Adnan Oktar – PYD ile PKK Arasında Hiçbir Fark Yoktur, İkisi de Terör Örgütüdür

adnan oktar pkk pyd teror orgutu abdullah ocalan a9 tv komunizm

Adnan Oktar – PYD ile PKK Arasında Hiçbir Fark Yoktur, İkisi de Terör Örgütüdür

PKK, Marksist Leninist bir terör örgütüdür. Türkiye’de 40 binden fazla insanın ölümüne sebep olmuştur. Terör örgütü şiddet eylemlerini devam ettirmekte, Türk askerlerini ve polislerini şehit etmektedir. PKK tarafından öldürülen binlerce Kürt vardır. Halen de bu cinayetler devam etmektedir. Dolayısıyla özellikle Batı basınında propagandası yapılan PKK Kürtlerin koruyucusudur ve artık terörü bıraktı iddiaları gerçek dışıdır.

Batı’da yoğun olarak propagandası yapılan bir diğer yanılgı da PYD ile PKK’nın birbirinden farklı olduğu iddiasıdır. Oysa PKK ne ise PYD de aynen odur. Kurucuları, liderleri, hedefleri ve elbette zihin yapıları birbirinin tıpatıp aynısıdır. Aralarındaki bağ sadece ideolojik değil aynı zamanda maddi ve organiktir. PYD’nin tüm toplantılarında Öcalan’ın posterleri baş köşeyi süsler. PYD eş başkanı Salih Müslim’in Öcalan’la aynı sofralarda oturduğu fotoğraflar bilindik karelerdir.

Suriye’de Kürtlerin yoğun olarak yaşadığı bölgeler ise, kendisini 21.yüzyılın Lenin’i olarak gören Öcalan’ın adeta kanlı bir laboratuvarı olmuştur. Esad’la yaptığı iş birliği neticesinde Kuzey Suriye’de yönetimi ele alan PYD, kurduğu despot rejimle en başta bölgede yaşayan Kürtlere büyük zulümler yapmıştır. Bu zulümleri ilerleyen satırlarda detaylı ele alacağız, ancak önce PYD’nin kuruluş aşamasını incelemekte fayda var.

Öcalan’ın Emriyle Baas Rejimi’nin Desteğiyle Kurulan PYD

Suriye Baas rejimi PKK ve Abdullah Öcalan’ın her zaman koruyucusu olmuştur. 1978’de PKK’nın kuruluşunu ilan etmesinden kısa bir süre sonra, 1979’da, Öcalan’ın sığındığı ülke Suriye idi. Türk Devleti’nin ısrarlı uyarılarına rağmen Baas rejimi örgütün palazlanması için her türlü desteği verdi. Türkiye’de sayısız kanlı eyleme imza atan teröristlerin büyük kısmı Suriye’deki kamplarda yetişti. Öcalan’ın en önemli destekçilerinden biri hiç kuşkusuz Baas rejiminin eli kanlı istihbaratı El-Muhabarat idi.

Suriye 1999 yılında, Türk devletinin manevi baskısı sonucunda, Abdullah Öcalan’ın ülkeden çıkardı. Örgüt ise El-Muhabarat’a emanet edildi. Teröristlerin bir kısmı Kuzey Irak’a ve Kandil’e geçti. Geride kalanların ne olacağını ise Baas rejimi organize etti. El-Muhabarat’ın yönlendirilmesiyle yeni isimle bir yapı kurularak, örgütün hem maddi varlığı hem de elemanları bu yapının denetimine bırakıldı. İşte bugün Demokratik Birlik Partisi yani PYD olarak bilinen hareket, o günlerde El-Muhabarat’ın bizzat oluşumuna destek verdiği, Abdullah Öcalan’ın örgütünün bizzat kendisidir.

PYD resmi kayıtlara göre ise 2003 yılında kuruldu. İdeolojik lider olarak Öcalan’ı gördüğünü, yasal yönetim olarak ise Kongra-Gel (Kürdistan Halk Kongresi)’e bağlı olduğunu açıkladı. Eş başkanlık sistemini kullanan PYD’nin bir başkanı Abdullah Öcalan’la aynı sofrayı paylaşan Salih Müslim, diğer başkanı ise PKK’nın merkez üssü konumundaki Kandil’de yaşayan kadın militanlardan Asya Abdullah’tır. Salih Müslim PYD’nin, Avrupa’da ve diğer ülkelerde görüşmeler yürüten, basına demeçler veren görünen yüzüyken, Asya Abdullah PYD’nin -Kandil’deki- gerçek yöneticisidir.

Tüm bu gerçeklere rağmen, PKK ile arasında sadece ideolojik bağ olduğunu iddia eden PYD’nin doğru söylemediğinin önemli bir somut delili daha vardır: PYD, KCK’nın şemsiyesi altında olan bir harekettir. KCK ise Avrupa ve Ortadoğu’daki tüm PKK yapılarının üst kuruluşudur. PKK ve PYD’yi de içine alan sözde konfederal devlet yapısının, yani Bağımsız Komünist Kürdistan hayalinin tasarlanmış tüm devlet organlarını temsil eden organizasyondur. KCK yürütme konseyi bu sözde Bağımsız Komünist Kürdistan devletinin yürütme erkini temsil eder, örgütün sözde hükümetidir. PKK ve PKK’nın alt birimleri olan tüm silahlı gruplara ve bölgedeki tüm örgütlenmelere hükmeder. Bu şemsiye altında ki örgütlerden biri de PYD’dir. Dolayısıyla PYD sadece ideolojik olarak değil yapısal ve maddi olarak da tam anlamıyla bir PKK uzantısıdır, PKK’dan hiçbir farkı yoktur.

YPG, Kandil’de Eğitilen PKK’lı Teröristlerden Oluşmaktadır

PKK safında eylem yapan çok sayıda Suriye kökenli militan vardır. Bunlar Türkiye’deki eylemlere de katılmışlardır. PYD ve PKK silahlı güç olarak da içiçe geçmiş iki yapıdır. PKK içinde eylem yapan Suriye kökenli militanlar, PYD’nin silahlı gücünün de çekirdek yapısı olmuştur.

PYD’nin silahlı gücünün adı YPG (Halk Koruma Birlikleri)’dir. 5 ila 10 bin militanı olduğu tahmin edilen YPG’nin militanlarının neredeyse hepsi Kandil’de hem ideolojik hem silahlı eğitim almıştır. YPG militanlarının gerçek yöneticisi Kandil’deki PKK liderleridir. YPG’ye katılan yeni militanlar önce Kandil’de Marksist Leninist Stalinist ideolojik eğitim alır. Bu eğitimin ardından silahlı eğitime geçilir, Kandil’deki PKK liderleri temel askeri eğitimi verir. Daha sonra ise Afrin, Kobani ve Cezire’de kurulmuş olan askeri akademilerde eğitime devam edilir.

Kobani’nin IŞİD tarafından ele geçirilmesi sırasında YPG militanları arasında çok sayıda PKK yöneticisi olması da göz ardı edilmemesi gereken önemli bir durumdur.

PYD, Suriyeli Kürtleri Acımasızca Ezmiştir, Kendisinden Farklı Düşünenleri Yok Etmiştir

Batı basınında pek yer bulmayan hakikatlerden biri de, Kürt halkının PYD zulmünden kurtulmak için komşu ülkelere sığınmasıdır. Kuşkusuz PYD’nin en zalim yönlerinden biri Esad rejimi ile ittifak etmesidir, zira bu ittifak bölge Kürtlerinin büyük acılar yaşamasına sebep olmuştur. Baas rejimiyle anlaşarak Kuzey Suriye’de demokratik özerklik ilan ettiğini duyuran PYD’nin bu adımın öncesinde ve sonrasında muhalif ve dindar Kürtleri yok etmeye yönelik faaliyetleri bilinmektedir. Geçtiğimiz yıl yaklaşık 50 bin Kürt PYD baskısından kaçarak Kuzey Irak’a sığınmıştır. Benzer şekilde Türkiye’ye Suriye’den ilk gelen mülteci gruplarından biri de Haseke’de PYD zalimliğinden kurtulmak isteyen Kürtler olmuştur.

Ünlü düşünce kuruluşlarından biri olan Crisis Group PYD’nin kendi ideolojisine inanmayan, dindar, sıradan Kürt halkını nasıl acımasızca ezdiğini son hazırladığı raporla ortaya koymuştur. Önde gelen insan hakları örgütlerinden biri olan HRW (Human Rights Watch) da Kuzey Suriye ile ilgili bir rapor hazırlamış; PYD’nin muhalifleri haksız yere tutukladığı, sorgulama sırasında ağır işkence yaptığını, cezaevlerinin haksız yere tutuklanan muhaliflerle dolu olduğunu ortaya koymuştur. YPG tarafından öldürülen muhalif Kürtlerin sayısı ise bilinmeyecek kadar çoktur. Örneğin, Barzani yanlısı Kürt Partisi’nin 3 üyesinin göz altına alınması üzerine yapılan gösteriyi, PYD halkın üzerine ateş açarak dağıtmıştır. Uçaksavarlar halkın üzerine ateş açmak için kullanılmış, 10 kişi hayatını kaybetmiş, onlarca kişi de yaralanmıştır. Bu gibi toplu katliamların yanı sıra PYD’liler tarafından evlerinden alınıp götürülen ve akıbeti bilinmeyen veya sokak ortasında vurulan yüzlerce Kürt vardır.

Nasıl ki PKK ve ona bağlı olan silahlı kolu HPG Türkiye’de terörist faaliyetler yapmakta ise PYD ve onun silahlı militanlarını oluşturan YPG de Kuzey Suriye’de terör estirmektedir.

Dolayısıyla Abdullah Öcalan’ın “konfederal demokratik özerklik” diye isimlendirdiği modelin gerçekte Marksist Leninist Stalinist fikirlere dayalı bir diktatörlük olduğu asla göz ardı edilmemelidir. Bazılarının bilgisizlikten, bazılarının ise bölgedeki derin planları gerçekleştirmek hayaliyle destekledikleri PYD (ve elbette PKK), Kürtlerin başındaki en büyük beladır. Unutmamak gerekir ki, Marksist Leninist Stalinist ideolojiyi temel alarak hareket eden bir yapılanmadan “demokrat” bir yönetim çıkmaz, sadece proletarya diktatörlüğü çıkar.

Sonuç

Görüldüğü gibi, “PYD ayrı PKK ayrı” safsatası gerçeği yansıtmıyor. Mafya bir yere baskın yaptığında cinayeti işleyen de, kapıda bekleyen de, arabayı kullanan da aynı suçu işlemiş olur. Hepsi aynı suça ortaktır ve aynı mafya örgütünün üyesidir. Dolayısıyla Öcalan’a bağlı hareket eden tüm gruplar da aynı terör örgütünün birer parçasıdır ve işlenen insanlık suçundan sorumludur.

Bütün bu terörist örgütlerin niyeti asla “masum halkı korumak” değildir. Örgüt ve uzantıları tarafından demokrasi adına yapılan tüm açıklamalar, Marksist Leninist Stalinist bir dikta rejimi kurabilmek için gerekli desteği kazabilmek adına kullanılan bir taktiktir. Kobani’de yapılan mücadele de Baas rejimi tarafından adeta kendilerine hediye edilen ve üzerinde proleterya diktatörlüğü kurulmaya başlanan toprağı kaybetmeme gayretidir.

Kobani’deki ve bölgedeki masum Kürt halkını koruma görevi komünist teröristlere ait olamaz. Eğer bir koruma görevi olacaksa bu Türkiye’ye aittir. Nitekim Kürt kardeşlerimiz de bu eşkıya grubundan kurtulmak için Türkiye’ye sığınmışlardır. Türkiye’nin merhameti ve adaleti tüm bölge halkları için bir güvencedir.

http://www.harunyahya.org/tr/Makaleler/193806/PYD-ile-PKK-Arasinda-Hicbir-Fark-Yoktur-Ikisi-de-Teror-Orgutudur

 

Ücretsiz kitap: Komünizm Pusuda
http://harunyahya.org/tr/Kitaplar/781/Komunizm-Pusuda
komunizm pusuda komunist ak parti akp gezi parki adnan oktar recep tayyip erdogan

Komünist Kürdistan Tehlikesi
http://harunyahya.org/tr/Kitaplar/146212/Komunist-Kurdistan-Tehlikesi
komunis tkurdistan tehlikesi recep tayyip erdogan akp ak parti adnan oktar

Komünist Çin’in Zulüm Politikası ve Doğu Türkistan
http://harunyahya.org/tr/Kitaplar/779/Komunist-Cinin-Zulum-Politikasi-ve-Dogu-Turkistan
komunist cin dogu turkistan recep tayyip erdogan akp ak parti adnan oktar

Terör Sevgiyle Yok Edilir
http://harunyahya.org/tr/Kitaplar/957/teror-sevgiyle-yok-edilir
adnan oktar pkk teror sevgiyle yok edilir kitap basbakan recep tayyip erdogan

Advertisements

PKK Terörüne Karşı İlmi Seferberlik İlan Edilmeli – Adnan Oktar

adnan oktar basbakan recep tayyip erdogan pkk abdullah ocalan

Bir yılı aşkın süredir şehit haberi gelmemesi, bölgede daha huzurlu bir ortamın tesis edilme imkanının oluşması tüm insanlarımız tarafından sevinçle karşılanmaktadır. Ancak son dönemlerde gerek Güneydoğu’da gerekse başta İstanbul olmak üzere bazı illerde PKK ve uzantıları tarafından tırmandırılan şiddete karşı milli bir teyakkuz gerektiği açıktır. PKK’nın çözüm süreci olarak adlandırılan bu süreci barış süreci olarak görmediği, daha güçlenmek için bir süreliğine geri çekilme süreci olarak değerlendirdiği anlaşılmaktadır. Bu süreç boyunca kimlik kontrolü yapmak, yol kesmek, adam kaçırmak, şantiye yakmak gibi eylemlerine devam eden PKK, Devletimizin şefkatli ve sabırlı tutumunu yanlış anlamakta, bu sabrı suiistimal etmektedir. Mevcut durum karşısında yapılması gerekenleri şu şekilde özetleyebiliriz:

1.         Güneydoğu’yu Türkiye’den ayırmak ve bölgede bağımsız komünist Kürdistan kurmak hedefinde olan PKK terörü milli bir meseledir. Cumhuriyet tarihinin en büyük komünist kalkışması ile karşı karşıya olduğumuz görülmektedir. Milli meselelerin çözümü, siyasi hedeflerin üstünde yer alır. Milletimiz vatanın korunmasının siyasi tartışma konusu yapılmasını istemez. Tüm Partilerin ülkemizin birliği ve bütünlüğü için ortak hareket ettiğini görmek ister. Dolayısıyla bu milli meselenin çözümüne yönelik atılacak adımların, hükümet ve muhalefetin bir araya gelerek, Sayın Cumhurbaşkanı, Genelkurmay Başkanı ve kuvvet komutanlarının da katılımıyla yapılacak bir toplantıyla belirlenmesi gerekir. Bu toplantı milletimizin bu mücadelede yekvücut olduğunun gösterilmesi açısından da önemlidir.

2.         Güneydoğu’nun Türkiye’den koparılması halen bir çok Amerikan ve Avrupa düşünce kuruluşlarında konuşulan, yeni sınırlar yeni haritalar üzerinden hesapları yapılan bir plandır. Söz konusu çevreler bu planı hayata geçirmek için PKK’yı son derece kullanışlı bir örgüt olarak görmektedir.Bu sebeple de örgüte dış destek devam etmekte, örgüt sözde özgürlük savaşçısı olarak lanse edilmekte ve BM terör listesinden çıkarılması için çalışmalar yürütülmektedir.

3.         PKK Marksist, Leninist, Stalinist bir örgüttür. Elemanlarına bu ideolojinin eğitimini vermekte, silah kullanmayı öğretmeden önce komünizmi öğretmektedir. Gençlerin dağa çıkışına fikri propaganda ile sağlamaktadır. Bu felsefi propaganda ve eğitim, terörün ve örgütün can damarıdır. Ne var ki Türkiye’nin on yıllardır devam eden terörle mücadelesinde, mücadelenin en önemli safhası göz ardı edilmiş, terörü besleyen fikri zemini ortadan kaldırmaya yönelik kültürel bir faaliyet yapılmamıştır.

4.         Yanlış da olsa ideali ve ülküsü olan bir yapılanmaya karşı kalıplaşmış siyasi söylemlerin ve demagojinin hiçbir etkisi olmaz. Siyasi adımlarla yol alındığı sanılsa da, gerçekte hiçbir ilerleme olmaz. İlerleme ve değişim olmasının tek yolu karşıdaki gücün fikri yapısının değişmesi, zihinsel bir dönüşüm yaşamasıyla mümkündür. Beyni değişmedikten sonra örgüt ne silah bırakır, ne eve döner. Eve dönse dahi bunu bir taktik olarak yapar, bıraktığını iddia ettiği silaha da ulaşması an meselesi olur. Zihin değişimi ise ancak eğitimle olur. İnancının çürüklüğünü net olarak görmesi, zihnindeki putların kırılması ve yerine doğru bilginin konulması gereklidir.

5.         PKK’nın ve diğer sol radikal örgütlerin gençlere yönelik fikri telkini aralıksız devam etmektedir. Buna karşılık gençliğimizin büyük kısmı siyasi olarak bilinçsiz yetişmektedir. Gençlerin birliğin ve bütünlüğün önemini kavrayan, büyük Türkiye idealine sahip, Türk İslam coğrafyasının sorunlarından haberdar ve bu sorunlara çözüm üretebilecek şuura sahip olması ancak eğitimle mümkündür. Devletimiz, müfredata “milli şuur” dersi ekleyerek bilinçli gençler yetişmesini sağlamalıdır. Aksi takdirde, milli şuuru zayıf gençler yetişmeye devam edecek, PKK ve diğer illegal örgütler bu durumdan fayda sağlayacaktır.

6.         PKK başta olmak üzere Marksist Leninist Stalinist tüm örgütlerin sözde bilimsel dayanağı Darwinizm’dir. Okullarda gençlere “kör tesadüflerin ürünü” oldukları safsatası, “tarihin evrimi” aldatmacası okutulmaktadır. Okulda alınan, “atalarınız hayvanlardan türedi, ilkel komünal toplumlar vardı, daha sonra bu toplumlar evrimleştiler ve bugünkü hallerine ulaştılar” eğitiminin üzerine komünist ideolojiyi bina etmek çok kolaydır. Örgütler gençlere yaklaştıklarında “tarihin sözde evrimi içerisinde devrimin yeri olduğunu” anlattıkları zaman, gençlerin bu aldatmacaya verebilecek hiçbir cevapları yoktur. Çünkü okulda verilen eğitim de bu aldatmacayı desteklemektedir. Gençlerin büyük kısmı bu yapılarla herhangi bir tartışmaya girebilecek, iddialara cevap verebilecek, anlatılanların geçersizliğini ortaya koyacak bilgi birikimine sahip değildir. Bu sebeple, okullarda Darwinizm ve materyalizm, hatta komünizm, faşizm ve tüm akımlar öğretilmeli, ancak bununla birlikte mutlaka cevapları da gençlere anlatılmalıdır. Devletimiz tek yanlı Darwinist materyalist eğitime son vermelidir. Ancak o zaman komünizmin her türlü propagandasına karşı gençler donanımlı olur.

7.         Gençlerin eğitimi sadece Güneydoğu için değil tüm bölgeler için aciliyetlidir. Sosyal medyada gençlerin bir kısmının kullandığı sevgiden uzak, öfkeli, nefret dolu, kavgacı, yüzeysel üslup önemli bir tehlikeye işaret etmektedir. Bu işareti görmezden gelmek, milli bir felakete zemin hazırlamak olur. Bir ülkenin temel ihtiyacı manevi kalkınmadır. Ekonomik kalkınma, yol, baraj, sanayi tesislerinin inşası, manevi inşayla birleşmezse o ülkenin güçlü olması mümkün değildir.

8.         Bu durumu ortadan kaldırmak gelenekselleşmiş din ve ahlak dersleri ile sağlanamaz. Gençlerin ihtiyacı olan fıkıh öğretimi, itikadi meselelerdeki detaylar veya İslam tarihi değildir. Elbette gençlerin bu bilgilere de sahip olması gerekir. Ancak öncelikli olan tahkiki (gerçek, samimi) imandır. Tahkiki imana vesile olacak en etkili yöntem ise iman hakikatlerinin anlatılmasıdır. Flu, zihin karışıklığına sebep olan, hayatın akışıyla uyumsuz, ağır, içe kapalı bir üslup değil, somut delile dayalı, canlı, samimi, akılcı, gerçekçi bir üslup kullanılmalıdır.

9.         Güneydoğu’da böyle bir eğitim hem devlet eliyle hem de STK’ların desteğiyle sağlanabilir. Hiçbir vakıf ve camiayı ayırt etmeden, tüm imkanları bu eğitim için seferber etmek gereklidir.Türkiye’nin bölünmesi tehlikesi söz konusuyken, gruplar, vakıflar, camialar, partiler arasındaki fikir ayrılıklarının bir önemi yoktur. Tüm bu ayrılıkları bir kenara koyup, bölünmeye karşı ortak tavır alınmalıdır. Her bir grup kendi gücü oranında ilmi çalışma yapmalı, Devletimiz de tüm bu çalışmaların önünü açmalıdır.

10.    Bölge halkına özgürlük vaad eden PKK, bunu yaparken bağnazların hurafelerini kendi lehine kullanmaktadır. Kadını yarım varlık olarak gören, modernliğe ve gençlerin neşesine karşı, cahil, acımasız, gaddar, adalet ve hakkaniyet duygusu olmayan bağnazlık PKK’ya uygun bir zemin oluşturmaktadır. Dikkat edilirse PKK ve uzantıları sık sık “kadınları özgürleştireceklerini”, “gençlere değer verdiklerini” vurgulamaktadır. Oysa gerçek kadın özgürlüğü, eşitlik ve adalet ancak Kuran ahlakının tam uygulanmasıyla sağlanır.  PKK’nın elinden bu kozu almak da bağnazlığa karşı Kuran ahlakının yayılmasını sağlamakla mümkündür.

11.    PKK’nın bir diğer avantajı da geçmiş yıllardan izi kalan “devletin soğuk yüzü” imajının tam olarak düzeltilememiş olmasıdır. Örgüt bölge halkına suni de olsa bir sevgi sunmaktadır. Onların gerçek koruyucusu olduklarını vaat etmektedirler. Bazı yetkililerin ve siyasilerin halka üstten bakan, sevgisiz, merhametsiz, anlayışsız tavırları da PKK’nın bu anlatımlarını güçlendirmektedir. Bölgede görev yapan tüm görevlilerin ve siyasilerin güler yüzlü, mütevazı, sıcak kanlı, halden anlayan, insaniyetli olması PKK’ya vurulacak en önemli darbelerden biridir. Kürt kardeşlerimizin sahibi Marksist Leninist dinsiz Allah’sız PKK değil, adil, sevecen, şefkatli, güçlü Devletimiz’dir.

Kürt kardeşlerimiz yıllarca çok büyük acılar çektiler. Artık acıların sarılacağı, Güneydoğu’nun Paris gibi, Londra gibi olacağı günlerdeyiz. Türkiye’nin hep birlikte büyüyeceği, İttihadı İslam’ın kurulacağı dönemdeyiz. Yıllarca iddia edilen Ergenekon’un akıl almaz zulümlerine maruz kalan kardeşlerimize, şimdi de Marksist Leninist Stalinist, baskıcı, dayatmacı, gaddar, acımasız PKK tırnaklarını geçirmiş durumda. Kardeşlerimiz bir beladan kurtulmuşken, onları yeni bir belanın içine atmak çok büyük vicdansızlık olur. Ne Devletimiz ne milletimiz böyle bir vicdansızlığa göz yummaz.

Kaynak: http://harunyahya.org/tr/Makaleler/187121/pkk-terorune-karsi-ilmi-seferberlik

Ücretsiz kitap: Komünizm Pusuda
http://harunyahya.org/tr/Kitaplar/781/Komunizm-Pusuda
komunizm pusuda komunist ak parti akp gezi parki adnan oktar recep tayyip erdogan

Komünist Kürdistan Tehlikesi
http://harunyahya.org/tr/Kitaplar/146212/Komunist-Kurdistan-Tehlikesi
komunis tkurdistan tehlikesi recep tayyip erdogan akp ak parti adnan oktar

Komünist Çin’in Zulüm Politikası ve Doğu Türkistan
http://harunyahya.org/tr/Kitaplar/779/Komunist-Cinin-Zulum-Politikasi-ve-Dogu-Turkistan
komunist cin dogu turkistan recep tayyip erdogan akp ak parti adnan oktar

Terör Sevgiyle Yok Edilir
http://harunyahya.org/tr/Kitaplar/957/teror-sevgiyle-yok-edilir
adnan oktar pkk teror sevgiyle yok edilir kitap basbakan recep tayyip erdogan

TÜRKİYE’NİN GÜNEYDOĞU’SUNU NEDEN BÖLMEK İSTİYORLAR? 1. BÖLÜM

Suni Bir Terim “Kürt Sorunu”

Uzun yıllardır ülkemizde yaygın olarak kullanılan bir “Kürt sorunu” terimi var. Kürt sorunu ifadesi yıllarca pek çok insanı aldatmayı başardı. Öyle ki insanların bir kısmı, Kürt kardeşlerimizden kaynaklanan bir sorun ile karşı karşıya olduklarını zannettiler. Sanki Kürt kardeşlerimiz bu vatanın bir evladı, Türkiye Cumhuriyetinin bir ferdi değilmiş gibi, Türkler ve Kürtler arasında suni bir husumet olduğuna inandılar. “Kürt sorunu” ismi işte bu şekilde bir propaganda malzemesi haline getirildi.

Oysa “Kürt sorunu” ifadesi tamamen bir aldatmacadan ibarettir, Türklerle Kürt kardeşlerimiz arasında ayrılık çıkarma amacıyla konulmuş sahte bir isimdir. “Kürt Sorunu” ismi sürekli kullanılınca, ortada Kürtler ile Türkler arasında gerçekten bir sorun varmış gibi bir izlenim oluşturulmuş, suni bir husumet ortamı var edilmiştir. Laz, Çerkez, Gürcü kısacası her soy, Türk toprakları içinde “Türk” kimliği altında rahatlık ve huzur içinde yaşarken, kendi geleneklerini uygular, kendi dillerini istedikleri gibi kullanır ve “Türk” olarak nitelenirken; bir anda Kürtlerin kendi dilleri, gelenekleri ve “Türklükleri” sorgulanır hale getirilmiştir. Yıllarca aynı topraklarda Türk kimliği altında birlikte yaşayan Türkler ve Kürtler arasında bu suni ayırım meydana getirilince, büyük bir kesim gerçekten bir sorun olduğunu zannetmiş ve bugünkü bölünme konuşmaları suni bir zemin bulmuştur. Oysa aslında “Kürt sorunu” adı altında kirli ve tehlikeli bir oyun oynanmaktadır.

kurt sorunu pkk sorunu komunizm adnan oktar abdullah ocalan

 

“Kürt sorunu” olarak adlandırılan ve birtakım çevreler tarafından desteklenen bu suni sorun, bölgede oluşturulmaya çalışılan komünist, Stalinist ve Leninist hakimiyetin ön hazırlığıdır. Bilindiği gibi komünist rejimler kargaşa ve çatışma ortamında hayat bulurlar. Bir komünist rejimi hakim edebilmek için de öncelikle devlet yönetimine karşı bir hareket başlatılmalı ve bununla bir çatışma atmosferi oluşturulmalıdır. Komünizm; çatışmayı, vahşeti, terörü gerekli kıldığından (bu konuya ileriki sayfalarda detaylı olarak değinilecektir), kargaşa sağlandığında ortam komünist rejimin yerleşmesi için uygun hale getirilmiş olacaktır. Komünist rejimlerin hakim olduğu Çin, Kamboçya, Kuzey Kore gibi ülkelerin tümünde bu taktik kullanılmış; propaganda yöntemleriyle halk galeyana getirilmiş, ardından oluşturulan vahşet rejimleriyle bu ülkelerde milyonlarca insan katledilmiştir. Ülkemizin güneydoğusunda oynanan oyun da işte böyle bir planın parçasıdır.

Güneydoğu’daki sorunun Kürt milliyetçiliği ile ya da Kürtlerin içinde bulundukları şartlarla hiçbir ilgisinin olmadığı, sözde “Kürt sorunu” bahanesiyle nasıl bir kargaşa ortamı oluşturulmaya çalışıldığı iyi anlaşılmalıdır. Hedeflenen komünist zulüm sistemini ve bu zulüm sistemi içinde Kürt kardeşlerimizin nasıl harcanacağını daha iyi anlamak için de PKK’nın ideolojisini yakından incelemek gerekir. Bu sapkın ideoloji, Marksist, materyalist, Stalinist ve Leninist ideolojidir ve temeli yalnızca ve yalnızca Darwinizm’e dayanır.

PKK; Darwinist, Marksist, Stalinist ve Leninist Bir Yapılanmadır

Darwinizm Nasıl Bir İdeolojidir?

Darwinizm, yani evrim teorisi özetle, dünyada canlılığın tesadüfen başladığı ve doğadaki tüm canlı türlerinin yine tesadüfen birbirlerinden türedikleri -yani evrimleştikleri- şeklindeki hayali bir iddiayı savunur. Bilimsel açıdan tamamen bir aldatmaca olan bu iddiaya göre yeryüzündeki çeşitliliğin başlangıcı, çamurlu sularda kendi kendine oluşmuş bir bakteridir ve canlılar bu hayali bakteriden türeyerek bugünkü hallerini almışlardır. Yine bu mantık dışı iddiaya göre, insan da maymun türlerinden türeyip gelişmiş ve insanlaşmıştır. Günümüz bilimi karşısında tamamen geçerliliğini yitirmiş olan evrim teorisinin bu basit mantığına göre, bir şempanzenin insana dönüşebilmesi için, biraz iki ayak üzerinde durma denemeleri yapması, biraz alet kullanabilmesi ve sıcaktan rahatsız olup tüylerini dökmesi yeterli olmuştur…

Elbette bu bir hikayedir. Evrim teorisi, tarihin en büyük bilim sahtekarlığıdır. Darwinistler, canlılığın başlangıcı olarak kabul ettikleri hayali ilk bakterinin sahip olduğu proteinlerden tek bir tanesini bile açıklayamamaktadırlar. Çünkü tek bir proteinin tesadüfen meydana gelebilmesi imkansızdır. Kesinlikle mümkün olmamakla birlikte, canlılığın herhangi bir şekilde kendiliğinden ortaya çıktığını varsayılsa da sonuç değişmeyecektir çünkü türlerin birbirine dönüşümü de imkansızdır. Bir canlı, asla ve asla kendi genlerinde kodlanmış özelliklerin dışında yeni özelliklere sahip olamaz. Genetik bilimi, bu iddiayı da kesinlikle reddetmektedir.

deniz canlilari evrim teorisi adnan oktar harun yahya pkk

 

Evrim teorisini bilim karşısında çöküşe uğratan temel noktaları kısaca özetlemek gerekirse:

  • Canlılar mevcut genetik bilgilerinin dışına çıkamazlar, genlerinde olmayan yeni bir bilgiyi zaman içinde veya dış etkilerle kazanamazlar.
  • Mutasyonlar hiçbir zaman canlıda gelişmeye sebep olamaz, mutlaka organizmaya zarar getirirler. Asla ve asla canlıya yeni bir bilgi ekleyemezler.
  • Türden türe hayali değişimi belgeleyecek milyarlarca fosil kaydının bulunması, yani çok sayıda “ara formların” olması gerekmektedir. Fakat Darwinistlerin iddia ettiği türden türe geçişi gösteren tek bir tane bile ara geçiş fosili YOKTUR.
  • Bir tane ara form olmamasına rağmen canlıların milyonlarca yıl hiç değişmeden -yani evrimleşmeden- kaldıklarını gösteren 350 milyondan fazla fosil bulunmaktadır.
  • Asıl önemli nokta ise, –yukarıda belirttiğimiz gibi– DARWINİSTLER TEK BİR PROTEİNİN KENDİ KENDİNE MEYDANA GELİŞİNİ AÇIKLAYAMAMAKTADIRLAR. Bu büyük gerçek, evrimi tamamen ortadan kaldırmak için yeterlidir.

Fosil kayıtları son derece zengindir ve canlılığın kökenini anlamak için yeterli sayıdadır. Fosilleri incelediğimizde farklı canlı türlerinin, aralarında hayali evrimsel “geçiş formları” olmadan, yeryüzünde bir anda ve farklı yapılarıyla, ayrı ayrı ortaya çıktıklarını görürüz. Bu da tüm canlıları Yüce Allah’ın yarattığının delillerinden biridir.

sahte fosil sergisi degil adnan oktar harun yahya pkk evrim teorisi

fosil sergisi adnan oktar evrim teorisi harun yahya pkk komunizm

Bütün bunlardan da anlaşılabileceği gibi, evrim teorisi bilimin yalanladığı büyük bir sahtekarlıktır, daha canlılığın başlangıcını açıklayamadan çökmüş bir teoridir.

(Evrim sahtekarlığı ve bu sahtekarlığı ortadan kaldıran bilimsel gerçeklerle ilgili detaylı bilgi için bkz., Evrim Aldatmacası – Harun YahyaYaratılış Atlası – Harun Yahya)

Burada üzerinde duracağımız asıl konu, evrim teorisinin geçersizliğinin bilimsel kanıtlarını sunmaktan çok, teorinin ideolojik yönünü gözler önüne sermektir. Çünkü Darwinizm; bütün materyalist, komünist ve faşist ideolojilerin sözde temel zeminini oluşturur.

Bir sahtekarlığı ayakta tutabilmek, bilimsel gelişmelere rağmen insanlar tarafından desteklenmesini sağlamak son derece zordur. İşte bunu başarabilmek için insanlar demagoji ve propaganda ile önce evrim mantığına alıştırılırlar. Bunun için Darwinist diktatörlük işbaşındadır. Darwinist diktatörlük, devletleri, hükümetleri, tüm ülkelerde basını, üniversiteleri, okulları, bilim adamlarını ele geçirdikten sonra, onların kanalıyla bu sahtekarlığı yaygınlaştırmıştır. Evrime karşı gelenler susturulmuş, okullarda tek yanlı evrim eğitimi verilmiş ve basında tek yanlı evrim telkini yapılmış ve insanlar evrime inanmak veya inanır gözükmek zorunda bırakılmışlardır. Böylelikle evrim mantığı, reddedilemez bir kavram olarak herkesin beynine aşılanmıştır.

Darwinizm vahşete nasıl bir fikri temel verir?

charles darwin adnan oktar komunist kurdistan abdulla ocalan

 

Darwinistler, insanı gelişmiş bir hayvan türü olarak görürler. Dolayısıyla bir Darwinistin sapkın görüşlerine göre insan, hayvanla eşdeğerdir. Bir Darwinist için hayvan ne kadarlık bir değere sahipse, insana da o kadar değer ve önem verilmelidir. Bir başka deyişle bir Darwinist için insanın “hiçbir önemi ve değeri yoktur”.

Darwinizme göre, doğada bir canlının gelişip güçlü ve avantajlı hale gelebilmesi için güçlünün güçsüzü ezip yok ettiği bir ortamın varlığı şarttır yani doğada sürekli rekabet olmalıdır. Darwinistlerin bu hayali mücadele ortamında, sözde her bir tür sadece diğer türü yok etmeye çalışmakta ve dolayısıyla hayatta kalanları daima güçlüler oluşturmaktadır. Bu mücadele, bir türün fertleri içinde, hatta bir ailenin fertleri içinde bile devam etmekte, her birey kendi bencil varlığı için çatışmaya dahil olmaktadır. Darwinizm’in temelini işte bu sahte hikaye oluşturur.

kaplan ceylan evrim teorisi adnan oktar harun yahya

 

Bu hikaye Darwinistlerin kendi teorilerinin ve hayat görüşlerinin temelidir. Doğada var olduğuna inandıkları bu sözde çatışma sebebi ile Darwinistler, sürekli olarak zayıf olanın yok edildiği vahşi bir doğa tarif ederler. Onların yanlış inanışlarına göre insan da bir hayvan türü olduğuna göre, aynı çatışma ve aynı elemenin insan topluluklarında da var olması şarttır. Dolayısıyla bu sapkın mantıkta, güçsüzlerin elenmesi ancak çatışma, savaş, terör ile mümkün olabilecektir.

Elbette ki bu, kesin bir aldatmacadır. Doğa, canlıların sadece birbirleriyle kıyasıya rekabet ettikleri bir savaş alanı değildir. Canlılar hem kendi türlerine ve kendi yavrularına hem de farklı türlere karşı insanda hayranlık uyandıran şefkat, merhamet ve fedakarlık örnekleri gösterirler. Bu gerçek, Darwinizm’e güçlü bir meydan okumadır.

Kendi kolonisi için hayatını tehlikeye atan; yavrusu için aç kalmayı, hatta ölümü göze alan; kendi türünden olmayan yavruları dahi koruyan bir canlının varlığı Darwinizm’in ‘hayatta kalmak için güçsüz olanı yok etmek gerekir” şeklindeki sapkın iddiasını yıkıma uğratmak için yeterlidir. İşte bu nedenle Darwinistler canlılardaki bu hayranlık uyandıran özelliklerden bahsetmekten şiddetle kaçınırlar. Çünkü doğada vahşi bir mücadeleden çok şefkat, yardımlaşma ve merhametin hakim olduğu tüm delilleriyle ortaya konulduğunda, Darwinizm hayatın bir çatışma ve savaş ortamından ibaret olduğu iddiasına temel oluşturamayacaktır. Bir başka deyişle kanlı komünist ve faşist ideolojiler fikri temelini kaybedeceklerdir.

sevgi sefkat adnan oktar harun yahya

 

İşte evrim teorisi bu temel mantığı ile insanlar ve toplumlar arasında saldırı, isyan ve cinayete zemin hazırlar. Sosyal Darwinistler, doğada var olduğuna inandıkları çatışmanın toplumlar ve halklar arasında da olması gerektiğine, ancak bu şekilde seçilmiş ve ayrıcalıklı türler ve nesiller yetişeceğine inanmışlardır. Diyalektik materyalizm toplumlara bu şekilde uygulanmıştır. Buna göre bir tez ortaya atılır. Bunun mutlaka bir anti-tezi olmak zorundadır. Bu tez ve anti-tezler birbirleriyle çatışarak ortaya bir sentez çıkarırlar. Sentez bir süre sonra yeniden bir tez halini alır ve buna karşı onun çelişeceği yeni bir anti-tez ortaya çıkarılarak çatışma devam eder. Dolayısıyla bu inanışta toplumlar, çatışmanın yoğun olarak var olması gereken alanlardır. Söz konusu çatışma “eleme”yi meydana getirecek ve istenen sonuca, yani “senteze” ulaşılarak hayali bir şekilde ilkelden gelişmişe doğru bir ilerleme sağlanmış olacaktır.

evrim teorisi darwinizm adnan oktar abdullah ocalan pkk kurdistan

 

20. yüzyılda ortaya çıkan faşist ve komünist diktatörlükler, sosyal Darwinizm’in bu garip mantığını toplumlara olduğu gibi uygulamışlardır. Faşist ve komünist diktatörlerin her biri, toplum içinde bir eleme sistemi uygularken Darwin’in fikirlerini esas aldıklarını açıkça ifade etmişlerdir.

20. Yüzyıldaki Faşist ve Komünist Kanlı Diktatörlerin Darwin’in Fikirlerini Esas Aldıklarına Dair İtirafları

charles darwin komunist diktatorler mao adolf hitler stalin lenin engels trotsky karl marx mussolini

 

Stalin:

Genç nesillerin zihnini yaratılış düşüncesinden arındırmak için onlara tek bir şeyi öğretmeliyiz: Darwin’in öğretilerini.” 1

Mao:

“Çin sosyalizminin temeli, Darwin’e ve evrim teorisine dayanmaktadır”. 2

Engels ve Marx :

Engels’in Marx’a yazdığı mektuptan:

“Şu anda kitabını okumakta olduğum Darwin, tek kelimeyle muhteşem“.3

Marx’ın 19 Aralık 1860 tarihinde Engels’e yazdığı cevabı:

“Bizim görüşlerimizin doğal tarih temelini içeren kitap, işte budur”4

Marx:

“Darwin’in yapıtı büyük bir yapıttır. Tarihteki sınıf mücadelesinin doğa bilimleri açısından temelini oluşturuyor.”5

Marx, Das Kapital isimli kitabını Darwin’e ithaf ederek Almanca baskısında el yazısı ile şunları yazmıştı:

“Charles Darwin’e, gerçek bir hayranı olan Karl Marx’tan”. 6

Engels:

“Tabiat metafizik olarak değil, diyalektik olarak işlemektedir. Bununla ilgili olarak herkesten önce Charles Darwin’in adı anılmalıdır.” 7

Engels:

“Darwin nasıl organik doğadaki evrim yasasını keşfettiyse, Marx da insanoğlunun tarihindeki evrim yasasını keşfetti.”8

charles darwin komunist diktatorler mao adolf hitler stalin lenin abdullah ocalan trotsky karl marx mussolini

Leon Troçki :

“Darwin’in buluşu, tüm organik madde alanında diyalektiğin en büyük zaferi oldu.” 9

… İnsan nedir? Henüz bitmiş bir canlı değildir. Hala beceriksiz bir yaratıktır. Bir hayvan olarak insan planlı bir şekilde değil, spontane bir şekilde evrimleşmiştir… İnsanın yeni ve değişmiş bir versiyonunu üretmek -bu komünizmin bir sonraki görevidir-… İnsan kendisini ham materyal olarak görmeli, ya da yarı üretilmiş bir madde olarak. 10

Charles Darwin etkisi abdullah ocalan kurdistan pkk adnan oktar

Adolf Hitler :

“Kuzey Avrupa Almanlarını insanlık tarihinden çıkarın, geriye maymun dansından başka bir şey kalmaz.” 11

Mussolini :

Faşist lider Mussolini, İmparatorluğunun zayıflamasını, “evrimin en önemli itici gücü olan savaştan kaçmaya çalışmasına” bağlıyordu. 12

Doğanın diyalektik olarak işlediğini iddia eden söz konusu kanlı liderler, sözleriyle de ifade ettikleri gibi, Darwin’in “doğadaki çatışma” mantığını doğrudan toplumlara uygulamışlardır. Açıkça anlaşılabileceği gibi 20. yüzyılda komünist ve faşist diktatörlüklerin, tüm dünyanın gözü önünde, pervasızca ve acımasızca kan dökmelerinin tek sebebi Darwinizm’dir. Bu kitapta özellikle odaklandığımız konu komünizm olduğundan Darwinist ideolojinin komünizmi nasıl şekillendirdiği ve nasıl beslediği konusuna daha fazla ağırlık verilmektedir.

Darwinist ideolojiden güç bulan komünizmin ne kadar büyük bir bela olduğunu anlamak için 20. yüzyıl komünist vahşetini kısaca hatırlamakta fayda vardır:

20. Yüzyıl Nasıl Bir Komünist Vahşet Yaşadı?

1917’de Rusya’da gerçekleşen kanlı Bolşevik Devrimi ile başlayan komünist vahşet, önce yeni kurulan Sovyetler Birliği’nin geneline, ardından Doğu Avrupa’ya, Çin’e, Kore’ye, Vietnam’a, Kamboçya’ya, Latin Amerika ülkelerine, Küba’ya ve Afrika’ya yayılmıştır.

20. yüzyılda gerçekleşen iki dünya savaşı sırasında ve sonrasında, doğrudan veya savaşın dolaylı etkilerinden dolayı 350 milyondan fazla insanyaşamını yitirmiştir. Bunların 120 milyonu sırf sivillerdir. Ülkelerde yaşanan komünist vahşeti şöyle özetleyebiliriz:

Lenin, Darwinizm’e olan bağlılığının bir sonucu olarak, insanları bir hayvan sürüsü gibi görüyordu. Dolayısıyla yönetimi altındaki insanlara karşı en zalim yöntemleri kullanmaktan ve teröre dayalı fikirlerini yaygınlaştırmaktan çekinmedi.

lenin orak cekic pkk komunist kurdistan abdullah ocalan adnan oktar

 

Sovyetler Birliği

Sovyetler Birliği’nde Lenin liderliğinde büyüyen Komünist Parti, silahlı mücadele ve propaganda yöntemlerini kullanarak bir devrim gerçekleştirdi.

Lenin döneminde gerek Kızıl Ordu birlikleri, gerekse de Lenin’in kurdurttuğu “Çeka” adlı gizli polis örgütü, devrim karşıtı kabul ettikleri bütün toplum kesimlerine yönelik büyük bir terör uyguladılar. Hatta militanlar, halka karşı özel vahşet stilleri geliştirdiler.

Bolşevik militanlar, Çeka polisleri ve Kızıl Ordu birlikleri, Rusya’nın dört bir yanındakiköyleri basarak, zaten çok zor koşullarda yaşayan köylülerin yegane besin kaynağı olan mahsulleri silah zoruyla toplamaya başladılar. Bu uygulamanın sonucunda ülkede çok büyük bir kıtlık yaşandı.

bolsevik devrimciler pkk abdullah ocalan kurdistan adnan oktar lenin

 

(Resimde görülen ve Kasım 1917’de St. Petersburg’da silahlarıyla poz veren Bolşevik devrimciler Lenin’in kirli ve korkunç vahşet döneminin birer simgesiydiler.)

Stalin yapımı kıtlık nedeniyle 6 milyon insan açlıktan öldü, yüzbinlerce çocuk bu felaketin hedefi oldu.

Kollektifleştirmeye karşı direnenler kurşuna dizildi, diğerleri çocuklar, kadınlar ve yaşlılarla birlikte sürgüne gönderildi. Bu insanlardan pek çoğu ağır sürgün şartlarına dayanamayıp yaşamını yitirdi.

Lenin ve Stalin dönemindeki komünist vahşetin bilançosu:

  • Yargılamadan hapsedilen on binlerce rehinenin kurşuna dizilmesi ve 1918-1922 yılları arasında ayaklanan yüz binlerce işçi ve köylünün katledilmesi;
  • 5 milyon insanın ölümüne yol açan 1922 açlığı;
  • 1920’de Don bölgesinde yaşayan Kazakların ortadan kaldırılması ve sürgüne gönderilmesi;
  • 1918-1930 yılları arasında on binlerce insanın toplama kamplarında öldürülmesi;
  • 1937-1938 yıllarında yaşanan Büyük Temizlik sırasında 690.000’e yakın insanın öldürülmesi;
  • 1932-1933 yıllarında 6 milyon Ukraynalının kasıtlı olarak meydana getirilen açlıktan dolayı ölmesi; (Bu kıtlığın sebebi, Sovyet topraklarında yeterince tahıl yetişmemesi değil, komünist partisinin tahılın dağıtımına izin vermemesi idi. Yani bu olay, özel olarak gerçekleştirilmiş bir kitle katliamıydı.)
  • Önce 1939-1941 yılları arasında, ardından da 1944-1945 yıllarında yüz binlerce Polonyalı, Ukraynalı, Baltıklı, Moldavyalı ve Besarabyalının sürgüne gönderilmesi;
  • 1941’de Volga Almanlarının sürgüne gönderilmesi;
  • 1944’te Kırım Tatarlarının sürgüne gönderilmesi ve ölüme terk edilmeleri;
  • 1944’te İnguşların sürgüne gönderilmesi ve ölüme terk edilmeleri.
  • Sovyetler döneminde Polonya, Macaristan, Çekoslovakya, Romanya, Bulgaristan, Arnavutluk, Doğu Almanya gibi Avrupa ülkeleri, Stalin’in kanlı rejiminin pençesine düşmüşlerdir.

bolsevik devrimi rusya devrimi lenin pkk kurdistan adnan oktar

 

Çin

Mao Tse Tung pkk kurdistan adnan oktar harun yahya

(Çin komünizmi, Stalin Rusyası’nın desteğiyle gelişti ve iktidara geldi. Ancak Kızıl Çin’in halka yaşattığı vahşet, Stalin’i bile gölgede bırakacak kadar şiddetli oldu.)

Çin, 1949 yılında Mao Tse Tung önderliğindeki komünist gerillalar tarafından ele geçirildi. Bu ise Çin için; -cinayetler, kitle katliamları, işkenceler, kıtlıklar, yoksullaşma, yozlaşma ve kendi içine kapalı, donuk bir korku toplumu demekti.

Komünizm hakkında en ufak bir olumsuz tavrı görülen milyonlarca insan, herhangi bir suçları olmadığı halde komünizme muhalif sayılarak tutuklandı, hapsedildi ve büyük kentlerin meydanlarında düzenlenen idam törenleri ile öldürüldü.

O dönemde Mao’nun direktifleriyle 6 ila 10 milyon arasında kişinin doğrudan öldürüldüğü hesaplanmıştır. Yaklaşık 20 milyon “karşı devrimci” olarak nitelendirilen kişi de, ömürlerinin önemli bir bölümünü cezaevlerinde hayvan muamelesi görerek geçirmiştir.

Tiananmen Meydanı’nda Haziran 1989’daki katliam da (1000 civarında ölü) Çin’de yakın geçmişte yaşanan vahşetin bir örneğidir.

Tarım alanındaki komünist uygulamalar da Çin halkına sadece büyük bir kıtlık ve işkence getirdi. Uygulamalara direnen insanlar aç bırakılarak cezalandırıldı. Bazı köylerde açlıktan kaynaklanan ölümlerin oranı yüzde 50’yi geçmişti. O dönemde kıtlık sonucunda ölen insan sayısının 40 milyon kadar olduğu tahmin edilmektedir.

Tibet’in Çin’e direnişini yıllar boyu yöneten Dalai Lama, Çin komünizminin halkına uyguladığı vahşeti şöyle anlatır:

(Tibetliler) yalnız kurşunlanmakla kalmadı; öldüresiye dövüldüler, çarmıha gerildiler, canlı canlı yakıldılar, boğuldular, parçalandılar, açlıktan öldürüldüler, boğazlandılar, asıldılar, haşlandılar, canlı olarak toprağa gömüldüler, kollarından bacaklarından gerilerek parçalandılar ya da kafaları koparıldı.13

kizil cin rejimi adnan oktar harun yahya kurdistan pkk

(Politik idamlar, Kızıl Çin rejiminin olağan eylemlerinden biridir. Pek çok insan, “Mao’nun yolundan gitmemek” suçlamasından dolayı sokak ortasında infaz edilmiştir.)

cin komunizm mao pkk kurdistan adnan oktar

 

Uygur Türkleri, Mao’nun iktidara geldiği 1949 yılından itibaren sistemli bir soykırımla karşılaştılar. Çin, Uygur Özerk bölgesinde hiçbir önlem almadannükleer denemeler yaptı. 1964 yılından bu yana 46 nükleer deneme gerçekleştirildi. Bu nükleer denemelerin sonucunda Uygur Türkleri arasındakanser oranı olağanüstü derecede arttı, pek çok çocuk sakat veya ölü olarak doğdu.

Uygurların 1 taneden fazla çocuk sahibi olmalarının yasaklandığı Doğu Türkistan’da, bu yasağa uymayanların çocukları anne rahminde kürtajla katledildi. 1953 yılından bu yana sürdürülen asimilasyon politikası sonucunda Uygur Özerk Bölgesi’nde %75 olan Müslüman nüfus oranı günümüzde %35’lere kadar düşmüştür. Bugün 25 milyonu aşkın Doğu Türkistanlı Müslüman, hala Çin baskısı altındadır.

Tarihçilerden ve öğretim üyelerinden oluşan bir ekip tarafından hazırlanan ve komünizm adı altında işlenen suçların biraraya toplandığı Le Livre Noir du Communisme (Komünizmin Kara Kitabı) isimli kitapta, Çin’deki komünizmin vahşi uygulamaları şöyle tarif edilmiştir:

Hepsi ölüme mahkum edilen devrim karşıtları, bütün halkın davet edildiği açık duruşmalarda, Kızıl muhafızlar tarafından parçalanıyorlardı. Halk ise bu esnada “öldür, öldür!” diye bağırıyordu. Kızıl Muhafızlar bazen parçaları kızartıp yiyor ya da hala canlı olan mahkumun gözleri önünde ailesine yediriyordu; herkes “eski mülk sahibi”nin karaciğerinin ve kalbinin yendiği ziyafetlere ve konuşmacının yeni kesilmiş kafalardan yapılmış bir kazık dizisi önünde konuştuğu toplantılara davetliydi. Çin’de yamyamlığa varacak kadar şiddetlenen nefret ve vahşet hakimdi. 14

Kamboçya

Pol Pot kizil kemerler kambocya komunizm adnan oktar pkk

 

(Kızıl Kmerlerin acımasız lideri, 3 milyon Kamboçyalı’nın katili Pol Pot.)

Nisan 1975 yılında Pol Pot adlı bir Mao’cu önderliğinde Komünist Kızıl Kmerler başa geldi ve bütün şehirleri ve kasabaları tahliye ettiler.

Kızıl Kmerler rejimi, tarihte komünist cinnetin doruk noktası olarak değerlendirilmektedir.

Pol Pot yönetiminde dünyanın en büyük katliamlarından biri gerçekleşmiştir. Yalnızca 1975-1979 yılları arasında, nüfusu 9 milyon olan ülkede, yaklaşık 3.3 milyon kişi, kafasına kurşun sıkılarak, kafatası baltayla parçalanarak, başından torba geçirip boğularak veya açlığa mahkum edilerek öldürülmüştür.

Pol Pot idaresindeki parti, ülke için yapılması gereken tek komünist görevin, pirinç tarlalarında ölesiye çalışmak olduğuna karar vermiş ve tüm Kamboçya nüfusunu tarlalarda çalışmaya zorlamıştır. Şehirlerde yaşayan on binlerce insan -devlet adamları, bürokratlar, öğretmenler, aydınlar- köylere sürülmüş ve oluşturulan kollektif çiftliklerde çok ağır şartlarda çalıştırılmıştır.

Çalışmak sırasında kaytarmak, toplanan ürünlerden bir parça bile olsun izinsiz olarak yemek veya herhangi bir dini ibadet yapmak, “devrime isyan” sayılmış ve bu bahanelerle neredeyse her dakika bir insan öldürülmeye başlanmıştır. Her aileden en az bir kişi, bu katliamlarda hayatını kaybetmiştir.

Pol Pot rejiminde öldürülecek insanlar önce kafalarına kurşun sıkılarak infaz edilmektedir. Ama sonra bunun “mermi israfı” olduğuna karar verilmiş ve daha vahşi yöntemler kullanılmıştır.

Kızıl Kmer rejimi, Vietnam’ın 1979’da Kamboçya’yı işgal etmesiyle sona ermiştir. Vietnamlılar, bir önceki rejimin vahşetini dünyaya sergilemek için “ölüm tarlaları” olarak anılan pirinç tarlalarını kazarak cesetleri çıkarmış ve bunları sergilemişlerdir.

kore kambocya kizil kemerler pol pot adnan oktar komunizm

 

Komünist Kızıl Kmerler, katlettikleri insanların bazılarını numaralayarak resimlerini çekmişlerdir. Fotoğraflar, idam edilmeden önce görüntülenmiş Kamboçyalılara aittir.

Kızıl Kmerlerin ölüm tarlalarında, binlerce toplu mezar bulunmuştur. Yandaki kemikler, başlarına plastik torba geçirilerek boğulan Kamboçyalılara aittir. Kamboçya, tarihin en büyük komünist vahşetini yaşamıştır.

Kuzey Kore

Asya’daki kızıl vahşet sadece Çin ve Kamboçya ile sınırlı kalmamış, Kuzey Kore’deki komünist rejimler de kendi halklarına karşı acımasız bir terör uygulamışlardır. Ülkede, Mao’nun uygulamalarından daha da acımasız olan Juche doktrini uygulanmaktadır.

Komünist tarım politikaları yüzünden büyük bir verimsizlik, kıtlık ve toplu ölümler olmuştur. 1990’lı yıllarda Kuzey Kore’de tahminlere göre yaklaşık 2 milyon insan açlıktan hayatını kaybetmiştir hatta bu sayının 4 milyona kadar ulaştığı belirtilmektedir. Halkın durumu böyleyken askeriyeye yapılan harcamalar ve balistik füzelere harcanan paralar da ülke kaynaklarını tüketmeye devam etmektedir.

kuzey kore komunizm adnan oktar pkk kurdistan abdullah ocalan

 

Asya’daki kızıl vahşet sadece Çin ve Kamboçya ile de sınırlı kalmamış, Kuzey Kore ve Vietnam’daki komünist rejimler de kendi halklarına karşı acımasız bir terör uygulamışlardır. On yıllarca Kim Il Sung’un diktası altında yönetilen Kuzey Kore rejiminin katlettiği insan sayısının 1.5 milyon olduğu hesaplanmaktadır.

komunist dunya adnan oktar kurdistan pkk abdullah ocalan

 

İkinci Dünya Savaşı sırasında ve sonrasında komünist vahşet pek çok ülkede yaygınlaştırıldı. Komünizmin pençesine düşen ülkelerde katliamlar, idamlar, kıtlık ve açlık milyonlarca insanın hayatına maloldu. Avrupa, Asya, Uzak Doğu ve Güney Amerika’ya kadar yayılan komünist vahşetin bilançosu çok büyüktü. Tarihte yaşanan bu gerçek bizlere, komünizmin asıl hedefinin dünya hakimiyeti olduğunu bir kez daha göstermektedir.

20. yüzyıla dehşet getirmiş olan bu sapkın ideoloji bugün hala canlı durumdadır. Ve şu anda hedef, 20. yüzyılın başarısız olarak nitelendirilen komünist girişiminin yerine, bütün dünyaya hakim olacak daha kapsamlı bir komünist hakimiyet kurabilmektir.

Komünist Kanlı Liderler Uyguladıkları Vahşet ile Komünist İdeolojinin Gereğini Yaptıklarına İnandılar

Komünist ülkelerde yaşanan bu vahşet bilançosu hiçbir komünist tarafından dönemin bir hatası olarak kabul edilmez. Vahşet, komünizmin gereğidir. 3.3 milyon insanı katleden Pol Pot, 1998 yılında ölüm döşeğinde “yaptıklarımdan dolayı vicdanım rahat” açıklamasını yaparken bu düşüncededir. Komünist kanlı liderler gerçekleştirdikleri vahşet ve katliamlar ile her zaman gurur duymuşlardır. Çünkü onlar öldürerek, yakıp yıkarak, kıtlık meydana getirerek, devletin hazinelerini yok ederek kendilerince komünist ideolojiye hizmet ettiklerini düşünürler. Çünkü beyinlerinde, bütün bunları kendilerine makul gösteren bir Darwinist ideoloji vardır. Bunu komünistlerin kendi sözlerinden anlamak mümkündür:

kambocya olum tarlalari komunizm pol pot pkk adnan oktar abdullah ocalan

 

Lenin :

lenin pkk polisler kurdistan adnan oktar abdullah ocalan harun yahya darwinizm

 

POLİSLERİ, ASKERLERİ, DEVLET MEMURLARINI ÖLDÜRMEK, DEVLET KURUMLARINDA YANGINLAR ÇIKARTMAK… DEVLETİN HAZİNELERİNDEN PARALARI ALMAK… Devrimci komünist güçler yenilmez silahlı bir güç olarak ortaya çıkmalı, İNSANLARI ÖLDÜREREK, BOMBALAYARAK, BİNALARI HAVAYA UÇURARAK KORKU YAYMAK ve bu şekilde toplumun üzerinde komünist diktatörlüğü teşkil etmek iktidara ulaşmamızın önemli unsurlarındandır.”15

“Propagandacılar her grubu basit bomba formülleriyle donatmalılar. Onlara işin mahiyeti hakkında açıklamalar yapmalı ve gerisini onlara bırakmalılar. Gruplar askeri eğitimlerine, derhal operasyonlara katılarak başlamalılar. BAZILARI BİR CASUSUN ÖLDÜRÜLME İŞİNİ VEYA BİR POLİS KARAKOLUNU BASMA GÖREVİNİ ÜSTLENMELİ. BİR KISMI İSE BANKA SOYMALI.” 16

“TERÖRÜ PRENSİP OLARAK HİÇ REDDETMEDİK VE HİÇBİR ZAMAN DA REDDETMEYİZ.” 17

PKK LENINİST STALINİST MARKSİST GERİLLA TAKTİKLERİNİ BİREBİR UYGULAMAKTADIR

“Bazı kimseler BİZİ ZALİMLİĞİMİZ SEBEBİYLE AYIPLADIKLARI ZAMAN, bu kişilerin en basit Marksist prensipleri dahi nasıl unutabildiklerine hayret etmekteyiz.” 18

BİZ POLİTİK ÖLDÜRMELERE KESİNLİKLE KARŞI DEĞİLİZ. Sadece geniş halk kitleleriyle doğrudan bağlantılı olan BİREYSEL TERÖRİST HAREKETLER DEĞER TAŞIRLAR.” 19

“Sosyal-demokratların gururla ve böbürlenerek, “biz, anarşist, hırsız, soyguncu değiliz, biz bunların çok üstündeyiz, gerilla savaşını kabul etmiyoruz” dediklerini görünce kendime soruyorum: BU ADAMLAR NE SÖYLEDİKLERİNİN FARKINDALAR MI? Ülkenin her yerinde kara-yüzler hükümeti ile halk arasında silahlı çatışmalar ve çarpışmalar oluyor.DEVRİMİN GELİŞMESİNİN BUGÜNKÜ AŞAMASINDA, BU, KESİNLİKLE KAÇINILMAZ BİR OLGUDUR.” 20

“Eğer kitleler kendiliğinden ayağa kalkmazsa hiçbir şey başaramayız.SPEKÜLATÖRLERE KARŞI TERÖR UYGULAMADIĞIMIZ, HEMEN ORACIKTA KAFALARINA BİR KURŞUN SIKMADIĞIMIZ SÜRECE HİÇBİR YERE VARAMAYIZ.”21

abdullah ocalan lenin komunizm adnan oktar

(Adbullah Öcalan, öğretmeni Lenin gibi komünist parti bayrakları eşliğinde kitlelere komünist propaganda yaparken)

pkk abdullah ocalan gazete kupurleri adnan oktar komunizm kurdistan

“Proletarya egemenliğindeki devlet, burjuvaziyi ezmek için kullanılan bir makinedir. Diktatörlük doğrudan şiddete dayanan ve hiçbir yasayla kısıtlanmamış iktidardır. Proletaryanın devrimci diktatörlüğü, PROLETERYANIN BURJUVA SINIFINA UYGULADIĞI ŞİDDET SAYESİNDE AYAKTA DURAN BİR İKTİDARDIR, HİÇBİR YASAYLA DA KISITLANAMAZ.” 22

lenin stalin marx komunizm darwinizm deccaller deccal

 

“BİZİM İLGİLENMEKTE OLDUĞUMUZ OLGU, SİLAHLI MÜCADELEDİR; bu mücadele, bireyler ve küçük gruplar tarafından yürütülmektedir. Bir kesimi devrimci örgütlere ait iken, öteki kesimler (Rusya’nın belirli kesimlerinde çoğunluğu) herhangi bir devrimci örgüte bağlı değildirler. Silahlı mücadele, birbirlerinden kesinkes ayrılması gereken, farklı iki amaca yöneliktir; önce,BU MÜCADELE KİŞİLERE, LİDERLERE VE ORDU VE POLİSTEKİ GÖREVLİLERE SUİKAST YAPMAYI AMAÇLAR, İKİNCİ OLARAK, HEM HÜKÜMETE AİT, HEM DE ÖZEL KİŞİLERE AİT PARA KAYNAKLARINA ELKOYAR…”23

“Ezilen sınıfın kurtuluşu, SADECE ŞİDDETE DAYALI DEVRİM OLMADAN DEĞİL, bilakis egemen sınıf tarafından yaratılan devlet iktidarı yok edilmeden de olanaksızdır.” 24

“Proletarya, MUTLAKIYETİN DİRENİŞİNİ ŞİDDET YOLUYLA KIRMAK ve burjuvazinin yalpalayan tavrını etkisiz hale getirmek için, KÖYLÜ YIĞINLARIYLA İTTİFAK KURARAK demokratik devrimi sonuna kadar götürmelidir. Proletarya, burjuvazinin direnişini ŞİDDET YOLUYLA KIRMAK VE KÖYLÜLÜĞÜN VE KÜÇÜK-BURJUVAZİNİN YALPALAYAN TAVRINI ETKİSİZ HALE GETİRMEK İÇİN, nüfusun yan-proleter unsurlarıyla ittifak kurarak devrimi başarmalıdır.” 25

komunizm teror ile ayakta kalir lenin pkk kurdistan

Komünizm terör ile beslenir. Komünizmde terör ve kan dökme dışında hiçbir yol yoktur.  20. yüzyılın kanlı komünist liderleri kendi ideolojilerini yayarken, terörün, sinsi saldırıların, propagandanın ve gerilla taktiklerinin bir şart ve komünizmin gereği olduğunu sürekli dile getirmiş ve uygulamışlardır. Dolayısıyla, günümüzde komünist PKK terör örgütünün şehirlere girerek, sivilleri şehit ederek, işçiye ve polise saldırarak gerçekleştirdiği terör eylemlerini kınamak veya bunları “alçakça” veya “hain pusu” gibi başlıklarla yermek, bu komünist terör örgütüne yalnızca amacına ulaştığı hissini verecektir. PKK, şu anda tam olarak Leninist, Stalinist ideolojinin gereğini uygulamaktadır.

pkk haberleri komunizm abdullah ocalan adnan oktar harun yahya

 

Komünist terör, halkın arasına girip dehşet saçmayı, korku salmayı ve çocuk-kadın demeden mümkün olduğu kadar çok kişiyi katletmeyi amaçlar. PKK, terör eylemleri ile komünizmin bu gereğini yerine getirmektedir. Komünist zihniyet ortadan kalkmadıkça, terör de ortadan kalkmayacaktır.

pkk haberleri adnan oktar harun yahya abdullah ocalan

 

Mao :

“Bir devrim, bir ziyaret partisi ya da bir makale yazmak ya da bir resim çizmek ya da nakış işlemek değildir; o kadar kibar ve zarif, acele etmeden ve nazik, o kadar ılımlı, kontrollü ve yüksek ruhlu OLMAMALIDIR. DEVRİM, BİR İSYAN VE AYAKLANMA, BİR SINIFIN DİĞERİNİ DEVİRDİĞİ BİR ŞİDDET HAREKETİDİR.” 26

Leon Trotsky :

“… Ülkede iktidarın kimde olacağı sorunu, yani burjuvazinin yaşatılıp yaşatılmayacağı sorunu, anayasa maddelerine değil, ŞİDDETİN HER BİÇİMİNE BAŞVURARAK ÇÖZÜLECEKTİR… KIZIL TERÖR, ÖLMEYE MAHKUM VE BUNA KATLANAMAYAN BİR SINIFA KARŞI KULLANILAN BİR SİLAHTIR.”27

” … İhtilal, ihtilalci sınıftan emrindeki bütün yöntemlerle gayesine varmasını talep eder; EĞER GEREKİRSE SİLAHLI BİR AYAKLANMA İLE, EĞER MECBUR OLURSA TERÖRİZMLE.” 28

Mao Stalin Lenin Engels Marx

 

Josef Stalin :

“ŞİDDETE DAYALI BİR DEVRİM OLMADAN, PROLETARYA DİKTATÖRLÜĞÜ OLMADAN, eski, burjuva koşulların böyle kökten bir şekilde dönüştürülmesi gerçekleştirilebilir mi? 29

Böyle bir devrimin BARIŞÇIL OLARAK, burjuvazinin egemenliğine uyarlanmış olan burjuva demokrasisi çerçevesi içinde yapılabileceğine inanmak, YA AKLINI OYNATMIŞ VE NORMAL İNSANİ KAVRAMLARI YİTİRMİŞ OLMAK, ya da PROLETER DEVRİMDEN KÜSTAHÇA VE AÇIKÇA VAZGEÇMEK DEMEKTİR.” 30

Che Guevara :

Che Guevara adnan oktar komunizm harun yahya

 

“Bu uzun süreli bir savaş demektir. Ve, bir kez daha yineleyelim, acımasız bir savaştır. SAVAŞ GELİP ÇATTIĞINDA, KİMSE ONU YUMUŞATIRIM DİYE KENDİNİ ALDATMASIN ve kimse, halkı uğruna katlanabileceği savaşın sonuçlarının verdiği korkuyla, SAVAŞI KIZIŞTIRMAKTA DURAKSAMASIN. BU, HEMEN HEMEN TEK ZAFER UMUDUDUR.” 31

“SAVAŞAN, KAYBEDEBİLİR. SAVAŞMAYAN, ÇOKTAN KAYBETMİŞTİR.”

“Benim Marksistliğim kök saldı ve saf hale geldi. BEN SİLAHLI MÜCADELEYE KESİN İNANIYORUM VE İNANÇLARIMDA KATIYIM.”32

“Oligarşilerin tüm baskı gücü, TÜM DEMAGOJİ VE VAHŞİLİĞİYLE onların amaçlarının hizmetinde olacaktır. İlk saatte bizim görevimiz hayatta kalmaktır; daha sonra SİLAHLI PROPAGANDA YÜRÜTEN GERİLLA ÖRNEĞİNİ İZLEMEK OLACAKTIR: GERİLLALARIN YENİLMEZLİĞİ DERSİ SAHİPSİZ KİTLELER ARASINDA KÖK SALACAK;ulusal ruhun elektriklendirici gücü, daha şiddetli baskılara karşı koymak için daha zorlu görevlere hazırlayacak; mücadelenin bir unsuru olaraknefret, düşmanın nefreti, bizi, insanın doğal sınırlarını aşan ve onun ötesine geçecek; İNSANI ETKİN, ŞİDDETLİ, SEÇİCİ VE SOĞUK BİR ÖLÜM MAKİNESİNE DÖNÜŞTÜRMEYE ZORLAYACAKTIR. Bizim askerlerimiz böyle olmak zorundadır; düşmandan nefret etmeyen bir halk vahşi bir düşmanı yenemez.”33

“Savaş, düşman onu nereye götürüyorsa oraya kadar götürülmelidir: ONUN EVİNE, EĞLENCE YERLERİNE; TOPYEKUN SAVAŞ. DÜŞMANA KIŞLALARININ DIŞINDA VE HATTA İÇİNDE BİLE RAHAT EDEBİLECEĞİ BİR AN, BARIŞÇIL BİR AN BİLE BIRAKILMAMALI; NEREDE BULUNUYORSA ONA SALDIRMALI, GEÇECEĞİ HER YERDE ONA KÖŞEYE SIKIŞTIRILMIŞ BİR HAYVAN DUYGUSU VERİLMELİDİR. O zaman, ONUN MORALİ BOZULMAYA BAŞLAYACAKTIR. O, gittikçe daha fazla hayvanlaşacaktır, ama böylece biz onun çöküntüsünün belirtilerini daha açık göreceğizdir.” 34

20. yuzyil vahseti komunizm pkk

Herkesin seyirci kaldığı 20. yüzyıl vahşeti, şu anda temel zihniyetini yitirmemiştir. Komünist tehdit var oldukça, terör ve katliamlar da devam edecektir. Dolayısıyla ortadan kaldırılması gereken fikrin savunucuları değil, fikrin ta kendisidir.

Pol Pot :

pol pot komunist pkk

 

“Biz Marksistiz. BİZ DEVLETİN ORTADAN KALDIRILMASI KONUSUNU LENİN’DEN ÖĞRENDİK. MARKSİST-LENINİSTLER DEVLET İKTİDARINI ELE GEÇİRMENİN VE DEVLETİ ORTADAN KALDIRMANIN YOLLARINI ARAMALIDIRLAR. Para devletin bir parçasıdır. Dolayısıyla onu ortadan kaldırdık. Ve bundan sonra da eğer herhangi bir şeyi daha ortadan kaldırmamız gerekirse kaldıracağız. 35

terrorist pkk kurdistan komunizm komunist adnan oktar abdullah ocalan

 

İşte komünist vahşet budur. Komünist kanlı liderlerin sözlerinden özetle komünist ideoloji:

– barışçıl tek bir an bırakmamayı amaçlayan,

– insanı etkin, şiddetli ve soğuk bir ölüm makinesine dönüştüren,

– terörü prensip olarak mutlaka uygulayan,

– devrime karşı gelenlerin hemen oracıkta kafalarına kurşun sıkılması gerektiğini savunan,

– proletaryanın burjuva sınıfına uyguladığı şiddet sayesinde ayakta duran,

– yasayla kısıtlanamayan,

– liderlere, orduya ve polise suikast yapmayı mecbur gören,

– onların para kaynaklarına el koyan,

– “ölmeye mahkum” bir sınıfa karşı kızıl terör uygulanmasını şart koşan,

– hedefe ulaşmanın tek yolunun silahlı ayaklanma ve terör olduğunu savunan,

– barışçıl yollarla hedefe ulaşmayı düşünenleri “aklını oynatmış” ya da komünist ilkelerden vazgeçmiş olarak nitelendiren,

– askerlerin, kışlaların içinde ve dışında rahat edebilecekleri bir an dahi bırakılmamasını mecbur kılan,

– devleti tamamen ortadan kaldırmayı hedefleyen

bir vahşet sistemidir. Bunlar sadece sözde kalmamış, komünist kanlı liderler, yukarıda bazı örneklerini verdiğimiz açıklamalarında tarif ettikleri bu vahşeti tüm dünyanın gözü önünde uygulamışlardır. Bu vahşet senaryosu, hayali bir senaryo değildir. Kendisi dahil tüm insanları gelişmiş birer hayvan türü olarak algılayan ve doğadaki sözde çatışmanın bir gereklilik olarak toplumlarda da uygulanması gerektiğine inanan insanlar bu vahşeti yukarıdaki tariflerinden daha da abartılı bir şekilde hayata geçirmişlerdir. İdeolojileri onları, yaptıklarının doğru ve gerekli olduğuna inandırmıştır. Bu sapkın ideoloji, onların beyinlerinde bir inanç ve bir amaç var etmiştir. Batıl bir din haline getirdikleri bu inanç uğruna kitleleri katletmekten bir an bile çekinmemişlerdir. İnsanların büyük bir çoğunluğu için büyük bir korku ve dehşet nedeni olan komünist vahşet, bir komünist için yaşamın gereğidir ve mutlaka uygulanmalıdır.

İşte Darwinist zihniyetin ortam sağladığı ve geliştirdiği komünizm böyle vahşi bir ideolojidir. Bu nedenle bir komünistin beynindeki bu batıl inanç sistemini darmadağın etmeden onu geniş kitleleri katletmekten alıkoymak mümkün değildir. Darwinizm’in bilimsel olarak geçersizliğini görmesi dışında, bir komünisti yaptığı vahşetin mantıksızlığına ikna edecek neredeyse başka hiçbir yöntem yoktur. Burada geçmişteki komünist katliamlara yer vermemizin sebebi, taviz verildiği takdirde, ülkemizin güneydoğusunda uygulanmak istenen komünist vahşetin de bundan farklı olmayacağını gösterebilmektir. Çünkü terörist ve komünist PKK yapılanması, aynı fikri zeminden, yani Darwinizm’den güç alır. Bu konuya ilerleyen bölümlerde detaylı olarak değinilecektir.

Kanlı Komünist Liderler, Din, Devlet ve Aileyi Reddederler

Komünizm, Darwinizm’i temel aldığı için, Darwinist ideolojinin insanlara ve toplumlara getirdiği tüm kirli ahlak özelliklerini de paylaşır. Komünizm, dehşet ve vahşetin temelini Darwinizm’den aldığı gibi; dinsizliğin, devleti, aileyi ve güzel ahlakı kötü görmenin temelini de Darwinizm’den almıştır. Tesadüfleri sahte ilah edinen ve açıkça Allah’ın Yüce varlığını inkar etmek amacıyla (Allah’ı tenzih ederiz) ortaya atılmış bir teori olan evrim teorisi, Marx’ın deyimiyle komünizmin “doğal tarih temeli” olduğundan, her iki ideoloji de aynı amaca hizmet eder. Tesadüflerin yaratıcı güç (Allah’ı tenzih ederiz) olduğuna inanan bir Darwinist’in Allah’a iman etmesi elbette mümkün değildir. İşte komünist bu sapkın inançlar bütününü alır ve hiç çekinmeden uygular.

din cami istanbul adnan oktar

 

“İnsanın tesadüfen var olmuş ve başıboş yaşayan bir hayvan” olduğunu savunan sapkın komünist ideoloji, komünizmi yaygınlaştırdığı tüm bölgelerde dinsizliği de yaygınlaştırmaya çalışacaktır. Komünist bir toplum, bir dini kabul etmediği gibi, manevi değerleri, aileyi, güzel ahlakı ve devletin varlığını da kabul etmemektedir. Dolayısıyla daha ileride daha detaylı açıklanacağı gibi komünist zihniyete sahip bir insanı vicdana, güzel ahlaka, aile sıcaklığına, merhamete, sevgiye ve bağışlayıcı olmaya çağırmak veya onu yaptıklarından dolayı “kınamak” hiçbir sonuç getirmeyecek bomboş bir çabadır.

Komünizmin nasıl dinsiz ve maneviyattan uzak bir ortam meydana getirmeyi hedeflediğini, komünizmin kanlı liderlerinin sözlerinden anlamak mümkündür:

Kanlı Komünist Liderlerin Din Ahlakına ve Dini Değerlere Karşı Olduklarını Gösteren Sözleri (Allah’ı tenzih ederiz)

Lenin :

Din bir çeşit manevi baskıdır.36

Dini düşünceler, Tanrı inancı, hatta Tanrıyı soyut olarak düşünmek bile benlikte gizlenmiş bir alçaklıktır. 37

Tanrıya inanmak, cahil ataların kültüründen kalma bir kalıntıdır. 38

Dine karşı gerçekçi bir ideolojik mücadele başlatmak görevimiz olmalıdır. 39

Ateist olmak her komünist için bir kuraldır. 40

Bir vatandaşın dininin resmi dokümanlarda bahsi bile ortadan kaldırılmalıdır. Kiliseye herhangi bir devlet desteği sağlanmamalıdır ve devlet, dini toplumlara herhangi bir hakediş vermemelidir. 41

Marksizm’in filozofik temeli, Marx ve Engels tarafından sürekli tekrarlandığı gibi, diyalektik materyalizmdir. Tamamen ateist ve tüm dinlere düşman olan bir materyalizm… 42

“Din afyondur” – Marks’ın bu görüşü Marksizm’in dine olan bakışının kilit taşıdır.43

Marksizm materyalizmdir. Bu nedenle de dine acımasızca düşmandır. 44

Bizim programımızın ateizmi içine alması mecburidir.

“Her nevi dinin köklerini dünya yüzünden kazımak da baş gayelerimizden biridir. Komünizm nizamının en büyük düşmanı Allah’tır. Allah’a olan imanı çürütmek için bütün kuvvetimizle çalışmalıyız… Marx ile Engels’in bir kaç defa beyan ettikleri şekilde, Marksizmin felsefî temelini diyalektik materyalizm teşkil eder… Bu materyalizm ateisttir, bütün dinlerin amansız düşmanıdır.” 45

Karl Marx :

Dinin tenkiti tamamlandı ve dinin tenkiti tüm tenkitlerin ön koşuludur.46İnsanların mutluluğunun ilk koşulu, dinin ortadan kaldırılmasıdır. 47

Dini insan yaratır, din insanı yaratmaz… Bu devlet ve bu toplum, dünyanın içe dönük bir bilinci olan dini üretmiştir, çünkü onlar içe dönük bir dünyadır. 48

Komünizm baki gerçekleri lağveder, tüm dinleri ve ahlaki kuralları ortadan kaldırır. 49

Josef Stalin:

İkinci Dünya Savaşı sırasında Churchill’in “Tanrı bizimle” sözüne cevap. “Şeytan bizimle ve beraber kazanacağız.” 50

“Biz dine karşı propaganda yapıyoruz ve propaganda yapmakta devam edeceğiz. Parti dine karşı tarafsız kalamaz. Bütün dinlere karşı din aleyhtarı propaganda yapmaktadır.”

Nikita Kruschev : (Sovyet Komünist Partisi Genel Sekreteri, 1953)

İnsanlar arasında esaslı, etkili ve ustalıkla organize edilmiş, ilmi, ateist bir propaganda, nihayet onları dini yorumlardan kurtarmaya yardım edecektir. 51“Komünizm dine karşı olan muhalefetini değiştirmemiştir. Bizler dinlerin uyuşturucu tesirlerini yok etmek için elimizden gelen bütün gayretleri sarf ediyoruz.” 52

PKK’NIN DİN AHLAKINA BAKIŞ AÇISI, LENINİST, STALINİST, MARKSİST, KOMÜNİST KANLI LİDERLERLE BİREBİR AYNIDIR

ALLAH’I VE İSLAM DİNİNİ TENZİH EDERİZ

pkk abdullah ocalan din anlayisi dinsiz apo

dinsiz pkk din anlayisi abdullah ocalan

abdullah ocalan pkk din anlayisi dinsiz komunist komunizm

Kanlı Komünist Liderlerin Devlet’in Gereksizliği ile İlgili Sözleri

Komünizm, Allah’a, Allah’ın hak dinlerine ve Kutsal kitaplarına, din ahlakına böylesine sapkın bir bakış açısı olan çok dev bir tehlikedir. Komünizm, dine ve manevi değerlere düşman olduğu gibi, devletin varlığına da inanmaz. Komünist düşünce, kendi ürettiği bir “ezilen halklar” kavramını kullanır. Komünist düşünce, burjuvazi tarafından ezilmekte olan halkların sözde kurtarıcısı gibi gösterir kendisini. Onların hezeyanlarına göre devlet yalnızca geçici olarak var olmalı, ardından devletin tüm kaynakları komünist sisteme ait olmalıdır. Zaten tüm dünya hakimiyetini esas alan komünizmde sınırların ortadan kalkması ve dolayısıyla devletlerin ortadan kalkması esastır. Bir ülke tanımlaması yapılacaksa komünizmin hedefi, komünist bir dünya devletidir.

Komünist liderlerin bu konudaki sözleri oldukça açıktır:

Lenin’in Sverdlov üniversitesinde verdiği bir dersten;

Lenin :

“Devlet öğretisi, TOPLUMSAL AYRICALIĞI, SÖMÜRÜNÜN VARLIĞINI, KAPİTALİZMİN VARLIĞINI HAKLI KILMAYA HİZMET EDER.”

“DEVLET, TOPLUMUN SINIFLARA BÖLÜNMESİNİN BAŞGÖSTERDİĞİ YERDE VE ZAMANDA, SÖMÜRENLERLE SÖMÜRÜLENLERİN ORTAYA ÇIKTIĞI ZAMANDA görülmektedir.”

“…yönetmek için başkalarının iradesini kuvvet yoluyla -hapishaneler, özel insan müfrezeleri, ordu, vb.- ile baskı altına almak için özel bir baskı aygıtına gereksinim duydukları zaman, ORADA DEVLET ORTAYA ÇIKAR.”

“DEVLET, BİR SINIFIN BİR BAŞKA SINIF ÜZERİNDE EGEMENLİĞİNİ SÜRDÜRMESİNİN BİR MAKİNESİDİR.”

“Öyleyse biz, BU MAKİNEYİ (DEVLETİ) SERMAYENİN İKTİDARINI ALAŞAĞI EDECEK SINIFIN ELLERİNE VERECEĞİZ. Biz, devletin genel eşitlik demek olduğu yolundaki bütün o eski önyargıları reddedeceğiz – çünkü bu, bir göz boyamacadır: sömürü olduğu sürece eşitlik olamaz. … O ZAMAN DEVLET DE OLMAYACAK, SÖMÜRÜ DE. Bizim Komünist Partisinin görüşü budur.”

komunistler devlete karsidir komunizm pkk abdullah ocalan adnan oktar

(Komünist ideoloji develete, devlete ait kurumlara karşıdır. Bu fikri yaptıkları propaganda posterlerinde sık sık kullanmışlar, kitllelere yaymaya çalışmışlardır.)

Kanlı Komünist Liderlerin Aile Kavramının Ortadan Kaldırılması Gerektiği İle İlgili Sözleri

Yine aynı şekilde aile, bir komünist için asla var olmaması gereken bir kavramdır. Ailevi ilişkiler komünistler tarafından feodal ilişkiler olarak değerlendirilir (koruyan-korunan ilişkisine dayanan yerel-hiyerarşik örgütlenme). Geniş bir topluluğun yerine küçük bir çekirdek birliğin tesis edilmesidir. Aile kavramı devreye girdiğinde komünistler, kişinin öncelik değerlerini yitirdiğini, hizmet ettiği geniş topluluğu bırakarak, çekirdek ailenin çıkarlarını kolladığını iddia ederler. Bu nedenle komünizme göre, Engels’in yazılarında belirttiği gibi aile kurumu tamamen ortadan kaldırılmalıdır. Komünizmde aile kavramı şu sözlerle ifade edilir:

“Hangi nedenden dolayı olursa olsun evlilik yapan, aile kuran ya da ailenin bir parçası olan devrimci unsurlar, nedenleri ne olursa olsun, büyük bir tutarsızlık içerisindedirler.” 53

komunizm aileye karsidir pkk komunist abdullah ocalan

Örneğin Pol Pot, aile kavramını komünist hedefler önünde bir engel olarak gördüğünden ilk görev olarak aileleri birbirlerinden ayırmıştır. İnsanları komünler şeklinde yaşamaya zorlayarak, aile bireylerini birbirlerinden uzaklaştırmış ve aile kavramını ortadan kaldırmaya çalışmıştır.

Aynı uygulama Stalin tarafından Rusya’da da yapılmıştır. Köylülerin ellerinden önce toprakları alınmış, sonra geri verilen küçük alanlar, özellikle dağınık ve birbirinden çok uzak yerlerden seçilmiştir. Bunun sonucu olarak bir aile çok küçük parçalardan oluşan tarlalarını sürebilmek için ayrı yerlerde yaşamak zorunda kalmıştır. Komünist partinin birçok toplantısında ise “aile bağları ve aile kavramları yaşadığı sürece devrim güçsüz kalacaktır” şeklinde açıklamalar yapılmış ve bu yönde telkinler verilmiştir.

İşte bir komünistin sosyal hayata yönelik karanlık ve vahşet dolu bakış açısı böyledir. Bir komünist için, güzel ahlaka ve manevi değerlere dair herhangi bir söz son derece anlamsızdır.

komunizm aileye karsidir komunist abdullah ocalan pkk

 

PKK’NIN AİLE KAVRAMINA BAKIŞ AÇISI, LENINİST, STALINİST, MARKSİST, KOMÜNİST KANLI LİDERLERLE BİREBİR AYNI OLDUĞUNDAN “EVİNİZE DÖNÜN” ÇAĞRISI YAPMAK ANLAMSIZDIR

pkk cocuk katili bebek katili apo abdullah ocalan komunist

pkk cocuk katili bebek katili apo abdullah ocalan komunist

pkk bebek katili cocuk katili apo abdullah ocalan gazete kupurleri

Komünist, devlet kavramını kabul etmediği için devletin kanunlarını hiçe sayacaktır. Aile kavramı ile onu ikna etmek mümkün olmayacak; bir terörist “ailenin yanına dön”, “annenin çorbasını iç” gibi duygusal yaklaşımlardan hiçbir zaman etkilenmeyecektir. Çünkü bir komünist için din, güzel ahlak, devlet ve aile kavramı yoktur. Dolayısıyla bir komünisti durdurabilmek için ne devletin yasaları, ne güzel ahlak çağrıları, ne de ailesi etkili olmayacaktır. Komünistin durdurulabilmesi için, ondaki bu kavramları değersiz hale getirmiş olan fikir sisteminin yok edilmesi gerekir. O da Darwinist, materyalist, Stalinist ve komünist fikir sistemidir.

DİPNOTLAR

1- Kent Hovind, The False Religion of Evolution, http://www.hsv.tis.net/….ke4vol/evolve/ndxng.html
2- K. Mehnert, Kampf um Mao’s Erbe, Deutsche Verlags-Anstalt, 1977
3- Conway Zirkle, Evolution, Marxian Biology and the Social Scene, Philadelphia; the University of Pennsylvania Press, 1959, s.527
4- Marx ve Engels, Mektuplar, s. 426
5- MARXISM IN OUR TIME, by Leon Trotsky, Coyoacan, D.F., Mexico., April 18, 1939., http://www.marxist.com/science/marxismanddarwinism.html
6- Conway Zirkle, Evolution, Marxian Biology, and the Social Scene (Philadelphia: University of Pennsylvania Press, 1959), ss. 85-87
7- Friedrich Engels, Ütopik Sosyalizm-Bilimsel Sosyalizm, Sol Yayınları, 1990, s.85
8- Gertrude Himmelfarb. Darwin and the Darwinian Revolution. Chatto & Windus, London, 1959. s. 348
9- Hickman, R., Biocreation, Science Press, Worthington, OH, pp. 51-52, 1983; Jerry Bergman, “Darwinism and the Nazi Race Holocaust”, Creation Ex Nihilo Technical Journal 13 (2): 101-111, 1999
10- Orlando Figes, A People’s Tragedy, A History Of The Russian Revolution, s. 734
11- Carl Cohen (ed). Communism, Fascism and Democracy. Random House Publishing, New York, 1967. s. 408-409.
12- Henry Morris, The Long War Against God: The History and the Impact of the Creation, Evolution, Conflict, 8.baskı, Michigan: Baker Book House, Mart 1996, s. 81
13- Pierre-Antoine Donnet, Tibet mort ou vif, Paris, Gallimard, 1990, s. 126
14- Stéphane Courtois, Nicolas Werth, Jean-Louis Panné, Andrzej Paczkowski, Karel Bartosek, Jean-Louis Margolin, The Black Book of Communism, Harvard University Press, 1999, s.470-471
15- Vladimir Lenin, Teorik ve Pratik Terör Hakkında, Moskova 2005
16- Lenin, Collected Works, cilt 9, sf. 346
17- Lenin Collected Works, Moskova, cilt 9, sf.19
18- Pravda Gazetesi, 29 Ekim 1918
19- Lenin, Collected Works, Moskov, cilt 35, s. 23
20- Lenin, Gerilla Savaşı, 30 Eylül 1906, Proletari, Nr. 5
21- Stéphane Courtois, Nicolas Werth, Jean-Louis Panné, Andrzej Paczkowski, Karel Bartosek, Jean-Louis Margolin, Komünizmin Kara Kitabı, Doğan Kitapçılık A.Ş., s.82
22- Lenin, Proletarya Devrimi ve Dönek Kautski, s.53
23- Vladimir I. Lenin, 30 Eylül 1906, Proletari, Nr. 5
24 – Leninizm’in sorunları üzerine, Bkz. 4. baskı, cilt XXV, s. 360, Rusça.
25- J. STALİN – Sverdlov Üniversitesi’nde Verilen Konferanslardan bölüm – Nisan 1924
26- Mao Tse Tung, Kızıl Kitap, 2. Bölüm: Sınıflar ve Sınıf Mücadelesi
27- L. Trotsky, Défense du Terrorisme, s. 57, 82
28- Ann Arbor, Leon Troçki, Terörizm ve Komünizm, University of Michigan, 1963, s. 58
29- Joseph Stalin, Leninizm’in sorunları üzerine
30- Joseph Stalin, Leninizm’in sorunları üzerine
31- http://kutuphane.halkcephesi.net/Che%20Guevara/chetricont.html
32- History and Will: Philosophical Perspectives of Mao Tse-Tung’s Thought Yazar: Frederic E. Wakeman sf.66
33- http://www.barikat-lar.de/barikat/58/seminernotlari5.htm
34- (http://www.barikat-lar.de/barikat/58/seminernotlari5.htm)
35- http://aydinlikyoldergis.blogcu.com/pol-pot-kendinianlatiyor-3/10351047
36- http://www.marxists.org/archive/lenin/works/1905/dec/03.htm
37- Yeni Dünya Dergisi, Aralık 1994, s. 19
38- Pravda gazetesi, 1954
39- Pravda gazetesi, 1958
40- http://www.marxists.org/archive/lenin/works/1905/dec/03.htm
41- http://www.marxists.org/archive/lenin/works/1905/dec/03.htm
42- http://www.marxists.org/archive/lenin/works/1909/may/13.htm
43- Marx’ın 1843 yılında kaleme aldığı Hegel’in Hukuk Felsefesinin Eleştirisine Katkı. Giriş. adlı yazıda yer almış, bu yazı bir yıl sonra Marx’ın Arnold Ruge ile birlikte yayınladığı Deutsch-Französischen Jahrbücher (Alman-Fransız Yıllıkları) adlı dergide yayınlanmıştır.
44-http://www.marxists.org/archive/lenin/works/1909/may/13.htm
45- Lenin Külliyatı, 1947-Moskova
46- http://www.marxists.orgarchive/marx/works/1843/critique-hpr/intro.htm
47- Marx, Karl and Engels, Friedrich, On Religion, Atlanta: Scholars Press, 1964.
48- http://www.marxists.org/archive/marx/works/1843/critique-hpr/intro.htm
49- http://www.marxists.orgarchive/marx/works/1848/communist-manifesto/ch02.htm#118
50- The Last Days of the Third Reich (1995) by Robin Cross, p. 21
51- Gaffar Tetik, Bütün Yönleriyle Komünizme Karşı İslam, s. 254
52- Nikita Kruschev; 22 Eylül 1955 tarihinde Moskova’yı ziyaret eden bir Fransız heyetinin başında bulunan Fransız Millet Meclisi Başkanı’na yaptığı açıklamadan
53- (http://komunistzemin.org/index.php?option=com_content&view=article&id=93:egemenlerin-kueltueruenuen-bir-parcas-olarak-aile-kurumu-ve-devrimci-hareketin-bu-kurum-karsndaki-tutumu-uezerine-&catid=31:say4&Itemid=5)

Kaynak: http://harunyahya.org/tr/books/146212/Komunist-Kurdistan-Tehlikesi/chapter/13762/1-Bolum-Turkiyenin-Guneydogusunu-neden-bolmek-istiyorlar

 

Türkiye’yi Bölmek İsteyenler Bu Satırları Dikkatli Okusunlar (Giriş) – Komünist Kürdistan Tehlikesi

adnan oktar komunist kurdistan tehlikesi pkk abdullah ocalan

 

Türkiye’nin Güneydoğusunda kirli bir oyun oynanıyor. Bu oyunun amacı, önce Güneydoğu’yu, ardından Türkiye’yi ve en son olarak da tüm dünyayı komünist yapabilmek. Şu anda “PKK ile masaya oturalım” veya “Güneydoğu’da PKK’ya toprak verelim” şeklinde çıkan çatlak sesler, bilerek veya bilmeyerek aynı amaca hizmet ediyor: Komünist bir dünya devleti…

hayali kurdistan bayragi abdullah ocalan pkk adnan oktar

 

İnsanların çok büyük bir bölümü bu ciddi tehlikenin farkında bile değiller. Kendilerince, toprak verilirse, PKK ile masaya oturulur, Öcalan ikna edilirse Türk topraklarında terörizmin sona ereceğini sanıyorlar. Bölünme taraftarlarının bir kısmını ise eski komünistler oluşturuyor. Bu kişilerin büyük bir çoğunluğu yıllar içinde çizgilerini değiştirmiş göründüler, dikkat çekmemeye çalıştılar. Ancak komünizmin en ateşli savunucuları olarak gizliden gizliye propagandalarını yürüttüler, hala da yürütmeye devam ediyorlar. Onların “en iyi çözüm toprak vermek” telkinleri sistematik olarak yaygınlaştırılmaya, bu sinsi fikir, insanlara makul gösterilmeye çalışılıyor. Halkımıza, “tek çözüm bu kaldı” hipnozu uygulanıyor. Bunu yaparak, Kürt kardeşlerimizi de, bütün Türkiye’yi de kendilerince felakete sürüklemeyi planlıyorlar. Bu tehlikeli oyunu yumuşak bir dille, ince telkinlerle, “mağduruz, eziliyoruz, kurtuluşumuz bu” maskesi altında göz göre göre oynuyorlar. 20. yüzyılda dünyaya acı, kargaşa ve zulüm getiren komünizm felaketini ve vahşetini daha da vahşi bir şekilde yaşatmaya çalışıyorlar.

pkk cozum gazete kupurleri adnan oktar abdullah ocalan harun yahya

 

Bu kitabın amacı; komünist bir terör örgütü olan PKK’nın asıl niyetini, Kürt kardeşlerimize yönelik oynanan oyunu ve ülkemizin bölünmesinden yana olanların çarpık fikir yapılarını deşifre edebilmektir. Burada bilinmesi gereken bir nokta daha vardır. Bölücü terör örgütü, Kürt milliyetçiliği üzerine kurulmuş terörist bir gruptan ibaret değildir. PKK; KÜRT MİLLİYETÇİLİĞİNİ KENDİ ÇIKARLARI DOĞRULTUSUNDA KULLANAN DARWINİST, KOMÜNİST, STALINİST VE LENINİST BİR YAPILANMADIR.

Bu gerçeğin farkında olmak, PKK hakkında bilinenler ve PKK’ya yönelik alınması gereken tedbirler konusunda tamamen farklı bir bakış açısı getirir. Ülkemizin güneydoğusunda yaşanan bu terör sorununu Türkiye’yi parçalayarak çözebileceklerini sananlar ve “toprak verelim kurtulalım” diyenler, bu kitabı okuduklarında ne kadar büyük bir bela ile karşı karşıya olduklarını çok daha iyi anlayacaklardır.

Bu büyük belanın detaylarını anlatmadan önce:

PKK şunu bilmelidir!

Ülkemizin güneydoğusunda komünist bir ayaklanmaya asla müsaade etmeyiz ve PKK’ya bir avuç toprak dahi kesinlikle vermeyiz. Mustafa Kemal Atatürk’ün açıkça belirttiği gibi “Komünizm, Türk dünyasının en büyük düşmanıdır. Bu nedenle her görüldüğü yerde ezilmelidir” ilkesine uyar ve komünizmin ülkemize girmesine asla izin vermeyiz.

turk kurt cerkez turkmen laz adnan oktar pkk abdullah ocalan selahattin demirtas

 

PKK terör örgütü şunu bilmelidir: Komünistlere verecek bir karış dahi toprağımız yoktur!

 

ozerklik gazete kupurleri adnan oktar pkk sirri sureyya onder

 

“Toprak verelim, kurtulalım” diyerek komünistlere yol açmaya çalışanlar şunu bilmelidirler:

Toprak verilmesi Türkiye’yi huzura erdirmez, tam tersine çok büyük bir felaketin içine sürükler. Türk Milleti olarak bizim, şehit vermede bir sorunumuz yoktur ve ayrıca bir parça toprak dahi verilmesine iznimiz de yoktur. Böyle bir ihtimal söz konusu bile değildir.

mustafa kelam ataturk pkk abdullah ocalan adnan oktar

 

Bu Vatan’dan verilecek bir avuç toprak, necip Türk Milletinin bütün haysiyetini, şerefini, onurunu, asaletini, gücünü, varlığını, namusunu yok etmek demektir. BU, ASLA OLMAYACAKTIR. Bizim PKK ile tek bir anlaşmamız vardır. Bu anlaşmanın temeli, Atatürk’ün şu eşsiz sözleridir:

“Esas, Türk Milletinin haysiyetli ve şerefli bir millet olarak yaşamasıdır. Türk’ün haysiyeti, izzetinefis ve kabiliyeti çok yüksek ve büyüktür. BÖYLE BİR MİLLET ESİR YAŞAMAKTANSA MAHVOLSUN EVLADIR. Binaenaleyh, YA İSTİKLAL, YA ÖLÜM!” Kemal Atatürk

Bölücü terör örgütü PKK ve ülkemizin doğusunda yer edinmeye çalışan komünizmi alttan alta destekleyenler, öncelikle Vatan’ı asla böldürmeyeceğimizi bilmelidirler. Bilmeleri gereken ikinci önemli nokta ise; ne Türkiye’de ne de dünyada komünizme asla izin vermeyecek olduğumuzdur. Bu kitap ile halkımıza, komünizmle tek etkili mücadele metodu gösterilmektedir. Bu bir ilmi mücadeledir ve anti-Darwinist propaganda ile gerçekleştirilecektir. ANTİ-DARWINİST PROPAGANDA İSE, TÜM KOMÜNİSTLERİN KORKULU RÜYASIDIR. İŞTE BU İLMİ MÜCADELE, ALLAH’IN İZNİYLE, KOMÜNİZMİ DÜNYADAN SİLİP YOK EDECEKTİR.

http://pkkyacozum.com/

http://www.komunizmvediyalektikfelsefe.com/

http://www.komunizmnedir.com/

http://www.komunizm.com/

http://www.komunizmvedarwinizm.com/

http://www.komunizminbilimseltarifi.com/

http://www.fasizmvekomunizm.com/

http://www.islamterorulanetler.com/

http://www.materyalizminsonu.com/

http://www.evrimaldatmacasi.com/

http://www.evrimenternasyonal.com/

http://www.a9.com.tr/

Milletimiz Türkiye’nin bölünmesine asla izin vermez

Adnan Oktar pkk ergenekon teror orgutu recep tayyip erdogan

 

Türkiye toprakları üzerinde uzun zamandır oynanan bir oyun devam etmekte. Başbakanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın defalarca “tek bayrak, tek millet, tek vatan, tek devlet” vurgusu yapmasına ve millet olarak bu düşünce ve değerlerimizden asla vazgeçmeyeceğimizi ifade etmiş olmasına rağmen, bazıları hala Türkiye’yi bölme planları yapmaktadır. Bu sebeple, hükümetimizin bölünmeye karşı dirayetli tutumunun milletimiz tarafından tam desteklenmesi, bunun için de “bölünmeye tüm milletimizin karşı olduğunun” sürekli gündemde tutulması son derece önemlidir. Devletimizin tüm kurumları ve milletimiz tarafından gayet iyi bilindiği üzere, hem PKK’nın hem de bölge üzerinde çeşitli planları olan farklı ülkelerin Bağımsız Komünist Kürdistan oluşturma hayali vardır. PKK propagandasının temel çıkış noktalarından biri bu bölünmenin gerçekleştirilmesidir. ABD’deki bazı Evanjelikler başta olmak üzere bir çok kesimin uzun zamandır gündeminde olan bu sinsi plan, son dönemlerde yine sinsi yöntemlerle gündeme getirilmeye ve uygulamaya sokulmaya çalışılıyor.

 

Türkiye’yi neden bölmek istiyorlar?

1. Türkiye başta Ortadoğu olmak üzere, tüm Türk ve İslam dünyasında önder olabilecek tek ülke konumunda. Büyük Türkiye’ye ve Türk İslam alemini birleştirmeye doğru hızla ilerlediği için Türkiye’nin gücünü kırmak isteyen bir kesim var.

2. Özellikle Batı dünyası, gitgide güçlenen, kendi kontrolleri dışında bir Türkiye’nin olmasını istemiyor.

3. Türkiye’nin manevi, sosyal, tarihi gücünden, kendi menfaatleriyle çeliştiği için çekinen çok farklı güçler var. Türkiye küçük, güçsüz bir ülke olursa rahat olacaklarını, bölgeyi diledikleri gibi kontrol edebileceklerini düşünüyorlar.

4. Sakin kontrol edilebilir bir Türkiye’nin varlığını menfaatlerine uygun görüyorlar.

5. Söz konusu güçler, Ortadoğu gibi hassas dengelerin olduğu bir bölgede her türlü operasyonu diledikleri gibi yürütmek istiyorlar. Fakat Türkiye’nin bölgede güçlü ve lider olması onlar açısından bir zorluk oluşturuyor. Türkiye güçlendikçe, sözü geçen bir gücün bölgedeki varlığından tedirgin oluyorlar.

6. Batı’da, güçlü ülkelerin yönetimlerinde yer alan bir kısım Evanjelikler ise, Armageddon savaşının Türkiye’nin güneydoğusunda gerçekleşmesi gerektiğine inanıyor ve bu nedenle oradaki karışıklıkların son bulmamasını istiyorlar.

7. Onların planlarına göre o bölgenin bir an önce güçlü Türkiye’den koparılması gerekiyor ki Armageddon kolaylaşsın. Kendi çarpık mantıklarına göre, Yecüc ve Mecüc olarak tanımlanan halkın oradaki bölge halkı olduğuna inanıyor ve bölgede gerçekleşecek kanlı savaş ve atların boyunlarına kadar varan kanın akıtılması için gerekli ortamın hazırlanması gerektiğini düşünüyorlar. Kendi kirli planlarına göre Kürt kardeşlerimizi orada o kan denizinin içinde boğmayı planlıyorlar.

8. Bölgede komünizmin yaygınlaşması ve dolayısıyla terörün var olması, söz konusu Evanjelikler için aynı zamanda bir gerekçe haline getiriliyor. Onlar, Amerika’nın ve diğer ülkelerin müdahalesi için “orada anarşi çıkaran komünist bir topluluk var” demeyi ve büyük bir savaş için planlarına uygun ortamın hazırlanmasını bekliyorlar. Türkiye devleti bir bütün halinde var oldukça bunu başaramayacaklarını biliyorlar. İşte bu yüzden bölünmenin gerçekleşmesi için her türlü yola başvuruyorlar.

Türkiye’yi nasıl bölmek istiyorlar?

1. İç Anadolu Bölgesi’nde, Ankara civarında, Kırşehir, Karaman, Kayseri gibi illerin de dahil olduğu dar bir bölgede sıkışmış küçük bir Türkiye istiyorlar.

2. İstanbul’u ayrı bir devlet yapmayı düşünüyorlar. Bizans dönemindeki gibi, Hıristiyanların rahat edeceği ve rahat rahat kullanabilecekleri, onlara ait bir İstanbul olsun istiyorlar.

3. Akdeniz ve Ege’yi de turistik, Avrupa’ya açık ayrı bir devlet olarak düşünüyorlar. Ege ve Akdeniz bölgelerini bu şekilde ayırarak birer eğlence mekanı haline getirmeyi ve buradan kendilerince pay elde etmeyi planlıyorlar.

4. Marmara, Ege ve Akdeniz Bölgesi’ni Avrupa Birliği’ne almayı düşünüyorlar.

5. Bu bölgelerde oteller, eğlence yerleri, gazinolar yapmayı planlıyorlar. Genellikle Müslüman olmayanlara hizmet verecek bir bölge olmasını istiyorlar. Diğer milletlerden herkesin gelip eğlence için kullanacakları, fakat bizim milletimizin -haşa- adeta garson gibi kullanıldığı bir ortam düşünüyorlar. Akdeniz, Marmara ve Ege’deki necip milletimizin, haysiyetine, onuruna ve vatanına kesin ve reddedilemez bir bağlılık içinde olduğunu fark edemiyorlar.

6. Yunanistan’a yönelik uyguladıkları yöntemi Türkiye’nin kıyı kesimlerinde de uygulamak istiyorlar. Yunanistan şu anda Avrupa’nın garsonu konumunda. Bu yöntemle mahvettiler Yunanistan’ı. Orada da genç nüfusu kullandılar, Türkiye’de de aynı şekilde kullanmak istiyorlar.

7. Karadeniz’i ise istemiyorlar. Karadeniz halkının son derece vatanına milletine bağlı sadık bir millet olduğunu, Allah rızası için vatan uğruna her birinin canlarını vereceklerini unutarak – Allah esirgesin- Lazistan olarak ayrılmasını istiyorlar.

8. Güneydoğu ve Doğu Anadolu’yu zaten Avrupa Birliği’ne hiçbir şekilde dahil etmek istemiyorlar. Bu iki bölgenin tamamını Kürdistan olarak ayırmak ve orada komünist bir devlet kurmak istiyorlar. Bu bölgeyi Kuzey Irak’la birlikte sadece doğal kaynakları için sömürmeyi düşünüyorlar.

9. Türkiye olarak ise geriye sadece İç Anadolu Bölgesi’nin kalmasını planlıyor ve bunu bize çeşitli sinsi yöntemlerle, nezaketiyle, yavaş yavaş telkin etmeye çalışıyorlar.

Hangi yöntemleri kullanıyorlar?

1. Güneydoğu’da hemşeri ruhunu kullanıyorlar, bundan istifade etmeye çalışıyorlar. Hemşerilerin birbirlerini yakın görmeleri üzerinde durarak, onlara diğer bölge ve şehirlerdeki insanlardan farklı oldukları telkinini vermeye çalışıyorlar. O zaman ayrılmanın daha kolay ve mümkün olacağını düşünüyorlar.

2. Abdullah Öcalan’ı ise şu an için lider olarak gösteriyorlar, şu anda hapishanede çok iyi korunduğu için, çok güçlü gibi görünüyor. Ancak, Abdullah Öcalan herhangi bir şekilde dışarı çıkarsa, ilk çıktığında çok kısa sürede vurulur. Çünkü onların istediği gibi bir lider değil o. Marksizme, komünizme ihanet etmiş olarak görüyorlar. Kendini Müslümanlığa sempati duyuyor gibi gösterdiğine inanıyorlar. Bu sebeple şu an suni olarak lider gibi gösteriliyor. Yoksa Abdullah Öcalan liderliğini kaybedeli aslında çok oluyor. Komünistler de onun Müslüman olun çağrısını kabul etmez.

3. Kandil ve Avrupa’daki örgüt liderlerin bir kısmı nokta operasyonundan çekindikleri için Abdullah Öcalan’ın liderliğini şimdilik kabul ediyor görünüyorlar. Sakine Cansız gibi karşı çıkanların etkisiz hale getirildiğini görüyorlar. Yani Abdullah Öcalan aslında şu an koltuk değnekleriyle ayakta tutulan bir lider. Yani onlar için liderlik vasfını kaybetti.

4. Ayrıca hapisten çıktığı takdirde Abdullah Öcalan’ın PKK’ya gücü yetmeyeceği açıktır. Teslim olun dese dinlemezler. Şu an taktik yaptığını düşünüyorlar. “Güneydoğu’yu bölmek, Türkiye’ye ve Müslümanlara şirin görünmek, elini güçlendirmek için şu an mecbur. Ustaca bir taktik yapıyor” zihniyetindeler.

5. PKK ve onun destekçileri, Güneydoğu’yu tehdit altında tutuyorlar. Zor ve baskıyı kullanıyorlar. Güneydoğu’da toplanan kalabalığın da büyük bölümü tehditle toplanan bir kalabalıktır. PKK silahının gölgesinde, şiddetli korkunun kol gezdiği ortamda sivil halkın büyük kısmı haklıdan yana olamıyor, güçlüden yana olmak zorunda kalıyor. Böyle yaparak ailelerini ve kendilerini güvenceye alacaklarını düşünüyorlar. Şu anda bile böyle bir dehşet ortamı varken, bölgenin PKK unsurlarının denetiminde olması durumunda halkın nasıl bir baskı altına alınacağı ise açıktır.

Türkiye bölünürse neler olur?

1. Türkiye diye bölgede etkin olan, liderlik vasfına sahip bir güç kalmaz. Bölünen hiçbir parçanın bir gücü olmaz. Bölünen bölgelerin askeri gücü de olmaz. Küçük küçük, iddiasız Lüksemburg veya Litvanya gibi ülkeler meydana gelir.

2. Bir tek Güneydoğu iddialı olabilir. Çünkü orada PKK çok yırtıcı komünist bir rejim düşünüyor. Diğer Kürt bölgelerle birleşerek İran, Suriye ve Irak’taki Kürt kardeşlerimizi de kendi himayelerine almayı, bir korku imparatorluğu kurmayı ve yırtıcı bir rejim oluşturmayı düşünüyorlar. İşte bu nedenle Güneydoğu’da oluşacak ayrı bir yapı, komünizmi terör ve baskı yoluyla yaygınlaştırmaya çalışan bir sistem meydana getirecektir.

3. Güneydoğu’da komünist bir yönetim kaçınılmaz olarak komünistleşen bir halkı beraberinde getirecektir. Halkın büyük bir bölümü üzerine korku hakim edilecek ve mecburen komünizmi benimsediklerini söyleyeceklerdir.

4. Halk, Türkiye Cumhuriyeti’nin Güneydoğu’daki bir rejime karşı yenildiğini düşünecek, PKK’yı güçlü görecek ve –gerçekte istediğinden veya benimsediğinden değil- korkarak ve mecburen “komünistim” diyecektir. “Türkiye hükümetinin baş edemediğiyle ben nasıl baş ederim?” diye düşünerek teslim olma yoluna gidecektir.

5. Federatif sistem söz konusu olduğunda, siyasi partiler de gücünü birer birer kaybedecek, her bölgenin kendine ait güçsüz bir partisi olacaktır. Dolayısıyla her bölge politik olarak son derece güçsüz ve cılız bir hale dönüşecektir.

6. Güneydoğu’da ise sadece küçük küçük çeşitli komünist partiler olacak ve hepsi de güçlü ve terörizme destek veren partiler olacaktır. Bölgede artık ne MHP, ne BBP, ne Saadet Partisi, ne CHP, ne AK parti hiçbir şekilde görev yapamayacaktır.

7. Türkiye şu an bütün olarak bile çok küçük bir toprak parçası, Türkiye nüfusu veya toprağı bir eyalet sistemini kaldıracak kadar çok değil. Şu anki yüzölçümü ve sayısı ile Türkiye, ucu ucuna, bölgede ve dünyada lider olacak bir güce ve görünüme sahip. Böyle bir bölünme sonrasında Türkiye, hiçbir yerde ve hiçbir kararda kaale alınmayan vasıfsız bir ülke konumuna gelecektir. Bölünme Allah esirgesin Türkiye’nin bitmesi demektir.

adnan oktar harun yahya a9 tv pkk eyalet sistemi ergenekon teror orgutu

 

Bu sinsi plana karşı ne yapmak gerekir?

1. Ülkemizle ilgili olarak sinsi bir plan söz konusu olduğundan her zamankinden daha dikkatli ve birlik içinde hareket etmek zorundayız.

2. Başbakanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan son derece akılcı ve zekidir. Herhangi bir oyuna gelmez. Bu konuda gönlümüz rahattır. Fakat hükümet üzerindeki iç ve dış potansiyel baskının kalkması için milletimiz olarak biz de hükümetten yana olmak durumundayız. Desteğimizi açık açık göstermeliyiz. O zaman Başbakanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan da göğsünü gere gere, “Ben milletin dediğini yapmakla mükellefim. Milletim benim böyle istiyor” diyebilsin.

3. Bu desteği göstermenin en güzel yolu, bölünmeye karşı olduğumuzu, federasyon, eyalet, özerklik gibi hiç bir yapıyı kabul etmediğimizi açık ve net ifade etmektir. Başbakanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın dediği gibi, “tek vatan, tek bayrak, tek millet, tek devlet” düşüncesini gür olarak savunmaktır. Başbakanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın da dediği gibi, eyalet sistemi Osmanlı gibi güçlü bir yapı olduğunda, yani İttihad-ı İslam oluşturulduğunda düşünülebilecek bir sistemdir. Bugün ise bu tarz düşünceler güç değil, zayıflama getirir.

4. Bazıları federatif bir sistem olduğunda “iyi kalkınırız” diyorlar. Parça parça olduğunda kalkınmanın gerçekleşebilme ihtimali elbette var. Örneğin rekabetin meydana gelmesi, bir ihtimal kalkınmayı da meydana getirecektir. Ama aslında tam tersi çok daha olasıdır. Tüm Türkiye’yi tamamen ekonomik çöküntüye götürür. Fakat önemli olun şudur ki, kalkınma olsa bile vatanın, milletin parçalanması, haysiyetin yok olması sonrasında zenginlik, özellikle bizim asil Türk milletimize hiçbir şey ifade etmeyecektir.

5. CHP, MHP, ve BBP bölünmeye karşı olduklarını çeşitli şekillerde ifade etmektedir. Ama bunun daha da artması gerekir. Saadet Partisi’nin de bu dönemde sesinin daha gür çıkması ve bölünmeyi hiçbir şekilde kabul etmediklerini söylemeleri gerekir. Alperenlerin, ülkücü gençliğin, Milli Görüş gençliğinin ve CHP gençliğinin hepsinin daha da güçlü şekilde, “Biz Türkiye’nin bölünmesini istemiyoruz. Üniter yapının dağılmasını istemiyoruz. Biz Türkiye’nin bütünlüğünden yanayız. Federatif sistem gibi sistemler Türkiye’yi parçalama oyunudur. Bunları asla kabul etmiyoruz, istemiyoruz” demesi şarttır. Buna ihtiyaç var.

6. Başbakanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan son derece şuuru açık, aklı başında, Allah’tan korkan, dirayetli ve samimi bir insandır. Vatanın bölünmesine hiçbir şekilde izin vermeyeceği açıktır. Fakat bu konuda desteğimiz önemlidir. Eğer Başbakan Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a, “Türkiye’nin birliği bütünlüğü konusunda yanındayız” dersek, o zaman kendi halkının desteğiyle bu konudaki hitabı da, konuşması da rahatlar, eli güçlenir. Avrupa’ya ve Amerika’ya açık açık, gürül gürül bizim görüşümüzü dillendirebilir.

7. Herkes müthiş bir teyakkuz içinde olmalı. Bu dönemde hükümeti, Başbakan Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ı yalnız bırakıp seyretmek olmaz, yıpratmak olmaz. Başbakan Sayın Recep Tayyip Erdoğan delikanlıdır, dürüsttür, samimidir, tavrı da, karakteri de iyidir. Israrla desteğimizi belirtmemiz son derece önemlidir.

8. Daha şimdiden üniter sistemi tartışmaya açmak çok tehlikeli olur. İttihad-ı İslam gerçekleşir, bütün Müslümanlar birlik olur, Müslümanların manevi bir lideri olur… İşte o zaman Türkiye’nin bütünü tamamı milli bir devlet olarak içte ve dışta bağımsız bir ülke olarak İslam aleminin bir eyaleti gibi kabul edilebilir. O zaman ülkeler o büyük birliğin eyaletleri haline gelebilir. Musul, Kerkük, Irak, her biri eyalet haline gelebilir.

9. Ancak merkez, baba devletin büyük olması lazım. Baba devlet küçük ve güçsüz olursa onu kimse dinlemez, kimse kaale almaz. İç Anadolu’nun içinde küçücük bir Türk devleti kurulup da “İslam aleminin lideri bu devlet” denirse, kimse bunu ciddiye almaz. Askeri güç gitmiş, Karadeniz gitmiş, Güneydoğu gitmiş, Akdeniz gitmiş, Ege gitmiş… Hiçbir nüfuzu, ağırlığı, askeri gücü ve politik gücü kalmamış sıradan bir ülkeye hiç kimse itibar etmeyecek, kimse etrafında toplanmayacaktır.

10. Güneydoğu’da sadece Kürt’ü esas almak, Laz’ı Çerkez’i insan olarak görmek istememek, memleketine sokmak istememek; Karadeniz’de Kürt görmek istememek deliliktir. Mardin’de Lazlar olması, Karadeniz’de, Ege’de Kürtlerin olması güzeldir. Biz karışmış bir milletiz. Tek bir milletiz. Bunu kaynaşarak, özellikle kaynaştığımızı göstererek yapmamız gerekiyor.

11. Türkiye’ye Amerika eyalet modelini getirmeye çalışanlar şu önemli gerçekten hiç bahsetmemektedirler. Amerika kahredici silahlara, dünyanın en güçlü hava filosuna sahip, uçak gemileri olan, dünyayı titretecek güce sahip bir ülkedir. Dünyanın her yerinde üsleri bulunur. Amerika’da federatif sistemin olduğu doğrudur, ama zaten bu gücüyle 100 parçaya bile bölünmesinde sakınca yoktur. Bu, Amerika’yı etkilemez. Çünkü zaten güçlü bir ülkedir, bölünmesi gücünü etkilemez. Bu güç farkının da sık sık dile getirilmesi gerekmektedir.

12. Devletimizin de okullarda Darwinist-materyalist eğitimi durdurması çok güzel olur. Bu konuda baskılar olduğu bilinen bir gerçek, dolayısıyla hükümetimize bu konuda da destek olmamız önemlidir. Hükümetimizin cesurca, PKK’nın temel ideolojisini oluşturan, komünizm ve terörizmin altyapısını oluşturan Darwinizm eğitimine son vermesi sorunları çözer. Devletimiz korkmaz, dolayısıyla gereğini yapmalıdır.

13. Milletimizin birbirine kenetlenmesi, birbirini çok sevmesi, Allah’tan çok korkması, Allah’a canı gönülden bağlanması, Kuran’a bağlanması ise bu konuda en önemli çözümü getirecektir.

Türkiye’yi bölme planının Mehdiyeti durdurmaya yönelik olduğu aşikardır

1. Şu unutulmamalıdır ki, özellikle Türkiye’ye yönelik bu sinsi planların arkasındaki en büyük sebep, bir kısım odakların, sayısız alamet ile kendisini açıkça gösteren Mehdiyeti kendilerince engelleme çabalarıdır.

2. Bu konuda CIA’de özel bölüm oluşturulmuş olması, orada Kuran’ı ve hadisleri ezbere bilen, her türlü İslami eseri inceleyen ve yalnızca bu amaç nedeniyle eğitilen kişilerin bulunması elbette bir plan üzerinedir.

3. Bu kişiler, Hz. Mehdi (as)’ın çıkış dönemi içinde bulunduğumuzu, Hz. Mehdi (as)’ın hayatta olduğunu ve çıkış yerinin ise İstanbul olduğunu gayet iyi bilmektedirler. İçinde bulundukları panik ve Türkiye’yi güçsüzleştirme planı işte bu nedenledir. Oysa ne yaparlarsa yapsınlar Mehdiyeti engelleyemeyeceklerinin farkında değildirler. Allah’ın yarattığı kader mutlaka yerine gelir.

4. İşte bu sebeple tüm kardeşlerimizin, İttihad-ı İslam’ı, Mehdiyeti engellemeye çalışanlara karşı, Mehdiyeti, birliği, kardeşliği savunmaları ve bütün bunlardan dolayı baskı altına alınmaya çalışılan hükümetimizi de destekleriyle rahatlatmaları gerekmektedir. Güçlü bir Türkiye ve Müslümanların birliği için, daima vatanın birlik ve bütünlüğünü her fırsatta, açıkça, güçlü bir şekilde dile getirmeleri gerekmektedir.

Sonuç

PKK’nın silahını bırakıp gitmesi hiçbir şey değiştirmeyecektir. Üstelik onları kabul edecek de bir ülke olmayacaktır. Tıpkı bir başka ülkeden göç eden terörist gurubu Türkiye’nin kendi topraklarına kabul etmeyeceği gibi… Ayrıca bir terörist, eğer teröre inanıyorsa, gideceği ülkede de teröre devam edecektir. Örneğin buradan Suriye’ye geçecek, orada daha kapsamlı silahlar bulacak ve orada kan akıtacaktır. Ülkemizde nasıl kan akmasını istemiyorsak, bir başka ülkedeki kardeşimizin kanının da akmasını elbette istemeyiz.

Ama onları tedavi edersek zaten gitmelerine de gerek kalmaz. Zaten Müslümanlar olarak bizim amacımız insan kazanmak olmalıdır. Çünkü onlar, komünizmi doğru bir ideoloji olarak benimsediklerinden, yani yanlış eğitildiklerinden dolayı teröre başvurmaktadırlar. Dolayısıyla doğru eğitime ihtiyaçları vardır.

Bilimsel delillerle ve iman hakikatleriyle tedavi edebiliriz, onları doğru eğitimden geçirelim. Yanlış ideolojik eğitimden dolayı zehirlenen zihinlerini temizleyelim. Eğitirsek gitmelerine de gerek kalmaz. Bölücülükten vazgeçerse, silahı bırakırsa, anarşiyi bırakırsa, terörü bırakırsa kalsınlar eğitelim, faydalı insan haline getirelim. Devletimiz bunun için, okullarda Darwinist materyalist eğitime karşı, bilimsel ilme dayalı materyalizm ve Darwinizm karşıtı eğitim vermelidir. Kuran mucizelerini ve iman hakikatlerini anlatmalıdır. Eğitmek varken, gidin demek doğru değil.

Yanlış ideolojiyi durdurmak için karşı ideolojik eğitim şarttır. Türkiye bunu şu anda yapmıyor. Bilakis okullarda Darwinist materyalist eğitim veriyor. Bu eğitimin, PKK’nın dağlarda özel olarak aldığı ideolojik eğitim olduğu unutulmamalıdır. İşte bu sebeple Devletimizin Darwinist materyalist eğitimi durdurması son derece elzemdir. Buna karşı anlatılacak şey ise sadece bilimsel gerçekler olacaktır. Bilimsel deliller anlatılacaktır. Bilimsel deliller sergilendikten sonra gençlere “gördüğünüz bu delillere göre kendiniz karar verin” denecektir.

İşte böyle bir eğitim sonrasında PKK sorunu da komünizm sorunu da kalmayacaktır. Dolayısıyla devletimizin karşı karşıya kaldığı sorunun, silah, güç ya da tek başına terör sorunu değil, ideolojik bir sorun olduğu gerçeğini ihmal etmemesi gerekir. İdeolojik olarak sapkın bir fikir yenilmedikçe, yapılan geçici önlemler bir sonuca varmayacağı gibi, mutlaka sorun çıkaracaktır. PKK’ya, komünist tehdide ve bölünmeye tek çözüm, bilimsel delillerle PKK’nın fikir sisteminin bitirilmesidir. Bu ise ancak, Darwinizm’e karşı gerçek bilimsel delillerin ortaya konması ile mümkün olabilir.

Ayrıca, Batı’nın da güçlü Türkiye’den tedirgin olmasını gerektiren hiçbir husus yoktur. Çünkü Türkiye bir sevgi gücüdür. Türkiye’nin Türk İslam alemini birleştirerek meydana getireceği dev birlik de bir sevgi birliği olacak, Hristiyanların da Musevilerin de diledikleri gibi özgürce yaşayacakları bir ortam meydana gelecektir. Dolayısıyla İttihad-ı İslam’ın kurulması Batı’nın da kurtuluşu olacak, tüm dünyaya kardeşlik ve sevginin hakim olmasını sağlayacaktır.

turk kurt kardesiz Adnan Oktar Harun Yahya pkk ergenekon teror orgutu

 

Kaynak: http://www.harunyahya.org/tr/Makaleler/160720/Milletimiz-Turkiyenin-bolunmesine-asla-izin-vermez

 

Komünist Kürdistan Tehlikesi: http://harunyahya.org/tr/Kitaplar/146212/Komunist-Kurdistan-Tehlikesi