kısım Hristiyan Yaratılışçıları ön plana çıkarmaya ve bu başarıyı onlara mal etmeye çalışmaktadırlar. Oysa söz konusu Hristiyan Yaratılışçılar birçok kişi tarafından tanınmamakta ve dünyanın hiçbir yerinde evrimin geçersizliğini kanıtlayan kişiler olarak anılmamaktadır.

“Genç dünya Yaratılışçıları”nın yanılgıları

2013 yılında vefat eden Duane Gish’in başını çektiği “Genç dünya Yaratılışçılığı” kavramı, İncil’de geçen 6 günde Yaratılış kavramını 6000 yıla uyarlamış ve tüm kainatın yaşının 6000 yıl olduğu gibi yanlış bir düşünceden yola çıkmıştır. Duane Gish ve temsil ettiği bu Yaratılış hareketi, kainatın, yıldızların, Dünyanın ve tüm canlıların sadece 6000 yıldır var olduğuna inanmaktadırlar. Dolayısıyla 6000 yıl öncesine ait fosillerin tümünü reddetmekte, söz konusu bilimsel delilleri yok saymaktadırlar.

Durum böyle olunca söz konusu Yaratılışçılar zaten Darwinistlere karşı baştan yenilmiş konumdadırlar. Bu kişiler, milyonlarca yıllık bilimsel delilleri inkar ederek inandırıcılıklarını yitirmekte ve Darwinist çevreler tarafından da dikkate alınmamaktadırlar. Darwinistler, Sn. Adnan Oktar ile fikri anlamda karşı karşıya gelmeye bile çekinirken, söz konusu kişilerle sürekli olarak tartışma programlarında boy göstermektedirler. Çünkü 6000 yıl konusundaki iddiaları sebebiyle Hristiyan Yaratılışçıların baştan yenilmiş olarak geldiklerinin Darwinistler de farkındadırlar.

Bu yengilinin nedeni ise çok açıktır: Kainatın 6000 yıllık bir geçmişi olduğu iddiası, beraberinde evrimcilerin kullanabilecekleri çok fazla mantıksızlığı da beraberinde getirmektedir:

  • Söz konusu Yaratılışçılar Hz. Adem’in tüm kainat ile birlikte 6000 yıl önce yaratıldığını iddia eder ve hayvanların da bu tarihten sonra var olup, kemiklerinin yine bu tarihten sonra fosilleştiğini iddia ederler. Buna göre de 6000 yıldan eski bir fosilleşmiş kemik kabul edilemezdir.
  • Fakat bilim dünyası 3.6 milyar yıllık bakteri fosillerini, 540 milyon yıllık hayvan fosillerini ortaya çıkarmıştır. Milyonlarca yıllık canlılara ait 450 milyondan fazla fosil bulunmuştur.
  • Bu fosillerin yaşları; Uranyum Metodu, Potasyum-Argon Metodu, Rubidyum-Stronsiyum Metodu, Radyokarbon (C14) Metodu gibi gelişmiş metodlarla tespit edilmiştir. Dolayısıyla elde inkarı mümkün olmayan ve milyonlarca yıllık geçmişe dayanan bilimsel bir delil vardır.
  • Fakat Duane Gish’in önderliğini yaptığı genç dünya Yaratılışçıları bu açık ve net bilimsel gerçeğe rağmen milyonlarca yıllık fosillerin varlığını reddederler. Bu da onların zayıf noktasıdır ve Darwinistler de bunu kullanmaktadırlar.
  • Söz konusu Yaratılışçılar İncil’deki Yaratılış bölümünde geçen canlı varlıklar ifadesini, kendilerince hareket eden varlıklar olarak yorumlamışlar ve bu kategoriye sadece insan ve hayvanları dahil etmişlerdir. Dolayısıyla bu kişiler bitkileri “cansız” kabul etmektedirler.
  • Bu yanlış tespit nedeniyle milyonlarcası bulunmuş olan bitki fosillerini de reddetmektedirler.
  • Tüm kainatın 6000 yıl önce var olduğu iddiası elbette Duane Gish ve ekibinin astronomi gibi diğer bilim dalları konusundaki açıklamalarında da büyük sorunlar yaratmıştır. Bu iddiayı canlı tutabilmek için söz konusu Yaratılışçılar en yakın yıldızın sadece 4 ışık yılı uzaklıkta olduğunu iddia ederler.
  • Bu iddiaya göre gökyüzü şu anda yıldızlarla dolu olmamalı, hiçbir yıldızın ışığı Dünyaya ulaşmamalıdır. Çünkü Dünyaya en yakın yıldız 2 milyar ışık yılı uzaklıktadır. Yani biz onun 2 milyar yıl önceki halini görürüz. Hatta 12 milyar ışık yılı uzaklıktaki galaksilerin bile görüntüsü tespit edilmiştir ki bu da onların 12 milyar yıl önceki halleridir.
  • 6000 yıl iddiasını savunan Yaratılışçılar bu durumu açıklamak içinse, astronomik maddelerden gelen ışıkların Dünyaya mucize eseri çok aşırı hızlı şekilde ulaştığını iddia ederler. Bu açıklamanın ise, kuşkusuz ki hiçbir bilimsel yönü yoktur.

Darwinistlerin 1980’lerden sonra hezimete uğramasının nedeni Sayın Adnan Oktar’dır

Bilimsel bulgularla çelişen bu ve bunun gibi pek çok açıklama, genç dünya Yaratılışçılarının daima Darwinistler karşısında güçsüz kalmalarına sebep olmuştur. Başta Duane Gish olmak üzere bu akımın savunucuları işte bu yüzden hiçbir zaman Darwinistlere karşı başarı elde edememişlerdir. Hatta bu kişilerin faaliyet yaptıkları 40’lı, 50’li dönemlerde evrimciler daha kendilerine güvenir hale gelmiş, gitgide güçlenmişlerdir. Karşıt görüşün zayıf ve bilimsel dayanaktan yoksun olması, hurafevari anlatımlardan oluşması, Darwinistlerin önünü açmıştır.

Darwinistlerin aldığı en büyük ve kesin yenilgi ise 1980’lerden sonra Harun Yahya eserlerinin dünyaya yayılmasıyla gerçekleşmiştir. Evrime dair her iddianın bilimsel, kesin delillerle çürütülmesi, Darwinistlere hiç beklemedikleri bir şok yaşatmıştır. “Kayıp halka bulduk, hücre çamurlu suda oluştu, atamız mikrop” gibi başlıklarla oluşturdukları hikayelerle dünyayı rahatça aldatmış olan Darwinistler, Sn. Adnan Oktar’ın eserlerinin ardından bu haberleri yapamaz olmuşlardır. Kendilerine güvenlerini yitirmiş, müthiş bir moral çöküntüsü içinde kendi sahte davalarına inanamaz ve bunu savunamaz hale gelmişlerdir. Bu önemli yenilgiye vesile olan tek isim ise Harun Yahya’dır ve Darwinistler başta olmak üzere bütün dünya bu konuda ittifak halindedir.

Dolayısıyla bir kısım kişilerin bu gerçeği bile bile Duane Gish ve onun temsil ettiği Yaratılışçılık fikrini ön plana çıkarmaya çalışmaları son derece samimiyetten uzak bir davranıştır.

Şu bir gerçektir ki Sayın Adnan Oktar’ın, yıllardır gerçekleştirdiği tebliğ faaliyetinin tek amacı Allah’ın rızasını kazanmaktır. Dolayısıyla konunun tenkit edilmesinin bir amacı da bu gerçeğin hatırlatılmasıdır.

Yaratılış Atlası – Cilt 4
http://harunyahya.org/tr/Kitaplar/116028/Yaratilis-Atlasi—Cilt-4

yaratilis atlasi recep tayyip erdogan

Kuran Mucizeleri 48: Güneş ve Ay’ın farkı

kuran mucizeleri gunes ve ayin farki iman hakikatleri

Sizin üstünüze sapasağlam yedi-gök bina ettik. Parıldadıkça parıldayan bir kandil (Güneş) kıldık. (Nebe Suresi, 12-13)

Bilindiği gibi Güneş, Güneş Sistemi’ndeki tek ışık kaynağıdır. Teknolojik imkanların gelişmesiyle birlikte, astronomlar Ay’ın bir ışık kaynağı olmadığını, sadece Güneş’ten gelen ışığı yansıttığını keşfetmişlerdir. Yukarıdaki ayette geçen “kandil” ifadesi de, Arapçada ısı ve ışık kaynağı olan Güneş’i en mükemmel şekilde tarif eden “sirac” kelimesidir.

Allah Kuran’da Ay, Güneş ve yıldızlar gibi gök cisimlerinden bahsederken farklı kelimeler kullanmaktadır. Bunlardan Güneş ve Ay’ın yapıları arasındaki farklılık Kuran’da şöyle ifade edilmiştir:

Ve Ay’ı bunlar içinde bir nur kılmış, Güneş’i de (aydınlatıcı ve yakıcı) bir kandil yapmıştır. (Nuh Suresi, 16)

Yukarıdaki ayette Ay için ışık (Arapça “nur“), Güneş için kandil (Arapça “sirac“) kelimeleri kullanılmıştır. Bu kelimelerden Ay için kullanılan, ışığı yansıtan, parlak, hareketsiz bir kitleyi ifade eder. Güneş için kullanılan kelime ise, sürekli yanma halinde olan, ısı ve ışık kaynağı, gökteki bir oluşum anlamına gelmektedir.

Diğer taraftan “yıldız” kelimesi Arapçada “beliren, ortaya çıkan, görünen” anlamlarına gelen “neceme” kökünden türemiştir. Ayrıca yıldız aşağıdaki ayetteki gibi, ışığıyla karanlıkları delen, parıldayan, kendi kendini tüketen ve yanan anlamlarına işaret eden “sakib” kelimesiyle de nitelendirilmiştir:

(Karanlığı) Delen yıldızdır. (Tarık Suresi, 3)

Günümüzde Ay’ın kendi ışığını yaymadığı, Güneş’ten gelen ışığı yansıttığı bilinmektedir. Güneş ve yıldızların ise kendi ışıklarını yaydıklarını biliyoruz. Kuran’da bu gerçekler insanların gök cisimleri ile ilgili bilgilerin çok kısıtlı olduğu bir dönemde yani bundan 14 asır evvel bildirilmiştir.

Kuran Mucizeleri internet sitesi: http://kuranmucizeleri.com/

Kuran Mucizeleri – Cilt 1
http://harunyahya.org/tr/Kitaplar/825/Kuran-Mucizeleri-%E2%80%93-Cilt-1

kuran mucizeleri cilt 1 harun yahya adnan oktar

Kuran Mucizeleri – Cilt 2
http://harunyahya.org/tr/Kitaplar/19383/Kuran-Mucizeleri-%E2%80%93-Cilt-2

kuran mucizeleri cilt 2 harun yahya adnan oktar

Kuran Mucizeleri – Cilt 3
http://harunyahya.org/tr/Kitaplar/17432/Kuran-Mucizeleri-%E2%80%93-Cilt-3

kuran mucizeleri cilt 3 harun yahya kitap

Kuran Mucizeleri 47: Geri döndüren gök

kuran mucizeleri geri donduren gok iman hakikatleri

Kuran-ı Kerim’de, Tarık Suresi’nin 11. ayetinde gökyüzünün “geri döndürücü” özelliğinden şöyle bahsedilir:

Dönüşlü olan göğe andolsun.” (Tarık Suresi, 11)

Kuran meallerinde “dönüşlü” olarak tercüme edilen “rec’i” kelimesi, “geri çeviren” ya da “geri döndüren” anlamlarına gelmektedir.

troposfer

Dünya üzerindeki canlı yaşamı için suyun varlığı son derece önemlidir. Suyun oluşmasındaki etkenlerden bir tanesi de atmosferin katmanlarından biri olan Troposferdir. Troposfer tabakası okyanuslardan yükselen su buharını yoğunlaştırarak yeryüzüne yağmur olarak geri döndürür.

ozonosfer

Yeryüzündeki yaşam için öldürücü olabilecek ışınları engelleyen atmosfer katmanı ise, Ozonosfer tabakasıdır. Stratosferin alt tabakası olan Ozonosfer tabakası ultraviyole gibi zararlı kozmik ışınları uzaya geri döndürerek, bu ışınların yeryüzüne ulaşmasını ve canlılığa zarar vermesini engeller.

iyonosfer

Atmosferin her katmanı insanlara yararlı özelliklere sahiptir. Örneğin atmosferin üst tabakalarından biri olan İyonosfer tabakası, belli bir merkezden yayınlanan radyo dalgalarını yeryüzüne geri yansıtarak bu yayınların uzak mesafelerden bile algılanmasını sağlar.

Bilindiği gibi Dünya’yı çevreleyen atmosfer pek çok katmandan oluşur. Her katmanın, canlılığın yararına yönelik önemli bir görevi vardır.

İncelendiği zaman her tabakanın kendisine ulaşan madde ya da ışınları uzaya ya da yeryüzüne geri döndürme özelliklerinin olduğu anlaşılmıştır.

Burada atmosfer katmanlarının geri döndürme özelliğini birkaç örnekle inceleyelim.

Örneğin 13 ile 15 km yükseklikteki Troposfer tabakası, yeryüzünden yükselen su buharının yoğunlaşıp yağış olarak yere geri dönmesini sağlar.

25 km yükseklikteki Stratosferin alt tabakası olan Ozonosfer, uzaydan gelen radyasyon ve zararlı ultraviyole ışınlarını yansıtarak, yeryüzüne ulaşamadan uzaya geri dönmelerini sağlar.

İyonosfer tabakası da yeryüzünden yayınlanan radyo dalgalarını bir uydu gibi yeryüzünün farklı bölgelerine geri yansıtarak, telsiz konuşmalarının, radyo ve televizyon yayınlarının uzak mesafelerden izlenebilmesini sağlar.

Manyetosfer tabakası ise, Güneş’ten ve diğer yıldızlardan yayılan zararlı radyoaktif parçacıkları, yeryüzüne ulaşmadan uzaya geri döndürür.

Gökyüzü tabakalarının henüz yakın bir geçmişte keşfedilen bu özelliğinin yüzyıllar öncesinden Kuran’da belirtilmesi, Kuran’ın Allah’ın sözü olduğunu bir kez daha tasdik etmektedir.

Video: http://www.youtube.com/watch?v=58ICjnd5PIU

Kuran Mucizeleri internet sitesi: http://kuranmucizeleri.com/

Kuran Mucizeleri – Cilt 1
http://harunyahya.org/tr/Kitaplar/825/Kuran-Mucizeleri-%E2%80%93-Cilt-1

kuran mucizeleri cilt 1 harun yahya adnan oktar

Kuran Mucizeleri – Cilt 2
http://harunyahya.org/tr/Kitaplar/19383/Kuran-Mucizeleri-%E2%80%93-Cilt-2

kuran mucizeleri cilt 2 harun yahya adnan oktar

Kuran Mucizeleri – Cilt 3
http://harunyahya.org/tr/Kitaplar/17432/Kuran-Mucizeleri-%E2%80%93-Cilt-3

kuran mucizeleri cilt 3 harun yahya kitap

Kuran Mucizeleri 46: Dağların hareket etmesi

kuran mucizeleri daglarin hareket etmesi iman hakikatleri

Bir ayette dağların göründükleri gibi sabit olmadıkları, sürekli hareket halinde bulundukları şöyle bildirilmektedir:

Dağları görürsün de, donmuş sanırsın; oysa onlar bulutların sürüklenmesi gibi sürüklenirler…” (Neml Suresi, 88)

Dağların bu hareketi, üzerinde bulundukları yer kabuğunun hareketinden kaynaklanır. Yer kabuğu kendisinden daha yoğun olan manto tabakası üzerinde adeta yüzer gibi hareket etmektedir. İlk olarak 20. yüzyılın başlarında Alfred Wegener isimli Alman bir bilim adamı, yeryüzündeki kıtaların Dünya’nın ilk dönemlerinde birarada bulunduklarını, daha sonra farklı yönlerde sürüklenerek birbirlerinden ayrılıp uzaklaştıklarını öne sürmüştü.

Ancak jeologlar, Wegener’in haklı olduğunu onun ölümünden 50 yıl sonra yani 1980’li yıllarda anlayabildiler. Wegener’in, 1915 yılında yayınlanan bir makalesinde belirtmiş olduğu gibi; yeryüzündeki kara parçaları yaklaşık 500 milyon yıl önce birbirlerine bağlılardı ve Pangaea ismi verilen bu büyük kara parçası Güney Kutbu’nda bulunuyordu. Yaklaşık 180 milyon yıl önce Pangaea ikiye ayrıldı. Farklı yönlere sürüklenen bu iki dev kıtadan birincisi Afrika, Avustralya, Antarktika ve Hindistan’ı kapsayan Gondwana idi. İkincisi ise, Avrupa, Kuzey Amerika ve Hindistansız Asya’dan oluşan Laurasia idi. Bu bölünmeyi izleyen yaklaşık 150 milyon yıl içindeki çeşitli zamanlarda Gondwana ve Laurasia daha küçük parçalara ayrıldılar.

İşte Pangaea’nın parçalanmasıyla ortaya çıkan bu kıtalar sürekli olarak kara ve deniz arasındaki dağılımı değiştirerek, yılda birkaç santimetrelik hızlarla Dünya yüzeyinde sürüklenmektedirler.

20. yüzyılın başlarında yapılan jeolojik araştırmalar sonucunda keşfedilen yer kabuğunun bu hareketi bilimsel kaynaklarda şöyle açıklanmaktadır:

Yer kabuğu ve üst mantodan oluşan 100 km kalınlığındaki Dünya yüzeyi “tabaka” adı verilen parçalardan oluşmuştur. Dünya yüzeyini oluşturan altı büyük tabaka ve sayısız küçük tabaka vardır. “Tabaka tektoniği” adı verilen teoriye göre bu tabakalar kıtaları ve okyanus tabanını da beraberinde taşıyarak Dünya üzerinde hareket ederler… Kıtasal hareketin yılda 1 ile 5 cm civarında olduğu hesaplanmıştır. Tabakalar bu şekilde hareket ettikçe Dünya coğrafyasında değişiklikler meydana gelir. Örneğin, Atlantik Okyanusu her sene biraz daha genişlemektedir.32

Burada belirtilmesi gereken önemli bir nokta da şudur: Allah dağların hareketini ayette “sürüklenme” olarak bildirmiştir. Nitekim bilim adamlarının bugün bu hareket için kullandıkları İngilizce terim de “continental drift” yani “kıtasal sürüklenme”dir.33

Kıtaların kayması Kuran’ın indirildiği dönemde gözlemlenemeyecek bir bilgidir ve Allah ayette geçen “dağları görürsün de, donmuş sanırsın” ifadesiyle insanların bu konuyu ne şekilde değerlendireceklerini önceden bildirmiştir. Ancak bunun ardından bir gerçeği açıklamış ve dağların bulutların sürüklendikleri gibi sürüklendiklerini haber vermiştir. Görüldüğü gibi ayette dağların bulunduğu tabakanın hareketliliğine açıkça dikkat çekilmiştir.

Bilimin çok yeni keşfettiği bu bilimsel gerçeğin, evren ve doğa hakkındaki görüşlerin, hurafe, batıl inanç ve efsanelere dayandığı 7. yüzyılda, Kuran’da haber veriliyor olması şüphesiz büyük bir mucizedir. Ve Kuran’ın Allah’ın sözü olduğunun çok önemli bir delilidir.

32. Carolyn Sheets, Robert Gardner, Samuel F. Howe, General Science, Allyn & Bacon Inc. Newton, Massachusetts, 1985, s. 305.
33. Powers of Nature, National Geographic Society, Washington D. C., 1978, ss. 12-13.

Video: https://www.youtube.com/watch?v=_IN5LbYUuqs

Kuran Mucizeleri – Cilt 1
http://harunyahya.org/tr/Kitaplar/825/Kuran-Mucizeleri-%E2%80%93-Cilt-1

kuran mucizeleri cilt 1 harun yahya adnan oktar

Kuran Mucizeleri – Cilt 2
http://harunyahya.org/tr/Kitaplar/19383/Kuran-Mucizeleri-%E2%80%93-Cilt-2

kuran mucizeleri cilt 2 harun yahya adnan oktar

Kuran Mucizeleri – Cilt 3
http://harunyahya.org/tr/Kitaplar/17432/Kuran-Mucizeleri-%E2%80%93-Cilt-3

kuran mucizeleri cilt 3 harun yahya kitap

Kuran Mucizeleri 45: Demirdeki sır

kuran mucizeleri demirdeki sir mucize adnan oktar

Demir, Kuran’da dikkat çekilen elementlerden biridir. Kuran’ın “Hadid”, yani “Demir” adlı Suresi’nde şöyle buyrulur:

“… Ve kendisinde çetin bir sertlik ve insanlar için (çeşitli) yararlar bulunan demiri de indirdik…” (Hadid Suresi, 25)

demirkulce

Demir külçesi

Demir dünya üzerinde üçüncü en yaygın elementtir ve yer kabuğunun yüzde beşini oluşturur. Demir elementi, Dünya’da bu kadar fazla miktarda bulunmasına karşın, demirin oluşumu Dünya dışında gerçekleşmiştir. Modern astronomik bulgular, Dünya’daki demir madeninin dış uzaydaki dev yıldızlardan geldiğini ortaya koymuştur.41

Kuran’da bu bilimsel gerçek mucizevi bir şekilde bildirilmektedir.

Hadid Suresi’nin 25. ayetinde, demir için kullanılan “enzelna” yani “indirme” kelimesi, mecazi olarak insanların hizmetine verilme anlamında düşünülebilir. Fakat kelimenin, yağmur ve güneş ışınları için kullanılan “gökten fiziksel olarak indirme” şeklindeki gerçek anlamı dikkate alındığında, ayetin yukarıda ifade ettiğimiz bu önemli bilimsel gerçeğe işaret ettiği görülmektedir. Sadece Dünya’daki değil, tüm Güneş Sistemi’ndeki demir, dış uzaydan elde edilmiştir. Çünkü Güneş’in sıcaklığı demir elementinin meydana gelmesi için yeterli değildir. Güneş’in 6000 0C’lık bir yüzey ısısı ve 20 milyon 0C’lik bir çekirdek ısısı vardır. Demir ancak Güneş’ten çok daha büyük yıldızlarda, birkaç yüz milyon dereceye varan sıcaklıklarda oluşabilmektedir. Nova veya Süpernova olarak adlandırılan bu yıldızlardaki demir miktarı belli bir oranı geçince, artık yıldız bunu taşıyamaz ve patlar. Demirin uzaya dağılması işte bu patlamalar sonucunda mümkün olur.42

Bilimsel bir kaynakta bu konu ile ilgili olarak şu bilgiler yer almaktadır:

Daha yaşlı Süpernova olaylarını gösteren deliller de vardır: Deniz tabanında biriken demir-60 yaklaşık 5 milyon yıl önce Güneş’ten 90 ışık yılı uzaklıkta meydana gelen bir Süpernova patlamasının delili olarak yorumlanmıştır. Süpernova patlamasında oluşan demir-60, 1.5 milyon yıl yarılanma ömrü olan radyoaktif bir izotoptur. Dünya’nın yer altı katmanlarında bulunan demir-60 izotopu, yakın uzayda bulunan elementlerin nükleosentez geçirip, önce Dünya atmosferine oradan da yer altı katmanlarına saplanması sonucu oluşmuştur.43

Tüm bunlardan anlaşılacağı gibi demir madeni Dünya’da oluşmamış, Süpernovalardan taşınarak, aynı ayette bildirildiği şekilde “indirilmiştir”. Bu bilginin Kuran’ın indirilmiş olduğu 7. yüzyılda bilimsel olarak tespit edilemeyeceği ise açıktır. Ancak bu gerçek, herşeyi sonsuz bilgisiyle kuşatan Allah’ın sözü olan Kuran’da yer almaktadır.

Günümüz astronomi bilgileri bize diğer elementlerin de Dünya’nın dışında oluştuğunu göstermektedir. Ayetteki “demiri de indirdik” ifadesinde geçen “de” vurgusu bu gerçeğe dikkat çekiyor olabilir. Ancak ayette, demire özellikle dikkat çekilmesi ise, 20. yüzyılın sonlarında elde edilen bilgiler dikkate alındığında son derece düşündürücüdür. Ünlü mikrobiyolog Micheal Denton, Nature’s Destiny(Doğa’nın Kaderi) adlı kitabında demirin önemini şu sözleriyle vurgulamıştır:

Tüm metaller içinde demirden daha çok hayati önem taşıyanı yoktur. Bir yıldızın çekirdeğinde demirin birikmesi süpernova patlamasını tetikler ve böylece hayat için gerekli olan atomların tüm evrene yayılmasına imkan verir. Demir atomlarının Dünya’nın ilk aşamalarında çekirdekte oluşturduğu yerçekimiyle üretilen ısı, Dünya’nın başlangıçtaki kimyasal farklılıklarına neden olmuş ve atmosferin oluşumu ile sonuçta hidrosferin meydana gelmesini sağlamıştır. Dünya’nın merkezinde bulunan erimiş demir, dev bir mıknatıs görevi yapar ve dünyanın manyetik alanını oluşturur. Bu alan sayesinde Dünya’nın yüzeyini yüksek enerjili yıkıcı kozmik radyasyondan koruyan Van Allen radyasyon kuşakları oluşur ve hayati önem taşıyan ozon tabakasını kozmik ışın yıkımından korur.

Demir atomu olmaksızın evrende karbona bağlı yaşam olması mümkün olmazdı; süpernovalar olmaz, Dünya’nın ilk dönemlerinde ısınması gerçekleşmez, atmosfer ya da hidrosfer olmazdı. Koruyucu manyetik alan olmaz, Van Allen radyasyon kuşakları oluşmaz, ozon tabakası olmaz, (insan kanında) hemoglobini meydana getirecek hiçbir metal bulunmaz, oksijenin reaktifliğini yatıştıracak metal oluşmaz ve oksidasyona dayanan bir metabolizma meydana gelmezdi.

Hayat ve demir ile kanın kırmızı rengiyle uzaktaki bir yıldızın ölümü arasındaki bu gizemli ve yakın ilişki sadece metallerin biyoloji açısından önemli olduğunu göstermekle kalmaz, aynı zamanda evrenin biyolojik yönden önemini vurgular.44

demir-copy

El-Hadid Suresi Kuran’ın 57. suresidir, El-Hadid kelimesinin Arapça’daki sayısal değeri ise 57’dir. Sadece “hadid” kelimesinin sayısal değeri 26’dır. Yandaki periyodik cetvelde de görüldüğü gibi 26 sayısı demirin atom numarasıdır. Üstün kudret sahibi olan Allah, Hadid Suresi’nde indirdiği ayetle hem demirin nasıl oluştuğuna dikkat çekmekte hem de ayetin içerdiği matematiksel şifreler ile bilimsel bir mucizeyi bize göstermektedir.

Demir atomunun önemi, bu açıklamalarla rahatlıkla anlaşılmaktadır. Kuran’da özellikle demire dikkat çekilmesi de bu madenin önemini vurgulamaktadır. Peygamberimiz (sav) döneminde demir kullanılıyor ve çeşitli aletler imal ediliyordu; ancak demirin insan hayatındaki önemi hakkındaki bilgiler çok yetersizdi. Dünyanın çekirdeğinde demir bulunduğu, insanın kanında demir olduğu ve demirin canlılık için hayati önemi, 20. yüzyıla kadar henüz bilinmeyen gerçeklerdi. Tüm bunların yanı sıra Kuran’da demirin önemine dikkat çeken bir sır daha vardır.

İçinde demirden bahsedilen Hadid Suresi’nin 25. ayeti iki matematiksel şifre içermektedir:

“El-Hadid”, Kuran’ın 57. suresidir. “El-hadid” kelimesinin Arapçadaki sayısal değeri, yani ebcedi hesaplandığında karşımıza çıkan rakam da aynıdır: “57”. (Ebced hesapları ile ilgili bilgi için bkz. Kuran’da Ebced Hesabı bölümü)

Sadece “hadid” kelimesinin sayısal değeri 26’dır. 26 sayısı ise demirin atom numarasıdır.

Öte yandan 2004 yılında gerçekleştirilen bir kanser tedavisinde demir oksit tanecikleri kullanıldı ve olumlu gelişmeler kaydedildi. Almanya’daki dünyaca ünlü Charite Hastanesi’nde doktor Andreas Jordan başkanlığındaki ekip, kanser hastalığının tedavisi için geliştirdiği yeni bir yöntemle -manyetik likid hipertermia (yüksek ısılı manyetik sıvı)- kanser hücrelerini yok etmeyi başardı. Hastanede ilk kez 26 yaşındaki Nikolaus H. adlı bir öğrenciye uygulanan bu yöntem sonucunda, bu kişide üç aydır yeni kanser hücrelerine rastlanılmadı.

Kullanılan bu tedavi şekli özetle şu şekildedir:

1- İçinde demir oksit tanecikleri bulunan sıvı, özel bir şırıngayla tümörün içine gönderiliyor. Bu tanecikler, tümör hücrelerine dağılıyor. Bu sıvının 1cm3‘ünde demir oksitten oluşan ve alyuvarlardan 1.000 kat daha küçük milyonlarca parçacık bulunmakta ve bunlar kolaylıkla kan damarlarında dolaşabilmektedir.45

2- Hasta, daha sonra güçlü manyetik etkisi olan bir aletin altına yatırılıyor.

3- Dışarıdan uygulanan bu manyetik akım, tümörün içindeki demir taneciklerini hareketlendirmeye başlıyor. Bu esnada demir oksit tanecikleri içeren tümördeki ısı artı 45 0C’ye kadar çıkıyor.

4- Sıcağa karşı kendini koruyamayan kanser hücreleri birkaç dakika içinde zayıflatılıyor ya da yok ediliyor. Daha sonra yapılan kemoterapiyle tümör tamamen kaybolabiliyor.46

Bu tedavide sadece kanserli hücreler, demir oksit parçacıkları içerdikleri için, sağlıklı hücreler manyetik akımdan olumsuz etkilenmemektedir. Bu yöntemin yaygınlaştırılması, ölümcül olabilen bu hastalığın tedavisi açısından çok büyük bir gelişmedir. Kanser gibi yaygın bir hastalığın tedavisinde, Kuran’daki ifadeyle “insanlar için (çeşitli) yararlar bulunan demir“in kullanılması son derece dikkat çekicidir. (Hadid Suresi, 25) Nitekim Kuran’da bu ayetle demirin insan sağlığı açısından bu yöndeki faydalarına da işaret ediliyor olabilir. (Doğrusunu Allah bilir.)

41. Dr. Mazhar, U. Kazi, 130 Evident Miracles in the Qur’an, Crescent Publishing House, New York, 1997,
ss. 110-111; http://www.wamy.co.uk/announcements3.html; Prof. Zighloul Raghib El-Naggar’ın konuþmasından.
42. Dr. Mazhar, U. Kazi, 130 Evident Miracles in the Qur’an, Crescent Publishing House, New York, 1997, ss. 110-111; http://www.wamy.co.uk/announcements3.html
43. http://www.istanbul.edu.tr/fen/astronomy/populer/cevre/cevresi.htm; Yard. Doç. Dr. Yüksel Karataþ, İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi Astronomi ve Uzay Bilimleri Bölümü, Popüler Bilim (Popular Science Magazine), no. 92, 2001, ss. 38-43, [American Scientist, c. 88, s. 1].
44. Michael J. Denton, Nature’s Destiny, The Free Press, 1998, s. 198.
45. http://www.inm-gmbh.de/cgi-bin/frame/frameloader.pl?sprache=en&url=http://www.inm-gmbh.de/htdocs/technologien/highlights/highlights_en.htm
46. “Nanotechnology successfully helps cancer therapies”, IIC Fast Track, Nanotech News from Eastern Germany,
Industrial Investment Council, Ekim 2003; http://www.iic.de/uploads/media/NANO_FT_Nov2003_01.pdf

Video: http://www.youtube.com/watch?v=U5Bealpgvxk

Kuran Mucizeleri internet sitesi: http://kuranmucizeleri.com/

Kuran Mucizeleri – Cilt 1
http://harunyahya.org/tr/Kitaplar/825/Kuran-Mucizeleri-%E2%80%93-Cilt-1

kuran mucizeleri cilt 1 harun yahya adnan oktar

Kuran Mucizeleri – Cilt 2
http://harunyahya.org/tr/Kitaplar/19383/Kuran-Mucizeleri-%E2%80%93-Cilt-2

kuran mucizeleri cilt 2 harun yahya adnan oktar

Kuran Mucizeleri – Cilt 3
http://harunyahya.org/tr/Kitaplar/17432/Kuran-Mucizeleri-%E2%80%93-Cilt-3

kuran mucizeleri cilt 3 harun yahya kitap

Kuran Mucizeleri 44: Kuran’da karadelikler

kuran mucizeleri karadelikler adnan oktar harun yahya

20. yüzyılda evrendeki gök cisimleri ile ilgili pek çok yeni keşif yapılmıştır. Günümüzde henüz yeni tanınan bu cisimlerden biri de karadeliklerdir. Karadelikler, yakıtı tükenen bir yıldızın kendi içine doğru büzülmesi ve en sonunda, yıldız yerine sınırsız yoğunlukta ve sıfır hacimde çok büyük bir çekim alanının ortaya çıkmasıyla oluşmaktadır. Karadeliği, yüzey yerçekimi oldukça güçlü olduğu ve ışık içinden kaçamadığı için, en büyük teleskoplarla bile göremeyiz. Ancak içine çöken yıldız bulunduğu yerin çevresine olan etkisiyle algılanabilir. Allah Vakıa Suresi’nde yıldızların yerleri üzerine yemin ederek bu konuya şöyle dikkat çekmiştir:

“Hayır, yıldızların yer (mevki)lerine yemin ederim. Şüphesiz bu, eğer bilirseniz gerçekten büyük bir yemindir.” (Vakıa Suresi, 75-76)

“Karadelik” kavramı ilk kez 1767 yılında İngiliz bilim adamı John Michell tarafından ortaya atılmış ve “karadelik” ifadesi ise ilk kez, Amerikalı fizikçi John Archibald Wheeler tarafından 1969 yılında kullanılmıştır. Önceleri tüm yıldızları görebildiğimizi varsayarken, sonraki yıllarda uzayda ışıklarını göremediğimiz yıldızların da var oldukları anlaşılmıştır. Çünkü enerjisi tükenen bu yıldızların ışıkları da yok olmaktadır.

Karadelik, bir kütlenin, ışığın artık sızamayacağı kadar küçük bir alanda toplanmasıdır. Şiddetli çekim alanı, fotonları ve en hızlı parçacıkları dahi bu bölgede hapseder. Güneş’in 3 katı büyüklüğündeki kütleye sahip tipik bir yıldızın yanması ve patlaması sonucunda oluşan karadeliğin çapı sadece 20 km kadardır. Kara delikler “kara”dır, yani doğrudan gözlemlemek mümkün değildir. Kendilerini dolaylı olarak, diğer gök cisimlerine uyguladıkları yüksek çekim güçleriyle belli ederler. Aşağıdaki ayette de kıyamet günü tasvirlerinin yanı sıra, bir yönüyle de karadeliklerle ilgili bu bilimsel bulguya işaret ediliyor olabilir:

Yıldızlar ‘örtülüp (ışıkları) silindiği’ zaman,” (Mürselat Suresi, 8)

Ayrıca büyük kütleye sahip yıldızlar uzayda bükülmeye sebep olurlar. Fakat karadelikler sadece uzayda bükülmeye sebep olmaz, aynı zamanda uzayı delip geçerler. Bu sönmüş yıldızların, karadelikler olarak adlandırılmalarının nedeni de budur. Tarık Suresi’nin üçüncü ayetinde ise “delen yıldız”dan söz edilmektedir:

“Göğe ve Tarık’a andolsun, Tarık’ın ne olduğunu sana bildiren nedir? (Karanlığı) Delen yıldızdır.” (Tarık Suresi, 1-3)

Ayetin Arapçasında “delik” anlamına gelen “sakb” kelime kökünden, “delik açan, delen ve delip geçen” anlamlarına gelen “essakibu” ifadesi kullanılmaktadır. Karadelikleri tarif eden bilimsel yayınlarda ise “delik açmak, delmek” anlamlarına gelen İngilizce “puncture” kelimesi kullanılmaktadır. Karadeliklerin özelliğini ifade etmek için Kuran’da kullanılan bu kelime son derece hikmetlidir. Ayette yıldızlarla ilgili bu bilgiye de dikkat çekilmiş olması, Kuran’ın Allah’ın sözü olduğunu ispatlayan bir diğer önemli bilgidir.

kara delik

Video: http://www.youtube.com/watch?v=79oTeEBw7DY

Kuran Mucizeleri internet sitesi: http://kuranmucizeleri.com/

Kuran Mucizeleri – Cilt 1
http://harunyahya.org/tr/Kitaplar/825/Kuran-Mucizeleri-%E2%80%93-Cilt-1

kuran mucizeleri cilt 1 harun yahya adnan oktar

Kuran Mucizeleri – Cilt 2
http://harunyahya.org/tr/Kitaplar/19383/Kuran-Mucizeleri-%E2%80%93-Cilt-2

kuran mucizeleri cilt 2 harun yahya adnan oktar

Kuran Mucizeleri – Cilt 3
http://harunyahya.org/tr/Kitaplar/17432/Kuran-Mucizeleri-%E2%80%93-Cilt-3

kuran mucizeleri cilt 3 harun yahya kitap

Fethullah Gülen: Evrim teorisi beni sarstı

fethullah gulen evrim teorisi darwinizm adnan oktar

Fethullah Gülen “Darwinistlerin iddialarına kimse cevap veremezdi, hep bir kişi çıksa da şunlara cevap verse derdim, sonra bu oldu” diyor. Fethullah Gülen, Adnan Oktar’ı işaret ederek “sonunda nihayet evrime cevap veren kitaplar bolca çıktı, artık rahatım” diyor.

Video: http://www.youtube.com/watch?v=otUkjRQg0rQ

Yaratılış Atlası – Cilt 4
http://harunyahya.org/tr/Kitaplar/116028/Yaratilis-Atlasi—Cilt-4

yaratilis atlasi recep tayyip erdogan

Evrimin Fosillere Yenilişi
http://harunyahya.org/tr/Kitaplar/3800/Evrimin-Fosillere-Yenilisi
evrim teorisi kitap harun yahya adnan oktar

Kuran Mucizeleri 43: Yağmurdaki ölçü

kuran mucizeleri yagmurdaki olcu iman hakikatleri harun yahya

Kuran’da yağmur hakkında verilen bir diğer bilgi ise, yağmurun belli bir ölçü ile indirildiğidir. Zuhruf Suresi’nde şöyle buyrulur:

“Ki O, belli bir miktar ile gökten su indirdi de, onunla ölü bir memleketi ‘diriltti (ve her yanına hayat) yaydı’; siz de böyle (kabirlerinizden diriltilip) çıkarılacaksınız.” (Zuhruf Suresi, 11)

Yağmurdaki bu ölçü de, yine çağımızdaki araştırmalarla tespit edilmiştir. Ölçümlere göre, yeryüzünden bir saniyede 16 milyon ton su buharlaşmaktadır. Bir yılda bu miktar 505 trilyon tona (505.000 km3) ulaşır. Bu, aynı zamanda bir yılda Dünya’ya yağan yağmur miktarıdır. (KAYNAK: http://en.wikipedia.org/wiki/Water_cycle)

Diğer bir deyişle su, sürekli bir denge içinde, “bir ölçüye göre” dönüp durmaktadır. Yeryüzündeki hayatın devamı da, bu su döngüsü sayesinde sağlanır. İnsan sahip olduğu tüm teknolojik imkanları kullansa dahi bu döngüyü asla yapay olarak gerçekleştiremez.

Eğer bu miktarda çok küçük bir değişiklik olsa bile, kısa bir zaman sonra büyük bir ekolojik dengesizlik ortaya çıkacak ve bu da hayatın sonunu getirecektir. Fakat hiçbir zaman böyle olmaz; yağmur, Kuran’da bildirildiği gibi, yeryüzüne her sene aynı miktarda inmeye devam eder.

yagmur2

Her yıl gökyüzüne buharlaşan ve tekrar yeryüzüne yağmur olarak düşen su miktarı “sabit”tir: 16 milyon ton. Bu sabit miktar Kuran’da “belli bir miktar su”yun gökten indirilmesi olarak haber verilmektedir. Ekolojik dengenin ve dolayısıyla hayatın devamlılığının sağlanmasında bu miktarın sabit olmasının önemi son derece büyüktür.

yagmur3(1)

Yağmurdaki ölçü sadece miktarında değil, aynı zamanda yağmur damlalarının düşüş hızında da söz konusudur. Yağmur damlası ne kadar büyük olursa olsun, yeryüzüne düşme hızları belli bir limitin üzerine çıkmaz.

Nobel ödüllü Alman fizikçi Philipp Lenard, çalışmaları sonucunda yağmur damlalarının çapları genişledikçe, düşme hızlarının arttığını tespit etmiştir. Ancak düşme hızındaki bu artış, yağmur damlasının çapı 4.5 mm olana kadar devam etmekteydi. Daha büyük yağmur damlalarında ise, düşme hızları saniyede 8 m’yi geçmemektedir.57 Bunun sebebi damlaların düşerken aldıkları şekildir. Yağmur damlalarının bu özel şekli, atmosferin sürtünme etkisini artırır ve damlaların belli bir hız limitini aşmalarını önler.

Görüldüğü gibi Kuran’da, yağmurun indirilişi ile ilgili, 1400 sene önce bilinmesi mümkün olmayan hassas bir ayara dikkat çekilmektedir.

57. http://www.islandnet.com/~see/weather/history/lenard.htm

Video: http://www.youtube.com/watch?v=xabvkreinJw

Kuran Mucizeleri internet sitesi: http://kuranmucizeleri.com/

Kuran Mucizeleri – Cilt 1
http://harunyahya.org/tr/Kitaplar/825/Kuran-Mucizeleri-%E2%80%93-Cilt-1

kuran mucizeleri cilt 1 harun yahya adnan oktar

Kuran Mucizeleri – Cilt 2
http://harunyahya.org/tr/Kitaplar/19383/Kuran-Mucizeleri-%E2%80%93-Cilt-2

kuran mucizeleri cilt 2 harun yahya adnan oktar

Kuran Mucizeleri – Cilt 3
http://harunyahya.org/tr/Kitaplar/17432/Kuran-Mucizeleri-%E2%80%93-Cilt-3

kuran mucizeleri cilt 3 harun yahya kitap