PKK Terörüne Karşı İlmi Seferberlik İlan Edilmeli – Adnan Oktar

adnan oktar basbakan recep tayyip erdogan pkk abdullah ocalan

Bir yılı aşkın süredir şehit haberi gelmemesi, bölgede daha huzurlu bir ortamın tesis edilme imkanının oluşması tüm insanlarımız tarafından sevinçle karşılanmaktadır. Ancak son dönemlerde gerek Güneydoğu’da gerekse başta İstanbul olmak üzere bazı illerde PKK ve uzantıları tarafından tırmandırılan şiddete karşı milli bir teyakkuz gerektiği açıktır. PKK’nın çözüm süreci olarak adlandırılan bu süreci barış süreci olarak görmediği, daha güçlenmek için bir süreliğine geri çekilme süreci olarak değerlendirdiği anlaşılmaktadır. Bu süreç boyunca kimlik kontrolü yapmak, yol kesmek, adam kaçırmak, şantiye yakmak gibi eylemlerine devam eden PKK, Devletimizin şefkatli ve sabırlı tutumunu yanlış anlamakta, bu sabrı suiistimal etmektedir. Mevcut durum karşısında yapılması gerekenleri şu şekilde özetleyebiliriz:

1.         Güneydoğu’yu Türkiye’den ayırmak ve bölgede bağımsız komünist Kürdistan kurmak hedefinde olan PKK terörü milli bir meseledir. Cumhuriyet tarihinin en büyük komünist kalkışması ile karşı karşıya olduğumuz görülmektedir. Milli meselelerin çözümü, siyasi hedeflerin üstünde yer alır. Milletimiz vatanın korunmasının siyasi tartışma konusu yapılmasını istemez. Tüm Partilerin ülkemizin birliği ve bütünlüğü için ortak hareket ettiğini görmek ister. Dolayısıyla bu milli meselenin çözümüne yönelik atılacak adımların, hükümet ve muhalefetin bir araya gelerek, Sayın Cumhurbaşkanı, Genelkurmay Başkanı ve kuvvet komutanlarının da katılımıyla yapılacak bir toplantıyla belirlenmesi gerekir. Bu toplantı milletimizin bu mücadelede yekvücut olduğunun gösterilmesi açısından da önemlidir.

2.         Güneydoğu’nun Türkiye’den koparılması halen bir çok Amerikan ve Avrupa düşünce kuruluşlarında konuşulan, yeni sınırlar yeni haritalar üzerinden hesapları yapılan bir plandır. Söz konusu çevreler bu planı hayata geçirmek için PKK’yı son derece kullanışlı bir örgüt olarak görmektedir.Bu sebeple de örgüte dış destek devam etmekte, örgüt sözde özgürlük savaşçısı olarak lanse edilmekte ve BM terör listesinden çıkarılması için çalışmalar yürütülmektedir.

3.         PKK Marksist, Leninist, Stalinist bir örgüttür. Elemanlarına bu ideolojinin eğitimini vermekte, silah kullanmayı öğretmeden önce komünizmi öğretmektedir. Gençlerin dağa çıkışına fikri propaganda ile sağlamaktadır. Bu felsefi propaganda ve eğitim, terörün ve örgütün can damarıdır. Ne var ki Türkiye’nin on yıllardır devam eden terörle mücadelesinde, mücadelenin en önemli safhası göz ardı edilmiş, terörü besleyen fikri zemini ortadan kaldırmaya yönelik kültürel bir faaliyet yapılmamıştır.

4.         Yanlış da olsa ideali ve ülküsü olan bir yapılanmaya karşı kalıplaşmış siyasi söylemlerin ve demagojinin hiçbir etkisi olmaz. Siyasi adımlarla yol alındığı sanılsa da, gerçekte hiçbir ilerleme olmaz. İlerleme ve değişim olmasının tek yolu karşıdaki gücün fikri yapısının değişmesi, zihinsel bir dönüşüm yaşamasıyla mümkündür. Beyni değişmedikten sonra örgüt ne silah bırakır, ne eve döner. Eve dönse dahi bunu bir taktik olarak yapar, bıraktığını iddia ettiği silaha da ulaşması an meselesi olur. Zihin değişimi ise ancak eğitimle olur. İnancının çürüklüğünü net olarak görmesi, zihnindeki putların kırılması ve yerine doğru bilginin konulması gereklidir.

5.         PKK’nın ve diğer sol radikal örgütlerin gençlere yönelik fikri telkini aralıksız devam etmektedir. Buna karşılık gençliğimizin büyük kısmı siyasi olarak bilinçsiz yetişmektedir. Gençlerin birliğin ve bütünlüğün önemini kavrayan, büyük Türkiye idealine sahip, Türk İslam coğrafyasının sorunlarından haberdar ve bu sorunlara çözüm üretebilecek şuura sahip olması ancak eğitimle mümkündür. Devletimiz, müfredata “milli şuur” dersi ekleyerek bilinçli gençler yetişmesini sağlamalıdır. Aksi takdirde, milli şuuru zayıf gençler yetişmeye devam edecek, PKK ve diğer illegal örgütler bu durumdan fayda sağlayacaktır.

6.         PKK başta olmak üzere Marksist Leninist Stalinist tüm örgütlerin sözde bilimsel dayanağı Darwinizm’dir. Okullarda gençlere “kör tesadüflerin ürünü” oldukları safsatası, “tarihin evrimi” aldatmacası okutulmaktadır. Okulda alınan, “atalarınız hayvanlardan türedi, ilkel komünal toplumlar vardı, daha sonra bu toplumlar evrimleştiler ve bugünkü hallerine ulaştılar” eğitiminin üzerine komünist ideolojiyi bina etmek çok kolaydır. Örgütler gençlere yaklaştıklarında “tarihin sözde evrimi içerisinde devrimin yeri olduğunu” anlattıkları zaman, gençlerin bu aldatmacaya verebilecek hiçbir cevapları yoktur. Çünkü okulda verilen eğitim de bu aldatmacayı desteklemektedir. Gençlerin büyük kısmı bu yapılarla herhangi bir tartışmaya girebilecek, iddialara cevap verebilecek, anlatılanların geçersizliğini ortaya koyacak bilgi birikimine sahip değildir. Bu sebeple, okullarda Darwinizm ve materyalizm, hatta komünizm, faşizm ve tüm akımlar öğretilmeli, ancak bununla birlikte mutlaka cevapları da gençlere anlatılmalıdır. Devletimiz tek yanlı Darwinist materyalist eğitime son vermelidir. Ancak o zaman komünizmin her türlü propagandasına karşı gençler donanımlı olur.

7.         Gençlerin eğitimi sadece Güneydoğu için değil tüm bölgeler için aciliyetlidir. Sosyal medyada gençlerin bir kısmının kullandığı sevgiden uzak, öfkeli, nefret dolu, kavgacı, yüzeysel üslup önemli bir tehlikeye işaret etmektedir. Bu işareti görmezden gelmek, milli bir felakete zemin hazırlamak olur. Bir ülkenin temel ihtiyacı manevi kalkınmadır. Ekonomik kalkınma, yol, baraj, sanayi tesislerinin inşası, manevi inşayla birleşmezse o ülkenin güçlü olması mümkün değildir.

8.         Bu durumu ortadan kaldırmak gelenekselleşmiş din ve ahlak dersleri ile sağlanamaz. Gençlerin ihtiyacı olan fıkıh öğretimi, itikadi meselelerdeki detaylar veya İslam tarihi değildir. Elbette gençlerin bu bilgilere de sahip olması gerekir. Ancak öncelikli olan tahkiki (gerçek, samimi) imandır. Tahkiki imana vesile olacak en etkili yöntem ise iman hakikatlerinin anlatılmasıdır. Flu, zihin karışıklığına sebep olan, hayatın akışıyla uyumsuz, ağır, içe kapalı bir üslup değil, somut delile dayalı, canlı, samimi, akılcı, gerçekçi bir üslup kullanılmalıdır.

9.         Güneydoğu’da böyle bir eğitim hem devlet eliyle hem de STK’ların desteğiyle sağlanabilir. Hiçbir vakıf ve camiayı ayırt etmeden, tüm imkanları bu eğitim için seferber etmek gereklidir.Türkiye’nin bölünmesi tehlikesi söz konusuyken, gruplar, vakıflar, camialar, partiler arasındaki fikir ayrılıklarının bir önemi yoktur. Tüm bu ayrılıkları bir kenara koyup, bölünmeye karşı ortak tavır alınmalıdır. Her bir grup kendi gücü oranında ilmi çalışma yapmalı, Devletimiz de tüm bu çalışmaların önünü açmalıdır.

10.    Bölge halkına özgürlük vaad eden PKK, bunu yaparken bağnazların hurafelerini kendi lehine kullanmaktadır. Kadını yarım varlık olarak gören, modernliğe ve gençlerin neşesine karşı, cahil, acımasız, gaddar, adalet ve hakkaniyet duygusu olmayan bağnazlık PKK’ya uygun bir zemin oluşturmaktadır. Dikkat edilirse PKK ve uzantıları sık sık “kadınları özgürleştireceklerini”, “gençlere değer verdiklerini” vurgulamaktadır. Oysa gerçek kadın özgürlüğü, eşitlik ve adalet ancak Kuran ahlakının tam uygulanmasıyla sağlanır.  PKK’nın elinden bu kozu almak da bağnazlığa karşı Kuran ahlakının yayılmasını sağlamakla mümkündür.

11.    PKK’nın bir diğer avantajı da geçmiş yıllardan izi kalan “devletin soğuk yüzü” imajının tam olarak düzeltilememiş olmasıdır. Örgüt bölge halkına suni de olsa bir sevgi sunmaktadır. Onların gerçek koruyucusu olduklarını vaat etmektedirler. Bazı yetkililerin ve siyasilerin halka üstten bakan, sevgisiz, merhametsiz, anlayışsız tavırları da PKK’nın bu anlatımlarını güçlendirmektedir. Bölgede görev yapan tüm görevlilerin ve siyasilerin güler yüzlü, mütevazı, sıcak kanlı, halden anlayan, insaniyetli olması PKK’ya vurulacak en önemli darbelerden biridir. Kürt kardeşlerimizin sahibi Marksist Leninist dinsiz Allah’sız PKK değil, adil, sevecen, şefkatli, güçlü Devletimiz’dir.

Kürt kardeşlerimiz yıllarca çok büyük acılar çektiler. Artık acıların sarılacağı, Güneydoğu’nun Paris gibi, Londra gibi olacağı günlerdeyiz. Türkiye’nin hep birlikte büyüyeceği, İttihadı İslam’ın kurulacağı dönemdeyiz. Yıllarca iddia edilen Ergenekon’un akıl almaz zulümlerine maruz kalan kardeşlerimize, şimdi de Marksist Leninist Stalinist, baskıcı, dayatmacı, gaddar, acımasız PKK tırnaklarını geçirmiş durumda. Kardeşlerimiz bir beladan kurtulmuşken, onları yeni bir belanın içine atmak çok büyük vicdansızlık olur. Ne Devletimiz ne milletimiz böyle bir vicdansızlığa göz yummaz.

Kaynak: http://harunyahya.org/tr/Makaleler/187121/pkk-terorune-karsi-ilmi-seferberlik

Ücretsiz kitap: Komünizm Pusuda
http://harunyahya.org/tr/Kitaplar/781/Komunizm-Pusuda
komunizm pusuda komunist ak parti akp gezi parki adnan oktar recep tayyip erdogan

Komünist Kürdistan Tehlikesi
http://harunyahya.org/tr/Kitaplar/146212/Komunist-Kurdistan-Tehlikesi
komunis tkurdistan tehlikesi recep tayyip erdogan akp ak parti adnan oktar

Komünist Çin’in Zulüm Politikası ve Doğu Türkistan
http://harunyahya.org/tr/Kitaplar/779/Komunist-Cinin-Zulum-Politikasi-ve-Dogu-Turkistan
komunist cin dogu turkistan recep tayyip erdogan akp ak parti adnan oktar

Terör Sevgiyle Yok Edilir
http://harunyahya.org/tr/Kitaplar/957/teror-sevgiyle-yok-edilir
adnan oktar pkk teror sevgiyle yok edilir kitap basbakan recep tayyip erdogan

Advertisements

Didem Ürer özerklik tehlikesine değindi

didem urer demokratik ozerklik pkk bdp guneydogu kurdistan

Didem Ürer: Bütün etnik kökenlilerin vatanımızın bölünmemesi için gayret göstermesi gerekiyor. Özerk yapıyı kurmak isteyen komünist ideolojinin ne olduğunu halkımıza tanıtmalıyız.

Video: https://www.youtube.com/watch?v=wRmsD3WX51c

 

Ücretsiz kitap: Komünizm Pusuda
http://harunyahya.org/tr/Kitaplar/781/Komunizm-Pusuda
komunizm pusuda komunist ak parti akp gezi parki adnan oktar recep tayyip erdogan

Komünist Kürdistan Tehlikesi
http://harunyahya.org/tr/Kitaplar/146212/Komunist-Kurdistan-Tehlikesi
komunis tkurdistan tehlikesi recep tayyip erdogan akp ak parti adnan oktar

Komünist Çin’in Zulüm Politikası ve Doğu Türkistan
http://harunyahya.org/tr/Kitaplar/779/Komunist-Cinin-Zulum-Politikasi-ve-Dogu-Turkistan
komunist cin dogu turkistan recep tayyip erdogan akp ak parti adnan oktar

Terör Sevgiyle Yok Edilir
http://harunyahya.org/tr/Kitaplar/957/teror-sevgiyle-yok-edilir
adnan oktar pkk teror sevgiyle yok edilir kitap basbakan recep tayyip erdogan

Adnan Oktar komünist PKK’nın iç yüzünü deşifre etti

Adnan Oktar: Süper tehlikeli bir olay. Bir de bunun üstünde pek duran olmadığı için sessiz sedasız PKK alttan alta hedefine doğru ilerliyor. Bu konuda konuşma yapanları da işte sanki suçluymuş gibi göstertmek istiyorlar. Buna çok dikkat etmek lazım. Bu ciddi bir tehlikedir ciddi bir gelişme. Zaten konuşmalara da baktığımızda hedefin o olduğu görülüyor. Bir de PKK son zamanlarda özellikle Abdullah Öcalan’ın açıklamalarından sonra kendini dindar göstertmeye başladı. Bu çok tehlikeli bir taktik. Stalin de bu savaş döneminde kiliselere, hahamlara, papazlara müthiş destek vermişti. Savaşta moral yönden etkili olsun diye. Sonra konular hallolduktan sonra gine onları ezmeye başladı. Daha önce de eziyordu ama savaş döneminde destekledi. PKK’da geçici bir destek sağlıyor. Bazı Müslümanlar da buna kanıyor. Bir diyorlar işte sarıkla cübbeyle gezeceğiz, istediğimiz gibi faaliyet yapacağız, bize burada özgür bir ortam sağlayacaklar falan gibi inanıyorlar. Halbuki PKK siyasi yönden yönetimi ele geçirdiğinde yani komünist yönetim kurulduğunda proletarya diktatörlüğü kurulduğunda iflahlarını keserler Müslümanların. Bir tane cami bırakmazlar. Bir tane mescid bırakmazlar. Dini eserler dini kitaplar hiçbir şeyi bırakmazlar. PKK hareketi çok hırslı çok acımasız bir hareket, meydana gelecek felaketi tahmin etmiyorlar. Halk ılımlı sakin sade bir yönetim olacak zannediyor. Böyle bir şey yok. Yani kurt kapanına insanların rahatça kapılmaları için kapanın rahat çalışması için şu an çok ılımlı yaklaşıyorlar ama komünist yönetim kurulduktan sonra acımasız keskin yönünü PKK ortaya çıkartır, daha önceki olayları unutmaması gerekiyor vatandaşlarımızın. Halkı kitleler halinde şehit ediyorlardı çoluk çocuk yaşlı kadın demeden herkesi şehit ediyorlardı onun bin beterini yaparlar Allah esirgesin. Onun için bu büyük tehlikeye karşı tüm partilerin elele verip her türlü tedbiri alması gerekiyor ve bunu da sık sık hemen hemen her gün hatırlatmamız gerekiyor. Özellikle MHP’den biz çok ciddi bir atak bekliyoruz. Sayın Devlet Bahçeli’den, salon toplantıları yapsın büyük konferanslar versin MHP’nin ileri gelenleri Sayın Başbuğ gibi gayet güzel halkı ikna edecek tehlikeye dikkat çekecek konuşmalar yapabilirler. Aynı şekilde Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’da çok güzel konuşmalar yapabilir çok aydınlatıcı faaliyetler yapabilir. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan Hocam’da gerçi son günlerde bu tehlikeye dikkat çekiyor işte tek devlet tek bayrak ama adamlar bunu dinlemez yani tamamen demagoji olarak görürler çünkü onlar çok kapsamlı ve kararlı ideolojik propaganda yapıyorlar. Bu tip siyasi söylemlerle bu olay durmaz. Darwinizm’e karşı mücadele verilmesi lazım, materyalizme karşı mücadele verilmesi lazım, anti-Stalinist, anti-komünist faaliyet yapilması lazım. Halkın uyarılması gerekiyor ve bütün siyasi partilerin kardeşçe o konuda ittifak etmesi gerekiyor. Orada siyaset olmaz. Orada vatanın birliği mevzubahis. Çok hayati bir konu. Büyük Birlik Partisi olsun, MHP olsun hepsi bu konuda atak olmaları gerekiyor. Bizim demecimizi yayınlamazlar diyemezler çünkü bu kadar güçlü partilerin demeçleri yeri yerinden oynatır. Çok etkileyici olur. Onun için hiç vakit kaybetmemek gerekiyor. Birleşmiş Milletler devreye girebilir, planları da zaten o yönde bazı tiplerin. Vaktimiz varken zamanı varken çok acele edelim. Günler aylar bile önemli. Hemen telafi edecek ataklara başlamak lazım.

Sayın Adnan Oktar’ın A9 TV’deki canlı sohbetinden (3 Nisan 2014; 23:00)
Video: https://www.youtube.com/watch?v=wOJ1VcjUG0o

Ücretsiz kitap: Komünizm Pusuda
http://harunyahya.org/tr/Kitaplar/781/Komunizm-Pusuda
komunizm pusuda komunist ak parti akp gezi parki adnan oktar recep tayyip erdogan

Komünist Kürdistan Tehlikesi
http://harunyahya.org/tr/Kitaplar/146212/Komunist-Kurdistan-Tehlikesi
komunis tkurdistan tehlikesi recep tayyip erdogan akp ak parti adnan oktar

Komünist Çin’in Zulüm Politikası ve Doğu Türkistan
http://harunyahya.org/tr/Kitaplar/779/Komunist-Cinin-Zulum-Politikasi-ve-Dogu-Turkistan
komunist cin dogu turkistan recep tayyip erdogan akp ak parti adnan oktar

Terör Sevgiyle Yok Edilir
http://harunyahya.org/tr/Kitaplar/957/teror-sevgiyle-yok-edilir
adnan oktar pkk teror sevgiyle yok edilir kitap basbakan recep tayyip erdogan

Seçim haritasındaki büyük tehdit

2014 yerel secim sonuclari haritasi basbakan recep tayyip erdogan pkk adnan oktar

Türkiye’de son bir yılın özetinde, Gezi parkı protestoları, daha fazla demokrasi isteyen liberaller, yolsuzluk soruşturmaları, hükümet-Gülen cemaati çekişmesi ve ses kasetleri var.

Her yeni günde yeni bir skandal, öfkeli söylem, suçlama ve karalama kampanyası ile uyanan Türkiye’de acaba bu bir yıl içinde ihmal edilen veya gözden kaçan bir şey var mıydı?

Vardı elbette. Seçim sonuçları bunu tüm açıklığı ve çıplaklığıyla gösterdi. Güneydoğu üzerinde kurgulanan kirli planın krokisi, Türkiye’nin seçim haritası üzerinde ayan beyan görünüyordu. BDP, eskisinden daha fazla şehir belediyesini alarak, daha fazla alana yayılarak, oradaki tüm diğer siyasi partiler üzerinde hakimiyet kurmuş ve zaferini ilan etmişti.

Şunu belirtmeliyim, BDP siyasi bir partidir. Elbette diğer siyasi partiler gibi demokratik hakları vardır, barışçıl bir politika izlemektedir ve bu devletin koruması altındadır, zaten olmalıdır. Fakat BDP’nin PKK tarafından desteklenen bir parti olduğu gerçeği unutulmamalıdır. Dahası, BDP liderlerinin çeşitli şekillerde özerklik meselesini dile getirmeleri, bunu özellikle son dönemlerde sıkça yapmaları gözden kaçmamaktadır.

Özellikle PKK’nın yayın organı olarak bilinen Özgür Gündem gazetesinin seçim sonuçlarını “Özerkliğe ve Öcalan’a evet” manşetiyle duyurması, Bitlis’te kutlamaların binalara asılan dev Öcalan afişleriyle yapılması, Gültan Kışanak’ın “halk, kendi öz yönetimini inşa seçimini yaptı” şeklindeki seçim yorumu çok ciddi ve ürkütücü bir tehdidin habercisidir. 1
Bazıları bunu safça, “çözüm sürecinin doğal sonucu”, “halkın seçimi” şeklinde yorumluyorlar.

Güneydoğu illerimizde halkın üzerinde kurulmuş psikolojik ve fiili baskı sistemini göremiyorlar. Bu bölgelerde, özellikle küçük kasabalarda pek çok Kürt kardeşimizin PKK tehdidi altında olduğunun, kardeşlerimizin pek çok belde de açık oy prosedürüne zorlandıklarının farkında bile değiller. Ahlat’ta seçimin kaybedilmesi üzerine gerçekleşen terörün nedenini ve boyutlarını göremiyorlar.

Uzun zamandır, çözüm süreci şemsiyesi altında PKK, farklı bir strateji yürütüyor. Gerilla saldırıları yerine içeriden, sinsi taktiklerle bölünmenin yollarını arıyor. Ve bu konuda büyük ölçüde yol almış görünüyor.

Şimdiki taktik, halkı baskı altında tutarak, belediyeleri PKK’nın sempati duyduğu bir partiye teslim ederek, bölgede daha rahat komünizm propagandası yaparak Güneydoğu’yu Türkiye’den koparmak. Dikkat edilirse özellikle son aylarda Türk halkı bölünme fikrine, süslü kelimelerle, kibarlaştırılmış özerklik tarifleriyle alıştırılmaya çalışılıyor. “Demokratik özerklik”, “kanton”, “otonomi” gibi yeni, sözde yumuşatılmış, daha az tepki çekecek isimlerle bir algı kontrolü oluşturulmaya çalışılıyor.

Pek çok kişinin tatlı dille bu konuda ikna edileceği, böyle bir bölünme şeklinin de zararsız olacağı telkin ediliyor. Bunun için de oldukça yüklü ve kurnazca bir propaganda ve ikna yöntemi kullanılıyor. Sn. Adnan Oktar’ın seçim sonrasında önemle dikkat çektiği gibi, “Eğer PKK, Güneydoğu halkının gözünde legal hale getirilirse; halk bu durumu özellikle devletin yenilgisi olarak algılarsa, bu çok büyük tehlike demektir. PKK’nın yoğun baskısı bir müddet sonra yurt dışından gelen baskılarla birleşirse, örneğin BM vs. özerklik olsun diye referandum için dayatırsa Türkiye’yi bölünme aşamasına getirebilirler, tehlike çok büyük.”2
Ülkemiz için zararsız bir bölünme şekli yoktur.

PKK’nın yegane amacı, Güneydoğu’yu Türkiye’den koparıp orada komünist bir devlet kurmaktır. Orada yıllardır baskı altında yaşayan Kürt kardeşlerimizi komünizm vahşeti altında esaret altına almaktır. Bu, Kürt kardeşlerimiz başta olmak üzere bütün Türkiye için felaket demektir.
Şu an Türkiye kendi içinde çok çeşitli sorunlarla boğuşuyor. Oysa Türkiye’nin dikkat vermesi gereken en büyük ve acil sorun budur. Yine Sn. Adnan Oktar’ın belirttiği gibi “Tüm partilerin milli mutabakat yapması ve bölünme tehlikesine karşı gereken tedbirlerin alınmasını sağlaması” gerekmektedir. Şu çok iyi bilinmelidir ki, Güneydoğu’yu komünist zulmün eline terk etme gibi bir niyetimiz hiçbir şekilde yoktur. Bunun için, bizi oyalayan ve daha da önemlisi bizi içten bölen, gücümüzü kıran diğer konuları en azından şimdilik bir kenara bırakıp milli birlik içinde bu konuya sahip çıkmamız büyük önem taşımaktadır.

http://www.aydinlikgazete.com/mansetler/37036-secim-sonuclari-aciklandi-ozerklik-vurgusu-artti.html 

http://www.sonyorumhaber.com/haber/gundem/adnan-oktarin-secim-sonrasi-degerlendirmeleri/21316.html

Kaynak: http://www.haberhilal.com/yazar-Secim-haritasindaki-buyuk-tehdit–5672/

Ücretsiz kitap: Komünizm Pusuda
http://harunyahya.org/tr/Kitaplar/781/Komunizm-Pusuda
komunizm pusuda komunist ak parti akp gezi parki adnan oktar recep tayyip erdogan

Komünist Kürdistan Tehlikesi
http://harunyahya.org/tr/Kitaplar/146212/Komunist-Kurdistan-Tehlikesi
komunis tkurdistan tehlikesi recep tayyip erdogan akp ak parti adnan oktar

Komünist Çin’in Zulüm Politikası ve Doğu Türkistan
http://harunyahya.org/tr/Kitaplar/779/Komunist-Cinin-Zulum-Politikasi-ve-Dogu-Turkistan
komunist cin dogu turkistan recep tayyip erdogan akp ak parti adnan oktar

Terör Sevgiyle Yok Edilir
http://harunyahya.org/tr/Kitaplar/957/teror-sevgiyle-yok-edilir
adnan oktar pkk teror sevgiyle yok edilir kitap basbakan recep tayyip erdogan

2014 yerel seçimleri sonuçları haritası ne diyor?

2014 yerel secim sonuclari haritasi adnan oktar akp pkk bdp

2014 yerel seçimlerini; 17 Aralık Operasyonu, tapeler, mitingler, Kırım, Ukrayna, İran, Irak petrol hatları, IŞİD, Süleyman Şah Türbesi, Suriye, mülteciler, Gezi Olayları derken geride bıraktık. İktidar partisi bir önceki yerel seçimlere göre oylarını arttırarak birinci olarak çıktı. Bu yerel seçimler ülkemizin geleceği ile ilgili olarak hepimize çok önemli bir konuyu tekrar hatırlattı: Doğu ve Güneydoğu’da Bölünme Riski…

Doğu ve Güneydoğu’da 2009 yerel seçimlerinde 8 il belediyesi kazanan BDP, bu yerel seçimlerde belediye sayısını 11’e yükseltti. Ağrı, Mardin ve Bitlis’i AK Parti’nin elinden aldı. Ayrıca Iğdır’da oyunu yükseltirken, CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu’nun memleketi Tunceli’yi de elinde tuttu. Urfa’da ise belki kazanamadı ama oylarını arttırdı.

Bilindiği gibi; Doğu ve Güneydoğu halkı hem PKK’nın hemde iddia edilen “Ergenekon” yapılanmasının bölgede uyguladığı faaliyetler yüzünden büyük sıkıntılar çekti. Bölgede etkin olmaya çalışan güçler, Kürtleri ötekileştirerek bir bölgeye, Türkleri başka bir bölgeye hapseden bir mantık öngörüyordu. Yüzyıllarca birlikte kardeşçe yaşayan Kürtleri Türklere düşman yapabilmek için Kürt halkına zulmettiler, tehdit ettiler, korkuttular, ezdiler, işkenceler yaptılar.

Ülkemizde bazı kişiler yoğun bir şekilde yapılan propagandalar sonucunda Kürt halkını görmeye bile tahammül edemez hale geldi. Bölgeye hizmet gitmesini istemiyor, o bölgenin coğrafyasını bile sevmiyorlar. Kürtlerin ezilmesini mubah görüyor ve onlarla aynı ülkenin topraklarını paylaşmak istemiyorlar.

Hâlbuki Türk milleti için vatanın bütünlüğünün ve manevi değerlerinin  korunması, her şeyden önce gelir. Milletimiz bu değerlere verdiği önemi tarih boyunca ve Kurtuluş Savaşı’nda çok net göstermiştir. Bu toprağın insanları Kürt olsun, Türk olsun, Çerkes ya da Laz olsun kutsal saydığı değerler ve vatanın savunması uğruna gözünü kırpmadan şehit olmuştur.

PKK yerel seçimlerden sonra aldığı güç ile hükümete yönelik baskısını arttırarak Avrupa’da yoğun lobi faaliyetlerine girecektir.. AB, BM ve ABD’nin de PKK ile ilgili baskısı artacaktır. Aslında AIHM’nin Öcalan ile ilgili tavsiye kararı tüm bunların habercisi olmuştur. Bütün bu baskıların nedeni Türkiye’ye federasyon ya da özerkliği dayatmak. Ve bu konuda bir referandum düzenlenmesini sağlamak olacaktır.

2014 yerel seçimlerinin sonuçlarına göre Türkiye’nin halledilmesi gereken en acil ve önemli konusu “Bölünme Tehlikesi”
2014 yerel secim sonuclari haritasi harita pkk adnan oktar
Hükümet, Doğu ve Güneydoğu bölgesine özel bir önem veriyor. Bölgenin kalkınması için çok çaba sarfediyor, planlar yapıyor. Bölgenin iktisadi olarak kalkınması elbette çok önemli. Sanayinin, altyapının gelişmesi, havaalanları, köprüler, barajlar, yollar bölge halkının yaşam standardını yükseltmek için gerekli ama öncelikli mi?

Türkiye’nin bölgesinde önder ve lider olması için öncelikli olarak iç tehlike olan PKK’yı tamamen etkisiz hale getirmesi gerekir. Ortada PKK tehlikesi varken, hükümetin bütün dikkatini, mücadele gücünü ve enerjisini terör örgütüne yönlendirmeli.

Bu mücadele bir ulusal dava ve bu davada başta CHP, MHP olmak üzere diğer bütün partilerin de hükümete destek olması gerekir. Ülkenin önde gelenleri, politikacılar, siyasiler, bürokratlar, işadamları ve STK’lar birlik olarak strateji geliştirerek ortak hedefleri olan PKK ile mücadele etmeli.

Türkiye, yıllardır PKK ile mücadelede ülke bütçesinin büyük bir kısmını harcamış, on binlerce şehit vermiş. Artık PKK’nın oyalama stratejisini bertaraf edip bölünmeye karşı gereken tebdiri almak pek çok şeyden önemli. Hükümet bu konudaki kararlılığı ile beraber bölge halkına şefkatini ve sevgisini de göstermeli.

Doğu ve Güneydoğu bölgesinde seçim mücadelesi yıllardır AK Parti ile BDP arasında geçiyor. MHP, CHP ve diğer partilerin bölgedeki varlıkları neredeyse hiç yok. Birçok yerde partiler teşkilatlanma bile yapamıyor. Bölge halkı, BDP dışındaki partilerden değil aday olmak, söz konusu partilerin teşkilatlarında çalışmaktan bile korkuyor. BDP haricindeki partilerin seçimler öncesinde maruz kaldığı şiddet olayları ve seçimlerden sonra Ahlat, Muş’ta yaşananlar bu korkunun gerçekliğini de ortaya çok net bir şekilde koyuyor. Acilen Güneydoğu’da tüm partilerin aktif olarak faaliyette olup seçim çalışması yapabileceği bir bir düzen kurulmalı.

Tüm bu olanlar PKK’nın kendisini bölgenin hakimi ve mutlak yöneticisi gibi gördüğünün göstergesi. PKK halkı baskı ile sindirerek kontrolü altında tutma çabasında. Gün geçtikçe Güneydoğu halkının gözünde devlete alternatif, legal bir yapılanmaymış gibi bir imaj oluşturuyor. PKK, çözüm süreciyle birlikte asker ve polisin bölgedeki etkinliğini azaltmasını bir fırsat olarak görüyor.

Siyasi partiler Doğu ve Güneydoğu’daki faaliyetlerinde partilerini değil, Türkiye’nin geleceğini düşünmeliler. Birlik olup aralarında mutabakata varıp bölünme tehlikesine karşı ortak strateji ile davranmalılar ve acil önlem almalılar.
Mart 2014 itibariyle Doğu ve Güneydoğu bölgesi için tehlike sinyalleri çalıyorsa da henüz çok geç değil. Henüz yapılabilecek şeyler var. Bunun için;

1) Büyük çoğunluğu dindar olan bölgede komünist terör örgütü PKK ile paralel taleplerde bulunan BDP’nin bu kadar oy alması olağan karşılanmamalı,
2)Başta AKP, CHP ve MHP olmak üzere bütün partiler BDP’ye karşı bölgede mutabakat kurmayı, hatta-bölgeye özgü olmak üzere- aralarında ittifak kurmayı bile düşünmeliler,
3)Güney Doğu halkı manevi olarak güçlendirilmeli. Bunun için komünizm tehlikesinin halka çok iyi bir şekilde anlatılmalı.

Bu somut adımlar atıldığı takdirde Güney Doğu Anadolu’daki bölünme riski ortadan kalkabilir. Türkiye’nin varlığı ve bütünlüğünün bütün siyasi kaygıların ve partilerin üzerinde olduğu unutulmamalıdır.

 

 

Asla izin vermeyeceğimiz bir tehlike: Özerklik

adnan oktar pkk didem urer ozerklik federasyon abdulla ocalan komunizm

Abdullah Öcalan’ın Nevruz mektubu, Ahmet Türk ve Cemil Bayık’ın son açıklamaları, BDP liderlerinin 30 Mart seçimleri öncesi ve sonrasında verdikleri beyanlar hep bu son aşamaya gelindiğinin mesajlarını taşıyor.


Bir seçimi daha arkamızda bıraktık. AK Parti 2009 yerel seçimlerine göre önemli bir başarı kazanmış görünüyor. Bu seçimin sonuçlarının vatanımıza ve milletimize hayırlı olmasını diliyorum. Ancak Türkiye geneline bakıldığında Doğu ve güneydoğu bölgelerimizde oluşan tablo oldukça endişe verici. Seçim sonuçlarının açıklandığı günden beri A9 TV’deki yayınlarında değerli Hocam Adnan Oktar bu tehlikeye ve bunun için yapılması gerekenlere işaret etmektedir. Sn Adnan Oktar’ın açıklamaları doğrultusunda vatanımızdaki bölünme tehlikesine dikkat çekmek istiyorum.
Madalyonun arka yüzü

Barış, sükunet, ateşkes,akan kanın, terörün durması amacıyla başlayan Çözüm Süreci bu yönleriyle kimsenin reddedemeyeceği tarihi bir dönem olarak gündemdeki yerini aldı. AK Parti hükümeti bugüne kadar herkesin arzuladığı ve ümit ettiği sükûnete vesile oldu. Gerçekten de silahlar sustu, şehit haberlerinin bir anda ardı arkası kesildi. On yıllardır arzulanan ve özlenen bir tablo ortaya çıktı. PKK militanlarının ülkeyi terk etme fotoğrafları basında boy boy yer aldı.

Ne var ki PKK’nın böyle bir süreci tek taraflı ve karşılıksız kabul etmeyeceğini, altında çok karmaşık hesapları bulunacağını sorgulamak gerekliydi.30 yılı aşkın süredir bölgede bölücülük savaşı veren PKK’nın durup dururken bir anda ateşkes ilan ederek hiçbir beklentisi olmadan ülkeyi terk etmek isteyebileceğine inanmak zordu ve bu komünist Leninist ideolojisine de aykırıydı.

Ak parti hükümetinin ve devletimizin de farkında olduğu ve teyakkuzunu yaşadığı bu tehlikenin çözüm sürecine etkilerini ve sürecin arka planındaki hesapları, 03.08.2013 tarihli “Güneydoğu’daki Korku İmparatorluğu” yazımda ele almıştım.

Özerklik ilanına adım adım…
Güneydoğuda oluşan gelişmeler iki aktör üzerinden yürüyor. Biri siyasi bir parti olan BDP, diğeri de komünist Leninist bölücü örgüt PKK. BDP’nin bir siyasi parti olarak tüm Türkiye genelinde demokratik bir mücadele yürütmesi herkesin kabulüdür. Ancak sadece Kürtleri esas alan hatta Türkiye’yi bölünmeye götürecek özerklik söylemleri asla kabul edilemez.

“Bazı çevrelerde Kürt kardeşlerimizi görmeye dahi tahammül edemeyen, onları ahlaksızca aşağılayan, yok sayan, değer vermeyen, bölgenin coğrafyasından dahi hoşlanmayan, Güneydoğu’yu adeta yük olarak gören insanlar olduğu bilinmektedir. Bu çevreler Kürt kardeşlerimizin bizden kopması için yıllarca uğraşmışlardır. Bu ahlaksız zihniyetin bir uzantısı olarak iddia edilen Ergenekon yapılanması da yıllarca Kürt kardeşlerimize akıl almaz işkenceler yapmıştır. Canımız kardeşlerimiz büyük zulümlere maruz kalmışlardır ve bu çirkin tutum, canlarımızı bizden ayırmak isteyenlere hizmet etmiştir.”http://harunyahya.org/tr/Makaleler/184234/Secim-Sonuclarinin-Guneydoguda-Gosterdigi-Tehlike

Bugün gelinen noktada ise PKK,kendi hesabına göreGüneydoğu’da özerk bir Komünist Kürt devleti hedefine doğru adım adım ilerlediğini düşünüyor.

Öcalan’ın Nevruz mektubu, Ahmet Türk ve Cemil Bayık’ın son açıklamaları, BDP liderlerinin 30 Mart seçimleri öncesi ve sonrasında verdikleri beyanlar hep bu son aşamaya gelindiğinin mesajlarını taşıyor.

Öcalan, konuşmalarında ne bağımsızlıktan ne federasyondan ne de özerklikten vazgeçilmediğini, sadece bu hedefi adım adım, yumuşak geçişle gerçekleşebileceği uygun aşamaya getirdiklerini açıklıyor.

Süreç boyunca BDP’nin lider kadrosunun temel stratejisi,ikna ve telkin metotlarıyla kamuoyunu bu fikre “tatlı tatlı”alıştırmak oldu. Bölünmeyi çok doğal, kaçınılmaz ve her iki tarafın da mutlu ve hoşnut olacağı zorunlu bir süreç şeklinde yansıtmaya çalıştılar.Bir yandan da son aşamaya gelindiği hissiyatıyla çok daha somut ve net mesajlar vermeye, daha cüretkar talepleri dile getirmeye başladılar.

30 Mart seçimlerinden hemen önce “özerk yönetimleri” savunduklarını ve halkın kendi “öz yönetimini” kurması gerektiğini belirten BDP Eşbaşkanı Gülten Kışanak da, “Eğer birlikte eşit ve özgür bir yaşam arzulanıyorsa yerel ve bölgesel özerklik şarttır. 30 Mart akşamı sandıktan BDP’ye çıkacak oylar demokratik özerkliğe verilmiş oylar olacaktır.” ifadelerini kullandı.(http://gundem.bugun.com.tr/agzindaki-baklayi-cikardi-haberi/1029958).

Ayrıca Kışanak, PKK’nın yayın organı Özgür Gündem gazetesine verdiği demeçte, Türkiye’nin Güneydoğusu’nu çekinmeden açıkça “Kürdistan” devleti olarak tanımlamakta.

30 Mart seçimlerinde partisinin bölgede aldığı yüksek oy oranını bir tür “özerklik referandumu” olarak algılayan BDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş da, “Ders kitaplarının basılmasından, ücretsiz dağıtılmasına, başka dillerde öykü, roman, şiir kitaplarının basılıp dağıtılmasına kadar elimizde ne imkan varsa kullanacağız. Anadilde eğitim yapılması için örnek model sınıflar açılması için uğraşacağız. Bütün bunların hepsi demokratik özerklik dediğimiz halkın yerelde ihtiyaçlarının ve sorunlarının çözümünün parçasıdır. Biz bunu halka söz olarak verdik, halk da buna oy verdi. Bu proje halktan destek gördü ve gereğini yapacağız.” dedi. (http://haberciniz.biz/selahattin-demirtas-halk-ozerklige-oy-verdi-2742231h.htm)

Şemdinli’de dün BDP Eş Genel Başkan Yardımcısı Hamit Geylani ise şunları söyledi:

“Halkımız birlik beraberliğini göstermiştir. Kendi özerkliğini ve Kürt Halk Önderi Sayın Abdullah Öcalan’ın gösterdiği çizgiyi esas almıştır. Bu nedenle bu zaferimiz bütün Kürdistan ve Türkiye halklarına özgürlük getirecektir. Bugün değil yarın, Kandildekilerde buraya gelecekler toplumsal yaşama, sosyal yaşama, siyasal yaşama katılacaklardır belediye başkanı da, milletvekili de, bakan da olacaklardır. İşte barış süreci bütün seçimler bunun içindir bizim açımızdan bunun içindir.” (http://www.habervaktim.com/haber/366486/cozum-surecini-bunun-icin-istiyorlar.html)

Korku oyları devletin bölgedeki güvenliğe vermesi gereken önemin göstergesi…
Güneydoğu’da adeta bir korku imparatorluğu kuran PKK’nın bu seçim sonuçlarını ne tür yöntemlerle kazandığı bilinen bir gerçek. Bölgedeki masum, savunmasız Kürt kardeşlerimizin PKK’nın baskı, tehdit, şantaj ve katliamlarından kendilerinin, ailelerinin ve yakınlarının canlarını kurtarmak için çaresizce nefsi müdafaa mantığında verdikleri oylar elbette gerçeği yansıtmıyor.

Tabi, burada devletin bu bölgedeki kardeşlerimize çok güçlü bir can güvenliği ve koruma sağlaması gerekliliği bir kez daha ortaya çıkıyor. Zira polisi, askeri, kolluk kuvvetlerini çekmek, güvenliği azaltmak, bölgeyi PKK’nın hakimiyetine, halkını da PKK’ylave korkuyla başbaşa bırakmak anlamına gelir.

Bölgede kardeşlerimizin güvenliğini sağlamak için gerek polis, asker ve jandarma gücünün gerekse korucu gücünün çok yüksek olmasına önem verilmesi gerekiyor. Ancak böyle bir ortamda kendini güvende hissedebilecek Güneydoğu halkı özgür iradesiyle istediği partiye oyunu verebilir. Bu suretle PKK’nın da, üzerinden özerklik yaygarası yapabileceği gerçek dışı suni bir oy patlamasının en başından önü alınmış olur. PKK’nın baskısı bölge halkı üzerinden kaldırılırsa toplanan oy oranı da en fazla “0 noktalı” oranlarla ifade edilebilir.

Yine AKP, CHP, MHP,BBP ve SP gibi tüm partilerin PKK’nın etkin olduğu doğu ve güneydoğu illerimizde birbirlerine destek çıkıp seçmenlerinin oylarını aralarındaki en yüksek oy potansiyeline sahip partiye kanalize etmeleri ve PKK’ya hiçbir il ve ilçede varlık gösterme fırsatı vermemeleri de son derece hayatidir. Başka bölgelerde alabildiğine demokratik rekabet içinde olan ve üniter Türkiye’nin teminatı olan bu kilit partilerin doğu ve güneydoğuda dayanışma içinde olmaları ülke birliği ve bütünlüğü bakımından çok kritik öneme sahiptir.

Özerklik planının 2. aşaması: Öcalan’ın serbest bıraktırılması
Elbette hedeflenen sözde Özerk Kürdistan Cumhuriyeti’nin başına geçirilmesi planlanan lider de Abdullah Öcalan’dan başkası değil.

Ahmet Türk,geçtiğimiz Nevruz bayramında yaptığı konuşmasında nihai sözde özerk Kürt devletinin, başında Öcalan’sız olmayacağı mantığını savunarak mücadelenin önemli bir kısmının Öcalan’ın özgürleştirilmesi olduğu mesajını verdi:

“Bu yeni ve farklı bir bahardır. Öcalan’ın baharıdır. Sizlerin mücadelesiyle, Kürtlerin başkanı özgürleşecektir. 30 Mart’ta önümüzde bir seçim vardır. Bu seçim bir bölge seçimi değildir, bir referandumdur. Kürtlerin sesini bütün dünyaya duyurmalıyız. Kürtler birliklerini genişletmelidir. Öcalan özgürleşmeden barış ve huzur olmaz.” (http://www.hurriyet.com.tr/gundem/26054476.asp)

PKK yöneticilerinden Cemil Bayık, Nevruz dolayısıyla yolladığı mesajda Öcalan’ın serbest bırakılma talebini yineleyerek, aksine bir tutumun Türkiye’yi bölünmeye götüreceği tehdidini yaptı:

Türkiye’nin ve Kürt sorunun çözümü başkan Apo’dan geçer. Apo ve KCK tutukluları derhal serbest bırakılmalıdır. Türkiye’nin bölünmesini istemiyorlarsa, zihniyetlerini değiştirsinler. Kürt sorununu çözsünler ve başkan Apo’nun özgürleşmesini sağlasınlar.”

Görüldüğü gibi Bayık’ın, “bölünmeyi istemiyorsanız bölünmeye destek olun” şeklindeki çelişkili ve tutarsız ifadeleri halkı saf yerine koyduğunu, kandırdığını sanan mantık yoksunu komünist demagojinin açık bir örneğidir.

PKK’nın hesaba katmadığı…
Özetle, tüm bu açıklamalardan son noktada PKK’nın hedeflediği,

Başkenti Diyarbakır,

Cumhurbaşkanı da Öcalan olan,

PKK paçavralarının dalgalandığı

Özerk fakat milli geliri sömürme noktasında da Türkiye’den tam ayrılmamış

Federasyon tarzında bir Komünist Kürdistan devletinin kurulması olduğu açık seçik görülüyor.

Gerçek misyonu, PKK’nın sadece taşeronluğunu yaptığı bir kukla devlet.Kurulmasının ardından dış güçlerin hakimiyeti ele alıp orada üslenerek Türkiye, Ortadoğu ve İslam ülkeleri üzerinde akla gelmedik fitne ve oyunları rahat ve pervasızca düzenlemek olan,finansmanı da Türkiye’ye yaptırılması planlanan…

Başta da belirttiğim gibi, bu son aşama Türk halkına tatlı tatlı sözde fark ettirmeden, dozu azar azar artırılan bir söylemle benimsetilmeye çalışılıyor.PKK, yurt içinde ve yurt dışında bu sinsi plana destek verenlerden de aldığı cesaretle,titizlikle kurguladığı ince politikalarının meyvelerini çok yakında toplamaya başlayacağı kanaatinde.Ve Öcalan’ın da söylediği gibi, tüm teknik şartların oluştuğu ve nihai hedefine ilk defa bu derece yaklaştığı kanaatinde.

Ancak PKK’nın ruhsuz, materyalist komünist zihniyetiyle algılayamadığı ve hesaba katmadığı bir gerçek var: O da Müslüman Türk milletinin gerekirse 76 milyonun tamamını şehit verip şeytanın böyle bir planına asla müsaade etmeyeceği.TÜRK TOPRAKLARININ TEK BİR SANTİMETREKARESİNİ BİLE ALABİLMEK İÇİN PKK’NIN TÜM TÜRK HALKINI YOK ETMESİ GEREKECEĞİ.

Mehdiyet ve İttihad-ı İslam dışında bir çözüm yok
Fakat, dünya üzerindeki her konuda her zaman olduğu gibi bu sorunun çözümü için de dönüp dolaşıp vardığımız son nokta Mehdiyet ve İttihad-ı İslam’dır. Çünkü teknik olarak hangi önlem alınırsa alınsın, gerilim ve rahatsızlığın tam anlamıyla sona ermeyeceği anlaşılıyor. Hiçbir şekilde insanların karşılıklı olarak tam bir huzur ve mutluluk bulacakları ortam oluşamıyor.

İşte, dünya çapında yüzyıllardır süregiden, alınan tüm teknik önlemlere rağmen sona erdirilemeyen sorunlar, sıkıntılar ve felaketler ancak Mehdiyetin şefkatli ruhunda çözüm bulacaktır. Mehdiyetin sağlayacağı adalet, barış, sevgi, şefkat ve kardeşlik ortamı sayesinde toplumun yüzde yüzü mutlu, memnun, rahat ve huzurlu olacaktır. Herkes dindarlıktan, modernlikten, kaliteden, sanattan, bilimden, güzellikten son derece zevk alan, mutluluk duyan bir yapı içine girecektir.

İnşaAllah.

http://haber.rotahaber.com/asla-izin-vermeyecegimiz-bir-tehlike-ozerklik_449590.html

Ücretsiz kitap: Komünizm Pusuda
http://harunyahya.org/tr/Kitaplar/781/Komunizm-Pusuda
komunizm pusuda komunist ak parti akp gezi parki adnan oktar recep tayyip erdogan

Komünist Kürdistan Tehlikesi
http://harunyahya.org/tr/Kitaplar/146212/Komunist-Kurdistan-Tehlikesi
komunis tkurdistan tehlikesi recep tayyip erdogan akp ak parti adnan oktar

Komünist Çin’in Zulüm Politikası ve Doğu Türkistan
http://harunyahya.org/tr/Kitaplar/779/Komunist-Cinin-Zulum-Politikasi-ve-Dogu-Turkistan
komunist cin dogu turkistan recep tayyip erdogan akp ak parti adnan oktar

Terör Sevgiyle Yok Edilir
http://harunyahya.org/tr/Kitaplar/957/teror-sevgiyle-yok-edilir
adnan oktar pkk teror sevgiyle yok edilir kitap basbakan recep tayyip erdogan

Adnan Oktar: Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın PKK’yı Güneydoğu’dan kazıması lazım

basbakan recep tayyip erdogan abdullah ocalan pkk bdp adnan oktar

Seçim Sonuçlarının Güneydoğu’da Gösterdiği Tehlike

2014 yerel seçimlerinin ardından Güneydoğu’da ortaya çıkan tablo, milletimizin uzun süredir dikkatle takip ettiği bazı gelişmelerin ne şekilde neticelenebileceğini göstermesi açısından önemlidir.
Yaklaşık 30 yıldır on binlerce insanımızın hayatına mal olan bölücü teröre karşı Hükümetimiz ve devletimiz her zaman teyakkuzdadır. Özerklik gibi bölünmeye gidecek bir yola da Hükümetimiz asla müsaade etmez, böyle bir riske karşı gerekli tedbirleri alır. Devletimizin tüm ilgili kurumları da gelişmeleri titizlikle takip etmektedir. Ancak, Marksist Leninist bir örgüt olan PKK’nın Lenin’in “bir adım ileri iki adım geri” öğretisi gereği, zaman zaman geri adım atıyor gibi görünebileceğini de asla göz ardı etmemek gerekir. Bilindiği gibi PKK’nın nihai hedefi bağımsız komünist Kürdistan devletini kurabilmektir. Bu hedefe ulaşmak için yıllarca acımasızca kan döken örgütün, ideolojisinden tamamen vazgeçmediği müddetçe bu hedefinden de vazgeçmeyeceği açıktır. Bu sebeple, bölgedeki her türlü siyasi gelişme dikkatlice gözlenmeli, bir kaç aşama sonrasında neler olabileceği, durumun neye dönüşebileceği iyi hesap edilerek önceden tüm tedbirler alınmalıdır.

Güneydoğu’da Halkın Özgür İradesi Sandıklara Yansımamıştır

Bölgede seçimlerin yıllardır silahların gölgesinde yapıldığı bilinen bir gerçektir.
PKK baskı ve dayatması sık sık şiddete dönüşmekte, halk tek bir partiye oy vermeye mecbur bırakılmaktadır. Bu seçimde de tehdit ve baskı olmasa Güneydoğu’da seçim sonuçlarının çok farklı olacağı açıktır.
Seçim öncesinde Diyarbakır’da, Van’da, Hakkari’de ve diğer çeşitli bölge illerinde başta Ak Parti adayları ve binalarına yönelik olmak üzere çeşitli saldırı olayları yaşanmıştır. Bu saldırılar, halka “güçlü olan biziz, bizden yana olmak zorundasınız” mesajı veren eylemlerdir. Bu tip şiddet olayları olduğunda Devletimizin halka vereceği güvence çok önemlidir. Adil ve demokratik bir seçim olabilmesi için Güneydoğudaki kardeşlerimize tam bir can güvencesi verilmesi gerekir. Bölgede polis ve asker gücünü zayıflatmak, güvenlik tedbirlerini azaltmak halkın büyük bir bölümünü -istemeye istemeye- korkuya ve PKK’nın gücüne saygı duymaya doğru itebilir. Halkın devletin yenilgisi olarak algılayacağı bir durum oluşursa halk güçlü olarak algıladığının yanında yer almaya mecbur kalır. Halk ancak kendini güvende hissederse oyunu rahat rahat istediği partiye verir. Bu sebeple öncelikli tedbir halkın güvenliğinin tam sağlanmasıdır.

Hükümetin En Aciliyetli İşi Halkın Üzerinden PKK Baskısının Kalkmasını Sağlamaktır

Güneydoğu’da vatandaşlarımızın üstündeki PKK tehdidinin kalkmasını sağlamak Hükümetimizin ve devletimizin en aciliyetli görevidir. Mevcut durumda bir çok parti bölgede siyasi faaliyet yapamamaktadır. Bu normal karşılanmamalıdır. Bir siyasi partinin Türkiye’nin her noktasında rahatlıkla çalışma yapabilmesi, görüşlerini halka anlatabilmesi gerekir. Bir ülkenin belirli şehirlerine, belirli bölgesine siyasi partilerin ulaşamıyor olması olağan kabul edilmemelidir. Şiddet tehlikesi söz konusu olduğunda sorumluluk bölgeye ulaşamayan partilerde değil, bu ülkenin vatandaşı olan herkesin bölgeye gidebilmesini sağlamakla görevli olan devletimizin ilgili kurumlarındadır. Bir ülkede gidilemeyen yerler olması, insanların kendi düşüncelerini anlatamadıkları bölgeler oluşması hiçbir devletin kabul edeceği bir durum değildir. HDP ve BDP’nin Batı’da siyasi çalışma yapması nasıl olağansa, MHP, CHP, Saadet Partisi, BBP gibi diğer partilerin de Güneydoğu illerinde faaliyet yapması olağan olmalıdır. HDP ve BDP’nin Batı illerinde şiddete maruz kalmasına asla müsaade edilmemeli, aynı şekilde Güneydoğu’da diğer partilerin binalarının bombalanması, adayların saldırıya uğraması da engellenmelidir. Güneydoğu’da her görüşten tüm partilerin aktif olarak faaliyet yapabileceği bir düzenin sağlanması hayatidir. Hükümetimizin öncelikli konusu, PKK diye bir olayın bırakılmaması, Güneydoğu’da halkın üstündeki bu tehdidin kaldırılması olmalıdır.

Özerklik Bölünmeye Giden Önemli Bir Adımdır

Federasyon, özerklik, kanton bölge vs hangi isimle olursa olsun, Güneydoğu’yu ülkemizden ayırmaya, Kürt kardeşlerimizi bizden koparmaya yönelik hiçbir adım bu millet tarafından kabul edilmez. Özerklik bölünmeye giden önemli bir adımdır. “Özerklik ilan etmeyeceğiz” söylemlerine aldanıp, gereken tedbirleri almamak akılcı bir tutum olmaz. Nitekim, “özerkliği ilan etmeyeceğiz, inşa edeceğiz” sözleri de nasıl bir yolun izleneceğini açıkça göstermektedir. Bölgede 30 yılı aşkın bir süredir ideolojik çalışma ve fikri alt yapı oluşturulmaktadır. Hemen her gün kahvehanelerde, ev toplantılarında, okullarda, sohbetlerde belirli bir fikrin propagandası yapılmaktadır. Bu propagandaya karşı sessiz kalmak, felaketin çığ gibi büyümesini izlemek demektir. Devletimiz PKK propagandasına karşı milli ve manevi değerlerimizi esas alan fikri bir set oluşturmak zorundadır. Bununla birlikte, PKK’nın halkın gözünde legal hale getirilmemesi çok önemlidir. O zaman çok büyük bir tehlikeye kapı açılmış olur. PKK’nın yoğun baskısı bir müddet sonra yurt dışından gelen baskılarla birleşirse, örneğin BM gibi uluslararası kurumların ısrarlı referandum talepleri gündeme gelirse, bu dayatmalar Türkiye’yi bölünme aşamasına getirebilir. Bu büyük tehlikeye karşı hem insanlarımızın bilgilendirilmesi, hem ülküsü ideali olan nesillerin yetiştirilmesi hem de gereken diğer tedbirlerin alınması lazımdır.  Oyalama yapmak veya yokmuş gibi davranmak yerine tehlikenin adım adım ilerlediğini görüp halkımızı bilinçlendirmek, bölünmeye karşı tüm tedbirleri almak  büyük devlet olmanın gereğidir.

Milletimizi Mutlu Edecek Olan Sadece Ekonomik Gelişmeler Değil, Öncelikle Birliğimizin Korunmasıdır

Vatanın bütünlüğü, milletimizin birliği vazgeçilmez değerlerdir. Bölünme tehlikesi tamamen bertaraf edilmedikten sonra, elde edilen başarıların bir kıymeti yoktur.
Milletimiz seçim öncesinde ülkemize karşı oynanan oyunları görmüş, milli bütünlüğümüzü, ulusal güvenliğimizi hedef alanlara karşı hamiyetli davranmıştır. Milletimiz bu hamiyetli tavrıyla bölünme tehlikesine karşı da gereken tedbirlerin alınmasını istediğini ifade etmiştir. Milletimizin bu desteği iyi değerlendirilmeli, bölünme tehlikesi bu dönemde tamamen ortadan kaldırılmalıdır.
Böyle güzel bir vicdana sahip olan milletimiz için zenginlik, lüks, yol, köprü vs gibi gelişmelerden önce vatanın birliğinin ve bütünlüğünün korunması, manevi değerlere saygı gösterilmesi önceliklidir. Milletimiz yokluk içinde severek yaşar ama vatana el uzatılmasını asla kabul etmez. Bölgede yaşayan insanlarımız için de en büyük konfor PKK’nın yok olmasıdır.
Şunu da unutmamak gerekir ki sadece zengin olmayı ekonomik büyümeyi hedefleyen bir düşünce, PKK gibi ideolojik alt yapısı olan hareketlere karşı mutlaka yenilir. PKK’nın batıl da olsa bir ülküsü varken karşısındakilerin de yüksek ideali olan bir nesil olması gerekir.

Kürt Kardeşlerimize Bizden Ayrılmaları İçin Özel Baskı Uygulanmıştır

Bazı çevrelerde Kürt kardeşlerimizi görmeye dahi tahammül edemeyen, onları ahlaksızca aşağılayan, yok sayan, değer vermeyen, bölgenin coğrafyasından dahi hoşlanmayan, Güneydoğu’yu adeta yük olarak gören insanlar olduğu bilinmektedir. Bu çevreler Kürt kardeşlerimizin bizden kopması için yıllarca uğraşmışlardır. Bu ahlaksız zihniyetin bir uzantısı olarak iddia edilen Ergenekon yapılanması da yıllarca Kürt kardeşlerimize akıl almaz işkenceler yapmıştır. Canımız kardeşlerimiz büyük zulümlere maruz kalmışlardır ve bu çirkin tutum, canlarımızı bizden ayırmak isteyenlere hizmet etmiştir. Ancak artık bu oyunun bozulması dönemindeyiz. Diyarbakır’ın, Hakkari’nin, Şırnak’ın Paris gibi Londra gibi olacağı, kardeşlerimizin dağlarda huzur ve sevinç içinde yaşayacakları, hep birlikte yer sofralarında oturacağımız hep birlikte halaylar çekeceğimiz dönem gelmiştir.
PKK’nın hedeflediği gibi bölgede Stalinist bir özerk yapı oluşturmak kardeşlerimizi dehşetli bir zulmün içine itmektir. Dindar Kürt analarımızı, dedelerimiz, kız kardeşlerimizi komünist baskının inisiyatifine terk etmek, geçmişte yaşanan acılardan hiç ders almamış olmaktır. Biz canlarımızı göz göre böyle bir acıya terk etmeyiz.
Bu sebeple, Kürtleri bir bölgeye Türkleri bir bölgeye hapseden, birine diğerinde faaliyet yapma ve yaşama hakkı vermeyenlerin bölünmeye hizmet ettiklerini görmezden gelmeyiz. “Kürdün Kürtten başka dostu yok”, “Türkün Türkten başka dostu yok” diyen herkes yanlış yapıyor. Hepimiz Allah’ın kullarıyız, hepimiz kardeşiz, kimsenin bir diğerine üstünlüğü yok, kimsenin bir diğerinden ayrı ayrı olmasına gerek yok, hepimiz kardeşçe bir arada, özgürce yaşamalıyız

Bölünme Tehlikesi Varken Müslümanların Birbiriyle Uğraşması Haram Olur

“Allah’a ve Resûlü’ne itaat edin ve çekişip birbirinize düşmeyin, çözülüp yılgınlaşırsınız, gücünüz gider.” (Enfal Suresi, 46)
Allah’ın Müslümanlara emri birlik olmaktır. Allah, “eğer çekişirseniz, birbirinize düşerseniz gücünüz gider” buyurmuştur. Bu durumla karşılaşmaktan her Müslüman sakınmalıdır.
Müslümanların sayıca aydın gücü zaten son derece azken, mevcudu da birbirine kırdırmak akılcı tutum olmaz. Tam tersine birleştirmek, uzlaştırmak akla ve vicdana uygundur. Müslümanları ezip yok etmek değil, hata varsa düzeltip kazanmak gerekir. Bir Müslüman grubun dağılması sevinç vesilesi değildir. Yanlış yönleri varsa uyarılması elbette gereklidir. Suç işlenmişse hukuki sınırlar içinde devletimiz elbette tedbir almalıdır. Ancak yetişmiş potansiyel bir Müslüman grubu yok etmek yerine faydalı hale getirebilmek önemlidir.
Müslüman aydınların da mutlaka birbirlerine sevgiyle yaklaşmaları birbirlerini koruyup kollamaları gerekir. Bu sevgi ve birlik, bölünmeye karşı set olur. Televizyonlar, sohbet programları, sosyal medya Müslümanların birbirine nefreti değil sevgiyi pekiştirdiği yerler olmalıdır.
Her şeyin bir sırası vardır, Türkiye’nin büyük olması için önce PKK’nın tamamen etkisiz hale getirilmesi gerektiği açıktır, diğer her şey 2. plandadır. Halen PKK tehlikesi varken, mücadele gücü ve enerjisi başka yerlere değil, PKK’ya yönlendirilmelidir.

Kendi Kendini Yok Eden Bir Mekanizma Oluşturmamak Gerekir

Sürekli öfke politikası, Müslümanların ruhunu öfkeye alıştırmak anlamına gelebilir ki, bu çok tehlikelidir. Bir bünye nefrete alışırsa, karşısına çıkan herkesi hedef alır. Bir ezme makinası, bir yok etme sistemi çalıştırılırsa, bu makina, önüne gelen her yapıyı ezer, büyür ve sonrasında durdurulması da mümkün olmaz. Müslüman bir grubu toptan, yanlışını doğrusunu ayırt etmeden yok eden bir içtihadın oluşturulması, bu içtihadın sonraki dönemlerde tüm Müslümanlara karşı uygulanmasına dönüşebilir. Bu, bir müddet sonra hiç umulmadık şekilde Müslümanların kendisini vuran bir güç haline gelebilir.
Bölünmeye karşı fikren direnecek her unsurun ezilmesi bölücü güçler tarafından organize edilen ve planlanan bir proje olabilir. Müslümanı Müslümana kırdırma projesi tarihte bir çok ülkede uygulanmış ve netice alınmıştır. Şimdi ülkemizde benzer bir oyunu planlayanlar olabilir. Tüm Müslümanlar itidalli davranmalı, oynanan oyunu görmeli ve Allah’ın bizden istediği ahlaktan asla taviz vermemelidir.
Hükümetimizin de sevgiyi kardeşliği pekiştirici bir siyaset izlemesi, öfkenin bünyelere yerleşmesine izin vermemesi, özellikle bu dönemde çok kıymetlidir.

Bölünmeye Karşı Tüm Partiler ve Sivil Toplum Kuruluşları İttifak Etmelidir

Güneydoğu’da siyasi partilerin ittifakla seçime girmesi son derece akılcı bir yöntemdir. Ağrı, Iğdır, Siirt, gibi bir çok şehirde sağ partiler çok az farkla seçim kaybetmiştir. Seçim öncesinde ittifak edilmiş, ortak çalışma yapılmış olsa böyle bir kayıp olmayacağı açıktır. Güneydoğu’da blok bir kayıp olmaması için Ak Parti, CHP, MHP, SP, BBP, HudaPar’ın ittifakla seçime girmesi gerektiği görülmektedir. Bölünme tehlikesi söz konusu olduğunda herkes fedakarlık yapabilmeli, vatanın birliğinde ittifak etmelidir. Böyle bir dönemde tüm partilerimizin kardeşlik ruhunu birlik olup ortaya koymaları milletimizin beklentisidir. Göz göre göre kayba izin verilmemelidir.
Tüm partilerin milli mutabakat yapıp bölünme tehlikesine karşı ortak tavır alması önemlidir. Tüm vatandaşlarımız da PKK tehlikesine tüm vatandaşlarımız yoğun olarak dikkat çekmeli, bu önemli konuyu sürekli gündemde tutmalıdır.

Bölünmeye Karşı Olmayı İfade Etmek Suç Gibi Gösterilmemelidir

Bazı çevreler bölünme tehlikesinin gündeme getirilmesinden rahatsız olduklarını ifade etmektedir. Ancak bu yanlış bir bakış açısıdır. Bölünmeye karşı olmayı, bu tehlikeyi gündeme getirmeyi suç gibi göstermek, susup izlemeyi tavsiye etmek şer olur. Nitekim Başbakanımız da her konuşmasında bölünmeye karşı olduğunu mutlaka ifade etmektedir. Tüm meydanlarda, “tek vatan, tek millet, tek bayrak, tek devlet” çağrısı yapmakta, milyonlarca insanı bölünme tehlikesine karşı uyarmaktadır. Bu güzel tutumun herkes tarafından paylaşılması bölünme tehlikesinin tüm vatandaşlarımız tarafından gündemde tutulması güzelliktir.

Milletimizin Ortak Sesi

Özetle, kimse bölünmeye yeni yeni isimler bulup sempatik göstermeye çalışmamalıdır. Kimse bu ülkenin topraklarına göz dikip bağımsız komünist Kürdistan hayali kurmamalıdır. Bu millet Güneydoğu’yu komünist zulmün eline terk etmez. Bu ülkeden verilecek tek bir çakıl taşımız dahi yok. Milletimizin ideali ve ülküsü Büyük Türkiye’dir, İslam Birliği’dir. Allah’ın ülkemiz için takdir ettiği kaderde bölünme değil, bir olmak, güçlü olmak, İslam alemine manevi öncü olmak vardır.
basbakan recep tayyip erdogan adnan oktar pkk komunizm

Adnan Oktar AK Parti’nin felsefi zeminini güçlendirip sağlamlaştırdı

 

DİDEM ÜRER: Sırrı Süreyya Önder, Sebahat Tuncer ve Tuğrul Kürkçü HDP’ye geçmek için BDP’den istifa etmişti. Öcalan’ın çatı partisi olarak nitelenen HDP büyük kongresinde parti organları için seçim yapıldı ve genel başkan Sebahat Tuncel seçildi.

ADNAN OKTAR: Hayırlı uğurlu olsun. Partiler meseleyi halletmez. Şimdi, parti kurarsın, eğer halk komünist olarak eğitilirse, herhangi bir komünist parti kurarsın, ezer geçer. Halkı dindar eğitirsen, bir sağ parti kurarsın ezer geçer. Partiden bir şey çıkmaz o anlamda, halkın eğitilmesi çok önemlidir. Sokak sokak, cadde cadde, ev ev halkın eğitilmesi. Bunu kim yaparsa, iktidar ona göre şekillenir. Eğitim. Mesela MHP o zamanlar ülkü ocaklarını kurmuştu, ben Tokat’a gittiğimde, sokakta gezerken kahvehanelere baktım, hep böyle ülkücülerin hakim olduğu, onların kültürünün anlatıldığı dergahlar şeklindeydi. Tokat’ta ülkücüler için bir kamp oluşturulmuştu, o kamptaki çalışmaların fotoğrafları vardı, çeşitli spor çalışmaları, eğitim çalışmaları. Ülkücüler o devirde, ev ev, sokak sokak, cadde cadde eğitim faaliyetleri yaptılar. Küçük küçük kahvehaneler açtılar, küçük lokaller açtılar, kulüpler, dernekler açtılar çok büyük emek verdiler. Ama muazzam bir kararlılıkla. Kısa MHP acayip güçlendi, eğitim sonucu. Mesela Adalet Partisi’nin güçlü olmasının nedeni Nur talebeleridir, Bediüzzaman’dır. Yoğun faaliyet yapması nedeniyle Anadolu’da her yerde, halkı ılımlı sağa yönlendirmiş oldular ve o Adalet Partisi’ne yaramış oldu. Sonra ANAP’a yaradı, sonra AK Parti’ye de faydası oldu. Fakat AK Parti’nin döneminde felsefi zemin, ilk başlangıçta zayıftı. Biz AK Parti’nin felsefi zeminini müthiş güçlü hale getirdik. Ondan sonra da AK Parti de müthiş güçlü hale geldi. Yoksa sağ Türkiye’de hep güçsüz ve pasifti. Adnan Menderes iktidara geliyordu, adamlar ağza alınmadık laflar ediyordu, o da kibarca cevaplar veriyordu, gücü yetmiyordu. Demirel hep pasif konumda kalmıştır, ucu ucuna iktidarını devam ettirmiştir. Turgut Özal da öyle, ucu ucuna ANAP’ı iktidarda tutabilmiştir, zor bir iktidar dönemi olmuştur. Onca verdikleri tavize rağmen. Solun baskısından kurtulmak için Adnan Menderes rahmetli, Bediüzzaman Hazretleri’ni ezim ezim ezmiştir, sırf solun baskısından kurtulmak için, onlara şirin görünmek için. Adalet Partisi döneminde de, sağ biraz rahat etmiştir ama sağ hep baskı altında kalmıştır. Hep sol böyle el üstünde tutulan çocuk konumunda olmuştur. Kırıp yıksalar bile, dağıtıp dökseler bile, onlara karşı anlayışlı bir zihniyet her zaman devam etmiştir. Ama sağcılar bir şey yaptığında, çok şiddetli karşılık almışlardır. AK Parti’nin de ilk dönemlerinde güçlü bir çıkış yaptı, yani klasik sağ iktidarı olarak, Demokrat Parti’nin devamı olarak bir çıkış yaptı. Ama siyasi felsefi zemini yoktu. Biz siyasi felsefi zeminini çok güçlü hale getirdik, Darwinizmi, materyalizmi yıkarak. Solun o taşkın, biraz da korunan, bir ailenin bir çocuğu havası böylece gitmiş oldu. Hükümetin eli çok güçlendi ve istediği gibi atak yapar hale geldi. Bir de geçmiş tecrübelerden istifade ettiği için AK Parti iktidarı, sağ kitle partilerinin yaptığı o büyük hataları yapmadılar. Yahut çok azaltmış oldular. Felsefi zeminleri çok güçlü olduğu için, şu an tepmez-devrilmez bir iktidar görüntüsü var. Çünkü siyasi felsefi zemin çok güçlü. Boşluk odakları oluşuyor, zaman zaman arada hava boşlukları oluşuyor, yani bu hükümeti sarsabilecek yerler. Ama biz onu çabuk tespit edip, hemen o hava boşluğunu doldurduğumuz için hükümet asfalt yolda gidiyor adeta. Mesela bu Gezi olaylarında da muazzam açıklar verilmiş gibi oldu, fakat biz o açıkların tamamını doldurduk. Muazzam atak yolları oluşturdular, fakat o atağın bütün yollarını ilimle irfanla, gerçeklerle, bilgiyle, akılla kesmiş olduk. Yani felç oldu sol o anlamda.

Evet, Didem Hocam.

DİDEM ÜRER: Hocam bildiğiniz gibi HDP’nin, BDP’nin aksine Kürtçü bir parti olmayacağı ve tüm Türkiye’yi kucaklayacağı söyleniyordu. Ancak parti kongresinde toplanan kalabalıklar halaylar eşliğinde PKK bayraklarını da taşıyarak Apo’cu marşı diye bilinen bir marşı birlikte söylediler.

ADNAN OKTAR: Tabii ki o partinin sol eğilimli olacağı açık, Marksist eğilimi olacağı açık. Ama eğittikleri bir insan kitlesi var, onlara güvenerek bunu ortaya koyuyorlar. Yani kahvehanelerde, evlerde, sokaklarda her yerde bir eğitim oluyor. Ben, bazen Anadolu’da gittiğim yerlerde lokallere girerdim, kahvehanelere girerdim bakardım, her kahvehane eğitim yeriydi. Mesela halk evi derler, bakarız gideriz, orada solcular toplanırlar, yeni gelen bir misafir olduğunda hemen ona komünizmin kısa bir tarihini anlatırlardı. Eğer akrabasıysa, yakınıysa, arkadaşlarıysa o da orada bir öncü Marksist olurdu, yani ön Marksist olurdu. Hemen sempatizan olurdu kabul ederdi. İşte “Marksizm’den gaye; sosyal adalettir, sevgidir, buradaki arkadaşların hepsi de Marksist, Marksizm dünyanın kurtuluşudur” buna benzer bir şeyler, yani kulak dolgunluğu. “İnsanlar evrimle meydana geldi, tarih de evrimle meydana geldi. Tarih bir dönüşüm içerisinde, yeniden komünal hayata döneceğiz, zenginlerin parasını alacağız, evlerini alacağız, bütün imkanlarını alacağız, aile olmayacak.” Adam ilginç geliyor böyle bir şey. Yani ilk duyduğunda heyecanlanıyor. Dini imanı da zayıfsa, araştırma gücü de yoksa, “bu adamlar zaten kültürlü birikimli adamlar, ben bunlara inanayım” diyor. Ve çok çabuk gelişen bir ideolojidir Marksist ideoloji. Çünkü Marksizm’de çok kolaydır hayatı anlatma şekli, çok sıradan ve çok basittir. Yani öyle zorluğu da yoktur hep kolaylık üstünedir. Çünkü aile kavramı yok, çünkü aile kavramı onun için bir sorun, o gitmiş oluyor. Çocuk devletin oluyor “oh çocuktan da kurtulduk” diyor. Cinsellik hayatı desen, komün hayatı var, yani isteyen istediğiyle ilişkiye girebiliyor. Yani din ahlakı kavramı yok. Mal zaten bölüşülüyor, herkesin malını bölüşüyor, iş imkanı diye zaten bire konu yok, devlet anında iş veriyor. Hayata böyle bakan bir insan için, hayata din derinliğiyle, İslam, Kuran derinliğinde bakmak istemeyen bir insan için bu bir kolaylık yolu olmuş oluyor ona, cazip geliyor. “Ben de komünist oldum” diyor ve böylece komünizm halk arasında kolayca yayılıyor. Din kolay değildir. Yani sağın yaşanması da öyle kolay değildir. Çünkü dinde birçok sorumluluklar vardır, helaller, haramlar vardır, akıl kullanılması gerekir, derinliği vardır. Ama solda derinliğe ihtiyaç yoktur. Yani çok kolay yaşarsın, her şey kolaydır. Bir de istediğin gibi istediğine saldırma ruhu da veriyor, Marksizm’in bir yönü de bu; fakirlerin zenginlere saldırabileceğini onlara telkin ediyor. O zaman o da onlara cazip geliyor çünkü zenginlere karşı öfke oluyor fakirlerin bir kısmında bazen, onu da kullanmış oluyorlar. Dolayısıyla komünizmin de avantajlarını da; tabii uygun kafadaki insanlara olan avantajlarını da iyi anlatırsak, tehlike daha iyi kavranmış olur.

Sayın Adnan Oktar’ın A9 TV’deki canlı sohbetinden (28 Ekim 2013; 21:00)
Video: http://www.youtube.com/watch?v=8Ee5PeNSgc8

Ücretsiz kitap: Komünizm Pusuda
http://harunyahya.org/tr/Kitaplar/781/Komunizm-Pusuda
komunizm pusuda komunist ak parti akp gezi parki adnan oktar recep tayyip erdogan

Komünist Kürdistan Tehlikesi
http://harunyahya.org/tr/Kitaplar/146212/Komunist-Kurdistan-Tehlikesi
komunis tkurdistan tehlikesi recep tayyip erdogan akp ak parti adnan oktar

Komünist Çin’in Zulüm Politikası ve Doğu Türkistan
http://harunyahya.org/tr/Kitaplar/779/Komunist-Cinin-Zulum-Politikasi-ve-Dogu-Turkistan
komunist cin dogu turkistan recep tayyip erdogan akp ak parti adnan oktar

Abdullah Öcalan’ın namaz kıldığını düşünüyorum – Adnan Oktar

abdullah ocalan adnan oktar pkk

 

DİDEM ÜRER: Hocam birde Ahmet Türk, Dicle Üniversitesi’nde, Peygamberimiz (s.a.v)’in
Kutlu Doğum Haftası’nda yapılan saldırıların provokasyon olduğunu söyledi. “Bizi

Müslümanlığa karşı gibi göstermek istiyorlar, ancak biz herkesten daha çok Müslüman’ız.
Peygamberimiz (s.a.v)’e de, dinimize de sonsuz saygımız vardır. Biz kutsal doğum haftasına,
kutsal doğum gününe karşı değiliz, asla asla” dedi.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, elhamdülillah. Özellikle söyledim Hocamız diye, dindar olduğunu
biliyorum. Çok efendi, terbiyeli bir insan, saygı duyduğumuz, değer verdiğimiz bir insan. Sayın
Ahmet Türk’ün çok çilelerden, çok acılardan geçtiğini de biliyoruz. Hürmetli, nezaketli, efendi
bir insan olduğunu da biliyoruz, yani kıymetli Kürt kardeşimiz. Onur duyuyoruz Kürt olmasıyla
da. Hiçbir şekilde de, hiçbir yerde de sorun çıkmaz. Kürt olmak onurdur, bir güzelliktir.
Sükselidir, güzeldir. Ama millet olarak sorulduğumuzda, ben mesela hem Arap asıllıyım aynı
zamanda, hem Türk asıllıyım. Sorulduğunda Türk’üm diyorum, bunu bu kadar abartacak ne
var? Osmanlı döneminde olsaydı, Osmanlıyım diyecektim. Türkiye Cumhuriyeti
dönemindeyim, Türk’üm diyorum. Bu kadar rahatsız edici bir üslupmuş gibi, rahatsız edici bir
düşünceymiş gibi sunulması çok yanlış. Osmanlı döneminde olsaydık ne yapacaktık? Aynısı.
Adam tutturacaktı, mesela ben Osmanlı değilim diyecek. Osmanlı kimdir diyecek. Olur mu
öyle şey? Bir isim konmuş, güzel bir insan, Osman Bey’den kaynaklanan bir isimle, güzel bir
isim oluşmuş, benimsenmiş Osmanlı İmparatorluğu denmiş, tabirlerle Osmanlı demiş.
Selçuklularda mesela çok güzel, Selçuklu denmiş. Hiçbir şekilde böyle bir şeyi ben
sezmiyorum ve görmüyorum. Varsayalım, başta ben rahatsız olurum, böyle bir şey olmaz.
Zorlama izahlara gerek yok. Demokrasi gelişsin. Ne kadar? Alabildiğine gelişsin. Özgürlükler
alabildiğine gelişsin. Hukuk otursun, güzelleşsin, hukuktaki eksiklik, noksan noktalar
düzeltilsin. Bunların hepsi çok güzel. Aslında Selahattin Demirtaş, o da çok efendi çocuk.
Bakıyorum, çok nezaketli, terbiyeli, Sayın Ahmet Türk’te öyle, çok terbiyeli. Bir şey yok, biz
Müslümanlığınızdan asla şüphe etmiyoruz. Mesela Selahattin Demirtaş belli, nur gibi
Müslüman evladı. Ben, Abdullah Öcalan’ın bile namaz kıldığını düşünüyorum. Bir bildiğim var
ki, söylüyorum. Ama hata yapmıştır, yanlış yapmıştır, günaha girmiştir, herkes hatasının
karşılığını ödemekle mükelleftir. Ben işkence yapılsın da demiyorum. Mesela televizyon
verilmiş, gerçekten sevindim ben. Çünkü eza edilmesinden rahatsız olurum. Acı
çektirilmesinden rahatsız olurum. Hakketmediği bir şey neden yapılsın? Diğer mahkumlara
ne yapılıyorsa, aynısı ona olsun. Ben ceza evine girdim, bana televizyon verdiler, biz
televizyon seyrettik orada. Mesela deseler ki Abdullah Öcalan’a vermiyoruz, adam düşünür,
suçu nedir diye. Çünkü kanunda düzenleme olması lazım. Kanunda böyle bir şey yoksa, hangi
haklardan biz yararlanıyorsak, onunda yararlanması lazım. Yani ekstra eziyet olmaz. Bu
günah olur. Asıl tabii karşılığı ahrettedir. Onun için tevbe etsin, nedamet getirsin, Kuran
okusun dedim, İslam’ı öğrensin. Benim gördüğüm, İslam’a yatkınlığı oluşmuş, İttihad-ı İslam’a
karşı isteği de oluşmuş. Yani bu konuşmalar boşa gitmemiş, güzel olmuş. Kimse onlara dinsiz
kimse demiyor. Olabilir aralarında dinsiz olan ama benim bu saydığım insanlar arasında dinsiz
olmadığını görüyorum. Efendi, hakikaten terbiyeli insanlar. Kürt kardeşlerimizin genel
ekseriyeti öyledir. Ama bir kısmı sinirli saldırgan tipler var ama öbürleri seziliyor, anlaşılıyor.
Mesela geçenlerde buraya gelen Ak Partili bir kardeşimiz, o çok çok efendi bir insan, acayip
nezaketli. Geçenlerde de anlattım, hayret ettim yani. Nezakette en ufak bir açık vermiyor. Ne güzel, Türkiye’nin süsü benim Kürt kardeşlerim. Gayet efendi insanlar, ben onlarla neden pasaporta, vizeyle görüşeyim? Mardin’e gideceğim, pasaportla gideceğim! Bir bu eksikti, Allah esirgesin. Böyle bir şeyi istemiyorum. PKK gölgesi de olsun istemiyorum. Eğer onları ezen, onlara tepeden bakan varsa, Allah onlara hidayet versin, hidayet vermiyorsa helak etsin, Allah yerin dibine batırsın. Kürt olduğu için, kardeşlerimize karşı kalbinde buğz duyan varsa, çok ahlaksız, karaktersiz, namussuz, şerefsizin tekidir. Tabii ki en başta hidayet isterim ama hidayet vermiyorsa, Allah helak etsin. Çok aşağılık adamlar demektir. Benim Üstad’ım Kürt en başta, nur gibi benim Üstad’ım. Eskiden, bu doğru, böyle bir şey vardı, böyle bir bela vardı. Bu bir şekilde gitti. Nedenlerini söylemeyeyim ama gitti. İnsanlar aydınlandı, internet, radyo, televizyon birçok şey, herkes elini vicdanına koydu, bu korkunç kafadan kurtuldular. Benim çocukluğumda hakikaten Kür denildiğinde, bambaşka bir imaj oluşuyor. Ama sonradan bu, değişti. Fiilen de görüyoruz, çok terbiyeli, efendi insanlar. Onun için böyle bir tedirginlik duymasınlar, öyle bir şey yok.

Adnan Oktar’ın 12 Nisan 2013 tarihli A9 Tv röportajından

Video: http://www.youtube.com/watch?v=p-snvVkWQM8

TÜRKİYE’NİN GÜNEYDOĞU’SUNU NEDEN BÖLMEK İSTİYORLAR? 1. BÖLÜM

Suni Bir Terim “Kürt Sorunu”

Uzun yıllardır ülkemizde yaygın olarak kullanılan bir “Kürt sorunu” terimi var. Kürt sorunu ifadesi yıllarca pek çok insanı aldatmayı başardı. Öyle ki insanların bir kısmı, Kürt kardeşlerimizden kaynaklanan bir sorun ile karşı karşıya olduklarını zannettiler. Sanki Kürt kardeşlerimiz bu vatanın bir evladı, Türkiye Cumhuriyetinin bir ferdi değilmiş gibi, Türkler ve Kürtler arasında suni bir husumet olduğuna inandılar. “Kürt sorunu” ismi işte bu şekilde bir propaganda malzemesi haline getirildi.

Oysa “Kürt sorunu” ifadesi tamamen bir aldatmacadan ibarettir, Türklerle Kürt kardeşlerimiz arasında ayrılık çıkarma amacıyla konulmuş sahte bir isimdir. “Kürt Sorunu” ismi sürekli kullanılınca, ortada Kürtler ile Türkler arasında gerçekten bir sorun varmış gibi bir izlenim oluşturulmuş, suni bir husumet ortamı var edilmiştir. Laz, Çerkez, Gürcü kısacası her soy, Türk toprakları içinde “Türk” kimliği altında rahatlık ve huzur içinde yaşarken, kendi geleneklerini uygular, kendi dillerini istedikleri gibi kullanır ve “Türk” olarak nitelenirken; bir anda Kürtlerin kendi dilleri, gelenekleri ve “Türklükleri” sorgulanır hale getirilmiştir. Yıllarca aynı topraklarda Türk kimliği altında birlikte yaşayan Türkler ve Kürtler arasında bu suni ayırım meydana getirilince, büyük bir kesim gerçekten bir sorun olduğunu zannetmiş ve bugünkü bölünme konuşmaları suni bir zemin bulmuştur. Oysa aslında “Kürt sorunu” adı altında kirli ve tehlikeli bir oyun oynanmaktadır.

kurt sorunu pkk sorunu komunizm adnan oktar abdullah ocalan

 

“Kürt sorunu” olarak adlandırılan ve birtakım çevreler tarafından desteklenen bu suni sorun, bölgede oluşturulmaya çalışılan komünist, Stalinist ve Leninist hakimiyetin ön hazırlığıdır. Bilindiği gibi komünist rejimler kargaşa ve çatışma ortamında hayat bulurlar. Bir komünist rejimi hakim edebilmek için de öncelikle devlet yönetimine karşı bir hareket başlatılmalı ve bununla bir çatışma atmosferi oluşturulmalıdır. Komünizm; çatışmayı, vahşeti, terörü gerekli kıldığından (bu konuya ileriki sayfalarda detaylı olarak değinilecektir), kargaşa sağlandığında ortam komünist rejimin yerleşmesi için uygun hale getirilmiş olacaktır. Komünist rejimlerin hakim olduğu Çin, Kamboçya, Kuzey Kore gibi ülkelerin tümünde bu taktik kullanılmış; propaganda yöntemleriyle halk galeyana getirilmiş, ardından oluşturulan vahşet rejimleriyle bu ülkelerde milyonlarca insan katledilmiştir. Ülkemizin güneydoğusunda oynanan oyun da işte böyle bir planın parçasıdır.

Güneydoğu’daki sorunun Kürt milliyetçiliği ile ya da Kürtlerin içinde bulundukları şartlarla hiçbir ilgisinin olmadığı, sözde “Kürt sorunu” bahanesiyle nasıl bir kargaşa ortamı oluşturulmaya çalışıldığı iyi anlaşılmalıdır. Hedeflenen komünist zulüm sistemini ve bu zulüm sistemi içinde Kürt kardeşlerimizin nasıl harcanacağını daha iyi anlamak için de PKK’nın ideolojisini yakından incelemek gerekir. Bu sapkın ideoloji, Marksist, materyalist, Stalinist ve Leninist ideolojidir ve temeli yalnızca ve yalnızca Darwinizm’e dayanır.

PKK; Darwinist, Marksist, Stalinist ve Leninist Bir Yapılanmadır

Darwinizm Nasıl Bir İdeolojidir?

Darwinizm, yani evrim teorisi özetle, dünyada canlılığın tesadüfen başladığı ve doğadaki tüm canlı türlerinin yine tesadüfen birbirlerinden türedikleri -yani evrimleştikleri- şeklindeki hayali bir iddiayı savunur. Bilimsel açıdan tamamen bir aldatmaca olan bu iddiaya göre yeryüzündeki çeşitliliğin başlangıcı, çamurlu sularda kendi kendine oluşmuş bir bakteridir ve canlılar bu hayali bakteriden türeyerek bugünkü hallerini almışlardır. Yine bu mantık dışı iddiaya göre, insan da maymun türlerinden türeyip gelişmiş ve insanlaşmıştır. Günümüz bilimi karşısında tamamen geçerliliğini yitirmiş olan evrim teorisinin bu basit mantığına göre, bir şempanzenin insana dönüşebilmesi için, biraz iki ayak üzerinde durma denemeleri yapması, biraz alet kullanabilmesi ve sıcaktan rahatsız olup tüylerini dökmesi yeterli olmuştur…

Elbette bu bir hikayedir. Evrim teorisi, tarihin en büyük bilim sahtekarlığıdır. Darwinistler, canlılığın başlangıcı olarak kabul ettikleri hayali ilk bakterinin sahip olduğu proteinlerden tek bir tanesini bile açıklayamamaktadırlar. Çünkü tek bir proteinin tesadüfen meydana gelebilmesi imkansızdır. Kesinlikle mümkün olmamakla birlikte, canlılığın herhangi bir şekilde kendiliğinden ortaya çıktığını varsayılsa da sonuç değişmeyecektir çünkü türlerin birbirine dönüşümü de imkansızdır. Bir canlı, asla ve asla kendi genlerinde kodlanmış özelliklerin dışında yeni özelliklere sahip olamaz. Genetik bilimi, bu iddiayı da kesinlikle reddetmektedir.

deniz canlilari evrim teorisi adnan oktar harun yahya pkk

 

Evrim teorisini bilim karşısında çöküşe uğratan temel noktaları kısaca özetlemek gerekirse:

  • Canlılar mevcut genetik bilgilerinin dışına çıkamazlar, genlerinde olmayan yeni bir bilgiyi zaman içinde veya dış etkilerle kazanamazlar.
  • Mutasyonlar hiçbir zaman canlıda gelişmeye sebep olamaz, mutlaka organizmaya zarar getirirler. Asla ve asla canlıya yeni bir bilgi ekleyemezler.
  • Türden türe hayali değişimi belgeleyecek milyarlarca fosil kaydının bulunması, yani çok sayıda “ara formların” olması gerekmektedir. Fakat Darwinistlerin iddia ettiği türden türe geçişi gösteren tek bir tane bile ara geçiş fosili YOKTUR.
  • Bir tane ara form olmamasına rağmen canlıların milyonlarca yıl hiç değişmeden -yani evrimleşmeden- kaldıklarını gösteren 350 milyondan fazla fosil bulunmaktadır.
  • Asıl önemli nokta ise, –yukarıda belirttiğimiz gibi– DARWINİSTLER TEK BİR PROTEİNİN KENDİ KENDİNE MEYDANA GELİŞİNİ AÇIKLAYAMAMAKTADIRLAR. Bu büyük gerçek, evrimi tamamen ortadan kaldırmak için yeterlidir.

Fosil kayıtları son derece zengindir ve canlılığın kökenini anlamak için yeterli sayıdadır. Fosilleri incelediğimizde farklı canlı türlerinin, aralarında hayali evrimsel “geçiş formları” olmadan, yeryüzünde bir anda ve farklı yapılarıyla, ayrı ayrı ortaya çıktıklarını görürüz. Bu da tüm canlıları Yüce Allah’ın yarattığının delillerinden biridir.

sahte fosil sergisi degil adnan oktar harun yahya pkk evrim teorisi

fosil sergisi adnan oktar evrim teorisi harun yahya pkk komunizm

Bütün bunlardan da anlaşılabileceği gibi, evrim teorisi bilimin yalanladığı büyük bir sahtekarlıktır, daha canlılığın başlangıcını açıklayamadan çökmüş bir teoridir.

(Evrim sahtekarlığı ve bu sahtekarlığı ortadan kaldıran bilimsel gerçeklerle ilgili detaylı bilgi için bkz., Evrim Aldatmacası – Harun YahyaYaratılış Atlası – Harun Yahya)

Burada üzerinde duracağımız asıl konu, evrim teorisinin geçersizliğinin bilimsel kanıtlarını sunmaktan çok, teorinin ideolojik yönünü gözler önüne sermektir. Çünkü Darwinizm; bütün materyalist, komünist ve faşist ideolojilerin sözde temel zeminini oluşturur.

Bir sahtekarlığı ayakta tutabilmek, bilimsel gelişmelere rağmen insanlar tarafından desteklenmesini sağlamak son derece zordur. İşte bunu başarabilmek için insanlar demagoji ve propaganda ile önce evrim mantığına alıştırılırlar. Bunun için Darwinist diktatörlük işbaşındadır. Darwinist diktatörlük, devletleri, hükümetleri, tüm ülkelerde basını, üniversiteleri, okulları, bilim adamlarını ele geçirdikten sonra, onların kanalıyla bu sahtekarlığı yaygınlaştırmıştır. Evrime karşı gelenler susturulmuş, okullarda tek yanlı evrim eğitimi verilmiş ve basında tek yanlı evrim telkini yapılmış ve insanlar evrime inanmak veya inanır gözükmek zorunda bırakılmışlardır. Böylelikle evrim mantığı, reddedilemez bir kavram olarak herkesin beynine aşılanmıştır.

Darwinizm vahşete nasıl bir fikri temel verir?

charles darwin adnan oktar komunist kurdistan abdulla ocalan

 

Darwinistler, insanı gelişmiş bir hayvan türü olarak görürler. Dolayısıyla bir Darwinistin sapkın görüşlerine göre insan, hayvanla eşdeğerdir. Bir Darwinist için hayvan ne kadarlık bir değere sahipse, insana da o kadar değer ve önem verilmelidir. Bir başka deyişle bir Darwinist için insanın “hiçbir önemi ve değeri yoktur”.

Darwinizme göre, doğada bir canlının gelişip güçlü ve avantajlı hale gelebilmesi için güçlünün güçsüzü ezip yok ettiği bir ortamın varlığı şarttır yani doğada sürekli rekabet olmalıdır. Darwinistlerin bu hayali mücadele ortamında, sözde her bir tür sadece diğer türü yok etmeye çalışmakta ve dolayısıyla hayatta kalanları daima güçlüler oluşturmaktadır. Bu mücadele, bir türün fertleri içinde, hatta bir ailenin fertleri içinde bile devam etmekte, her birey kendi bencil varlığı için çatışmaya dahil olmaktadır. Darwinizm’in temelini işte bu sahte hikaye oluşturur.

kaplan ceylan evrim teorisi adnan oktar harun yahya

 

Bu hikaye Darwinistlerin kendi teorilerinin ve hayat görüşlerinin temelidir. Doğada var olduğuna inandıkları bu sözde çatışma sebebi ile Darwinistler, sürekli olarak zayıf olanın yok edildiği vahşi bir doğa tarif ederler. Onların yanlış inanışlarına göre insan da bir hayvan türü olduğuna göre, aynı çatışma ve aynı elemenin insan topluluklarında da var olması şarttır. Dolayısıyla bu sapkın mantıkta, güçsüzlerin elenmesi ancak çatışma, savaş, terör ile mümkün olabilecektir.

Elbette ki bu, kesin bir aldatmacadır. Doğa, canlıların sadece birbirleriyle kıyasıya rekabet ettikleri bir savaş alanı değildir. Canlılar hem kendi türlerine ve kendi yavrularına hem de farklı türlere karşı insanda hayranlık uyandıran şefkat, merhamet ve fedakarlık örnekleri gösterirler. Bu gerçek, Darwinizm’e güçlü bir meydan okumadır.

Kendi kolonisi için hayatını tehlikeye atan; yavrusu için aç kalmayı, hatta ölümü göze alan; kendi türünden olmayan yavruları dahi koruyan bir canlının varlığı Darwinizm’in ‘hayatta kalmak için güçsüz olanı yok etmek gerekir” şeklindeki sapkın iddiasını yıkıma uğratmak için yeterlidir. İşte bu nedenle Darwinistler canlılardaki bu hayranlık uyandıran özelliklerden bahsetmekten şiddetle kaçınırlar. Çünkü doğada vahşi bir mücadeleden çok şefkat, yardımlaşma ve merhametin hakim olduğu tüm delilleriyle ortaya konulduğunda, Darwinizm hayatın bir çatışma ve savaş ortamından ibaret olduğu iddiasına temel oluşturamayacaktır. Bir başka deyişle kanlı komünist ve faşist ideolojiler fikri temelini kaybedeceklerdir.

sevgi sefkat adnan oktar harun yahya

 

İşte evrim teorisi bu temel mantığı ile insanlar ve toplumlar arasında saldırı, isyan ve cinayete zemin hazırlar. Sosyal Darwinistler, doğada var olduğuna inandıkları çatışmanın toplumlar ve halklar arasında da olması gerektiğine, ancak bu şekilde seçilmiş ve ayrıcalıklı türler ve nesiller yetişeceğine inanmışlardır. Diyalektik materyalizm toplumlara bu şekilde uygulanmıştır. Buna göre bir tez ortaya atılır. Bunun mutlaka bir anti-tezi olmak zorundadır. Bu tez ve anti-tezler birbirleriyle çatışarak ortaya bir sentez çıkarırlar. Sentez bir süre sonra yeniden bir tez halini alır ve buna karşı onun çelişeceği yeni bir anti-tez ortaya çıkarılarak çatışma devam eder. Dolayısıyla bu inanışta toplumlar, çatışmanın yoğun olarak var olması gereken alanlardır. Söz konusu çatışma “eleme”yi meydana getirecek ve istenen sonuca, yani “senteze” ulaşılarak hayali bir şekilde ilkelden gelişmişe doğru bir ilerleme sağlanmış olacaktır.

evrim teorisi darwinizm adnan oktar abdullah ocalan pkk kurdistan

 

20. yüzyılda ortaya çıkan faşist ve komünist diktatörlükler, sosyal Darwinizm’in bu garip mantığını toplumlara olduğu gibi uygulamışlardır. Faşist ve komünist diktatörlerin her biri, toplum içinde bir eleme sistemi uygularken Darwin’in fikirlerini esas aldıklarını açıkça ifade etmişlerdir.

20. Yüzyıldaki Faşist ve Komünist Kanlı Diktatörlerin Darwin’in Fikirlerini Esas Aldıklarına Dair İtirafları

charles darwin komunist diktatorler mao adolf hitler stalin lenin engels trotsky karl marx mussolini

 

Stalin:

Genç nesillerin zihnini yaratılış düşüncesinden arındırmak için onlara tek bir şeyi öğretmeliyiz: Darwin’in öğretilerini.” 1

Mao:

“Çin sosyalizminin temeli, Darwin’e ve evrim teorisine dayanmaktadır”. 2

Engels ve Marx :

Engels’in Marx’a yazdığı mektuptan:

“Şu anda kitabını okumakta olduğum Darwin, tek kelimeyle muhteşem“.3

Marx’ın 19 Aralık 1860 tarihinde Engels’e yazdığı cevabı:

“Bizim görüşlerimizin doğal tarih temelini içeren kitap, işte budur”4

Marx:

“Darwin’in yapıtı büyük bir yapıttır. Tarihteki sınıf mücadelesinin doğa bilimleri açısından temelini oluşturuyor.”5

Marx, Das Kapital isimli kitabını Darwin’e ithaf ederek Almanca baskısında el yazısı ile şunları yazmıştı:

“Charles Darwin’e, gerçek bir hayranı olan Karl Marx’tan”. 6

Engels:

“Tabiat metafizik olarak değil, diyalektik olarak işlemektedir. Bununla ilgili olarak herkesten önce Charles Darwin’in adı anılmalıdır.” 7

Engels:

“Darwin nasıl organik doğadaki evrim yasasını keşfettiyse, Marx da insanoğlunun tarihindeki evrim yasasını keşfetti.”8

charles darwin komunist diktatorler mao adolf hitler stalin lenin abdullah ocalan trotsky karl marx mussolini

Leon Troçki :

“Darwin’in buluşu, tüm organik madde alanında diyalektiğin en büyük zaferi oldu.” 9

… İnsan nedir? Henüz bitmiş bir canlı değildir. Hala beceriksiz bir yaratıktır. Bir hayvan olarak insan planlı bir şekilde değil, spontane bir şekilde evrimleşmiştir… İnsanın yeni ve değişmiş bir versiyonunu üretmek -bu komünizmin bir sonraki görevidir-… İnsan kendisini ham materyal olarak görmeli, ya da yarı üretilmiş bir madde olarak. 10

Charles Darwin etkisi abdullah ocalan kurdistan pkk adnan oktar

Adolf Hitler :

“Kuzey Avrupa Almanlarını insanlık tarihinden çıkarın, geriye maymun dansından başka bir şey kalmaz.” 11

Mussolini :

Faşist lider Mussolini, İmparatorluğunun zayıflamasını, “evrimin en önemli itici gücü olan savaştan kaçmaya çalışmasına” bağlıyordu. 12

Doğanın diyalektik olarak işlediğini iddia eden söz konusu kanlı liderler, sözleriyle de ifade ettikleri gibi, Darwin’in “doğadaki çatışma” mantığını doğrudan toplumlara uygulamışlardır. Açıkça anlaşılabileceği gibi 20. yüzyılda komünist ve faşist diktatörlüklerin, tüm dünyanın gözü önünde, pervasızca ve acımasızca kan dökmelerinin tek sebebi Darwinizm’dir. Bu kitapta özellikle odaklandığımız konu komünizm olduğundan Darwinist ideolojinin komünizmi nasıl şekillendirdiği ve nasıl beslediği konusuna daha fazla ağırlık verilmektedir.

Darwinist ideolojiden güç bulan komünizmin ne kadar büyük bir bela olduğunu anlamak için 20. yüzyıl komünist vahşetini kısaca hatırlamakta fayda vardır:

20. Yüzyıl Nasıl Bir Komünist Vahşet Yaşadı?

1917’de Rusya’da gerçekleşen kanlı Bolşevik Devrimi ile başlayan komünist vahşet, önce yeni kurulan Sovyetler Birliği’nin geneline, ardından Doğu Avrupa’ya, Çin’e, Kore’ye, Vietnam’a, Kamboçya’ya, Latin Amerika ülkelerine, Küba’ya ve Afrika’ya yayılmıştır.

20. yüzyılda gerçekleşen iki dünya savaşı sırasında ve sonrasında, doğrudan veya savaşın dolaylı etkilerinden dolayı 350 milyondan fazla insanyaşamını yitirmiştir. Bunların 120 milyonu sırf sivillerdir. Ülkelerde yaşanan komünist vahşeti şöyle özetleyebiliriz:

Lenin, Darwinizm’e olan bağlılığının bir sonucu olarak, insanları bir hayvan sürüsü gibi görüyordu. Dolayısıyla yönetimi altındaki insanlara karşı en zalim yöntemleri kullanmaktan ve teröre dayalı fikirlerini yaygınlaştırmaktan çekinmedi.

lenin orak cekic pkk komunist kurdistan abdullah ocalan adnan oktar

 

Sovyetler Birliği

Sovyetler Birliği’nde Lenin liderliğinde büyüyen Komünist Parti, silahlı mücadele ve propaganda yöntemlerini kullanarak bir devrim gerçekleştirdi.

Lenin döneminde gerek Kızıl Ordu birlikleri, gerekse de Lenin’in kurdurttuğu “Çeka” adlı gizli polis örgütü, devrim karşıtı kabul ettikleri bütün toplum kesimlerine yönelik büyük bir terör uyguladılar. Hatta militanlar, halka karşı özel vahşet stilleri geliştirdiler.

Bolşevik militanlar, Çeka polisleri ve Kızıl Ordu birlikleri, Rusya’nın dört bir yanındakiköyleri basarak, zaten çok zor koşullarda yaşayan köylülerin yegane besin kaynağı olan mahsulleri silah zoruyla toplamaya başladılar. Bu uygulamanın sonucunda ülkede çok büyük bir kıtlık yaşandı.

bolsevik devrimciler pkk abdullah ocalan kurdistan adnan oktar lenin

 

(Resimde görülen ve Kasım 1917’de St. Petersburg’da silahlarıyla poz veren Bolşevik devrimciler Lenin’in kirli ve korkunç vahşet döneminin birer simgesiydiler.)

Stalin yapımı kıtlık nedeniyle 6 milyon insan açlıktan öldü, yüzbinlerce çocuk bu felaketin hedefi oldu.

Kollektifleştirmeye karşı direnenler kurşuna dizildi, diğerleri çocuklar, kadınlar ve yaşlılarla birlikte sürgüne gönderildi. Bu insanlardan pek çoğu ağır sürgün şartlarına dayanamayıp yaşamını yitirdi.

Lenin ve Stalin dönemindeki komünist vahşetin bilançosu:

  • Yargılamadan hapsedilen on binlerce rehinenin kurşuna dizilmesi ve 1918-1922 yılları arasında ayaklanan yüz binlerce işçi ve köylünün katledilmesi;
  • 5 milyon insanın ölümüne yol açan 1922 açlığı;
  • 1920’de Don bölgesinde yaşayan Kazakların ortadan kaldırılması ve sürgüne gönderilmesi;
  • 1918-1930 yılları arasında on binlerce insanın toplama kamplarında öldürülmesi;
  • 1937-1938 yıllarında yaşanan Büyük Temizlik sırasında 690.000’e yakın insanın öldürülmesi;
  • 1932-1933 yıllarında 6 milyon Ukraynalının kasıtlı olarak meydana getirilen açlıktan dolayı ölmesi; (Bu kıtlığın sebebi, Sovyet topraklarında yeterince tahıl yetişmemesi değil, komünist partisinin tahılın dağıtımına izin vermemesi idi. Yani bu olay, özel olarak gerçekleştirilmiş bir kitle katliamıydı.)
  • Önce 1939-1941 yılları arasında, ardından da 1944-1945 yıllarında yüz binlerce Polonyalı, Ukraynalı, Baltıklı, Moldavyalı ve Besarabyalının sürgüne gönderilmesi;
  • 1941’de Volga Almanlarının sürgüne gönderilmesi;
  • 1944’te Kırım Tatarlarının sürgüne gönderilmesi ve ölüme terk edilmeleri;
  • 1944’te İnguşların sürgüne gönderilmesi ve ölüme terk edilmeleri.
  • Sovyetler döneminde Polonya, Macaristan, Çekoslovakya, Romanya, Bulgaristan, Arnavutluk, Doğu Almanya gibi Avrupa ülkeleri, Stalin’in kanlı rejiminin pençesine düşmüşlerdir.

bolsevik devrimi rusya devrimi lenin pkk kurdistan adnan oktar

 

Çin

Mao Tse Tung pkk kurdistan adnan oktar harun yahya

(Çin komünizmi, Stalin Rusyası’nın desteğiyle gelişti ve iktidara geldi. Ancak Kızıl Çin’in halka yaşattığı vahşet, Stalin’i bile gölgede bırakacak kadar şiddetli oldu.)

Çin, 1949 yılında Mao Tse Tung önderliğindeki komünist gerillalar tarafından ele geçirildi. Bu ise Çin için; -cinayetler, kitle katliamları, işkenceler, kıtlıklar, yoksullaşma, yozlaşma ve kendi içine kapalı, donuk bir korku toplumu demekti.

Komünizm hakkında en ufak bir olumsuz tavrı görülen milyonlarca insan, herhangi bir suçları olmadığı halde komünizme muhalif sayılarak tutuklandı, hapsedildi ve büyük kentlerin meydanlarında düzenlenen idam törenleri ile öldürüldü.

O dönemde Mao’nun direktifleriyle 6 ila 10 milyon arasında kişinin doğrudan öldürüldüğü hesaplanmıştır. Yaklaşık 20 milyon “karşı devrimci” olarak nitelendirilen kişi de, ömürlerinin önemli bir bölümünü cezaevlerinde hayvan muamelesi görerek geçirmiştir.

Tiananmen Meydanı’nda Haziran 1989’daki katliam da (1000 civarında ölü) Çin’de yakın geçmişte yaşanan vahşetin bir örneğidir.

Tarım alanındaki komünist uygulamalar da Çin halkına sadece büyük bir kıtlık ve işkence getirdi. Uygulamalara direnen insanlar aç bırakılarak cezalandırıldı. Bazı köylerde açlıktan kaynaklanan ölümlerin oranı yüzde 50’yi geçmişti. O dönemde kıtlık sonucunda ölen insan sayısının 40 milyon kadar olduğu tahmin edilmektedir.

Tibet’in Çin’e direnişini yıllar boyu yöneten Dalai Lama, Çin komünizminin halkına uyguladığı vahşeti şöyle anlatır:

(Tibetliler) yalnız kurşunlanmakla kalmadı; öldüresiye dövüldüler, çarmıha gerildiler, canlı canlı yakıldılar, boğuldular, parçalandılar, açlıktan öldürüldüler, boğazlandılar, asıldılar, haşlandılar, canlı olarak toprağa gömüldüler, kollarından bacaklarından gerilerek parçalandılar ya da kafaları koparıldı.13

kizil cin rejimi adnan oktar harun yahya kurdistan pkk

(Politik idamlar, Kızıl Çin rejiminin olağan eylemlerinden biridir. Pek çok insan, “Mao’nun yolundan gitmemek” suçlamasından dolayı sokak ortasında infaz edilmiştir.)

cin komunizm mao pkk kurdistan adnan oktar

 

Uygur Türkleri, Mao’nun iktidara geldiği 1949 yılından itibaren sistemli bir soykırımla karşılaştılar. Çin, Uygur Özerk bölgesinde hiçbir önlem almadannükleer denemeler yaptı. 1964 yılından bu yana 46 nükleer deneme gerçekleştirildi. Bu nükleer denemelerin sonucunda Uygur Türkleri arasındakanser oranı olağanüstü derecede arttı, pek çok çocuk sakat veya ölü olarak doğdu.

Uygurların 1 taneden fazla çocuk sahibi olmalarının yasaklandığı Doğu Türkistan’da, bu yasağa uymayanların çocukları anne rahminde kürtajla katledildi. 1953 yılından bu yana sürdürülen asimilasyon politikası sonucunda Uygur Özerk Bölgesi’nde %75 olan Müslüman nüfus oranı günümüzde %35’lere kadar düşmüştür. Bugün 25 milyonu aşkın Doğu Türkistanlı Müslüman, hala Çin baskısı altındadır.

Tarihçilerden ve öğretim üyelerinden oluşan bir ekip tarafından hazırlanan ve komünizm adı altında işlenen suçların biraraya toplandığı Le Livre Noir du Communisme (Komünizmin Kara Kitabı) isimli kitapta, Çin’deki komünizmin vahşi uygulamaları şöyle tarif edilmiştir:

Hepsi ölüme mahkum edilen devrim karşıtları, bütün halkın davet edildiği açık duruşmalarda, Kızıl muhafızlar tarafından parçalanıyorlardı. Halk ise bu esnada “öldür, öldür!” diye bağırıyordu. Kızıl Muhafızlar bazen parçaları kızartıp yiyor ya da hala canlı olan mahkumun gözleri önünde ailesine yediriyordu; herkes “eski mülk sahibi”nin karaciğerinin ve kalbinin yendiği ziyafetlere ve konuşmacının yeni kesilmiş kafalardan yapılmış bir kazık dizisi önünde konuştuğu toplantılara davetliydi. Çin’de yamyamlığa varacak kadar şiddetlenen nefret ve vahşet hakimdi. 14

Kamboçya

Pol Pot kizil kemerler kambocya komunizm adnan oktar pkk

 

(Kızıl Kmerlerin acımasız lideri, 3 milyon Kamboçyalı’nın katili Pol Pot.)

Nisan 1975 yılında Pol Pot adlı bir Mao’cu önderliğinde Komünist Kızıl Kmerler başa geldi ve bütün şehirleri ve kasabaları tahliye ettiler.

Kızıl Kmerler rejimi, tarihte komünist cinnetin doruk noktası olarak değerlendirilmektedir.

Pol Pot yönetiminde dünyanın en büyük katliamlarından biri gerçekleşmiştir. Yalnızca 1975-1979 yılları arasında, nüfusu 9 milyon olan ülkede, yaklaşık 3.3 milyon kişi, kafasına kurşun sıkılarak, kafatası baltayla parçalanarak, başından torba geçirip boğularak veya açlığa mahkum edilerek öldürülmüştür.

Pol Pot idaresindeki parti, ülke için yapılması gereken tek komünist görevin, pirinç tarlalarında ölesiye çalışmak olduğuna karar vermiş ve tüm Kamboçya nüfusunu tarlalarda çalışmaya zorlamıştır. Şehirlerde yaşayan on binlerce insan -devlet adamları, bürokratlar, öğretmenler, aydınlar- köylere sürülmüş ve oluşturulan kollektif çiftliklerde çok ağır şartlarda çalıştırılmıştır.

Çalışmak sırasında kaytarmak, toplanan ürünlerden bir parça bile olsun izinsiz olarak yemek veya herhangi bir dini ibadet yapmak, “devrime isyan” sayılmış ve bu bahanelerle neredeyse her dakika bir insan öldürülmeye başlanmıştır. Her aileden en az bir kişi, bu katliamlarda hayatını kaybetmiştir.

Pol Pot rejiminde öldürülecek insanlar önce kafalarına kurşun sıkılarak infaz edilmektedir. Ama sonra bunun “mermi israfı” olduğuna karar verilmiş ve daha vahşi yöntemler kullanılmıştır.

Kızıl Kmer rejimi, Vietnam’ın 1979’da Kamboçya’yı işgal etmesiyle sona ermiştir. Vietnamlılar, bir önceki rejimin vahşetini dünyaya sergilemek için “ölüm tarlaları” olarak anılan pirinç tarlalarını kazarak cesetleri çıkarmış ve bunları sergilemişlerdir.

kore kambocya kizil kemerler pol pot adnan oktar komunizm

 

Komünist Kızıl Kmerler, katlettikleri insanların bazılarını numaralayarak resimlerini çekmişlerdir. Fotoğraflar, idam edilmeden önce görüntülenmiş Kamboçyalılara aittir.

Kızıl Kmerlerin ölüm tarlalarında, binlerce toplu mezar bulunmuştur. Yandaki kemikler, başlarına plastik torba geçirilerek boğulan Kamboçyalılara aittir. Kamboçya, tarihin en büyük komünist vahşetini yaşamıştır.

Kuzey Kore

Asya’daki kızıl vahşet sadece Çin ve Kamboçya ile sınırlı kalmamış, Kuzey Kore’deki komünist rejimler de kendi halklarına karşı acımasız bir terör uygulamışlardır. Ülkede, Mao’nun uygulamalarından daha da acımasız olan Juche doktrini uygulanmaktadır.

Komünist tarım politikaları yüzünden büyük bir verimsizlik, kıtlık ve toplu ölümler olmuştur. 1990’lı yıllarda Kuzey Kore’de tahminlere göre yaklaşık 2 milyon insan açlıktan hayatını kaybetmiştir hatta bu sayının 4 milyona kadar ulaştığı belirtilmektedir. Halkın durumu böyleyken askeriyeye yapılan harcamalar ve balistik füzelere harcanan paralar da ülke kaynaklarını tüketmeye devam etmektedir.

kuzey kore komunizm adnan oktar pkk kurdistan abdullah ocalan

 

Asya’daki kızıl vahşet sadece Çin ve Kamboçya ile de sınırlı kalmamış, Kuzey Kore ve Vietnam’daki komünist rejimler de kendi halklarına karşı acımasız bir terör uygulamışlardır. On yıllarca Kim Il Sung’un diktası altında yönetilen Kuzey Kore rejiminin katlettiği insan sayısının 1.5 milyon olduğu hesaplanmaktadır.

komunist dunya adnan oktar kurdistan pkk abdullah ocalan

 

İkinci Dünya Savaşı sırasında ve sonrasında komünist vahşet pek çok ülkede yaygınlaştırıldı. Komünizmin pençesine düşen ülkelerde katliamlar, idamlar, kıtlık ve açlık milyonlarca insanın hayatına maloldu. Avrupa, Asya, Uzak Doğu ve Güney Amerika’ya kadar yayılan komünist vahşetin bilançosu çok büyüktü. Tarihte yaşanan bu gerçek bizlere, komünizmin asıl hedefinin dünya hakimiyeti olduğunu bir kez daha göstermektedir.

20. yüzyıla dehşet getirmiş olan bu sapkın ideoloji bugün hala canlı durumdadır. Ve şu anda hedef, 20. yüzyılın başarısız olarak nitelendirilen komünist girişiminin yerine, bütün dünyaya hakim olacak daha kapsamlı bir komünist hakimiyet kurabilmektir.

Komünist Kanlı Liderler Uyguladıkları Vahşet ile Komünist İdeolojinin Gereğini Yaptıklarına İnandılar

Komünist ülkelerde yaşanan bu vahşet bilançosu hiçbir komünist tarafından dönemin bir hatası olarak kabul edilmez. Vahşet, komünizmin gereğidir. 3.3 milyon insanı katleden Pol Pot, 1998 yılında ölüm döşeğinde “yaptıklarımdan dolayı vicdanım rahat” açıklamasını yaparken bu düşüncededir. Komünist kanlı liderler gerçekleştirdikleri vahşet ve katliamlar ile her zaman gurur duymuşlardır. Çünkü onlar öldürerek, yakıp yıkarak, kıtlık meydana getirerek, devletin hazinelerini yok ederek kendilerince komünist ideolojiye hizmet ettiklerini düşünürler. Çünkü beyinlerinde, bütün bunları kendilerine makul gösteren bir Darwinist ideoloji vardır. Bunu komünistlerin kendi sözlerinden anlamak mümkündür:

kambocya olum tarlalari komunizm pol pot pkk adnan oktar abdullah ocalan

 

Lenin :

lenin pkk polisler kurdistan adnan oktar abdullah ocalan harun yahya darwinizm

 

POLİSLERİ, ASKERLERİ, DEVLET MEMURLARINI ÖLDÜRMEK, DEVLET KURUMLARINDA YANGINLAR ÇIKARTMAK… DEVLETİN HAZİNELERİNDEN PARALARI ALMAK… Devrimci komünist güçler yenilmez silahlı bir güç olarak ortaya çıkmalı, İNSANLARI ÖLDÜREREK, BOMBALAYARAK, BİNALARI HAVAYA UÇURARAK KORKU YAYMAK ve bu şekilde toplumun üzerinde komünist diktatörlüğü teşkil etmek iktidara ulaşmamızın önemli unsurlarındandır.”15

“Propagandacılar her grubu basit bomba formülleriyle donatmalılar. Onlara işin mahiyeti hakkında açıklamalar yapmalı ve gerisini onlara bırakmalılar. Gruplar askeri eğitimlerine, derhal operasyonlara katılarak başlamalılar. BAZILARI BİR CASUSUN ÖLDÜRÜLME İŞİNİ VEYA BİR POLİS KARAKOLUNU BASMA GÖREVİNİ ÜSTLENMELİ. BİR KISMI İSE BANKA SOYMALI.” 16

“TERÖRÜ PRENSİP OLARAK HİÇ REDDETMEDİK VE HİÇBİR ZAMAN DA REDDETMEYİZ.” 17

PKK LENINİST STALINİST MARKSİST GERİLLA TAKTİKLERİNİ BİREBİR UYGULAMAKTADIR

“Bazı kimseler BİZİ ZALİMLİĞİMİZ SEBEBİYLE AYIPLADIKLARI ZAMAN, bu kişilerin en basit Marksist prensipleri dahi nasıl unutabildiklerine hayret etmekteyiz.” 18

BİZ POLİTİK ÖLDÜRMELERE KESİNLİKLE KARŞI DEĞİLİZ. Sadece geniş halk kitleleriyle doğrudan bağlantılı olan BİREYSEL TERÖRİST HAREKETLER DEĞER TAŞIRLAR.” 19

“Sosyal-demokratların gururla ve böbürlenerek, “biz, anarşist, hırsız, soyguncu değiliz, biz bunların çok üstündeyiz, gerilla savaşını kabul etmiyoruz” dediklerini görünce kendime soruyorum: BU ADAMLAR NE SÖYLEDİKLERİNİN FARKINDALAR MI? Ülkenin her yerinde kara-yüzler hükümeti ile halk arasında silahlı çatışmalar ve çarpışmalar oluyor.DEVRİMİN GELİŞMESİNİN BUGÜNKÜ AŞAMASINDA, BU, KESİNLİKLE KAÇINILMAZ BİR OLGUDUR.” 20

“Eğer kitleler kendiliğinden ayağa kalkmazsa hiçbir şey başaramayız.SPEKÜLATÖRLERE KARŞI TERÖR UYGULAMADIĞIMIZ, HEMEN ORACIKTA KAFALARINA BİR KURŞUN SIKMADIĞIMIZ SÜRECE HİÇBİR YERE VARAMAYIZ.”21

abdullah ocalan lenin komunizm adnan oktar

(Adbullah Öcalan, öğretmeni Lenin gibi komünist parti bayrakları eşliğinde kitlelere komünist propaganda yaparken)

pkk abdullah ocalan gazete kupurleri adnan oktar komunizm kurdistan

“Proletarya egemenliğindeki devlet, burjuvaziyi ezmek için kullanılan bir makinedir. Diktatörlük doğrudan şiddete dayanan ve hiçbir yasayla kısıtlanmamış iktidardır. Proletaryanın devrimci diktatörlüğü, PROLETERYANIN BURJUVA SINIFINA UYGULADIĞI ŞİDDET SAYESİNDE AYAKTA DURAN BİR İKTİDARDIR, HİÇBİR YASAYLA DA KISITLANAMAZ.” 22

lenin stalin marx komunizm darwinizm deccaller deccal

 

“BİZİM İLGİLENMEKTE OLDUĞUMUZ OLGU, SİLAHLI MÜCADELEDİR; bu mücadele, bireyler ve küçük gruplar tarafından yürütülmektedir. Bir kesimi devrimci örgütlere ait iken, öteki kesimler (Rusya’nın belirli kesimlerinde çoğunluğu) herhangi bir devrimci örgüte bağlı değildirler. Silahlı mücadele, birbirlerinden kesinkes ayrılması gereken, farklı iki amaca yöneliktir; önce,BU MÜCADELE KİŞİLERE, LİDERLERE VE ORDU VE POLİSTEKİ GÖREVLİLERE SUİKAST YAPMAYI AMAÇLAR, İKİNCİ OLARAK, HEM HÜKÜMETE AİT, HEM DE ÖZEL KİŞİLERE AİT PARA KAYNAKLARINA ELKOYAR…”23

“Ezilen sınıfın kurtuluşu, SADECE ŞİDDETE DAYALI DEVRİM OLMADAN DEĞİL, bilakis egemen sınıf tarafından yaratılan devlet iktidarı yok edilmeden de olanaksızdır.” 24

“Proletarya, MUTLAKIYETİN DİRENİŞİNİ ŞİDDET YOLUYLA KIRMAK ve burjuvazinin yalpalayan tavrını etkisiz hale getirmek için, KÖYLÜ YIĞINLARIYLA İTTİFAK KURARAK demokratik devrimi sonuna kadar götürmelidir. Proletarya, burjuvazinin direnişini ŞİDDET YOLUYLA KIRMAK VE KÖYLÜLÜĞÜN VE KÜÇÜK-BURJUVAZİNİN YALPALAYAN TAVRINI ETKİSİZ HALE GETİRMEK İÇİN, nüfusun yan-proleter unsurlarıyla ittifak kurarak devrimi başarmalıdır.” 25

komunizm teror ile ayakta kalir lenin pkk kurdistan

Komünizm terör ile beslenir. Komünizmde terör ve kan dökme dışında hiçbir yol yoktur.  20. yüzyılın kanlı komünist liderleri kendi ideolojilerini yayarken, terörün, sinsi saldırıların, propagandanın ve gerilla taktiklerinin bir şart ve komünizmin gereği olduğunu sürekli dile getirmiş ve uygulamışlardır. Dolayısıyla, günümüzde komünist PKK terör örgütünün şehirlere girerek, sivilleri şehit ederek, işçiye ve polise saldırarak gerçekleştirdiği terör eylemlerini kınamak veya bunları “alçakça” veya “hain pusu” gibi başlıklarla yermek, bu komünist terör örgütüne yalnızca amacına ulaştığı hissini verecektir. PKK, şu anda tam olarak Leninist, Stalinist ideolojinin gereğini uygulamaktadır.

pkk haberleri komunizm abdullah ocalan adnan oktar harun yahya

 

Komünist terör, halkın arasına girip dehşet saçmayı, korku salmayı ve çocuk-kadın demeden mümkün olduğu kadar çok kişiyi katletmeyi amaçlar. PKK, terör eylemleri ile komünizmin bu gereğini yerine getirmektedir. Komünist zihniyet ortadan kalkmadıkça, terör de ortadan kalkmayacaktır.

pkk haberleri adnan oktar harun yahya abdullah ocalan

 

Mao :

“Bir devrim, bir ziyaret partisi ya da bir makale yazmak ya da bir resim çizmek ya da nakış işlemek değildir; o kadar kibar ve zarif, acele etmeden ve nazik, o kadar ılımlı, kontrollü ve yüksek ruhlu OLMAMALIDIR. DEVRİM, BİR İSYAN VE AYAKLANMA, BİR SINIFIN DİĞERİNİ DEVİRDİĞİ BİR ŞİDDET HAREKETİDİR.” 26

Leon Trotsky :

“… Ülkede iktidarın kimde olacağı sorunu, yani burjuvazinin yaşatılıp yaşatılmayacağı sorunu, anayasa maddelerine değil, ŞİDDETİN HER BİÇİMİNE BAŞVURARAK ÇÖZÜLECEKTİR… KIZIL TERÖR, ÖLMEYE MAHKUM VE BUNA KATLANAMAYAN BİR SINIFA KARŞI KULLANILAN BİR SİLAHTIR.”27

” … İhtilal, ihtilalci sınıftan emrindeki bütün yöntemlerle gayesine varmasını talep eder; EĞER GEREKİRSE SİLAHLI BİR AYAKLANMA İLE, EĞER MECBUR OLURSA TERÖRİZMLE.” 28

Mao Stalin Lenin Engels Marx

 

Josef Stalin :

“ŞİDDETE DAYALI BİR DEVRİM OLMADAN, PROLETARYA DİKTATÖRLÜĞÜ OLMADAN, eski, burjuva koşulların böyle kökten bir şekilde dönüştürülmesi gerçekleştirilebilir mi? 29

Böyle bir devrimin BARIŞÇIL OLARAK, burjuvazinin egemenliğine uyarlanmış olan burjuva demokrasisi çerçevesi içinde yapılabileceğine inanmak, YA AKLINI OYNATMIŞ VE NORMAL İNSANİ KAVRAMLARI YİTİRMİŞ OLMAK, ya da PROLETER DEVRİMDEN KÜSTAHÇA VE AÇIKÇA VAZGEÇMEK DEMEKTİR.” 30

Che Guevara :

Che Guevara adnan oktar komunizm harun yahya

 

“Bu uzun süreli bir savaş demektir. Ve, bir kez daha yineleyelim, acımasız bir savaştır. SAVAŞ GELİP ÇATTIĞINDA, KİMSE ONU YUMUŞATIRIM DİYE KENDİNİ ALDATMASIN ve kimse, halkı uğruna katlanabileceği savaşın sonuçlarının verdiği korkuyla, SAVAŞI KIZIŞTIRMAKTA DURAKSAMASIN. BU, HEMEN HEMEN TEK ZAFER UMUDUDUR.” 31

“SAVAŞAN, KAYBEDEBİLİR. SAVAŞMAYAN, ÇOKTAN KAYBETMİŞTİR.”

“Benim Marksistliğim kök saldı ve saf hale geldi. BEN SİLAHLI MÜCADELEYE KESİN İNANIYORUM VE İNANÇLARIMDA KATIYIM.”32

“Oligarşilerin tüm baskı gücü, TÜM DEMAGOJİ VE VAHŞİLİĞİYLE onların amaçlarının hizmetinde olacaktır. İlk saatte bizim görevimiz hayatta kalmaktır; daha sonra SİLAHLI PROPAGANDA YÜRÜTEN GERİLLA ÖRNEĞİNİ İZLEMEK OLACAKTIR: GERİLLALARIN YENİLMEZLİĞİ DERSİ SAHİPSİZ KİTLELER ARASINDA KÖK SALACAK;ulusal ruhun elektriklendirici gücü, daha şiddetli baskılara karşı koymak için daha zorlu görevlere hazırlayacak; mücadelenin bir unsuru olaraknefret, düşmanın nefreti, bizi, insanın doğal sınırlarını aşan ve onun ötesine geçecek; İNSANI ETKİN, ŞİDDETLİ, SEÇİCİ VE SOĞUK BİR ÖLÜM MAKİNESİNE DÖNÜŞTÜRMEYE ZORLAYACAKTIR. Bizim askerlerimiz böyle olmak zorundadır; düşmandan nefret etmeyen bir halk vahşi bir düşmanı yenemez.”33

“Savaş, düşman onu nereye götürüyorsa oraya kadar götürülmelidir: ONUN EVİNE, EĞLENCE YERLERİNE; TOPYEKUN SAVAŞ. DÜŞMANA KIŞLALARININ DIŞINDA VE HATTA İÇİNDE BİLE RAHAT EDEBİLECEĞİ BİR AN, BARIŞÇIL BİR AN BİLE BIRAKILMAMALI; NEREDE BULUNUYORSA ONA SALDIRMALI, GEÇECEĞİ HER YERDE ONA KÖŞEYE SIKIŞTIRILMIŞ BİR HAYVAN DUYGUSU VERİLMELİDİR. O zaman, ONUN MORALİ BOZULMAYA BAŞLAYACAKTIR. O, gittikçe daha fazla hayvanlaşacaktır, ama böylece biz onun çöküntüsünün belirtilerini daha açık göreceğizdir.” 34

20. yuzyil vahseti komunizm pkk

Herkesin seyirci kaldığı 20. yüzyıl vahşeti, şu anda temel zihniyetini yitirmemiştir. Komünist tehdit var oldukça, terör ve katliamlar da devam edecektir. Dolayısıyla ortadan kaldırılması gereken fikrin savunucuları değil, fikrin ta kendisidir.

Pol Pot :

pol pot komunist pkk

 

“Biz Marksistiz. BİZ DEVLETİN ORTADAN KALDIRILMASI KONUSUNU LENİN’DEN ÖĞRENDİK. MARKSİST-LENINİSTLER DEVLET İKTİDARINI ELE GEÇİRMENİN VE DEVLETİ ORTADAN KALDIRMANIN YOLLARINI ARAMALIDIRLAR. Para devletin bir parçasıdır. Dolayısıyla onu ortadan kaldırdık. Ve bundan sonra da eğer herhangi bir şeyi daha ortadan kaldırmamız gerekirse kaldıracağız. 35

terrorist pkk kurdistan komunizm komunist adnan oktar abdullah ocalan

 

İşte komünist vahşet budur. Komünist kanlı liderlerin sözlerinden özetle komünist ideoloji:

– barışçıl tek bir an bırakmamayı amaçlayan,

– insanı etkin, şiddetli ve soğuk bir ölüm makinesine dönüştüren,

– terörü prensip olarak mutlaka uygulayan,

– devrime karşı gelenlerin hemen oracıkta kafalarına kurşun sıkılması gerektiğini savunan,

– proletaryanın burjuva sınıfına uyguladığı şiddet sayesinde ayakta duran,

– yasayla kısıtlanamayan,

– liderlere, orduya ve polise suikast yapmayı mecbur gören,

– onların para kaynaklarına el koyan,

– “ölmeye mahkum” bir sınıfa karşı kızıl terör uygulanmasını şart koşan,

– hedefe ulaşmanın tek yolunun silahlı ayaklanma ve terör olduğunu savunan,

– barışçıl yollarla hedefe ulaşmayı düşünenleri “aklını oynatmış” ya da komünist ilkelerden vazgeçmiş olarak nitelendiren,

– askerlerin, kışlaların içinde ve dışında rahat edebilecekleri bir an dahi bırakılmamasını mecbur kılan,

– devleti tamamen ortadan kaldırmayı hedefleyen

bir vahşet sistemidir. Bunlar sadece sözde kalmamış, komünist kanlı liderler, yukarıda bazı örneklerini verdiğimiz açıklamalarında tarif ettikleri bu vahşeti tüm dünyanın gözü önünde uygulamışlardır. Bu vahşet senaryosu, hayali bir senaryo değildir. Kendisi dahil tüm insanları gelişmiş birer hayvan türü olarak algılayan ve doğadaki sözde çatışmanın bir gereklilik olarak toplumlarda da uygulanması gerektiğine inanan insanlar bu vahşeti yukarıdaki tariflerinden daha da abartılı bir şekilde hayata geçirmişlerdir. İdeolojileri onları, yaptıklarının doğru ve gerekli olduğuna inandırmıştır. Bu sapkın ideoloji, onların beyinlerinde bir inanç ve bir amaç var etmiştir. Batıl bir din haline getirdikleri bu inanç uğruna kitleleri katletmekten bir an bile çekinmemişlerdir. İnsanların büyük bir çoğunluğu için büyük bir korku ve dehşet nedeni olan komünist vahşet, bir komünist için yaşamın gereğidir ve mutlaka uygulanmalıdır.

İşte Darwinist zihniyetin ortam sağladığı ve geliştirdiği komünizm böyle vahşi bir ideolojidir. Bu nedenle bir komünistin beynindeki bu batıl inanç sistemini darmadağın etmeden onu geniş kitleleri katletmekten alıkoymak mümkün değildir. Darwinizm’in bilimsel olarak geçersizliğini görmesi dışında, bir komünisti yaptığı vahşetin mantıksızlığına ikna edecek neredeyse başka hiçbir yöntem yoktur. Burada geçmişteki komünist katliamlara yer vermemizin sebebi, taviz verildiği takdirde, ülkemizin güneydoğusunda uygulanmak istenen komünist vahşetin de bundan farklı olmayacağını gösterebilmektir. Çünkü terörist ve komünist PKK yapılanması, aynı fikri zeminden, yani Darwinizm’den güç alır. Bu konuya ilerleyen bölümlerde detaylı olarak değinilecektir.

Kanlı Komünist Liderler, Din, Devlet ve Aileyi Reddederler

Komünizm, Darwinizm’i temel aldığı için, Darwinist ideolojinin insanlara ve toplumlara getirdiği tüm kirli ahlak özelliklerini de paylaşır. Komünizm, dehşet ve vahşetin temelini Darwinizm’den aldığı gibi; dinsizliğin, devleti, aileyi ve güzel ahlakı kötü görmenin temelini de Darwinizm’den almıştır. Tesadüfleri sahte ilah edinen ve açıkça Allah’ın Yüce varlığını inkar etmek amacıyla (Allah’ı tenzih ederiz) ortaya atılmış bir teori olan evrim teorisi, Marx’ın deyimiyle komünizmin “doğal tarih temeli” olduğundan, her iki ideoloji de aynı amaca hizmet eder. Tesadüflerin yaratıcı güç (Allah’ı tenzih ederiz) olduğuna inanan bir Darwinist’in Allah’a iman etmesi elbette mümkün değildir. İşte komünist bu sapkın inançlar bütününü alır ve hiç çekinmeden uygular.

din cami istanbul adnan oktar

 

“İnsanın tesadüfen var olmuş ve başıboş yaşayan bir hayvan” olduğunu savunan sapkın komünist ideoloji, komünizmi yaygınlaştırdığı tüm bölgelerde dinsizliği de yaygınlaştırmaya çalışacaktır. Komünist bir toplum, bir dini kabul etmediği gibi, manevi değerleri, aileyi, güzel ahlakı ve devletin varlığını da kabul etmemektedir. Dolayısıyla daha ileride daha detaylı açıklanacağı gibi komünist zihniyete sahip bir insanı vicdana, güzel ahlaka, aile sıcaklığına, merhamete, sevgiye ve bağışlayıcı olmaya çağırmak veya onu yaptıklarından dolayı “kınamak” hiçbir sonuç getirmeyecek bomboş bir çabadır.

Komünizmin nasıl dinsiz ve maneviyattan uzak bir ortam meydana getirmeyi hedeflediğini, komünizmin kanlı liderlerinin sözlerinden anlamak mümkündür:

Kanlı Komünist Liderlerin Din Ahlakına ve Dini Değerlere Karşı Olduklarını Gösteren Sözleri (Allah’ı tenzih ederiz)

Lenin :

Din bir çeşit manevi baskıdır.36

Dini düşünceler, Tanrı inancı, hatta Tanrıyı soyut olarak düşünmek bile benlikte gizlenmiş bir alçaklıktır. 37

Tanrıya inanmak, cahil ataların kültüründen kalma bir kalıntıdır. 38

Dine karşı gerçekçi bir ideolojik mücadele başlatmak görevimiz olmalıdır. 39

Ateist olmak her komünist için bir kuraldır. 40

Bir vatandaşın dininin resmi dokümanlarda bahsi bile ortadan kaldırılmalıdır. Kiliseye herhangi bir devlet desteği sağlanmamalıdır ve devlet, dini toplumlara herhangi bir hakediş vermemelidir. 41

Marksizm’in filozofik temeli, Marx ve Engels tarafından sürekli tekrarlandığı gibi, diyalektik materyalizmdir. Tamamen ateist ve tüm dinlere düşman olan bir materyalizm… 42

“Din afyondur” – Marks’ın bu görüşü Marksizm’in dine olan bakışının kilit taşıdır.43

Marksizm materyalizmdir. Bu nedenle de dine acımasızca düşmandır. 44

Bizim programımızın ateizmi içine alması mecburidir.

“Her nevi dinin köklerini dünya yüzünden kazımak da baş gayelerimizden biridir. Komünizm nizamının en büyük düşmanı Allah’tır. Allah’a olan imanı çürütmek için bütün kuvvetimizle çalışmalıyız… Marx ile Engels’in bir kaç defa beyan ettikleri şekilde, Marksizmin felsefî temelini diyalektik materyalizm teşkil eder… Bu materyalizm ateisttir, bütün dinlerin amansız düşmanıdır.” 45

Karl Marx :

Dinin tenkiti tamamlandı ve dinin tenkiti tüm tenkitlerin ön koşuludur.46İnsanların mutluluğunun ilk koşulu, dinin ortadan kaldırılmasıdır. 47

Dini insan yaratır, din insanı yaratmaz… Bu devlet ve bu toplum, dünyanın içe dönük bir bilinci olan dini üretmiştir, çünkü onlar içe dönük bir dünyadır. 48

Komünizm baki gerçekleri lağveder, tüm dinleri ve ahlaki kuralları ortadan kaldırır. 49

Josef Stalin:

İkinci Dünya Savaşı sırasında Churchill’in “Tanrı bizimle” sözüne cevap. “Şeytan bizimle ve beraber kazanacağız.” 50

“Biz dine karşı propaganda yapıyoruz ve propaganda yapmakta devam edeceğiz. Parti dine karşı tarafsız kalamaz. Bütün dinlere karşı din aleyhtarı propaganda yapmaktadır.”

Nikita Kruschev : (Sovyet Komünist Partisi Genel Sekreteri, 1953)

İnsanlar arasında esaslı, etkili ve ustalıkla organize edilmiş, ilmi, ateist bir propaganda, nihayet onları dini yorumlardan kurtarmaya yardım edecektir. 51“Komünizm dine karşı olan muhalefetini değiştirmemiştir. Bizler dinlerin uyuşturucu tesirlerini yok etmek için elimizden gelen bütün gayretleri sarf ediyoruz.” 52

PKK’NIN DİN AHLAKINA BAKIŞ AÇISI, LENINİST, STALINİST, MARKSİST, KOMÜNİST KANLI LİDERLERLE BİREBİR AYNIDIR

ALLAH’I VE İSLAM DİNİNİ TENZİH EDERİZ

pkk abdullah ocalan din anlayisi dinsiz apo

dinsiz pkk din anlayisi abdullah ocalan

abdullah ocalan pkk din anlayisi dinsiz komunist komunizm

Kanlı Komünist Liderlerin Devlet’in Gereksizliği ile İlgili Sözleri

Komünizm, Allah’a, Allah’ın hak dinlerine ve Kutsal kitaplarına, din ahlakına böylesine sapkın bir bakış açısı olan çok dev bir tehlikedir. Komünizm, dine ve manevi değerlere düşman olduğu gibi, devletin varlığına da inanmaz. Komünist düşünce, kendi ürettiği bir “ezilen halklar” kavramını kullanır. Komünist düşünce, burjuvazi tarafından ezilmekte olan halkların sözde kurtarıcısı gibi gösterir kendisini. Onların hezeyanlarına göre devlet yalnızca geçici olarak var olmalı, ardından devletin tüm kaynakları komünist sisteme ait olmalıdır. Zaten tüm dünya hakimiyetini esas alan komünizmde sınırların ortadan kalkması ve dolayısıyla devletlerin ortadan kalkması esastır. Bir ülke tanımlaması yapılacaksa komünizmin hedefi, komünist bir dünya devletidir.

Komünist liderlerin bu konudaki sözleri oldukça açıktır:

Lenin’in Sverdlov üniversitesinde verdiği bir dersten;

Lenin :

“Devlet öğretisi, TOPLUMSAL AYRICALIĞI, SÖMÜRÜNÜN VARLIĞINI, KAPİTALİZMİN VARLIĞINI HAKLI KILMAYA HİZMET EDER.”

“DEVLET, TOPLUMUN SINIFLARA BÖLÜNMESİNİN BAŞGÖSTERDİĞİ YERDE VE ZAMANDA, SÖMÜRENLERLE SÖMÜRÜLENLERİN ORTAYA ÇIKTIĞI ZAMANDA görülmektedir.”

“…yönetmek için başkalarının iradesini kuvvet yoluyla -hapishaneler, özel insan müfrezeleri, ordu, vb.- ile baskı altına almak için özel bir baskı aygıtına gereksinim duydukları zaman, ORADA DEVLET ORTAYA ÇIKAR.”

“DEVLET, BİR SINIFIN BİR BAŞKA SINIF ÜZERİNDE EGEMENLİĞİNİ SÜRDÜRMESİNİN BİR MAKİNESİDİR.”

“Öyleyse biz, BU MAKİNEYİ (DEVLETİ) SERMAYENİN İKTİDARINI ALAŞAĞI EDECEK SINIFIN ELLERİNE VERECEĞİZ. Biz, devletin genel eşitlik demek olduğu yolundaki bütün o eski önyargıları reddedeceğiz – çünkü bu, bir göz boyamacadır: sömürü olduğu sürece eşitlik olamaz. … O ZAMAN DEVLET DE OLMAYACAK, SÖMÜRÜ DE. Bizim Komünist Partisinin görüşü budur.”

komunistler devlete karsidir komunizm pkk abdullah ocalan adnan oktar

(Komünist ideoloji develete, devlete ait kurumlara karşıdır. Bu fikri yaptıkları propaganda posterlerinde sık sık kullanmışlar, kitllelere yaymaya çalışmışlardır.)

Kanlı Komünist Liderlerin Aile Kavramının Ortadan Kaldırılması Gerektiği İle İlgili Sözleri

Yine aynı şekilde aile, bir komünist için asla var olmaması gereken bir kavramdır. Ailevi ilişkiler komünistler tarafından feodal ilişkiler olarak değerlendirilir (koruyan-korunan ilişkisine dayanan yerel-hiyerarşik örgütlenme). Geniş bir topluluğun yerine küçük bir çekirdek birliğin tesis edilmesidir. Aile kavramı devreye girdiğinde komünistler, kişinin öncelik değerlerini yitirdiğini, hizmet ettiği geniş topluluğu bırakarak, çekirdek ailenin çıkarlarını kolladığını iddia ederler. Bu nedenle komünizme göre, Engels’in yazılarında belirttiği gibi aile kurumu tamamen ortadan kaldırılmalıdır. Komünizmde aile kavramı şu sözlerle ifade edilir:

“Hangi nedenden dolayı olursa olsun evlilik yapan, aile kuran ya da ailenin bir parçası olan devrimci unsurlar, nedenleri ne olursa olsun, büyük bir tutarsızlık içerisindedirler.” 53

komunizm aileye karsidir pkk komunist abdullah ocalan

Örneğin Pol Pot, aile kavramını komünist hedefler önünde bir engel olarak gördüğünden ilk görev olarak aileleri birbirlerinden ayırmıştır. İnsanları komünler şeklinde yaşamaya zorlayarak, aile bireylerini birbirlerinden uzaklaştırmış ve aile kavramını ortadan kaldırmaya çalışmıştır.

Aynı uygulama Stalin tarafından Rusya’da da yapılmıştır. Köylülerin ellerinden önce toprakları alınmış, sonra geri verilen küçük alanlar, özellikle dağınık ve birbirinden çok uzak yerlerden seçilmiştir. Bunun sonucu olarak bir aile çok küçük parçalardan oluşan tarlalarını sürebilmek için ayrı yerlerde yaşamak zorunda kalmıştır. Komünist partinin birçok toplantısında ise “aile bağları ve aile kavramları yaşadığı sürece devrim güçsüz kalacaktır” şeklinde açıklamalar yapılmış ve bu yönde telkinler verilmiştir.

İşte bir komünistin sosyal hayata yönelik karanlık ve vahşet dolu bakış açısı böyledir. Bir komünist için, güzel ahlaka ve manevi değerlere dair herhangi bir söz son derece anlamsızdır.

komunizm aileye karsidir komunist abdullah ocalan pkk

 

PKK’NIN AİLE KAVRAMINA BAKIŞ AÇISI, LENINİST, STALINİST, MARKSİST, KOMÜNİST KANLI LİDERLERLE BİREBİR AYNI OLDUĞUNDAN “EVİNİZE DÖNÜN” ÇAĞRISI YAPMAK ANLAMSIZDIR

pkk cocuk katili bebek katili apo abdullah ocalan komunist

pkk cocuk katili bebek katili apo abdullah ocalan komunist

pkk bebek katili cocuk katili apo abdullah ocalan gazete kupurleri

Komünist, devlet kavramını kabul etmediği için devletin kanunlarını hiçe sayacaktır. Aile kavramı ile onu ikna etmek mümkün olmayacak; bir terörist “ailenin yanına dön”, “annenin çorbasını iç” gibi duygusal yaklaşımlardan hiçbir zaman etkilenmeyecektir. Çünkü bir komünist için din, güzel ahlak, devlet ve aile kavramı yoktur. Dolayısıyla bir komünisti durdurabilmek için ne devletin yasaları, ne güzel ahlak çağrıları, ne de ailesi etkili olmayacaktır. Komünistin durdurulabilmesi için, ondaki bu kavramları değersiz hale getirmiş olan fikir sisteminin yok edilmesi gerekir. O da Darwinist, materyalist, Stalinist ve komünist fikir sistemidir.

DİPNOTLAR

1- Kent Hovind, The False Religion of Evolution, http://www.hsv.tis.net/….ke4vol/evolve/ndxng.html
2- K. Mehnert, Kampf um Mao’s Erbe, Deutsche Verlags-Anstalt, 1977
3- Conway Zirkle, Evolution, Marxian Biology and the Social Scene, Philadelphia; the University of Pennsylvania Press, 1959, s.527
4- Marx ve Engels, Mektuplar, s. 426
5- MARXISM IN OUR TIME, by Leon Trotsky, Coyoacan, D.F., Mexico., April 18, 1939., http://www.marxist.com/science/marxismanddarwinism.html
6- Conway Zirkle, Evolution, Marxian Biology, and the Social Scene (Philadelphia: University of Pennsylvania Press, 1959), ss. 85-87
7- Friedrich Engels, Ütopik Sosyalizm-Bilimsel Sosyalizm, Sol Yayınları, 1990, s.85
8- Gertrude Himmelfarb. Darwin and the Darwinian Revolution. Chatto & Windus, London, 1959. s. 348
9- Hickman, R., Biocreation, Science Press, Worthington, OH, pp. 51-52, 1983; Jerry Bergman, “Darwinism and the Nazi Race Holocaust”, Creation Ex Nihilo Technical Journal 13 (2): 101-111, 1999
10- Orlando Figes, A People’s Tragedy, A History Of The Russian Revolution, s. 734
11- Carl Cohen (ed). Communism, Fascism and Democracy. Random House Publishing, New York, 1967. s. 408-409.
12- Henry Morris, The Long War Against God: The History and the Impact of the Creation, Evolution, Conflict, 8.baskı, Michigan: Baker Book House, Mart 1996, s. 81
13- Pierre-Antoine Donnet, Tibet mort ou vif, Paris, Gallimard, 1990, s. 126
14- Stéphane Courtois, Nicolas Werth, Jean-Louis Panné, Andrzej Paczkowski, Karel Bartosek, Jean-Louis Margolin, The Black Book of Communism, Harvard University Press, 1999, s.470-471
15- Vladimir Lenin, Teorik ve Pratik Terör Hakkında, Moskova 2005
16- Lenin, Collected Works, cilt 9, sf. 346
17- Lenin Collected Works, Moskova, cilt 9, sf.19
18- Pravda Gazetesi, 29 Ekim 1918
19- Lenin, Collected Works, Moskov, cilt 35, s. 23
20- Lenin, Gerilla Savaşı, 30 Eylül 1906, Proletari, Nr. 5
21- Stéphane Courtois, Nicolas Werth, Jean-Louis Panné, Andrzej Paczkowski, Karel Bartosek, Jean-Louis Margolin, Komünizmin Kara Kitabı, Doğan Kitapçılık A.Ş., s.82
22- Lenin, Proletarya Devrimi ve Dönek Kautski, s.53
23- Vladimir I. Lenin, 30 Eylül 1906, Proletari, Nr. 5
24 – Leninizm’in sorunları üzerine, Bkz. 4. baskı, cilt XXV, s. 360, Rusça.
25- J. STALİN – Sverdlov Üniversitesi’nde Verilen Konferanslardan bölüm – Nisan 1924
26- Mao Tse Tung, Kızıl Kitap, 2. Bölüm: Sınıflar ve Sınıf Mücadelesi
27- L. Trotsky, Défense du Terrorisme, s. 57, 82
28- Ann Arbor, Leon Troçki, Terörizm ve Komünizm, University of Michigan, 1963, s. 58
29- Joseph Stalin, Leninizm’in sorunları üzerine
30- Joseph Stalin, Leninizm’in sorunları üzerine
31- http://kutuphane.halkcephesi.net/Che%20Guevara/chetricont.html
32- History and Will: Philosophical Perspectives of Mao Tse-Tung’s Thought Yazar: Frederic E. Wakeman sf.66
33- http://www.barikat-lar.de/barikat/58/seminernotlari5.htm
34- (http://www.barikat-lar.de/barikat/58/seminernotlari5.htm)
35- http://aydinlikyoldergis.blogcu.com/pol-pot-kendinianlatiyor-3/10351047
36- http://www.marxists.org/archive/lenin/works/1905/dec/03.htm
37- Yeni Dünya Dergisi, Aralık 1994, s. 19
38- Pravda gazetesi, 1954
39- Pravda gazetesi, 1958
40- http://www.marxists.org/archive/lenin/works/1905/dec/03.htm
41- http://www.marxists.org/archive/lenin/works/1905/dec/03.htm
42- http://www.marxists.org/archive/lenin/works/1909/may/13.htm
43- Marx’ın 1843 yılında kaleme aldığı Hegel’in Hukuk Felsefesinin Eleştirisine Katkı. Giriş. adlı yazıda yer almış, bu yazı bir yıl sonra Marx’ın Arnold Ruge ile birlikte yayınladığı Deutsch-Französischen Jahrbücher (Alman-Fransız Yıllıkları) adlı dergide yayınlanmıştır.
44-http://www.marxists.org/archive/lenin/works/1909/may/13.htm
45- Lenin Külliyatı, 1947-Moskova
46- http://www.marxists.orgarchive/marx/works/1843/critique-hpr/intro.htm
47- Marx, Karl and Engels, Friedrich, On Religion, Atlanta: Scholars Press, 1964.
48- http://www.marxists.org/archive/marx/works/1843/critique-hpr/intro.htm
49- http://www.marxists.orgarchive/marx/works/1848/communist-manifesto/ch02.htm#118
50- The Last Days of the Third Reich (1995) by Robin Cross, p. 21
51- Gaffar Tetik, Bütün Yönleriyle Komünizme Karşı İslam, s. 254
52- Nikita Kruschev; 22 Eylül 1955 tarihinde Moskova’yı ziyaret eden bir Fransız heyetinin başında bulunan Fransız Millet Meclisi Başkanı’na yaptığı açıklamadan
53- (http://komunistzemin.org/index.php?option=com_content&view=article&id=93:egemenlerin-kueltueruenuen-bir-parcas-olarak-aile-kurumu-ve-devrimci-hareketin-bu-kurum-karsndaki-tutumu-uezerine-&catid=31:say4&Itemid=5)

Kaynak: http://harunyahya.org/tr/books/146212/Komunist-Kurdistan-Tehlikesi/chapter/13762/1-Bolum-Turkiyenin-Guneydogusunu-neden-bolmek-istiyorlar